4 Ağustos 2026
27 C
İstanbul

25 eyaletten Trump yönetimine dava

ABD'de 25 eyalet, Başkan Donald Trump yönetiminin 60 ticaret ortağından ithal edilen ürünlere yönelik açıkladığı yeni gümrük tarifelerinin iptali için dava açtı. Eyaletler, söz konusu tarifelerin yasal yetki sınırlarını aştığını ve federal yasaları ihlal ettiğini savunuyor. Tarifelere karşı ortak dava California Başsavcısı Rob Bonta, Arizona Başsavcısı Kris Mayes ve Oregon Başsavcısı Dan Rayfield öncülüğünde oluşturulan 25 eyaletlik koalisyon, ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi'ne başvurdu. Dava dilekçesinde, Trump yönetiminin 1974 tarihli Ticaret Yasası'nın 301. Bölümü kapsamında yürürlüğe koyduğu tarifelerin yasal dayanağının bulunmadığı ve İdari Usul Yasası'nı ihlal ettiği öne sürüldü. Başsavcılar, tarifelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları hedefleme amacı taşımadığını, daha önce mahkemeler tarafından hukuka aykırı bulunan uygulamaların farklı bir gerekçeyle yeniden yürürlüğe konulduğunu savundu. Koalisyon, mahkemeden tarifelerin hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesini, uygulamanın durdurulmasını ve bu kapsamda tahsil edilen gümrük vergilerinin iade edilmesini talep etti. "Yetki kötüye kullanılıyor" California Başsavcısı Rob Bonta, yaptığı açıklamada, Başkan Trump'ın yaşam maliyetlerini artıracak politikaları uygulamak için yasaları ihlal etmekten çekinmediğini öne sürdü. Bonta, bunun Trump yönetiminin gümrük tarifelerini yasa dışı şekilde uygulamaya yönelik üçüncü girişimi olduğunu belirterek, yönetimin yetki aşımına karşı üçüncü kez dava açtıklarını söyledi. Arizona Başsavcısı Kris Mayes ise yeni tarifelerin market fiyatlarını artırdığını, küçük işletmelerin maliyetlerini yükselttiğini ve ekonominin birçok sektöründe belirsizliğe yol açtığını savundu. Oregon Başsavcısı Dan Rayfield de "yasa dışı" olarak nitelendirdiği gümrük vergilerinin yükünü yabancı hükümetlerin değil, ABD halkının taşıdığını ifade etti. 60 ticaret ortağını kapsıyor Davaya Colorado, Connecticut, Delaware, Hawaii, Illinois, Massachusetts, Maryland, Maine, Michigan, Minnesota, Nevada, New Jersey, New Mexico, New York, North Carolina, Rhode Island, Virginia, Vermont, Washington ve Wisconsin eyaletleri katıldı. Kentucky ve Pennsylvania valileri de koalisyona destek verdi. ABD Ticaret Temsilciliği (USTR), 23 Temmuz'da yaptığı açıklamada, zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını engellemede yetersiz kaldıkları gerekçesiyle 60 ticaret ortağına yönelik soruşturma sonucunda yüzde 10 ile yüzde 12,5 arasında değişen gümrük vergileri uygulanacağını duyurmuştu. Trump yönetiminin bu adımı, ABD Yüksek Mahkemesi'nin Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası'na (IEEPA) dayandırılan önceki tarifeleri hukuka aykırı bulmasının ardından, Ticaret Yasası'nın 122. Bölümü kapsamında uygulanan 150 günlük geçici küresel tarifelerin sona ermesinden hemen önce yürürlüğe konuldu.

Ortadoğu

Çok Okunanlar

Çerçeve Yasa teklifine ilk imzayı Devlet Bahçeli attı

Süreç kapsamında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi adıyla 51...

DEM Parti MYK, ‘çerçeve yasa’ gündemiyle olağanüstü toplanıyor

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında TBMM'ye sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifini değerlendirmek üzere bugün olağanüstü toplanacak. Toplantıda, sürecin geldiği aşama, yasa teklifinin içeriği ve partinin izleyeceği yol haritası ele alınacak. DEM Parti MYK, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında bugün parti genel merkezinde bir araya gelecek. Normal şartlarda 12 Ağustos'ta yapılması planlanan MYK toplantısı, TBMM'de "çerçeve yasa" hazırlıklarında gelinen son aşama nedeniyle erkene alındı. Çerçeve yasa ve Meclis takvimi masada Toplantının ana gündemini, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ve bu hafta TBMM Başkanlığı'na sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifi oluşturacak. MYK'da, süreçte gelinen son durumun yanı sıra teklifin Meclis'teki görüşülme takvimi, Adalet Komisyonu ve Genel Kurul aşamaları değerlendirilecek. Ayrıca teklif kapsamında gündeme gelen denetimli serbestlik düzenlemeleri ile Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde yer alan "hak yoksunluğu" hükümlerine ilişkin tartışmalar ve DEM Parti'nin bu konulardaki yaklaşımı ele alınacak. Toplantıda, DEM Parti'nin 20 Eylül'de yapılması planlanan 5. Olağan Büyük Kongresi'ne yönelik hazırlıkların da görüşülmesi bekleniyor. AK Parti teklifi imzaya açtı Bilindiği gibi AK Parti, "çerçeve kanun" teklifini dün milletvekillerinin imzasına açtı. Milletvekillerinden teklifi bugün saat 17.00'ye kadar imzalamaları istendi. Teklif öncesinde AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, HÜDA PAR, DEM Parti ve MHP temsilcileriyle bir araya gelerek düzenlemenin içeriğine ilişkin bilgi verdi. Görüşmeye HÜDA PAR milletvekilleri Şehzade Demir ve Serkan Ramanlı, DEM Parti'den Öztürk Türkdoğan, Faik Özgür Erol, Meral Danış Beştaş ve Nevroz Uysal Aslan ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız katıldı. Son görüşmeler yapıldı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, 3 Ağustos'ta AK Parti Grup Başkanvekili Efkan Ala, Grup Başkanı Abdullah Güler ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile "çerçeve yasa" taslağını değerlendirdi. Haberde, görüşmenin bir bölümüne DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ın da katıldığı, toplantılarda taslak metne ilişkin son değerlendirmelerin yapıldığı aktarıldı. Teklifin bu hafta Meclis'e sunulması bekleniyor Siyasi partilerle yürütülen temasların tamamlanmasının ardından teklifin çarşamba günü TBMM Başkanlığı'na sunulması bekleniyor. Teklifin, Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerin ardından bu hafta Genel Kurul gündemine alınması hedefleniyor. Bu kapsamda bugün yapılacak Danışma Kurulu toplantısında siyasi partiler arasında uzlaşma zemini aranacağı belirtiliyor.

25 eyaletten Trump yönetimine dava

ABD'de 25 eyalet, Başkan Donald Trump yönetiminin 60 ticaret ortağından ithal edilen ürünlere yönelik açıkladığı yeni gümrük tarifelerinin iptali için dava açtı. Eyaletler, söz konusu tarifelerin yasal yetki sınırlarını aştığını ve federal yasaları ihlal ettiğini savunuyor. Tarifelere karşı ortak dava California Başsavcısı Rob Bonta, Arizona Başsavcısı Kris Mayes ve Oregon Başsavcısı Dan Rayfield öncülüğünde oluşturulan 25 eyaletlik koalisyon, ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi'ne başvurdu. Dava dilekçesinde, Trump yönetiminin 1974 tarihli Ticaret Yasası'nın 301. Bölümü kapsamında yürürlüğe koyduğu tarifelerin yasal dayanağının bulunmadığı ve İdari Usul Yasası'nı ihlal ettiği öne sürüldü. Başsavcılar, tarifelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları hedefleme amacı taşımadığını, daha önce mahkemeler tarafından hukuka aykırı bulunan uygulamaların farklı bir gerekçeyle yeniden yürürlüğe konulduğunu savundu. Koalisyon, mahkemeden tarifelerin hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesini, uygulamanın durdurulmasını ve bu kapsamda tahsil edilen gümrük vergilerinin iade edilmesini talep etti. "Yetki kötüye kullanılıyor" California Başsavcısı Rob Bonta, yaptığı açıklamada, Başkan Trump'ın yaşam maliyetlerini artıracak politikaları uygulamak için yasaları ihlal etmekten çekinmediğini öne sürdü. Bonta, bunun Trump yönetiminin gümrük tarifelerini yasa dışı şekilde uygulamaya yönelik üçüncü girişimi olduğunu belirterek, yönetimin yetki aşımına karşı üçüncü kez dava açtıklarını söyledi. Arizona Başsavcısı Kris Mayes ise yeni tarifelerin market fiyatlarını artırdığını, küçük işletmelerin maliyetlerini yükselttiğini ve ekonominin birçok sektöründe belirsizliğe yol açtığını savundu. Oregon Başsavcısı Dan Rayfield de "yasa dışı" olarak nitelendirdiği gümrük vergilerinin yükünü yabancı hükümetlerin değil, ABD halkının taşıdığını ifade etti. 60 ticaret ortağını kapsıyor Davaya Colorado, Connecticut, Delaware, Hawaii, Illinois, Massachusetts, Maryland, Maine, Michigan, Minnesota, Nevada, New Jersey, New Mexico, New York, North Carolina, Rhode Island, Virginia, Vermont, Washington ve Wisconsin eyaletleri katıldı. Kentucky ve Pennsylvania valileri de koalisyona destek verdi. ABD Ticaret Temsilciliği (USTR), 23 Temmuz'da yaptığı açıklamada, zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını engellemede yetersiz kaldıkları gerekçesiyle 60 ticaret ortağına yönelik soruşturma sonucunda yüzde 10 ile yüzde 12,5 arasında değişen gümrük vergileri uygulanacağını duyurmuştu. Trump yönetiminin bu adımı, ABD Yüksek Mahkemesi'nin Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası'na (IEEPA) dayandırılan önceki tarifeleri hukuka aykırı bulmasının ardından, Ticaret Yasası'nın 122. Bölümü kapsamında uygulanan 150 günlük geçici küresel tarifelerin sona ermesinden hemen önce yürürlüğe konuldu.

Kılıçdaroğlu’ndan çözüm sürecine destek: Başarı için dört maddelik yol haritası

Kemal Kılıçdaroğlu, çözüm sürecine destek verdiğini açıkladı. Sürecin kalıcı başarıya ulaşabilmesi için dört temel başlık sıralayan Kılıçdaroğlu, çözümün adresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) olduğunu vurgulayarak, demokratik reformlar, silahsızlanma, bölgesel güvenlik ve dış müdahalelere karşı egemenlik stratejisinin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, yaptığı açıklamada çözüm sürecinin yalnızca silah bırakma ya da güvenlik politikalarıyla sınırlı görülemeyeceğini belirterek, Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek kapsamlı bir demokratik dönüşüm perspektifiyle yürütülmesi gerektiğini ifade etti. "Çözümün adresi Meclis" CHP'nin 2013 yılında başlatılan ilk çözüm sürecinde de benzer bir yaklaşım ortaya koyduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, o dönemde sürecin kapalı kapılar ardında yürütülmemesi ve TBMM çatısı altında ele alınması çağrısı yaptıklarını söyledi. "Bu sorunun aşılması için 2013 yılındaki ilk çözüm sürecinde de destek verdik. 'Gizli kapaklı yapmayın, Meclis'e getirin' diyerek TBMM'yi adres gösterdik. Nihayet 13 yıl sonra bizim önerimize gelindi. Sorunun çözüm adresi olarak TBMM gösterildi" ifadelerini kullandı. Başarı için dört temel şart Kılıçdaroğlu, çözüm sürecinin başarılı olabilmesi için dört temel unsurun birlikte hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek şu maddeleri sıraladı: "Terör örgütünün doğrulanabilir biçimde silahsızlanması ve örgütsel tasfiyesi, Türkiye'nin bütün yurttaşlarını kapsayan demokratik ve hukuki reformların gerçekleştirilmesi, Irak ve Suriye'deki bağlantılı silahlı yapıların geleceğini kapsayan bölgesel güvenlik düzenlemesinin hayata geçirilmesi ve dış güçlerin vekil yapılanmalar üzerinden müdahalesini sınırlayacak bir egemenlik stratejisinin oluşturulması." Kılıçdaroğlu, "Bu dört boyut her aşamada dikkate alınmak zorundadır. Türkiye, kendi iç barışını kurarken dış politika hesaplarına karşı da dikkatli olmak zorundadır" dedi. "Mesele yalnızca silah bırakılması değil" Sürecin yalnızca bir güvenlik başlığı ya da bir örgütün silah bırakması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, terörün sona ermesinin Türkiye açısından tarihi bir fırsat olduğunu dile getirdi. Kalıcı barışın; hukuk devleti, demokratik meşruiyet, eşit yurttaşlık, üniter devlet yapısı, üretim odaklı kalkınma ve bağımsız dış politika anlayışıyla mümkün olacağını belirten Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmede bulundu: "Bugün konuştuğumuz mesele Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin nasıl bir ülke olacağı meselesidir. Asıl soru şudur; terör sonrasında nasıl bir Türkiye kurulacaktır? Silahların susması kendi başına kalıcı bir barışa dönüşecek midir?" "Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırma süreci" CHP'nin sürece yaklaşımını "Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırma süreci" olarak tanımlayan Kılıçdaroğlu, güvenlik ile özgürlüğün birbirine karşıt kavramlar olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. "Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak; güvenliği hukukun yerine koymadan, özgürlüğü de güvenliğin karşısına dikmeden bu iki değeri ortak zeminde buluşturmaktır. Farklı toplumsal aidiyetleri çatışma alanı olmaktan çıkarıp ortak güvence altına almaktır" dedi. "Türkiye'nin bölgesel gücü için de hayati" Kılıçdaroğlu, çözüm sürecinin yalnızca demokrasi ve hukuk açısından değil, Türkiye'nin dış politikası ve bölgesel konumu bakımından da kritik önem taşıdığını belirtti. "Bu meselemizi çözmeden Türkiye'nin güçlü bir bölgesel aktör haline gelmesi çok zor. Terörün bitmesi ve üniter devlet yapısı kırmızı çizgimizdir" ifadelerini kullandı. "Sürecin tüm aşamaları TBMM merkezli yürütülmeli"  Açıklamasının sonunda sürecin şeffaf ve hukuki zeminde ilerlemesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, çağrısını şu sözlerle tamamladı: "Sürecin tüm aşamaları TBMM merkezli yürütülmeli. Çerçeve yasa açık hukuk ilkelerinin ürünü olmalı. Bu ülkeyi kuran parti olarak sorumluluğumuzu biliyoruz. Ülkemizin ve bölgemizin huzuru, açıkladığım çerçeve içinde yürütülecek bir çözümle sağlanabilir."

Öcalan: Henüz her şey çözülmüş değildir ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur

Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından açıklama yayınladı. Görüşmede Öcalan, yeni yasal süreci “Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli” bir demokratikleşme adımı olarak nitelendirerek, “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar” dedi. Öcalan, “Henüz her şey çözülmüş değildir ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır” dedi. DEM Parti İmralı Heyeti, 2 Ağustos 2026 tarihinde İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile bir görüşmeye dair açıklama yayınladı. Açıklamada, Öcalan’ın önümüzdeki döneme dair tarihsel sorumluluklara vurgu yaptığı ve çözüm sürecine dair iyimser mesajlar verdiği görüldü. “Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli” Öcalan, Meclis gündeminde olan yasal düzenlemeyi “tarihsel bir dönüm noktası” olarak tanımladı. Cumhuriyet’in kuruluş sürecindeki emeğe atıfta bulunan Öcalan, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız. Cumhuriyet’in kuruluşunda nasıl bir fedakarlık yapıldıysa, şimdi de Demokratik Cumhuriyet için aynı ciddiyetle çalışmak gerekiyor.” Atılacak adımların sadece Kürtleri değil, Türkiye’nin tamamını ve bölgeyi etkileyeceğini belirten Öcalan, sürecin ekonomik ve hukuki kazanımlarına dikkat çekti. Mesajında, “Bu adım, demokratik hukukun gelişmesinin ve ekonomik olanakların büyümesinin önünü açacaktır. Bu, 86 milyon için yapılacak büyük bir hizmettir” ifadelerini kullandı. “Anahtar Yasadır” Görüşmede siyaset kurumuna büyük sorumluluk düştüğünü hatırlatan Öcalan, sürecin başarıya ulaşması için toplumun örgütlü gücüne ve doğru anlamlandırmaya ihtiyaç olduğunu belirtti. Sürece dair yaklaşımını şu sözlerle özetledi: “Henüz her şey çözülmüş değildir ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır.” Açıklamada, görüşmenin içeriğinin önümüzdeki dönemin yol haritası açısından kritik önemde olduğu belirtildi. Heyet, Öcalan’ın barış ve demokratikleşme konusundaki kararlılığının altını çizerek, kamuoyunu süreci sahiplenmeye davet etti. Açıklamanın tam metni şöyle: “Basına ve Kamuoyuna, DEM Parti İmralı Heyeti olarak Sayın Abdullah Öcalan ile 2 Ağustos 2026 tarihinde bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmede Sayın Öcalan, içinde bulunduğumuz sürece, yürütülen çalışmalara ve önümüzdeki dönemin tarihsel sorumluluklarına ilişkin değerlendirmelerini paylaşmış; kamuoyuna iletilmesini istediği mesajları heyetimize aktarmıştır. Sayın Öcalan’ın mesajları şöyledir: “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar. “Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız. “Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde nasıl büyük bir emek ve fedakârlık ortaya konulduysa, şimdi de demokratik cumhuriyet için aynı ciddiyetle çalışmak gerekiyor. “Bu yalnızca Kürtlerin veya bir kesimin değil, bu topraklarda yaşayan herkesin ihtiyacıdır. Atılacak adım, ülkenin ve bölgenin kaderini etkileyecek; demokratik hukukun gelişmesinin, ekonomik olanakların büyümesinin önünü açacaktır. Bu, 86 milyon için yapılacak büyük bir hizmettir. “Toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkış yapacağız. Bu adımın barışa ve ekonomiye devasa katkısı olacaktır. “Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir. “Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır.”

Şengal Soykırımı’nın 12. yılı: Binlerce kişini akıbeti halen bilinmiyor

Şengal'de Ezidi Kürtlere yönelik soykırımın üzerinden 12 yıl geçti....

Irak ve İran dışişleri bakanları Hürmüz Boğazı’nı görüştü

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde Hürmüz Boğazı’ndaki son gelişmeleri ve bölgedeki gerilimi azaltma çabalarını ele aldı. Irak Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, 2 Ağustos 2026 Pazar akşamı gerçekleştirilen görüşmede iki bakan, Hürmüz Boğazı’nda son iki günde yaşanan gelişmelerin deniz ulaşımının güvenliği ve bölgenin istikrarı üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Görüşmede Irak Dışişleri Bakanı, ülkesinin anlaşmazlıkların çözümü için diyalog ve diplomasi yoluna dönülmesini en iyi seçenek olarak gördüğünü belirterek, bunun bölgedeki güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlaması gerektiğini ifade etti. İki bakan ayrıca Irak’a yönelik son askeri saldırıları ele alırken, bölgedeki gerilimin daha da tırmanmasına yol açabilecek her türlü adımdan kaçınılmasının önemini vurguladı. İran Dışişleri Bakanı Erakçi, durumdaki son gelişmeler hakkında bilgi verirken, Iraklı mevkidaşını Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve deniz ulaşımının normal şekilde sürmesinin sağlanması amacıyla yürütülen girişim ve görüşmeler konusunda bilgilendirdi. Fuad Hüseyin, Irak’ın gelişmeleri yakından takip ettiğini belirterek, bölgenin güvenlik ve istikrarının yanı sıra küresel ekonominin korunması amacıyla boğazın açılması konusunda en kısa sürede bir uzlaşıya varılmasını umduğunu ifade etti. Hüseyin ayrıca iki ülke arasındaki iletişim ve koordinasyonun sürdürülmesi ve durumun yatıştırılmasına yönelik çabaların desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, hızla bir anlaşma yapılması şartıyla İran’a saldırıları durdurduğunu söyledi

ABD Başkanı Donald Trump, "hızla" bir anlaşmaya varılması şartıyla...

OPEC+ petrol üretimini artıracak

OPEC+ üyeleri, bugün (Pazar) çevrimiçi bir toplantı gerçekleştirecek. Suudi Arabistan, Rusya ve diğer beş üye ülkenin, bölgedeki istikrarsız durumun enerji piyasası üzerinde etki yarattığı bir dönemde, Eylül ayı için petrol üretim kotalarını artırması bekleniyor. Rystad Energy merkezli analist Jorge Leon, OPEC+'ın petrol üretimini günde 188 bin varil artırmasının beklendiğini bildirdi. Analiste göre bu artış, son aylarda kararlaştırılan bir dizi artışın son halkası olacak. Üretim ve ihracat sorunları UBS bankası analisti Giovanni Staunovo, OPEC+ üyelerinin çoğunun, ülkelerindeki "üretim kapasitesindeki düşüş" nedeniyle kendileri için belirlenen hedef üretim miktarına ulaşamadığını belirtti. Körfez ülkeleri, Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimler nedeniyle petrol ihracatında sorunlarla karşılaştı. Aynı şekilde Rusya'da, Ukrayna'nın ülkenin petrol altyapısına yönelik saldırıları nedeniyle üretim, hedeflenen günlük 9,8 milyon varil yerine 9 milyon varil seviyesinde kaldı. BAE'nin çekilmesi ve kotaların geleceği Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) geçen Mayıs ayında gruptan çekilmesi, OPEC+'ın birliği için bir zorluk oluşturdu. Abu Dabi, bu adımın "ulusal çıkarları ve stratejik hedefleri doğrultusunda" atıldığını, çünkü BAE'nin petrol sektörüne büyük yatırımlar yaptığını ve OPEC'in kısıtlamalarına uymak yerine üretimini artırmak istediğini açıkladı. OPEC+, şu anda üye ülkeler için "en yüksek sürdürülebilir üretim seviyesini" belirleme sürecinde. Gelecek yıl ülkelerin yeni kotalarının belirlenmesi konusunda çok zorlu müzakerelerin başlaması bekleniyor. OPEC ve Rusya dahil müttefikleri, 5 Temmuz 2024 Pazar günü, Haziran ve Temmuz ayları için belirlenen artışa ek olarak, Ağustos ayında üretim seviyesini günde 188 bin varil daha artırma konusunda anlaştı.

Kurtulmuş: Çerçeve yasa teklifi gelecek hafta partilerin ortak imzasıyla TBMM’ye gelecek

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa teklifinin gelecek hafta partilerin ortak teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacağını açıkladı. Barış sürecine ilişkin yasal düzenlemeye ilişkin çalışmalar sürerken, gözler Meclis'e çevrildi. Kurtulmuş, yasa teklifinin gelecek hafta TBMM gündemine geleceğini belirterek, "Yasa teklifi, inşallah önümüzdeki hafta partilerin ortak bir teklifi olarak TBMM'ye gelecek" dedi. Hedef, Meclis tatile girmeden yasalaştırmak Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin düzenleme, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında da ele alındı. Erdoğan'ın toplantıda, "Meclis kapanmadan süreci tamamlayalım" mesajını verdiği öğrenildi. Bu kapsamda yasa teklifinin TBMM'nin tatile girmesinden önce Genel Kurul'da görüşülerek yasalaştırılması planlanıyor. Çerçeve yasada neler yer alacak? Hazırlanan düzenlemeyle, örgütten ayrılanların dönüş sürecine ilişkin hukuki çerçevenin belirlenmesi öngörülüyor. Düzenlemenin geçici ve müstakil bir yasa niteliğinde olacağı, genel af veya kişiye özel af kapsamında değerlendirilmeyeceği belirtiliyor. Yasanın yürürlüğe girebilmesi için ise örgütün tamamen silah bıraktığının tespit ve teyit edilmesine yönelik bir mekanizmanın oluşturulması öngörülüyor. "Geçici ve müstakil bir yasa olacak" Numan Kurtulmuş daha önce yaptığı değerlendirmede, düzenlemenin temel ilkelerine ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı: "Ortak anlayışın gündeme getirilmesine çalışıyoruz. Komisyon raporumuzun 6'ncı bölümünde yer alan münfesih örgütün bundan sonra nasıl hareket edeceğine ilişkin yasal çerçeve korunacaktır. Yani bu geçici ve müstakil bir yasa olacaktır." Kurtulmuş ayrıca, düzenlemenin örgütün silah bıraktığının tespiti ve teyidine ilişkin bir mekanizma içereceğini vurgulayarak, bunun genel af ya da kişiye özel af niteliğinde olmayacağını ifade etmişti.

ABD, Erbil’deki Patriot sistemlerini çekiyor

ABD ordusunun, Irak’taki son birliklerini Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’deki havalimanı çevresinden çekmeye başladığı bildirildi. Amberin Zaman imzalı haberde Al-Monitor’a konuşan ve süreci yakından bilen kaynaklar, ABD’nin Erbil Havalimanı çevresinde konuşlu son güçlerini çekmeye başladığını doğruladı. Kaynaklara göre, gelen füze, İHA ve diğer hava araçlarını tespit ederek imha etmek için kullanılan Patriot hava savunma sistemleri askeri yerleşkeden kaldırıldı. Çekilme sürecinin geçen hafta başladığı ve halen devam ettiği, ABD güçlerinin büyük bölümünün ve ağır askeri ekipmanlarının bölgeden çıkarıldığı belirtildi. Kaynaklar, tüm Patriot füze savunma bataryalarının açıklanmayan başka bir noktaya yeniden konuşlandırıldığını, ancak diğer savunma sistemlerinin haberin yayımlandığı sırada bölgede kalmaya devam ettiğini aktardı. Bölge yetkilileri çekilmeyi rutin bir süreç olarak nitelendirdi. Yetkililere göre çekilme, ABD’nin Bağdat ile vardığı ve tüm güçlerini 30 Eylül’e kadar Irak’tan çekmesini öngören anlaşma doğrultusunda gerçekleşiyor. Ancak İran ve İran destekli Şii silahlı grupların özellikle Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşen çekilmenin, Kürtleri savunma açısından daha kırılgan bir konumda bıraktığı değerlendiriliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, devam eden asker hareketliliği konusunda yorum yapmadı. Kürdistan Bölgesi Hükümeti yetkilileri ise Al-Monitor’un yorum talebine yanıt vermedi. Erbil Havalimanı sürekli hedefte Patriot sistemleri ABD güçlerini korumak amacıyla konuşlandırılmış olsa da Kürtler de bu güvenlik şemsiyesinden önemli ölçüde yararlandı. Erbil Havalimanı, İran ile yaşanan savaşın şubat ayında başlamasından bu yana İran ve İran destekli silahlı grupların sürekli saldırılarına maruz kaldı. Kaynaklara göre ABD’nin önleme sistemleri bu saldırıların en az yüzde 95’ini başarıyla engelledi. İran ve milislerin gerçekleştirdiği saldırıların büyük bölümü Kürdistan Bölgesi’nde bulunan İranlı Kürt muhalif grupları hedef aldı. Ancak Erbil’deki ABD yerleşkesi de birçok kez saldırıya uğradı. Patriot sistemlerinin operasyonel menzilinin 60 ila 100 mil (100-160 kilometre) arasında olduğu belirtildi. “Patriotların kaldırılması iki ucu keskin kılıç” New York merkezli Horizon Engage araştırma kuruluşunun araştırma direktörü Michael Knights, Patriotların kaldırılmasını “iki ucu keskin bir kılıç” olarak değerlendirdi. Knights, sistemlerin bir yandan kara birliklerini koruduğunu, diğer yandan ise kendilerinin hedef haline geldiğini söyledi. ABD’nin Irak’tan çekilmesinin, iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin sona ermesi anlamına gelmeyebileceğini belirten Knights, ABD özel kuvvetlerinin düşük profilli ve gizli tutulan bazı noktalarda konuşlandırılmış durumda olduğunu ifade etti. ABD’nin Patriot stokları tartışılıyor Al-Monitor’a göre ABD güçleri, Irak’ın İran ile ortak sınıra sahip olması ve İran destekli grupların Irak ve Körfez’de saldırılarını sürdürmesi nedeniyle bölgede özellikle savunmasız durumda. Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin İran destekli milisleri kontrol altına alma, silahsızlandırma ve 30 Eylül’e kadar dağıtma yönündeki taahhütlere rağmen bunu henüz gerçekleştiremediği belirtildi. Haberde, söz konusu grupların Suudi Arabistan’daki petrol sahalarına yönelik son saldırılarının ardından Suudi Arabistan’ın bu hafta Irak genelinde misilleme saldırıları düzenlemek üzere ABD güçleriyle açık şekilde iş birliği yaptığı aktarıldı. ABD güçlerinin karadan çekilmesinden önce Patriotların kaldırılması ise Washington’ın elindeki önleyici füze stoklarının durumu ve bu sistemlerin bölgedeki ABD askerlerini korumak için nasıl önceliklendirildiği konusunda yeni soru işaretleri yarattı. Kaynaklardan biri, “Kürdistan Bölgesi bir öncelik değil; açıkça Körfez ve Ürdün daha önemli” dedi. Washington merkezli Uluslararası ve Stratejik Çalışmalar Merkezi’nin yayımladığı bir araştırma da ABD’nin İran ile ateşkesin bozulması ve taraflar arasında mayıs ayında varılan mutabakatın ardından azalan kaynaklarına dikkat çekti. Nisan ayında yayımlanan önceki araştırmada ABD’nin Patriot stoklarının yüzde 55’ini kaybettiği belirtilmişti. Bu hafta yayımlanan yeni araştırmada ise Patriot sayısının yüzde 10 daha azaldığı ifade edildi. Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nün yakın tarihli bir raporunda ise ABD’nin yılda yaklaşık 600 Patriot ürettiği, ancak Ukrayna’ya yapılan transferler nedeniyle mevcut stokların daha önce de önemli ölçüde azaldığı belirtildi. Editör notu: Al-Monitor, 31 Temmuz 2026'da haberi güncelleyerek ABD’nin yıllık Patriot üretim kapasitesine ilişkin rakamları revize etti.

Röportaj

Ekonomi

Kültür Sanat

Spor

Kitap Bülten

Türkiye

İsrail

Lübnan

İran

Suriye

Irak

Sağlık Köşesi