Hükümeti ile ülkedeki silahlı gruplar arasında son günlerde silahların akıbetine ilişkin yürütülen görüşmeler sonucunda ortak bir anlayışa varıldığı bildirildi.
Erbil merkezli Rûdaw'a konuşan Naramsin Vakfı Başkanı Dr. Haydar Berzenci, "silah bırakma" ifadesinin yerini "silahların yeniden düzenlenmesi"ne bırakmasının önemli bir adım olduğunu belirterek, silahlı güçlerin kontrolünü elinde bulundurmanın devletin en doğal hakkı olduğunu söyledi.Silahların yeniden düzenlenmesi süreci
Silahların yeniden düzenlenmesi ve grupların Heşdi Şabi ile olan bağlarının koparılması sürecinin 30 Eylül'den sonra başlayacağını aktaran Dr. Berzenci, sürecin son derece ciddi olduğunu ancak zaman alacağını ifade etti. Berzenci, bunun bir düğmeye basıp her şeyin bir anda biteceği bir durum olmadığını vurguladı.
Sürecin bugüne kadar gecikmesini bölgedeki duruma ve Irak'a yönelik saldırılara bağlayan Berzenci, Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi'nin Koordinasyon Çerçevesi ve Devleti Yönetme İttifakı ile koordineli olarak bu süreci başarıya ulaştırmak için çabaladığını söyledi.
Analist, ne hükümetin ne de Direniş Cephesi'nin askeri bir çatışma istemediğini, çünkü böyle bir durumun tüm Irak'a zarar vereceğini dile getirdi.
Yabancı güçlerin rolü ve çekilme şartı
Silahlı grupların silahlarını yeniden düzenlemeleri için öne sürdükleri şartlardan biri de yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi. Bu konuya değinen Dr. Berzenci, grupların tüm yabancı güçlerin ülkeden çekilmesini talep ettiğini belirtti. Şu an sadece 100 ABD askerinin kaldığına dair bilgiler olduğunu, 50 danışmanın ülkede kalması yönünde bir talep olduğunu ancak Başbakan'ın bunu reddettiğini aktardı.
Berzenci ayrıca, Irak Başbakanı'nın Türkiye'ye bir mektup göndererek Türk güçlerinin de Irak topraklarından çekilmesi gerektiğini vurguladığını belirtti.
Berzenci'ye göre, bu uzlaşıların hayata geçirilmemesi durumunda Kalkınma Yolu gibi stratejik projeler durma noktasına gelebilir.
İran'ın sürece yaklaşımı
İran'ın bu süreçteki rolünü olumlu olarak değerlendiren Haydar Berzenci, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın resmi bir davetle Bağdat'ı ziyaret ettiğini hatırlattı. İran'ın sürecin herhangi bir çatışma yaşanmadan yürütülebilmesi için Irak hükümetine yardım etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyleyen Berzenci, Irak'ta bir istikrarsızlık yaşanmasının İran'ın da çıkarına olmadığını vurguladı.
İranlı yetkililerin, Direniş Cephesi ile olan iyi ilişkileri üzerinden Irak hükümetine destek olabileceklerini vurguladığını aktaran Berzenci, ayrıca İran'ın vefat eden dini lideri Ali Hamaney'in bu gruplara vasiyetinin Irak devletini, hükümetini ve başbakanını desteklemeleri yönünde olduğuna dikkat çekti.
Silahların kaynağı
Silahlı grupların ellerindeki silahların kaynağına ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Berzenci, bu silahların bir kısmının IŞİD'e karşı yürütülen savaş sırasında elde edildiğini, bir kısmını ise kendilerinin ürettiğini belirtti. Irak'ın bir askeri sanayi heyeti olduğunu ve insansız hava aracı (İHA) üretme kapasitesinin de mevcut olduğunu söyleyen Berzenci, grupların elinde İran yapımı Şahid tipi İHA'ların bulunup bulunmadığına ilişkin soruya da yanıt verdi.
Ellerinde bu İHA'lardan bulunduğunu ancak çoğunun eski model olduğunu ifade eden Berzenci, İran'ın son birkaç yıl içinde bu gruplara resmi olarak hiçbir silah vermediğini beyan ettiğini hatırlattı.
Sürecin gidişatına dair iyimser olduğunu dile getiren Dr. Haydar Berzenci, sorunun çözüleceğini ve işlerin bir çatışma noktasına varmayacağını kaydetti. Asaib Ehlilhak ve Ketaib Seyyid eş-Şüheda gibi grupların büyük bir kısmının gerekli adımları attığını ve onların da ülkenin çıkarlarını gözettiklerini sözlerine ekledi.
İsrail savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'nün vurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık” dedi.
Bakan Katz, Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırıyla ilgili açıklama yayımladı. Katz açıklamada İsrail ordusunun üsse birden fazla kez saldırı önerdiğini, “Türkiye’nin orada İsrail güvenliğini tehlikeye atacak faaliyetler planladığına dair net istihbarat alındığını” söyledi.
Katz, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte Suriye’ye üst düzey uyarı yapıldığını, istihbaratın ABD ile paylaşıldığını ve uyarılar dikkate alınmayınca saldırının onaylanıp başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti.
İsrail Savunma Bakanı Katz’ın açıklamasından öne çıkanşar şöyle:
“İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık. Güvenlik birimleriyle yapılan istişarelerin ardından Başbakan Netanyahu ve ben, Suriye yönetimine en üst düzeyde doğrudan bir uyarıda bulunmaya ve bu hamleyi engellemeye karar verdik. Bu istihbarat, ABD'deki ilgili makamlarla paylaşıldı. Uyarılarımız dikkate alınmayınca saldırıyı onayladık ve operasyon başarıyla gerçekleştirildi.
“Barrack'ın açıklaması çok sayıda yanlış barındırıyor”
Erdoğan, Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli maceralara sürüklüyor. Buna izin vermeyeceğiz. Erdoğan için en iyisi, İsrail'in kendini savunma kararlılığını sınamaya çalışmak yerine, Meclis'te İsrail'e yönelik boş ve hayalperest konuşmalar yapmaya devam etmesidir. Erdoğan eli kurabiye kavanozundayken yakalandı ve geri çekilmek zorunda kaldı. ABD Özel Temsilcisi Barrack'ın açıklaması, çok sayıda yanlışlık ve Trump'ın Golan Tepeleri konusundaki kendi tutumuyla çelişen görüşler içeriyor."
Hükümeti ile ülkedeki silahlı gruplar arasında son günlerde silahların akıbetine ilişkin yürütülen görüşmeler sonucunda ortak bir anlayışa varıldığı bildirildi.
Erbil merkezli Rûdaw'a konuşan Naramsin Vakfı Başkanı Dr. Haydar Berzenci, "silah bırakma" ifadesinin yerini "silahların yeniden düzenlenmesi"ne bırakmasının önemli bir adım olduğunu belirterek, silahlı güçlerin kontrolünü elinde bulundurmanın devletin en doğal hakkı olduğunu söyledi.Silahların yeniden düzenlenmesi süreci
Silahların yeniden düzenlenmesi ve grupların Heşdi Şabi ile olan bağlarının koparılması sürecinin 30 Eylül'den sonra başlayacağını aktaran Dr. Berzenci, sürecin son derece ciddi olduğunu ancak zaman alacağını ifade etti. Berzenci, bunun bir düğmeye basıp her şeyin bir anda biteceği bir durum olmadığını vurguladı.
Sürecin bugüne kadar gecikmesini bölgedeki duruma ve Irak'a yönelik saldırılara bağlayan Berzenci, Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi'nin Koordinasyon Çerçevesi ve Devleti Yönetme İttifakı ile koordineli olarak bu süreci başarıya ulaştırmak için çabaladığını söyledi.
Analist, ne hükümetin ne de Direniş Cephesi'nin askeri bir çatışma istemediğini, çünkü böyle bir durumun tüm Irak'a zarar vereceğini dile getirdi.
Yabancı güçlerin rolü ve çekilme şartı
Silahlı grupların silahlarını yeniden düzenlemeleri için öne sürdükleri şartlardan biri de yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi. Bu konuya değinen Dr. Berzenci, grupların tüm yabancı güçlerin ülkeden çekilmesini talep ettiğini belirtti. Şu an sadece 100 ABD askerinin kaldığına dair bilgiler olduğunu, 50 danışmanın ülkede kalması yönünde bir talep olduğunu ancak Başbakan'ın bunu reddettiğini aktardı.
Berzenci ayrıca, Irak Başbakanı'nın Türkiye'ye bir mektup göndererek Türk güçlerinin de Irak topraklarından çekilmesi gerektiğini vurguladığını belirtti.
Berzenci'ye göre, bu uzlaşıların hayata geçirilmemesi durumunda Kalkınma Yolu gibi stratejik projeler durma noktasına gelebilir.
İran'ın sürece yaklaşımı
İran'ın bu süreçteki rolünü olumlu olarak değerlendiren Haydar Berzenci, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın resmi bir davetle Bağdat'ı ziyaret ettiğini hatırlattı. İran'ın sürecin herhangi bir çatışma yaşanmadan yürütülebilmesi için Irak hükümetine yardım etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyleyen Berzenci, Irak'ta bir istikrarsızlık yaşanmasının İran'ın da çıkarına olmadığını vurguladı.
İranlı yetkililerin, Direniş Cephesi ile olan iyi ilişkileri üzerinden Irak hükümetine destek olabileceklerini vurguladığını aktaran Berzenci, ayrıca İran'ın vefat eden dini lideri Ali Hamaney'in bu gruplara vasiyetinin Irak devletini, hükümetini ve başbakanını desteklemeleri yönünde olduğuna dikkat çekti.
Silahların kaynağı
Silahlı grupların ellerindeki silahların kaynağına ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Berzenci, bu silahların bir kısmının IŞİD'e karşı yürütülen savaş sırasında elde edildiğini, bir kısmını ise kendilerinin ürettiğini belirtti. Irak'ın bir askeri sanayi heyeti olduğunu ve insansız hava aracı (İHA) üretme kapasitesinin de mevcut olduğunu söyleyen Berzenci, grupların elinde İran yapımı Şahid tipi İHA'ların bulunup bulunmadığına ilişkin soruya da yanıt verdi.
Ellerinde bu İHA'lardan bulunduğunu ancak çoğunun eski model olduğunu ifade eden Berzenci, İran'ın son birkaç yıl içinde bu gruplara resmi olarak hiçbir silah vermediğini beyan ettiğini hatırlattı.
Sürecin gidişatına dair iyimser olduğunu dile getiren Dr. Haydar Berzenci, sorunun çözüleceğini ve işlerin bir çatışma noktasına varmayacağını kaydetti. Asaib Ehlilhak ve Ketaib Seyyid eş-Şüheda gibi grupların büyük bir kısmının gerekli adımları attığını ve onların da ülkenin çıkarlarını gözettiklerini sözlerine ekledi.
Washington Post’un haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı teslim olmaya zorlayamadığı savaşta giderek daha fazla çıkmaza girerken, Umman başta olmak üzere Washington’ın bölgedeki müttefiklerine yönelik tepkisini artırıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik savaşında yaklaşık altı ay geride kalırken, Washington yönetimi Tahran’a istediği tavizleri kabul ettiremedi.
Washington Post’un haberine göre Trump, bu hafta İran savaşına ilişkin art arda sert açıklamalar yaparken, savaşın sona erdirilmesi için arabuluculuk yapan Umman’a yönelik de tehditlerde bulundu.
Trump, salı günü Hürmüz Boğazı’nı çevreleyen bölgeleri gösteren ve Umman, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile İran topraklarının bir bölümünü içeren bir harita paylaştı. Haritada bölge “Yeni ABD toprağı” olarak gösterildi.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, Trump’ın paylaşımına tepki göstererek, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı açamaması ile boğaz üzerinde hak iddia etmesi arasındaki farkın, Washington ile boğaz arasındaki 7 bin millik mesafeden daha büyük olduğunu söyledi.
Trump’tan “ekonomik savaş” tehdidi
Trump, çarşamba günü İran’a karşı yeni ekonomik yaptırımlar açıklarken, İran’a destek veren ülkeleri de hedef aldı.
Trump, finans kuruluşları, şirketler, havalimanları veya hükümet kurumları aracılığıyla İran’a destek sağlayan ülkelerin “çok büyük ekonomik sonuçlarla” karşı karşıya kalacağını söyledi.
Washington Post, Trump’ın bu açıklamalarının İran savaşında artan bir hayal kırıklığının göstergesi olduğunu aktardı.
Haberde, ABD’nin askeri mühimmat stoklarının azalması nedeniyle Trump’ın şimdilik askeri seçeneği ikinci plana aldığı ve İran’a ekonomik baskıyı artırmaya yöneldiği belirtildi.
İran taviz vermiyor
ABD yönetimi, İran ekonomisinin ağır darbe aldığını savunurken, Tahran hâlâ Trump’ın istediği tavizleri vermiş değil.
Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kontrolü ve boğazdan geçen gemilerin trafiği konusunda taraflar arasında anlaşmazlık devam ediyor.
2015 İran nükleer anlaşmasının müzakerelerinde görev alan eski ABD diplomatı Alan Eyre, Trump yönetiminin mevcut durumunu, çıkmazda kalan bir yapıya benzeterek, Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini normale döndürme konusunda dahi hedeflediği sonuca ulaşamadığını söyledi.
Körfez ülkeleri denge arayışında
Trump’ın artan baskısı, İran ile ABD arasında denge kurmaya çalışan Körfez ülkelerini de zor durumda bırakıyor.
Suudi Arabistan, Katar ve BAE gibi ülkeler bir yandan Washington ile güvenlik ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan İran’la diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor.
Eski ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Daniel Benaim, Körfez ülkelerinin İran’la olası anlaşmalar üzerinde çalışmaya devam edeceğini belirterek, ülkelerin farklı senaryolara hazırlıklı olmak istediğini söyledi.
Benaim’e göre Körfez ülkeleri için Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması ve ekonomik faaliyetlerin devam etmesi öncelik taşıyor.
Bu kapsamda Umman’ın, Hürmüz Boğazı’nın İran ve Umman tarafından ortak yönetilmesini ve boğazdan geçen gemilerden ücret alınmasını içerebilecek bir anlaşma üzerinde çalıştığı belirtiliyor.
BAE, İran’la ticareti durduracağını açıkladı
BAE ise salı günü İran’la tüm ticari ilişkilerini keseceğini açıkladı. Karar, Trump ile BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan arasındaki telefon görüşmesinin ardından geldi.
Washington Post’a göre Trump’ın İran’a yönelik baskısının artması, Körfez ülkelerinin bir yandan ABD ile ilişkilerini korurken diğer yandan İran’la diplomatik çözüm arayışlarını sürdürmesine yol açıyor.
İran savaşıyla ilgili belirsizliklerin, ABD’de yapılacak ara seçimlere de 73 gün kala artması Trump üzerindeki siyasi baskıyı artırıyor. Söz konusu seçimlerde Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğu koruyup koruyamayacağı belirlenecek.
ABD Dışişleri Bakanlığı, İran hükümeti ve Devrim Muhafızları’na bağlı hackerlar hakkında bilgi sağlayanlara toplam 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini açıkladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, “Adalet İçin Ödül” programı kapsamında İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı siber faaliyetler yürüten hackerlar ve onlara destek sağlayan kişi veya yapılar hakkında bilgi verecek kişilere 10 milyon dolara kadar ödül teklif etti.
Bakanlığın 20 Ağustos’ta yayımladığı açıklamada, İran’daki bazı hackerların ve üst düzey Devrim Muhafızları yetkililerinin ikamet adreslerine ilişkin bilgilerin de kamuoyuyla paylaşıldığı belirtildi.
Açıklamaya göre Tahran’daki lüks bir yerleşim kompleksinde bulunan Yas Tower, Devrim Muhafızları’nın “zararlı siber faaliyetleri” için kullanılan merkezlerden biri olarak gösterildi.
ABD, özellikle Elaha Yazdi’nin adını vererek, kendisinin söz konusu kulede yaşayan kişilerden biri olduğunu ve Devrim Muhafızları’nın siber birimlerinde üst düzey görev yaptığı belirtilen Muhammed Bagher Shirin Kar’ın yakın çalışma arkadaşlarından olduğunu öne sürdü.
Bilgi sağlayanlara ödül ve güvenlik desteği
“Adalet İçin Ödül” programı, İranlı hackerlar veya bu kişilere destek sağlayan kişi ve kuruluşlar hakkında bilgi sahibi olanların ABD makamlarıyla iletişime geçmesini istedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, sağlanan bilgilerin soruşturmalara katkı sağlaması halinde 10 milyon dolara kadar ödül verilebileceğini bildirdi.
Bakanlık ayrıca bilgi sağlayan kişilere ve ailelerine koruma ve güvenli bir yere nakil konusunda destek sunulabileceğini açıkladı.
Bilgi paylaşımı için WhatsApp ve Telegram üzerinden özel iletişim kanallarının yanı sıra, bilgi verenlerin kimliklerini gizli tutmalarına yönelik güvenli bir Tor bağlantısının da kullanılabileceği belirtildi.
Washington’ın bu adımı, İran kaynaklı olduğu öne sürülen ve ABD ile müttefiklerinin kamu ve özel sektör kuruluşlarını hedef alan siber saldırılara karşı yürüttüğü çalışmaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, İsrail'in Salı günü vurduğu Ebu el-Zuhur hava üssünde bir Türk askeri üssü kurma planı bulunmadığını İsrail'e açıkça ilettiğini, tesisin Suriye Hava Kuvvetleri tarafından kullanılmak üzere elden geçirildiğini belirtti.
El-Şeybani, Türk askeri yetkililerin üssü eğitim ve daha kapsamlı askeri iş birliği faaliyetleri çerçevesinde ziyaret ettiğini vurguladı.
Suriyeli bakan tesisin büyük ölçüde boş olduğunu ve henüz faaliyete geçmediğini söyledi ve herhangi bir Türk askeri yığınağı yapıldığı iddiasını reddetti.
El-Şeybani, Çarşamba günü Axios'a yaptığı açıklamada, "Orada bir Türk üssü kurma, kalıcı bir Türk askeri varlığı oluşturma veya sahada Türk kuvvetleri konuşlandırma gibi bir niyet yoktu" dedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu İsrail'in saldırı öncesinde Suriye'yi üste Türk varlığına izin vermemesi konusunda uyardığını söyledi.
Netanyahu, "Mesajımız çok netti: Yapmayın. Sanırım mesajı tam olarak anlamadılar" diye de ekledi.
El-Şeybani ise İsrail'in söz konusu bombardıman için meşru bir gerekçesi bulunmadığını savundu.
Bakan Suriye'nin, gerilimin düşürülmesi konusunda İsrail ile müzakerelere açık olduğunu belirtti. El-Şeybani, gelecekteki herhangi bir anlaşmanın her iki tarafın güvenlik kaygılarını ele alması ve Suriye'nin egemenliğine saygı göstermesi gerektiğini vurgulayarak, İsrail'in askeri operasyonlarını sürdürmesinin bölgesel istikrarsızlığı artıracağı uyarısında bulundu.
Reuters: Mossad Başkanı Suriyeli bakanla görüştü
Bu arada Reuters haber ajansı, konu hakkında bilgi sahibi üç kaynağa dayandırdığı haberinde, İsrail'in Suriye'de hava üssünü bombalamasından sadece birkaç gün önce, İsrail istihbarat teşkilatı başkanı ile Suriye Dışişleri Bakanı geçen hafta bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Bu görüşmede Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı ele alındı.
Reuters'ın haberi bağımsız kaynaklarca doğrulanırsa, Mossad Başkanı Roman Gofman ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani arasında 14 Ağustos'ta gerçekleşen bu görüşme, İsrail ile Devlet Başkanı Ahmed el-Şara liderliğindeki Şam yönetimi arasında bugüne kadar kurulan en üst düzey temaslardan biri olma özelliğini taşıyor.
Habere göre kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında gerçekleşen görüşmede, Türkiye'nin Suriye'ye yönelik askeri desteği konusunun öne çıktığını belirtti.
Kaynaklardan biri, görüşmenin "İsrail'in; Türkiye'nin askeri varlığını artırması, silah satışı, insansız hava aracı (İHA) tedariki ve diğer hususlarla ilgili soruları" üzerine yoğunlaştığını ifade etti.
Reuters Milli Savunma Bakanlığı konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındığını, Dışişleri Bakanlığı'nın da görüş talebine henüz yanıt vermediğini de vurguladı.
'Çatışmasızlık mekanizması'
Bu arada ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Türkiye sınırı yakınındaki bir Suriye hava üssünü vurmasının ardından ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir çatışmasızlık mekanizması kurmak için çalıştığını söyledi.
Aynı zamanda ABD'nin Türkiye Büyükelçisi olan Barrack, Türkiye'nin İsrail saldırıları konusunda önceden uyarılmadığını belirtti.
Büyükelçi, Ankara'nın olası bir askeri karşılığına atıfta bulunarak, Türkiye'nin kendi topraklarına doğru yönelen uçakları gözlemlemesi sonucu "anlaşılır bir şekilde kendi karşılığını vermek üzere hazırlık yapmış olabileceğini" ekledi.
Reuters'ın telefonla sorularını yanıtlayan Barrack, "Neyse ki sağduyulu yaklaşımlar durumun daha da kötüleşmesini engelleyebildi" dedi.
Ne olmuştu?
Suriye devlet televizyonu, 18 Ağustos Salı günü Ebu Zuhur havaalanı pisti ve depolama tesisine sekiz hava saldırısı düzenlendiğini duyurdu. Saldırıda herhangi bir yaralanma bildirilmedi.
ABD, saldırıyı "gereksiz bir tırmanma" olarak nitelendirerek İsrail'e yönelik nadir görülen bir kınama açıklaması yaptı. Türkiye de saldırıyı kınadı.
İsrail, saldırılar hakkında doğrudan yorum yapmasa da, Suriye'nin güvenlik statükosunu "ihlal etmenin eşiğinde" olduğunu belirterek, Şam'ı Türk birliklerinin hava üssüne konuşlanmasına izin vermekle suçladı.
Suriye ve Türkiye, saldırıların bölgedeki gerilimi tırmandırma tehdidi oluşturduğunu belirtti ve saldırılardan İsrail ordusunu sorumlu tuttu.
Barrack Reuters'a yaptığı açıklamada, Suriye hava üssüne yönelik İsrail saldırılarının, "Doğru olsun ya da olmasın, Türkiye'nin yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceğine dair bir algıyı yansıttığını" söyledi.
"Bu durum İsrail, Suriye ve Türkiye'yi kapsayan bir çatışmasızlık mekanizmasına duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor. Gelecekte yaşanabilecek iletişim hatalarını önlemek amacıyla bunun kurulması için aktif şekilde çalışıyoruz" diyen Barrack, "Şu anki önceliğimiz gerilimi düşürmek ve daha ölçülü bir yaklaşım için alan açmak" diye devam etti.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Irak ziyaretinde iki ülkenin ulusal ve ortak güvenliğini güçlendirmek için “önemli ve büyük adımlar” atacaklarını belirterek, “Gücümüz kardeşliğimizden geliyor” dedi.
Kalibaf, bugün Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınındaki “Mühendis ve Süleymani” anıtında, Irak Meclisi Birinci Başkan Yardımcısı Adnan Feyhan ile düzenlediği basın toplantısında konuştu.
İran Meclis Başkanı, Irak ile İran arasındaki kültürel yakınlaşmanın bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirterek, “Irak ile kültürel yakınlaşma, bölgesel işbirliği alanlarını ele almak için mükemmel bir fırsattır. Bu nedenle Bağdat ziyaretimizde önceliğimiz bu konu oldu” dedi.
Kalibaf, bölgedeki İslam ülkelerinin ortak işbirliğine, derin ve sürdürülebilir ilişkilere ve ekonomik işbirliğine ihtiyaç duyduğunu belirterek, İran’ın bu konuda işbirliğine hazır olduğunu söyledi.
İranlı yetkili, Irak ziyaretinin “bölgedeki yeni durum ve tüm bölge ülkeleri arasında dış müdahale olmaksızın ikili işbirliğini hızlandırma” çerçevesinde gerçekleştiğini ifade etti.
“Hangi tarafın kazandığını bölgedeki gelişmelere bakarak anlayabilirsiniz”
ABD-İran savaşıyla ilgili bir soruya da yanıt veren Kalibaf, “Bölgedeki gelişmelere bakın, şimdi hangi tarafın kazandığını anlarsınız” ifadelerini kullandı.
Kalibaf ayrıca, eski İran lideri Ali Hamaney’in kırkıncı gün törenlerine katılan Irak halkına teşekkür etti. Ziyareti kapsamında Iraklı üst düzey yetkililerle görüşeceğini de belirtti.
Bağdat’a geldi
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Çarşamba sabahı Bağdat Uluslararası Havalimanı’na ulaştı. Kalibaf’ı Irak Meclisi Birinci Başkan Yardımcısı Adnan Feyhan karşıladı.
Kalibaf, Bağdat’a varmasının ardından X hesabından yaptığı paylaşımda, İran ve Irak halklarını birbirine bağlayan ilişkinin “tarihi ve kopmaz bir ilişki” olduğunu belirtti.
İran’ın resmi haber ajansı Fars, Salı günü (18 Ağustos 2026) Kalibaf’ın Irak ziyaretinde Bağdat ile Tahran arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, stratejik işbirliğinin güçlendirilmesi, sınır güvenliği ve terörle mücadele, ekonomik işbirliğinin genişletilmesi ve iki ülke arasındaki ortak anlaşmaların uygulanmasının ele alınacağını bildirmişti.
Güvenlik ve sınır işbirliği
Güvenlik ve sınır meselesi, Bağdat ile Tahran arasındaki işbirliğinin başlıca başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Irak ve İran, Ağustos 2025’te ortak sınırların güvenliği konusunda bir güvenlik mutabakatı imzalamıştı. Anlaşma, güvenlik ve istihbarat alanında işbirliğinin güçlendirilmesi ve sınırdan yasa dışı geçişlerin önlenmesine yönelik koordinasyonu kapsıyor.
ABD'nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Suriye’de, Türkiye sınırı yakınlarındaki Ebu Zuhur hava üssünü vurmasının ardından, ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir "çatışmasızlık mekanizması" kurmak için çalıştığını duyurdu.
Aynı zamanda ABD'nin Ankara Büyükelçisi olan Barrack; Türkiye'nin İsrail saldırıları konusunda önceden uyarılmadığını belirterek, "Sonuç olarak Türkiye, kendi topraklarına doğru kuzeye yönelen uçakları gözlemledi ve bu durum karşısında doğal olarak kendi askeri yanıtını hazırlayabilirdi" diyerek olası bir Türk askeri reaksiyonuna dikkat çekti.
Reuters'a konuşan Barrack, "Neyse ki sağduyu galip geldi ve durumun daha da kötüleşmesi engellendi" ifadelerini kullandı.
Türkiye saldırıyı kınadı
Türkiye ise, Suriye'nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik İsrail saldırılarını kınadı ancak olası bir çatışmasızlık mekanizması hakkında açıklama yapmadı. "Çatışmasızlık mekanizması” askeri veya siyasi aktörler arasında yanlış anlaşılmaları veya kazara meydana gelebilecek çatışmaları önlemeyi amaçlayan bir iletişim kanalı olarak biliniyor.
NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan ve geçamn hafta Pakistan ve Suudi Arabistan ile karşılıklı savunma paktı imzalayan Türkiye, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın en önemli müttefiklerinden biri. Ankara; Suriye ordusunu eğitiyor, devlet kurumlarının ve altyapısının yeniden inşasına yardımcı oluyor, ayrıca askeri ve diplomatik destek sağlıyor.
Barrack, "Türkiye" ismini kullanarak yaptığı açıklamada, İsrail'in Suriye hava üssüne yönelik saldırılarının, "Türkiye'nin yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceğine dair doğru ya da yanlış bir algıyı yansıttığını" söyledi. Özel Temsilci Barrack, "Bu durum; İsrail, Suriye ve Türkiye'yi kapsayan bir çatışmasızlık mekanizmasına duyulan ihtiyacı vurguluyor. Gelecekteki iletişim kopukluklarını önlemek adına böyle bir mekanizma kurmak için aktif olarak çalışıyoruz. Şu anki öncelik gerilimi düşürmek ve daha ölçülü bir yaklaşım için alan açmaktır” dedi.
Hizmet dışı kalmıştı
Türkiye sınırının yaklaşık 70 km doğusunda bulunan hava üssü, 2013 yılından bu yana münhasır bir askeri havaalanı olarak hizmet dışı kalmış durumda. Üs, Suriye'de Beşar Esad'a sadık güçler ile muhalif gruplar arasında 14 yıl süren iç savaş boyunca birkaç kez el değiştirmişti.
Suriye devlet televizyonu, askeri bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İsrail'in üssün pistine ve depolama tesislerine sekiz hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. Ayrı bir askeri kaynak ve üs yakınında yaşayan bir sivil, herhangi bir can kaybı yaşanmadığını bildirdi. İsrail ordusu ise saldırılar hakkında yorum yapmaktan kaçındı.
İsrail, yıllardır İran nüfuzunu dizginlemek ve Lübnan'daki Hizbullah'a silah ulaşmasını engellemek amacıyla Suriye'deki hedefleri vuruyor. 2024 yılında Beşar Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'nin yeni yöneticilerine de şüpheyle yaklaşan İsrail, ülkede askeri operasyonlarını sürdürüyor; son olarak mart ayında Suriye'nin güney ve orta kesimlerindeki hükümet tesislerine saldırılar düzenlemişti.