Yunanistan, İtalya'dan savaş gemileri almak için sözleşme imzaladı. Yunanistan Savunma Bakanı bu yeni gemilerin "Yunan Donanması'nın temel gücü" olacağını söyledi.
İki ülkenin savunma bakanları bugün...
Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi.
Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı.
“Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti.
“Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”
Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu:
“Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.”
Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi.
“Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik”
Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi.
“Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi.
Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi.
“Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.”
“Demokrasi tabandan tavana örülmeli”
1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi.
Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti:
“Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.”
“Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir”
Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi.
“Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi.
Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı.
“Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var”
Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti.
“Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı.
Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.”
“Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı”
Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı.
Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi:
“Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.”
Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi.
“Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı”
Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi.
“Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.”
Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi:
“Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.”
Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış”
Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı.
“Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.”
Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı:
“Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.”
Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin”
Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti.
“Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.”
Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.
Yaklaşık 700 aile bugün Haseke’den Serê Kaniyê’ye (Resulayn) geri dönüyor.
Kamplarda ve göçmenlik koşullarında geçen 7 yılın ardından, Serê Kaniyê halkı için geri dönüş kapıları yeniden açılıyor. Göçmenlerin topraklarına dönüş süreci devam ederken, bugün ikinci büyük kafile yola çıkıyor. Bu adımın, uzun süren girişimler ve güvenlik garantilerinin verilmesinin ardından atıldığı belirtildi.
Haseke Valisi Nureddin Ahmed Rûdaw’a yaptığı açıklamada, yaklaşık 700 göçmen ailenin evlerine dönmesi için tüm hazırlıkların tamamlandığını bildirdi.
Serê Kaniyê Göçmen Komitesi de Haseke yakınlarındaki Serê Kaniyê Kampı’nda kalan 689 ailenin geri dönüş için hazırlandığını teyit etti. Edinilen bilgilere göre, başlangıçta 725 aile isim yazdırmış olsa da bunlardan bir kısmı özel nedenler ve iş durumları sebebiyle bu aşamada dönmekten vazgeçti.
Haseke Valisi, bu ailelerden bazılarının doğrudan şehir merkezine yerleşeceğini belirtti. Dönüş süreci; güvenlik güçleri, bölge yöneticileri, valilik temsilcileri ve yerel kuruluşlardan oluşan özel bir komitenin denetiminde yürütülüyor.
Ne olmuştu?
9 Ekim 2019’da Rojava’nın Girê Spî (Tel Abyad) ve Serê Kaniyê kentleri, Türkiye ve güdümündeki silahlı grupların kontrolüne geçmişti.
Bu askeri operasyon sonucunda Serê Kaniyê halkının yüzde 87’si, yani yaklaşık 200 bin kişi, yerini yurdunu terk ederek göç etmek zorunda kalmıştı. Göç ettirilen Kürtlerin evlerine ve köylerine; silahlı grupların aileleri, bölge dışından getirilen Araplar ve IŞİD’li aileler yerleştirilmişti. Bu göçmenleri barındırmak için Haseke ve çevresinde Serê Kaniyê ve Talaye gibi kamplar kurulmuştu.
Dönenlerin çoğunluğu Arap
Geri dönüş sürecindeki en dikkat çekici nokta, dönen ailelerin etnik yapısı. Bugün yola çıkan ailelerin çoğu, Serê Kaniyê’nin batı kırsalından, özellikle de Zirgan bölgesinden gelen Arap aşiretlerine mensup kişilerden oluşuyor.
Rûdaw muhabiri Vîviyan Fetah, 689 aileden oluşan bu büyük kafilede sadece 4 veya 5 Kürt ailesinin bulunduğuna dikkat çekti. 10 Ağustos’ta yola çıkan yaklaşık 400 ailelik ilk kafiledeki Kürt aileler, bölgeye sonradan yerleştirilen Arapların saldırısına uğramıştı. Bu olay nedeniyle bazı aileler yeniden Haseke’ye dönmek zorunda kalmıştı. Yaşanan bu saldırılar, Kürt aileler arasındaki korku ve endişeyi derinleştirerek, ikinci kafileye katılımın düşük kalmasına neden oldu.
Üçüncü kafile için hazırlık yapılacak
Serê Kaniyê Göçmen Komitesi, geri dönüş kararının gerekli güvenlik garantileri sağlandıktan sonra alındığını ifade etti. İlgili yönetim ve komiteler, bu sürecin devam etmesini planlıyor. İkinci kafilenin varışının ardından, üçüncü göçmen kafilesinin organizasyonu için hazırlıklara başlanması bekleniyor.
Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde faaliyet gösteren Mezopotamyalılar Dil ve Kültür Araştırma ve Geliştirme Derneği’ne gece saatlerinde silahlı saldırı düzenlendi.
Saldırıda dernek binasına 2 mermi isabet ederken, olayla ilgili 1 kişi gözaltına alındı.
DEM Parti Van Milletvekili ve Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, saldırıya sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla tepki gösterdi.
Sayyiğit, saldırının Kürtçeye yönelik “tahammülsüzlüğün açık bir sonucu” olduğunu belirterek faillerin bulunması çağrısında bulundu.
Sayyiğit, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Mezopotamyalılar Dil ve Kültür Araştırma ve Geliştirme Derneği’nin #Çerkezköy’de silahlı saldırıya uğraması Kürtçeye yönelik tahammülsüzlüğün açık bir sonucu. Bunu şiddetle kınarken faillerin bulunması için çağrıda bulunuyoruz. Çünkü bu tür nefret barındıran girişimler, demokratik topluma yönelik bir tehdittir.”
Kürtçenin ve anadilde eğitimin önemine de dikkat çeken Sayyiğit, Kürt dili derneklerinin yıllardır önemli bir rol üstlendiğini ifade etti.
Sayyiğit, “Anadili, varlığın kendisidir; kültürel mirasın taşıyıcısıdır” diyerek devletin anadilinde eğitim konusunda gerekli duyarlılığı göstermediğini savundu.
“Eğer Kürtçenin önü her alanda açılırsa bu toplumda normalleşmenin, toplumsal bir kabulün de yolunu açacaktır” diyen Sayyiğit, farklı dillerin ayrışmaya değil, paylaşmaya vesile olabileceğini belirtti.
Sayyiğit, anadilin görünür kılınması ve kamusal desteğin her alanda sağlanması çağrısında bulundu.
Saldırıya ilişkin soruşturma başlatılıp başlatılmadığı ve saldırıda herhangi bir kişinin yaralanıp yaralanmadığı konusunda ise henüz bilgi paylaşılmadı.
PKK farklı tarihlerde yaşamını yitiren HPG üyelerinin kimliklerini açıklamaya devam ediyor.
PKK’nin askeri kanadı HPG’nin sitesinde “Şehideme” adıyla hayatını kaybeden 99 üyesinin daha kimlik bilgilerini toplu şekilde açıkladı.Açıklanan listede yer alan Yaşar Berçelan, Jiyan Çiya, Kawa Kurtay ve Cemîl Îdir kod adlı üyelerin, 1990’lı yıllarda örgüte katılan ve çeşitli görevlerde bulunan isimlerde yer aldı. Açıklanan isimlerin büyük kısmı Batman, Hakkari, Iğdır ve Adıyaman nüfusuna kayıtlı.
PKK daha önce de Van, Diyarbakır, Cizre, Şırnak ve bazı kent nüfuslarına kayıtlı onlarca üyesinin kimliklerini açıklamıştı.
Açıklanan listede yer alan kişilerin kod adları, gerçek isimleri, doğum yerleri ile yaşamlarını yitirdikleri tarih ve yerler şöyle:
Batman
Jiyan Çiya – Saliha Kaytan – Batman – 2019 / Medya Savunma Alanları
Kawa Kurtay – Nedim Karabulak – Batman – 2019 / Medya Savunma Alanları
Cîgerxwîn Çiya – Vedat Aydın – Batman – 2 Aralık 2024 / Rojava
Bawer Çiya – Savaş Arıcı – Batman – 21 Şubat 2021
Mahîr Sason – İlyas Aslan – Batman – 2012 / Xakurkê
Mervan Çiya – Mazlum Tofur – Batman – 12 Temmuz 2021 / Garê
Munzur Pîrdoğan – Mehmet Nuri Eroğlu – Batman – 13 Mart 2019 / Qendîl
Rênas Tolhildan – İslam Şarkı – Batman – 23 Nisan 2018 / Cîlo
...
Irak Federal Hükümeti, Bakanlar Kuruluna gönderdiği resmi yazıda, Erbil ile Bağdat arasında sınır kaplarının gelirlerine ilişkin varılan anlaşmanın bir maddesini değiştirdi ve gelirlerin yüzde 100’ünün Irak'ın genel hazinesine aktarılmasını talep etti. Kürdistan Bölgesi heyeti ise bu adımı “yasalara aykırılık ve anlaşmayı engelleme” olarak nitelendirdi.
Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanı ve ASYCUDA sistemi müzakere ekibi başkanı Sami Celal, Rûdaw’ın 12.00 Bülteni’ne konuk olarak Bağdat’taki son görüşmelerin ayrıntılarını açıkladı.Celal, Kürdistan Bölgesi Başbakanı'nın talimatı doğrultusunda üç temel konuyu sonuçlandırmak üzere geçen pazartesi Bağdat’ı ziyaret ettiklerini söyledi.
Geçtiğimiz haziran ayında Erbil ile Bağdat arasında ASYCUDA sistemi konusunda 16 maddelik bir anlaşma imzalanmıştı. Sami Celal’in aktardığına göre taraflar üç konuda henüz anlaşmaya varamamış ve görüşmeler devam ediyordu.
Celal, bunları şöyle sıraladı:
“Birincisi, gayri resmi sınır kapları meselesiydi. Kürdistan Bölgesi’nde yedi sınır kapısı var. Bunlar bizim açımızdan resmi ancak Irak açısından gayri resmi kabul ediliyor. Altı sınır kapısı ise her iki taraf açısından resmi. İkincisi, gümrük muafiyeti ve yerli üretimin korunması meselesiydi. Üçüncüsü ve en büyük sorun ise sınır kaplarından elde edilen gümrük gelirlerinin kime verileceği konusuydu.”
Bağdat gelirlerin tamamını istiyor
ASYCUDA müzakere ekibi başkanı Sami Celal, görüşmeler sırasında Irak Maliye Bakanı'nın sınır kaplarından elde edilen gelirin yüzde 100'ünün Irak genel hazinesine aktarılması konusunda ısrarcı olduğunu söyledi.
Kürdistan Bölgesi heyeti ise iki öneri sundu.
Celal, önerilerini şöyle açıkladı:
“Ya Kürdistan gelirlerin yüzde 100'ünü alacak ve bunun yüzde 50'sini Bağdat'a verecek ya da ASYCUDA sistemi içerisinde iki ayrı hesap oluşturulacak. Daha sonra her iki önerinin de A ve B seçenekleri olarak yazılması ve Bakanlar Kuruluna gönderilerek orada karara bağlanması konusunda anlaştık.”
Ancak Celal, Bağdat'tan döndükten sonra resmi yazının kendilerine gönderilmesinin aylar sürdüğünü ve yazıyı aldıklarında anlaşmanın ilgili maddesinin değiştirildiğini gördüklerini belirtti.
Celal, “Üçüncü maddeyi değiştirmiş ve gelirin yüzde 100'ünün Bağdat'ın genel hazinesine aktarılması gerektiğini yazmışlar. Bu kişisel bir değişiklik ve yasalara aykırılık. Çünkü bizim bilgimiz olmadan ve Ekonomik Konsey'e yeniden danışılmadan o maddeyi değiştirmişler” dedi.
Kürdistan heyeti yüzde 50'lik payda ısrarcı
Sami Celal, son görüşmede bu değişikliğin yasalara aykırı olduğunu Bağdat tarafına ilettiklerini söyledi.
Celal'e göre Irak Başbakanı görüşmede yeni bir öneri sundu ve sınır kaplarından elde edilen gelirin tamamının Kürdistan Bölgesi'ne bırakılmasını, ancak bu gelirin tamamının maaş ödemelerinden kesilmesini önerdi.
Kürdistan Bölgesi heyeti ise bu öneriyi tamamen reddetti.
Celal, “Biz sınır kaplarının gelirlerinin yüzde 50'sini talep ediyoruz ve Kürdistan Bölgesi'nin özel koşullarının dikkate alınması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Geçici olarak 50-50 paylaşım önerisi
Kürdistan Bölgesi'nin ASYCUDA müzakere ekibi başkanı, geçici bir süre için gelirlerin yüzde 50'sinin Erbil'e, yüzde 50'sinin Bağdat'a verilmesi konusunda anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi.
Bu düzenlemenin Irak bütçe yasası uygulanıncaya kadar geçerli olabileceğini belirten Celal, Irak Bakanlar Kurulunun konuyla ilgili toplantısının bir hafta ertelendiğini de açıkladı.
ASYCUDA sisteminin ekimde uygulanması bekleniyor
Irak Gümrükler Genel Müdürü Samer Kasım, 4 Eylül 2026'da Rûdaw'a yaptığı açıklamada, Kürdistan Bölgesi ile ASYCUDA sisteminin uygulanması konusunda son aşamaya ulaştıklarını söylemişti.
Kasım, “Bu yıl ekim ayının başında sistemin uygulanması için fiili adımların atılmasını ve Kürdistan Bölgesi'ndeki çalışanlara eğitim verilmesini bekliyoruz” demişti.
Yaklaşık iki yıl süren müzakerelerin ardından, 18 Haziran 2026'da Kürdistan Bölgesi heyeti ile Irak Gümrükler Genel Müdürlüğü, sistemin Kürdistan Bölgesi'nde uygulanması için 16 maddelik mutabakat imzalamıştı.
ASYCUDA nedir?
ASYCUDA, gümrük işlemlerinin yönetilmesi ve ticaretin kolaylaştırılması amacıyla kullanılan uluslararası bir elektronik sistemdir. Sistem, sınır kaplarındaki gelirlerin düzenlenmesini, yolsuzluğun önlenmesini ve ticari işlemlerin hızlandırılmasını amaçlıyor.
Almanya’da düzenlenen Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderen Abdullah Öcalan, “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır” dedi.
Abdullah Öcalan, Dortmund’da devam eden 34. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderdi.
Abdullah Öcalan’ın mesajını “İmralı Sekretaryası” Üyesi Veysi Aktaş okudu.
Abdullah Öcalan mesajında "Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir" dedi.
Öcalan kendisine yönelik son dönemde artan eleştirilere de değinerek “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım” çağrısında bulundu.
Öcalan’ın mesajı şu şekilde:
“Kültür Konferansı’na;
Değerli dostlar, sevgili katılımcılar,
Sizleri düzenlediğiniz Kültür Festivali vesilesiyle selamlıyorum. Bu buluşmanın özgürlük arayışınıza, kültürlerin birbirini daha yakından tanımasına ve ortak bir gelecek düşüncesinin güçlenmesine katkı sunmasını diliyorum. Bugün yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Geçmişin çatışmalarını ve acılarını geride bırakırken, o yaşananlardan ders çıkararak önümüzde yeni bir yol açmak zorundayız. Bu yolun temelinde demokratik toplum, demokratik siyaset ve halkların özgürce bir arada yaşayabilmesi vardır.
“Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz”
Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz
Genel ilkedir; toplumlar yok olmaz. Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz. Meselemiz farklılıkları birbirine karşı konumlandırmak değil, her halkın kendi kimliği ve kültürüyle özgürce var olabildiği, birlikte yaşamanın mümkün olduğu demokratik bir düzen kurabilmektir.
Değerli halkımız, kıymetli katılımcılar,
“Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir”
Geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni de bu tarihsel çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir. Aynı zamanda eski bir mücadele biçiminin geride bırakılması ve yeni bir dönemin başlatılması yönünde ortaya konulan bir iradedir.
“Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur”
Peki, eski olanın yerine ne koyacağız?
Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal 34.yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir.
“Sürgüne gönderilmişlerin geri dönmesi temel görevlerdendir”
Sürgüne gönderilmiş ya da yasadışı ilan edilmişlerin topraklarına geri dönmesi, demokratik siyaset yapabilmesi ve kendi geleceğinin kurulmasına katılabilmesi önümüzdeki temel görevlerden biridir. Bunu özgürlükten vazgeçmek olarak görmek doğru değildir. Böyle bir yaklaşım, yaşanan tarihsel deneyimin ve bugün önümüzde duran ihtiyaçların doğru okunmadığını gösterir. Aksine, burada söz konusu olan, kendi tarihsel deneyimini değerlendiren, şiddet ve savaş yerine demokratik siyasetin gücünü esas alan barışçı bir dönüşümdür. Bundan sonra daha fazla siyasete, daha fazla örgütlenmeye ve daha güçlü bir demokratik mücadeleye ihtiyaç var.
“Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır”
Benim toplumculuk anlayışım da budur. Toplumun kendisini örgütleyebilmesi, devletin yerine toplumu koymak değildir. Asıl mesele, toplumu demokratik yaşamın etkin ve kurucu öznesi haline getirmektir. Bu nedenle demokratik yaşamı yalnızca parlamento ve siyasi partilerdeki temsille sınırlı görmemek gerekir. Yerel yönetimler, kültür ve eğitim alanları, kadın örgütlenmeleri, gençlik çalışmaları, kooperatifler ve insanların kendi yaşamları etrafında oluşturduğu bütün örgütlenmeler demokratik yaşamın önemli parçalarıdır. Bugün Avrupa'da olduğu gibi dünyanın birçok yerinde de karşımızdaki temel sorunlardan biri, toplumların sahip olduğu doğal ve ekonomik kaynakların toplumun rızası dışında kullanılmasıdır. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının uluslararası şirketler tarafından sınırsız biçimde tüketilmesine, yerel halkların iradesinin yok sayılmasına karşı demokratik haklarımızı kullanmalıyız. Bir bölgede maden, petrol, su ya da başka bir doğal kaynak varsa, o kaynağın nasıl kullanılacağı konusunda orada yaşayan insanların söz ve karar hakkı olmalıdır. Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır.
“Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir”
Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Neolitik kültürün en önemli merkezlerinden biri olan bu coğrafyada bugün hâlâ ciddi bir yoksulluk ve işsizlik yaşanıyor. Urfalılar dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Bu tablo bize toplumun kendi kaynakları ve kendi geleceği üzerindeki söz hakkını kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de gösteriyor.
“Kadının özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez”
Bu vesileyle kadınların kendi yaşamları üzerindeki karar hakkının da altını özellikle çizmek istiyorum. Kadının özgür olmadığı bir toplumda gerçek anlamda demokratik bir toplumdan söz edemeyiz. Kadının yaşamına ve özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez.
Demokratik çözümün bir diğer temel boyutu ise kimlik, inanç, düşünce ve kültür özgürlüğüdür. Kürtlerin ya da başka herhangi bir toplumsal grubun kendi dilini, kültürünü ve kimliğini yaşaması bir tehdit olarak görülmemelidir. Burada asıl mesele, devletin bu toplumsal gelişmenin önünü kapatmamasıdır. Devletin görevi toplumu tek bir biçime sokmak değil; farklı kimliklerin ve toplulukların demokratik ve özgür bir biçimde birlikte yaşayabileceği koşulları yaratmaktır.
“Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var”
Bugün Avrupa'daki gençlere, Türkiye'deki ve Ortadoğu'daki bütün demokratik güçlere ve mücadele eden herkese söylenmesi gereken şey şudur:
Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var.
Fakat bu mücadele artık esas olarak silahların değil; siyasetin, örgütlenmenin, kültürün, ekonominin ve toplumsal dayanışmanın mücadelesidir. Bir dönemi geride bırakırken demokratik mücadelenin alanı genişlemelidir. En güçlü savunma örgütlü toplumdur. Kendi sorunlarını çözebilen, kendi kurumlarını oluşturabilen, kendi kültürünü yaşatabilen ve demokratik siyaset yapabilen bir toplum, kendi geleceğini de daha güçlü biçimde savunabilir.
Avrupa'nın bu sürece yalnızca dışarıdan bakan bir gözlemci olarak yaklaşmaması gerektiğine inanıyorum. Avrupa'nın tarihsel deneyimi, savaşların ve ulus-devlet merkezli çatışmaların ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Ama aynı tarih, farklı kimliklerin ve halkların demokratik hukuk içinde bir arada yaşayabileceği modellerin de mümkün olduğunu ortaya koyuyor.
Bugün ihtiyacımız olan şey halkların ve inançların birbirinden ayrılması değil; kendi özgürlüklerini ve kimliklerini koruyarak demokratik bir biçimde birlikte yaşayabilmeleridir.
“Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir”
Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım.
Bunun için öncelikle güven yaratılmalıdır.
Güven olmadan hiçbir demokratik dönüşüm kalıcı hale gelemez. Bu nedenle siyasi ve hukuki düzenlemelerin geciktirilmemesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve sürecin bütün taraflarının kendisini güvende hissedebileceği koşulların oluşturulması gerekiyor. Festivalinizin bu tartışmaya katkı sunmasını, halkların birbirini daha iyi anlamasına ve birbirine yaklaşmasına vesile olmasını diliyorum.
Yeni dönemin görevi geçmişi yeniden yaşamak değil, geçmişten ders çıkararak daha özgür, daha demokratik ve birlikte yaşamanın mümkün olduğu yeni bir hayat kurmaktır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”