ABD Başkanı Donald Trump, İran'la bir anlaşma yapmayı tercih ettiğini ancak diplomasinin başarısız olması halinde "güç kullanımının hala bir seçenek olduğunu" söyledi.
ABD'nin Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde düzenlenen ekonomi temalı bir etkinlikte konuşan Trump, dış politikada İran gündemine değindi.
İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini kaydeden Trump, "Onlarla anlaşma yapmayı tercih ederim çünkü insanları öldürmek istemiyorum." dedi.
Trump, "İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük saldırıyı" başlatmaya hazır olduklarını, ancak Körfez liderlerinden ve İranlı yetkililerden gelen saldırıyı durdurma ve görüşme talebine olumlu karşılık vererek planladıkları saldırıları askıya aldığını belirtti.
"Beni aradılar ve lütfen bunu yapmayın konuşalım dediler. Biz şu anda görüşüyoruz. Bakalım ne olacak, ama bize saygı gösteriyorlar." ifadelerini kullanan Trump, görüşmelerin başarısız olması halinde İran'ı "sert şekilde" vurmaya hazır olduklarını yineledi.
ABD Başkanı Trump, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağını bir kez daha dile getirerek, temel amaçlarının bu olduğunu savundu.
“Petrol fiyatları 75 dolara düştü ve daha da düşüyor”
ABD Başkanı, İran'daki durum sona erdiğinde petrol ve benzin fiyatlarının keskin bir şekilde düşeceğine inandığını belirterek şunları söyledi:
"Petrol fiyatları 75 dolara düştü ve daha da düşüyor. Petrol ve benzin fiyatları düştüğünde her şey düşüyor. Fiyatları düşürme ve büyük bir kafa karışıklığı olan kötü enflasyonu ele alma konusunda harika bir iş çıkardık.”
Bu arada, Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran konusunda Trump ile herhangi bir anlaşmazlığı olmadığını ve yönetim içinde birlik içinde olduklarını söyledi. Vance, "İran ile uygun bir çözüme ulaşmak için tüm askeri, ekonomik ve diplomatik araçları kullanacağız ve bu ülkenin nükleer silah edinmesine izin vermeyeceğiz, bu da enerji fiyatlarını düşürecek ve daha güçlü bir konumda olacağız" dedi.
"İran rejiminde savaşın bitmesini isteyenler ve aşırılık yanlıları savaşın devam etmesini isteyenler var" dedi.
Vance "İranlılar inatçı ve rejim çatlak, bizim işimiz ise Amerikan halkı için en iyi sonuçları elde etmek" ifadelerini kullandı
"İyi ve açık bir görüşme yaptık" diyen Vance, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile yaptığı son görüşmeyle ilgili olarak, "İsrail harika bir ortak ve diğer tüm müttefiklerimiz gibi, bazen farklı görüşlere sahibiz" dedi.
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Irak ve Lübnan'da silahların devletin resmi kurumlarının denetiminde toplanmasına yönelik adımları desteklediklerini belirterek, bunun bölgesel istikrar için temel bir gereklilik olduğunu söyledi.
Şeybani, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Ankara'da düzenlediği ortak basın toplantısında, Şam ve Ankara'nın, Irak ve Lübnan'ın egemenliklerini güçlendirme çabalarına destek konusunda mutabık kaldıklarını ifade etti.
Irak ve Lübnan'da silahların devlet denetimine alınmasının önemine işaret eden Şeybani, "Irak ve Lübnan'daki kardeşlerimizin devlet egemenliğini güçlendirmek ve silahları ulusal kurumların elinde toplamak adına attıkları adımları destekleme konusunda anlaştık. Bu, bölgedeki istikrarsızlığa son verecek temel bir adımdır" dedi.
"Silahların devlet denetimine alınması istikrarın temelidir"
Bölgede istikrarın sağlanmasının, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren silahlı yapıların ortadan kaldırılmasına bağlı olduğunu vurgulayan Şeybani, "Bölgenin istikrarlı bir zemine doğru ilerlediğine inanıyoruz. Bunun temeli, meşru ve yasal çerçevenin dışındaki her türlü silahlı oluşuma son verilmesidir" ifadelerini kullandı.
Suriye'nin silahların devlet denetimine alınması konusunda önemli mesafe katettiğini belirten Şeybani, bu tecrübeyi komşu ülkeler için "gerçekçi bir model" olarak nitelendirdi.
Körfez güvenliğine vurgu
Körfez ülkelerine yönelik saldırıları da kınayan Şeybani, "Körfez güvenliğinin korunması ve çatışmalardan uzak tutulması en üst düzeyde bir ihtiyaçtır" dedi.
"Sınırlarımız silahlı milislerin tehdidi altında"
Suriye'nin karşı karşıya olduğu güvenlik tehditlerine de değinen Şeybani, "Suriye, komşu ülke sınırlarını kullanan ve devlet kontrolü dışında silah taşıyan silahlı milislerin tehdidinden muzdariptir." değerlendirmesinde bulundu.
Şeybani, Suriye'nin güvenlik ve askeri kurumlarının bu tehditlerle kararlılıkla mücadele ettiğini belirterek, "Tüm sınırlarımızda insani ve teknik kapasitemizi artırmak için çalışıyoruz. Milli güvenliğimizi ve halkımızın selametini korumak için komşularımızla koordinasyon içindeyiz" ifadelerini kullandı.
Irak'ta iktidarın en büyük siyasi oluşumu olan Devleti Yönetme İttifakı, devlet kontrolü dışındaki silahlı gruplara yönelik kritik kararlar aldı. İttifak, silahların yalnızca devletin elinde bulunması gerektiğini vurgulayarak, 30 Eylül 2026'ya kadar silahlarını teslim etmeyen gruplara bu tarihten sonra Terörle Mücadele Yasası kapsamında işlem yapılacağını açıkladı.
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi'nin başkanlığında gerçekleştirilen Devleti Yönetme İttifakı'nın 37. toplantısına Krüdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, Parlamento Başkanı Heytbet Halbusi, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan ile ittifakı oluşturan siyasi parti ve grupların liderleri katıldı.
Toplantının ardından Başbakanlık Basın Ofisi tarafından yayımlanan açıklamada, ülkenin güvenliği ve devlet otoritesinin güçlendirilmesine yönelik alınan kararlar kamuoyuyla paylaşıldı.
"Silah sadece devletin elinde olmalı"
Açıklamada, hükümetin silahların devlet tekelinde toplanmasına yönelik adımlarına tam destek verildiği belirtilerek, "Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılar için kullanılmasına ya da ülkenin halkın çıkarına hizmet etmeyen çatışmaların parçası haline getirilmesine izin verilmeyecek" ifadeleri kullanıldı.
İttifak, devletin yetkisi dışında silahlı faaliyet yürüten kişi ve grupların "ülke güvenliğine karşı suç işleyen ve yasayı ihlal eden taraflar" olarak değerlendirileceğini bildirdi.
30 Eylül son tarih
Devleti Yönetme İttifakı, silahlı gruplara silahlarını devlete teslim etmeleri için 30 Eylül 2026 tarihine kadar süre tanındığını açıkladı.
Açıklamada, "30 Eylül 2026 tarihinden sonra resmi güvenlik kurumları dışında silah taşıyan veya silahlı faaliyet yürüten kişi ve gruplara Terörle Mücadele Yasası uygulanacaktır" denildi.
Sınır güvenliği ve terörle mücadele gündemdeydi
Toplantıda Irak güvenlik güçlerine yönelik son saldırılar da ele alındı. İttifak, güvenlik personelinin hayatını kaybettiği saldırıları kınarken, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi, terör örgütleriyle mücadele ve uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesine yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
Ekonomi ve hükümetin tamamlanması çağrısı
Ekonomi başlığında ise petrol ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesi, petrol dışı gelirlerin artırılması, yolsuzluk ve kaçakçılıkla mücadelenin sürdürülmesi konuları masaya yatırıldı.
İttifak ayrıca hükümet kabinesindeki eksik bakanlıkların bir an önce tamamlanması çağrısında bulunarak, bakan adaylarının parlamentoya gönderilmesi ve onay sürecinin hızlandırılmasını istedi. Açıklamada, hükümetin hizmet programını eksiksiz hayata geçirebilmesi için kabinenin tamamlanmasının önem taşıdığı vurgulandı.
KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu.
“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu.
"Eksikliklere rağmen önemli bir aşama"
Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi.
Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi.
Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı.
"Devlet korkularını yenememiş"
Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat.
Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik.
Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor."
"100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor"
Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti.
Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu:
"Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz."
"Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli"
Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:
"Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."
ABD Başkanı Donald Trump, İran'la bir anlaşma yapmayı tercih ettiğini ancak diplomasinin başarısız olması halinde "güç kullanımının hala bir seçenek olduğunu" söyledi.
ABD'nin Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde düzenlenen ekonomi temalı bir etkinlikte konuşan Trump, dış politikada İran gündemine değindi.
İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini kaydeden Trump, "Onlarla anlaşma yapmayı tercih ederim çünkü insanları öldürmek istemiyorum." dedi.
Trump, "İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük saldırıyı" başlatmaya hazır olduklarını, ancak Körfez liderlerinden ve İranlı yetkililerden gelen saldırıyı durdurma ve görüşme talebine olumlu karşılık vererek planladıkları saldırıları askıya aldığını belirtti.
"Beni aradılar ve lütfen bunu yapmayın konuşalım dediler. Biz şu anda görüşüyoruz. Bakalım ne olacak, ama bize saygı gösteriyorlar." ifadelerini kullanan Trump, görüşmelerin başarısız olması halinde İran'ı "sert şekilde" vurmaya hazır olduklarını yineledi.
ABD Başkanı Trump, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağını bir kez daha dile getirerek, temel amaçlarının bu olduğunu savundu.
“Petrol fiyatları 75 dolara düştü ve daha da düşüyor”
ABD Başkanı, İran'daki durum sona erdiğinde petrol ve benzin fiyatlarının keskin bir şekilde düşeceğine inandığını belirterek şunları söyledi:
"Petrol fiyatları 75 dolara düştü ve daha da düşüyor. Petrol ve benzin fiyatları düştüğünde her şey düşüyor. Fiyatları düşürme ve büyük bir kafa karışıklığı olan kötü enflasyonu ele alma konusunda harika bir iş çıkardık.”
Bu arada, Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran konusunda Trump ile herhangi bir anlaşmazlığı olmadığını ve yönetim içinde birlik içinde olduklarını söyledi. Vance, "İran ile uygun bir çözüme ulaşmak için tüm askeri, ekonomik ve diplomatik araçları kullanacağız ve bu ülkenin nükleer silah edinmesine izin vermeyeceğiz, bu da enerji fiyatlarını düşürecek ve daha güçlü bir konumda olacağız" dedi.
"İran rejiminde savaşın bitmesini isteyenler ve aşırılık yanlıları savaşın devam etmesini isteyenler var" dedi.
Vance "İranlılar inatçı ve rejim çatlak, bizim işimiz ise Amerikan halkı için en iyi sonuçları elde etmek" ifadelerini kullandı
"İyi ve açık bir görüşme yaptık" diyen Vance, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile yaptığı son görüşmeyle ilgili olarak, "İsrail harika bir ortak ve diğer tüm müttefiklerimiz gibi, bazen farklı görüşlere sahibiz" dedi.
Petrol Şirketi (SPC) Genel Müdürü Yusuf Kablavi, ABD merkezli HKN Energy ile imzalanan petrol anlaşmasından elde edilecek gelirlerin bir bölümünün Haseke'de altyapının yeniden inşası ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi için ayrılacağını açıkladı.
Kablavi, bugün Haseke'nin Rimelan Petrol Sahası'nda HKN Energy Üst Yöneticisi (CEO) Mark Rollins ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Rûdaw muhabiri Vivian Fettah'a yaptığı açıklamada, Suriye Petrol Şirketi'ne bağlı Akaryakıt İdaresi'nin Cezire bölgesindeki tüm petrol sahalarını devraldığını ve Haseke'ye yüzlerce yakıt tankeri sevk etmeye başladığını söyledi.25 yıllık anlaşmanın Rimelan sahasındaki mevcut kuyuların rehabilitasyonunu ve yeni kuyuların açılmasını kapsadığını belirten Kablavi, bunun petrol üretimini artırarak hem bölge halkının hem de Suriye genelindeki yaşam koşullarına olumlu katkı sağlayacağını ifade etti.
Anlaşmayı "iyi bir sözleşme" olarak nitelendiren Kablavi, HKN Energy'nin zarar gören kuyuların onarımı, üretim tesislerinin modernizasyonu ve yeni rezervlerin keşfi için önemli yatırımlar yapacağını dile getirdi.
Üretim modern teknolojiyle artırılacak
Ortak basın toplantısında Kablavi ile HKN Energy CEO'su Mark Rollins, üretimin modern teknolojiler kullanılarak artırılmasına yönelik planları ve hedeflenen takvimi paylaştı.
Taraflar, Rimelan sahasında yürütülecek rehabilitasyon projeleriyle üretim verimliliğinin artırılmasının hedeflendiğini belirtirken, günlük petrol üretiminin kademeli olarak yaklaşık 200 bin varile çıkarılmasının planlandığını açıkladı.
Kablavi daha önce Rûdaw'a yaptığı açıklamada ise, mevcut üretimin 100 bin varilin üzerinde olduğunu, uzun vadede bunun 250 bin varilin üzerine çıkarılmasının hedeflendiğini söylemişti.
Gelirin yüzde 70'i Suriye hükümetine
Kâr paylaşımının üç aşamada gerçekleştirileceğini belirten Kablavi, nihai dağılımda gelirin yüzde 70'inin Suriye hükümetine, yüzde 30'unun ise HKN Energy'ye ait olacağını söyledi.
Kablavi ayrıca, Haseke vilayetinin de bu gelirlerden pay alacağını ve söz konusu kaynağın altyapı ile kamu hizmetlerine aktarılacağını kaydetti.
Yerel istihdam vurgusu
Basın toplantısında iki şirket, projelerde Suriyeli uzmanlardan yararlanılmasının ve bölge halkına istihdam sağlanmasının önemine de dikkat çekti.
Taraflar, Haseke'deki gençlere işletme ve geliştirme çalışmalarında görev verilmesinin hem yerel kalkınmayı destekleyeceğini hem de ülkenin petrol ve doğal gaz sektörüne katkı sağlayacağını ifade etti.
Ortak saha incelemesi
Basın toplantısı öncesinde SPC heyeti ile HKN Energy heyeti, Rimelan Petrol Sahası'ndaki Haseke Sahaları Müdürlüğü'nde bir araya geldi.
Toplantıda stratejik ortaklık, proje sahalarının teslim süreci ve çalışma mekanizmaları ele alınırken, iki taraf Haseke'deki petrol sahalarında ortak saha incelemesi gerçekleştirdi.
Kablavi, geçen ay da HKN Energy'nin Rimelan sahasının işletmesini devralmasının ardından sahadaki operasyonları yerinde incelemişti. Rimelan, Suriye'nin en eski ve en büyük petrol sahası olarak kabul ediliyor.
Hürmüz Boğazı etkisi
Akaryakıt fiyatlarındaki artışa da değinen Kablavi, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının küresel petrol fiyatlarını yükselttiğini, bunun da Suriye'deki yakıt fiyatlarına yansıdığını ifade etti.
Haseke, Rimelan'ın yanı sıra Süveydiye ve Şeddadi gibi önemli petrol sahalarına ev sahipliği yapıyor ve Suriye'nin en önemli enerji merkezi olarak kabul ediliyor. Bu sahalar uzun yıllar ülkenin akaryakıt, ev tipi gaz ve elektrik üretiminde kullanılan yakıt ihtiyacının önemli bölümünü karşılıyordu.
DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında TBMM'ye sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifini değerlendirmek üzere bugün olağanüstü toplanacak. Toplantıda, sürecin geldiği aşama, yasa teklifinin içeriği ve partinin izleyeceği yol haritası ele alınacak.
DEM Parti MYK, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında bugün parti genel merkezinde bir araya gelecek.
Normal şartlarda 12 Ağustos'ta yapılması planlanan MYK toplantısı, TBMM'de "çerçeve yasa" hazırlıklarında gelinen son aşama nedeniyle erkene alındı.
Çerçeve yasa ve Meclis takvimi masada
Toplantının ana gündemini, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ve bu hafta TBMM Başkanlığı'na sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifi oluşturacak.
MYK'da, süreçte gelinen son durumun yanı sıra teklifin Meclis'teki görüşülme takvimi, Adalet Komisyonu ve Genel Kurul aşamaları değerlendirilecek.
Ayrıca teklif kapsamında gündeme gelen denetimli serbestlik düzenlemeleri ile Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde yer alan "hak yoksunluğu" hükümlerine ilişkin tartışmalar ve DEM Parti'nin bu konulardaki yaklaşımı ele alınacak.
Toplantıda, DEM Parti'nin 20 Eylül'de yapılması planlanan 5. Olağan Büyük Kongresi'ne yönelik hazırlıkların da görüşülmesi bekleniyor.
AK Parti teklifi imzaya açtı
Bilindiği gibi AK Parti, "çerçeve kanun" teklifini dün milletvekillerinin imzasına açtı. Milletvekillerinden teklifi bugün saat 17.00'ye kadar imzalamaları istendi.
Teklif öncesinde AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, HÜDA PAR, DEM Parti ve MHP temsilcileriyle bir araya gelerek düzenlemenin içeriğine ilişkin bilgi verdi.
Görüşmeye HÜDA PAR milletvekilleri Şehzade Demir ve Serkan Ramanlı, DEM Parti'den Öztürk Türkdoğan, Faik Özgür Erol, Meral Danış Beştaş ve Nevroz Uysal Aslan ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız katıldı.
Son görüşmeler yapıldı
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, 3 Ağustos'ta AK Parti Grup Başkanvekili Efkan Ala, Grup Başkanı Abdullah Güler ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile "çerçeve yasa" taslağını değerlendirdi.
Haberde, görüşmenin bir bölümüne DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ın da katıldığı, toplantılarda taslak metne ilişkin son değerlendirmelerin yapıldığı aktarıldı.
Teklifin bu hafta Meclis'e sunulması bekleniyor
Siyasi partilerle yürütülen temasların tamamlanmasının ardından teklifin çarşamba günü TBMM Başkanlığı'na sunulması bekleniyor.
Teklifin, Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerin ardından bu hafta Genel Kurul gündemine alınması hedefleniyor. Bu kapsamda bugün yapılacak Danışma Kurulu toplantısında siyasi partiler arasında uzlaşma zemini aranacağı belirtiliyor.
ABD'de 25 eyalet, Başkan Donald Trump yönetiminin 60 ticaret ortağından ithal edilen ürünlere yönelik açıkladığı yeni gümrük tarifelerinin iptali için dava açtı. Eyaletler, söz konusu tarifelerin yasal yetki sınırlarını aştığını ve federal yasaları ihlal ettiğini savunuyor.
Tarifelere karşı ortak dava
California Başsavcısı Rob Bonta, Arizona Başsavcısı Kris Mayes ve Oregon Başsavcısı Dan Rayfield öncülüğünde oluşturulan 25 eyaletlik koalisyon, ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi'ne başvurdu.
Dava dilekçesinde, Trump yönetiminin 1974 tarihli Ticaret Yasası'nın 301. Bölümü kapsamında yürürlüğe koyduğu tarifelerin yasal dayanağının bulunmadığı ve İdari Usul Yasası'nı ihlal ettiği öne sürüldü.
Başsavcılar, tarifelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları hedefleme amacı taşımadığını, daha önce mahkemeler tarafından hukuka aykırı bulunan uygulamaların farklı bir gerekçeyle yeniden yürürlüğe konulduğunu savundu.
Koalisyon, mahkemeden tarifelerin hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesini, uygulamanın durdurulmasını ve bu kapsamda tahsil edilen gümrük vergilerinin iade edilmesini talep etti.
"Yetki kötüye kullanılıyor"
California Başsavcısı Rob Bonta, yaptığı açıklamada, Başkan Trump'ın yaşam maliyetlerini artıracak politikaları uygulamak için yasaları ihlal etmekten çekinmediğini öne sürdü.
Bonta, bunun Trump yönetiminin gümrük tarifelerini yasa dışı şekilde uygulamaya yönelik üçüncü girişimi olduğunu belirterek, yönetimin yetki aşımına karşı üçüncü kez dava açtıklarını söyledi.
Arizona Başsavcısı Kris Mayes ise yeni tarifelerin market fiyatlarını artırdığını, küçük işletmelerin maliyetlerini yükselttiğini ve ekonominin birçok sektöründe belirsizliğe yol açtığını savundu.
Oregon Başsavcısı Dan Rayfield de "yasa dışı" olarak nitelendirdiği gümrük vergilerinin yükünü yabancı hükümetlerin değil, ABD halkının taşıdığını ifade etti.
60 ticaret ortağını kapsıyor
Davaya Colorado, Connecticut, Delaware, Hawaii, Illinois, Massachusetts, Maryland, Maine, Michigan, Minnesota, Nevada, New Jersey, New Mexico, New York, North Carolina, Rhode Island, Virginia, Vermont, Washington ve Wisconsin eyaletleri katıldı. Kentucky ve Pennsylvania valileri de koalisyona destek verdi.
ABD Ticaret Temsilciliği (USTR), 23 Temmuz'da yaptığı açıklamada, zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını engellemede yetersiz kaldıkları gerekçesiyle 60 ticaret ortağına yönelik soruşturma sonucunda yüzde 10 ile yüzde 12,5 arasında değişen gümrük vergileri uygulanacağını duyurmuştu.
Trump yönetiminin bu adımı, ABD Yüksek Mahkemesi'nin Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası'na (IEEPA) dayandırılan önceki tarifeleri hukuka aykırı bulmasının ardından, Ticaret Yasası'nın 122. Bölümü kapsamında uygulanan 150 günlük geçici küresel tarifelerin sona ermesinden hemen önce yürürlüğe konuldu.
Kemal Kılıçdaroğlu, çözüm sürecine destek verdiğini açıkladı. Sürecin kalıcı başarıya ulaşabilmesi için dört temel başlık sıralayan Kılıçdaroğlu, çözümün adresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) olduğunu vurgulayarak, demokratik reformlar, silahsızlanma, bölgesel güvenlik ve dış müdahalelere karşı egemenlik stratejisinin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, yaptığı açıklamada çözüm sürecinin yalnızca silah bırakma ya da güvenlik politikalarıyla sınırlı görülemeyeceğini belirterek, Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek kapsamlı bir demokratik dönüşüm perspektifiyle yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
"Çözümün adresi Meclis"
CHP'nin 2013 yılında başlatılan ilk çözüm sürecinde de benzer bir yaklaşım ortaya koyduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, o dönemde sürecin kapalı kapılar ardında yürütülmemesi ve TBMM çatısı altında ele alınması çağrısı yaptıklarını söyledi.
"Bu sorunun aşılması için 2013 yılındaki ilk çözüm sürecinde de destek verdik. 'Gizli kapaklı yapmayın, Meclis'e getirin' diyerek TBMM'yi adres gösterdik. Nihayet 13 yıl sonra bizim önerimize gelindi. Sorunun çözüm adresi olarak TBMM gösterildi" ifadelerini kullandı.
Başarı için dört temel şart
Kılıçdaroğlu, çözüm sürecinin başarılı olabilmesi için dört temel unsurun birlikte hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek şu maddeleri sıraladı:
"Terör örgütünün doğrulanabilir biçimde silahsızlanması ve örgütsel tasfiyesi, Türkiye'nin bütün yurttaşlarını kapsayan demokratik ve hukuki reformların gerçekleştirilmesi, Irak ve Suriye'deki bağlantılı silahlı yapıların geleceğini kapsayan bölgesel güvenlik düzenlemesinin hayata geçirilmesi ve dış güçlerin vekil yapılanmalar üzerinden müdahalesini sınırlayacak bir egemenlik stratejisinin oluşturulması."
Kılıçdaroğlu, "Bu dört boyut her aşamada dikkate alınmak zorundadır. Türkiye, kendi iç barışını kurarken dış politika hesaplarına karşı da dikkatli olmak zorundadır" dedi.
"Mesele yalnızca silah bırakılması değil"
Sürecin yalnızca bir güvenlik başlığı ya da bir örgütün silah bırakması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, terörün sona ermesinin Türkiye açısından tarihi bir fırsat olduğunu dile getirdi.
Kalıcı barışın; hukuk devleti, demokratik meşruiyet, eşit yurttaşlık, üniter devlet yapısı, üretim odaklı kalkınma ve bağımsız dış politika anlayışıyla mümkün olacağını belirten Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmede bulundu:
"Bugün konuştuğumuz mesele Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin nasıl bir ülke olacağı meselesidir. Asıl soru şudur; terör sonrasında nasıl bir Türkiye kurulacaktır? Silahların susması kendi başına kalıcı bir barışa dönüşecek midir?"
"Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırma süreci"
CHP'nin sürece yaklaşımını "Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırma süreci" olarak tanımlayan Kılıçdaroğlu, güvenlik ile özgürlüğün birbirine karşıt kavramlar olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti.
"Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak; güvenliği hukukun yerine koymadan, özgürlüğü de güvenliğin karşısına dikmeden bu iki değeri ortak zeminde buluşturmaktır. Farklı toplumsal aidiyetleri çatışma alanı olmaktan çıkarıp ortak güvence altına almaktır" dedi.
"Türkiye'nin bölgesel gücü için de hayati"
Kılıçdaroğlu, çözüm sürecinin yalnızca demokrasi ve hukuk açısından değil, Türkiye'nin dış politikası ve bölgesel konumu bakımından da kritik önem taşıdığını belirtti. "Bu meselemizi çözmeden Türkiye'nin güçlü bir bölgesel aktör haline gelmesi çok zor. Terörün bitmesi ve üniter devlet yapısı kırmızı çizgimizdir" ifadelerini kullandı.
"Sürecin tüm aşamaları TBMM merkezli yürütülmeli"
Açıklamasının sonunda sürecin şeffaf ve hukuki zeminde ilerlemesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, çağrısını şu sözlerle tamamladı:
"Sürecin tüm aşamaları TBMM merkezli yürütülmeli. Çerçeve yasa açık hukuk ilkelerinin ürünü olmalı. Bu ülkeyi kuran parti olarak sorumluluğumuzu biliyoruz. Ülkemizin ve bölgemizin huzuru, açıkladığım çerçeve içinde yürütülecek bir çözümle sağlanabilir."
Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından açıklama yayınladı.
Görüşmede Öcalan, yeni yasal süreci “Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli” bir demokratikleşme adımı olarak nitelendirerek, “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar” dedi.
Öcalan, “Henüz her şey çözülmüş değildir ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır” dedi.
DEM Parti İmralı Heyeti, 2 Ağustos 2026 tarihinde İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile bir görüşmeye dair açıklama yayınladı.
Açıklamada, Öcalan’ın önümüzdeki döneme dair tarihsel sorumluluklara vurgu yaptığı ve çözüm sürecine dair iyimser mesajlar verdiği görüldü.
“Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli”
Öcalan, Meclis gündeminde olan yasal düzenlemeyi “tarihsel bir dönüm noktası” olarak tanımladı. Cumhuriyet’in kuruluş sürecindeki emeğe atıfta bulunan Öcalan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız. Cumhuriyet’in kuruluşunda nasıl bir fedakarlık yapıldıysa, şimdi de Demokratik Cumhuriyet için aynı ciddiyetle çalışmak gerekiyor.”
Atılacak adımların sadece Kürtleri değil, Türkiye’nin tamamını ve bölgeyi etkileyeceğini belirten Öcalan, sürecin ekonomik ve hukuki kazanımlarına dikkat çekti. Mesajında, “Bu adım, demokratik hukukun gelişmesinin ve ekonomik olanakların büyümesinin önünü açacaktır. Bu, 86 milyon için yapılacak büyük bir hizmettir” ifadelerini kullandı.
“Anahtar Yasadır”
Görüşmede siyaset kurumuna büyük sorumluluk düştüğünü hatırlatan Öcalan, sürecin başarıya ulaşması için toplumun örgütlü gücüne ve doğru anlamlandırmaya ihtiyaç olduğunu belirtti. Sürece dair yaklaşımını şu sözlerle özetledi:
“Henüz her şey çözülmüş değildir ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır.”
Açıklamada, görüşmenin içeriğinin önümüzdeki dönemin yol haritası açısından kritik önemde olduğu belirtildi. Heyet, Öcalan’ın barış ve demokratikleşme konusundaki kararlılığının altını çizerek, kamuoyunu süreci sahiplenmeye davet etti. Açıklamanın tam metni şöyle:
“Basına ve Kamuoyuna,
DEM Parti İmralı Heyeti olarak Sayın Abdullah Öcalan ile 2 Ağustos 2026 tarihinde bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmede Sayın Öcalan, içinde bulunduğumuz sürece, yürütülen çalışmalara ve önümüzdeki dönemin tarihsel sorumluluklarına ilişkin değerlendirmelerini paylaşmış; kamuoyuna iletilmesini istediği mesajları heyetimize aktarmıştır.
Sayın Öcalan’ın mesajları şöyledir:
“Bin kilometrelik yol bir adımla başlar.
“Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız.
“Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde nasıl büyük bir emek ve fedakârlık ortaya konulduysa, şimdi de demokratik cumhuriyet için aynı ciddiyetle çalışmak gerekiyor.
“Bu yalnızca Kürtlerin veya bir kesimin değil, bu topraklarda yaşayan herkesin ihtiyacıdır. Atılacak adım, ülkenin ve bölgenin kaderini etkileyecek; demokratik hukukun gelişmesinin, ekonomik olanakların büyümesinin önünü açacaktır. Bu, 86 milyon için yapılacak büyük bir hizmettir.
“Toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkış yapacağız. Bu adımın barışa ve ekonomiye devasa katkısı olacaktır.
“Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir.
“Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır.”