İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Türkiye ile olası bir çatışma ihtimaline ilişkin soruyu İsrail televizyonunda ilk kez doğrudan yanıtladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail televizyonuna verdiği röportajda Türkiye ile olası çatışma ihtimalinden Suriye'deki gelişmelere ve Gazze'ye yönelik saldırılara kadar Tel Aviv yönetiminin bölgesel politikalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
“Çatışma arayışında değilim”
Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında olmadığını söyleyen Netanyahu, İsrail'in güvenliği için askeri kapasitesini sürekli geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
"Çatışma arayışında değilim" diyen Netanyahu, İsrail'in güçlü askeri kabiliyetlere sahip olması gerektiğini belirtti.
Netanyahu, "Çünkü niyetler değişir; özellikle de zayıf olduğunuzda. Zayıfsanız size saldırırlar, güçlüyseniz size saygı duyarlar. Barışı da güçlü olanlarla yaparlar. Bu nedenle gücümüzü sürekli artırmak zorundayız" ifadelerini kullandı.
Bölgedeki güç dengelerinin değiştiğini ileri süren Netanyahu, "Bir güç zayıflıyor, başka bir güç yükseliyor. Ancak yükselmesi gereken en önemli güç bizimki olmalı" dedi.
Türkiye'ye açık mesaj: Güneye geldiğini görmek istemiyorum
Suriye'deki gelişmelere de değinen Netanyahu, İsrail'in bu ülkede bir "güvenlik bölgesi" kurmaya karar verdiğini açıkladı.
Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin de bulunduğunu belirten Netanyahu, Ankara'nın daha güneye ilerlemesini istemediklerini açıkça ifade etti.
Netanyahu, "Türkiye'nin güneye geldiğini görmek istemiyorum" dedi.
İsrail Başbakanı, Suriye'deki Türk askerlerinin konuşlanmasına ilişkin mesajların ABD aracılığıyla, farklı kanallar üzerinden ve doğrudan Şam yönetimine iletildiğini vurguladı.
Netanyahu, Suriye'de daha önce belirli bir statükonun bulunduğunu ifade ederek bu düzenin değiştiğini veya değiştirilmeye çalışıldığını iddia etti.
"Mesajımızı kinetik yollarla vermek zorunda kaldık"
Netanyahu, İsrail'in Suriye'deki askeri havalimanına yönelik saldırısına ilişkin de açıklamalarda bulundu.
İsrail Başbakanı, "Görünüşe göre mesajımızı almamışlardı. Bizim tabirimizle 'kinetik yollarla' mesaj vermek zorunda kaldık" dedi.
İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğusunda bulunan terk edilmiş Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.
Suriyeli bir yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirtmişti.
Saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumda bulunan bir yapının hedef alındığı kaydedilmişti. Saldırıda can kaybı veya yaralanma olup olmadığına ilişkin ise bilgi paylaşılmamıştı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Türkiye ile olası bir çatışma ihtimaline ilişkin soruyu İsrail televizyonunda ilk kez doğrudan yanıtladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail televizyonuna verdiği röportajda Türkiye ile olası çatışma ihtimalinden Suriye'deki gelişmelere ve Gazze'ye yönelik saldırılara kadar Tel Aviv yönetiminin bölgesel politikalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
“Çatışma arayışında değilim”
Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında olmadığını söyleyen Netanyahu, İsrail'in güvenliği için askeri kapasitesini sürekli geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
"Çatışma arayışında değilim" diyen Netanyahu, İsrail'in güçlü askeri kabiliyetlere sahip olması gerektiğini belirtti.
Netanyahu, "Çünkü niyetler değişir; özellikle de zayıf olduğunuzda. Zayıfsanız size saldırırlar, güçlüyseniz size saygı duyarlar. Barışı da güçlü olanlarla yaparlar. Bu nedenle gücümüzü sürekli artırmak zorundayız" ifadelerini kullandı.
Bölgedeki güç dengelerinin değiştiğini ileri süren Netanyahu, "Bir güç zayıflıyor, başka bir güç yükseliyor. Ancak yükselmesi gereken en önemli güç bizimki olmalı" dedi.
Türkiye'ye açık mesaj: Güneye geldiğini görmek istemiyorum
Suriye'deki gelişmelere de değinen Netanyahu, İsrail'in bu ülkede bir "güvenlik bölgesi" kurmaya karar verdiğini açıkladı.
Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin de bulunduğunu belirten Netanyahu, Ankara'nın daha güneye ilerlemesini istemediklerini açıkça ifade etti.
Netanyahu, "Türkiye'nin güneye geldiğini görmek istemiyorum" dedi.
İsrail Başbakanı, Suriye'deki Türk askerlerinin konuşlanmasına ilişkin mesajların ABD aracılığıyla, farklı kanallar üzerinden ve doğrudan Şam yönetimine iletildiğini vurguladı.
Netanyahu, Suriye'de daha önce belirli bir statükonun bulunduğunu ifade ederek bu düzenin değiştiğini veya değiştirilmeye çalışıldığını iddia etti.
"Mesajımızı kinetik yollarla vermek zorunda kaldık"
Netanyahu, İsrail'in Suriye'deki askeri havalimanına yönelik saldırısına ilişkin de açıklamalarda bulundu.
İsrail Başbakanı, "Görünüşe göre mesajımızı almamışlardı. Bizim tabirimizle 'kinetik yollarla' mesaj vermek zorunda kaldık" dedi.
İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğusunda bulunan terk edilmiş Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.
Suriyeli bir yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirtmişti.
Saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumda bulunan bir yapının hedef alındığı kaydedilmişti. Saldırıda can kaybı veya yaralanma olup olmadığına ilişkin ise bilgi paylaşılmamıştı.
PKK’li Karayılan, “savaş koşulları nedeniyle yaşanan PKK’lilerin kimliklerinin zamanında açıklama imkanları olmadığını belirtti. Hayatını kaybeden PKK’lilerin sayısına ilişkin bilgi veren Karayılan, “1976’dan 2026’ya kadar 25 bin 922 PKK’linin hayatını kaybettiğini, kayıtlara geçmeyenlerle birlikte sayının yaklaşık 27 bine ulaştığını” açıkladı.
PKK son günlerde Diyarbakır, Van, Yüksekova, Cizre ve Mardin nüfusuna kayıtlı hayatını kaybeden 230 üyesinin kimlik bilgilerini açıkladı.Feshedilen PKK’nin üst düzey isimlerinden Murat Karayılan, son günlerde farklı tarihlerde ve bölgelerde hayatını kaybeden PKK üyelerinin kimliklerinin toplu şekilde açıklanmasına ve toplamda kaç PKK’linin yaşamını yitirdiğine dair konuştu.
Karayılan “son yıllarda yaşanan yoğun çatışmalar ve güvenlik gerekçeleri nedeniyle” bazı PKK’lilerin bilgilerinin karargaha geç ulaştığını söyledi.
Karayılan, kamuoyuna açıklanmamış PKK’lilerin de bulunduğunu, açıklanmayı bekleyen 520 PKK’li bulunduğunu kaydederek şunları söyledi:
“Bu konuda daha önce de halkımız ve kamuoyu için bazı şeyleri dile getirmiştik. Özellikle son 10 yılda hareketimiz çok büyük imha saldırılarıyla karşı karşıya kaldı. Çok ağır bir savaştaydık. Savaş devam ederken arkadaşların güvenliği için iletişim sistemimizi durdurmak zorunda kaldık. Bu nedenle şehadetler konusunda birçok arkadaşımızın bilgisi zamanında karargaha ulaşamadı. Bilgi geç geldi; fakat bu sırada savaş devam etti ve her gün şehadetler yaşanıyordu. Dolayısıyla geçmişte yaşanan şehadetleri duyurabilecek bir fırsat oluşmadı. Fakat bu şehadetler bizim içimizde biliniyordu. Örneğin anmaları yapılan bu şehitler için kendi içimizde birçok toplantı yaptık, tartışmalar yürüttük. Ancak kamuoyu ve aileler açısından ancak bu dönem açıklama imkanımız oldu. Yani halkımızın, özellikle de değerli şehit ailelerimizin bu durumu anlamasını umuyorum. Onların bu durumu anlayacağına da inanıyorum. Çünkü hareketimizin içerisinde bulunduğu koşullar normal değildi.
“Açıklanmayı bekleyen 520 PKK’li var”
Bu dönemde bütün şehitlerimizi açıklayacağız. Yani kamuoyuyla ve değerli ailelerle paylaşacağız. Kuzey Kürdistan’dan 520 şehidimiz kaldı. Kürdistan’ın diğer parçalarından da şehitlerimiz var, fakat şu anda onların sayısı daha az. Önümüzdeki hafta ve ayda bütün şehitleri açıklamaya çalışacağız. Bu konuda çalışmalarımız ve ilgili kurumların çalışmaları yürütülüyor. Dolayısıyla çok uzak olmayan bir zamanda tüm devrimin şehitlerini kamuoyuyla ve değerli ailelerle paylaşacağız.”
“50 yıllık, yani 1976’dan 2026’ya kadar toplam 25.922 şehidimiz bulunmaktadır”
Karayılan ANF’ye verdiği görüntülü röportajda ayrıca ilk kez hayatını kaybeden PKK’lilerin sayılarına ilişkin kapsamlı veriler paylaşarak, 1976’dan 2026’ya kadar 25 bin 922 PKK’linin kayıt altına alındığını, kayıtlara geçmeyenlerle birlikte sayının yaklaşık 27 bine ulaştığını belirtti. Karayılan’ın konuya ilişkin açıklaması şöyle:
“Şehitlerimizi belki de ilk kez toplu olarak açıklıyoruz. İlk şehitlerimiz 1976 yılında verildi. 1976’dan 1983’e kadar 173 şehidimiz var. 1984’ten 2000 yılına kadar 13.778 şehidimiz var.
2001’den 2026’ya kadar 7.949 şehidimiz var. 2015’ten 2026’ya kadar YPS örgütünün 760 şehidi var. Bunların tamamı Kuzey Kürdistan’da verilen şehitlerdir. Yine bilindiği gibi DAİŞ’e karşı müdahalemiz gerçekleşti. Başta Şengal ve Kobanê olmak üzere Rojava’da. Bilindiği gibi Kerkük ve Maxmur’da da bu tür müdahaleler gerçekleşti. Fakat bu şehitleri Kuzey’den saydık. Ancak DAİŞ’e karşı savaşta, Kobanê’de, Rojava’da ve Şengal’de 3.262 şehidimiz var. 50 yıllık, yani 1976’dan 2026’ya kadar toplam 25.922 şehidimiz bulunmaktadır.
Kayıt altına alınmamış bazı şehitlerimiz de var. Özellikle 1984 ile 2000 yılları arasında kayda geçmemiş bazı arkadaşlarımız bulunuyor. Yaklaşık bin arkadaşımız olduğuna inanıyoruz. Belki binden fazla da olabilir. Onları da hesaba kattığımızda toplam şehitlerimizin sayısı yaklaşık 27 bindir. Kuşkusuz sivil şehitlerimiz de var. Ne yazık ki sivil şehitlerimizin tam sayısını henüz netleştiremedik. Fakat sayı 5 bin ile 10 bin arasındadır. Önümüzdeki süreçte kurumların yardımıyla Kuzey Kürdistan’daki sivil şehitlerin sayısını da netleştirebiliriz. Genel olarak şehitler konusunda vereceğim bilgi budur.”
“Cenazeler bizim kontrolümüz altında”
PKK’lilerin cenazelerinin yerlerinin bilindiğini söyleyen Karayılan, “Adı açıklanan bu son şehitlerimiz konusunda aileler emin olsunlar, çoğunun, belki birkaç arkadaş hariç, cenazeleri bizim kontrolümüz altındadır. Biz bu konuya önem veriyoruz. Şuan onları bir araya getiriyoruz, şehitliklerde hepsini bir araya getirmek istiyoruz. Bu mesele üzerinde duruyoruz. Yani hiçbir şehidimizin kaybolmasına müsaade etmeyeceğiz. Elimizden geldiğince, bilen kişilerden de kuşkusuz yardım istiyoruz. Bütün şehitlerimizi bir araya getirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Rojava’nın Haseke kentinde Adalet Sarayı önünde bir el bombasının patlaması sonucu bir baba ve 13 yaşındaki oğlu yaşamını yitirdi. Güvenlik güçleri olayın nedenine ilişkin soruşturma başlattı.
Olay, 28 Ağustos 2026 Cuma günü saat 09:30 sularında Haseke’deki Adalet Sarayı binasının karşısında bulunan Selam Meydanı’nda meydana geldi.
İlk belirlemelere göre patlamaya bir el bombası neden oldu.
Haseke Sağlık Müdürü Dr. Halid el-Halid, medyaya yaptığı açıklamada; patlamada ağır yaralanan 30 yaşındaki bir adam ile 13 yaşındaki bir çocuğun acil servise getirildiğini ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadıklarını bildirdi.
Dr. el-Halid, üzerlerinden herhangi bir resmi kimlik çıkmadığı için kurbanların kimlik tespit çalışmalarının sürdüğünü ifade etti.
Rûdaw muhabirinin aktardığına göre, patlamanın ardından bölgeye sevk edilen İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) inceleme başlattı. Yetkililer, el bombasının kasıtlı olarak mı patlatıldığı yoksa bir "ihmal" sonucu mu infilak ettiğini araştırıyor.
Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) feshedildiğini açıklayan Mazlum Abdi, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara tarafından danışman olarak görevlendirildi.
Şam yönetimi ile Demokratik Suriye Güçleri (SDG) arasındaki entegrasyon süreci, 29 Ocak 2026’da imzalanan anlaşmayla başladı.
Anlaşmada kalıcı ateşkesin sağlanması, DSG’nin feshedilerek güçlerinin Suriye ordusu bünyesinde konuşlandırılması, güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığı’na bağlanması, petrol sahalarının merkezi yönetime devredilmesi ve yerel yöneticilerin atanması gibi düzenlemeler yer aldı.
DSG’nin feshedildiğini duyurdu
SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, 29 Ocak Anlaşması’ndan yaklaşık 7 ay sonra, 25 Ağustos’ta Suriye’nin başkenti Şam’daki Halk Sarayı’nda basın toplantısı düzenledi.
Abdi, toplantıda SDG’nin “bağımsız bir askeri güç” olarak varlığına son verildiğini ve güçlerin Suriye ordusuna tam entegrasyonunun sağlandığını açıkladı.
Bu açıklamanın ardından Abdi’nin Suriye hükümeti içerisinde hangi görevde bulunacağı merak konusu oldu.
Abdi’ye yeni görev
Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından 27 Ağustos’ta yayımlanan ve Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın imzasını taşıyan kararnameyle Mazlum Abdi, cumhurbaşkanı danışmanı olarak görevlendirildi.
Suriye Eğitim Bakanlığı, Kürtçenin Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde devlet ve özel okulların müfredatına ulusal dil olarak dahil edilmesine karar verdi.
Suriye Eğitim Bakanı Muhammed Abdurrahman'ın imzasını taşıyan ve bugün yayımlanan resmi yazıya göre, eğitim müfredatında kapsamlı değişiklikler yapılacak.
Kürtçe, söz konusu bölgelerde Arapça ve İngilizcenin yanı sıra müfredatta yer alacak.
Karar kapsamında, Kürtçe derslerine haftada ortalama üç ders saati ayrılacak. Ayrıca Kürtçe sosyal ve kültürel faaliyetler için haftada bir ders saati tahsis edilecek.
Kürtçe dersinin öğrencilerin genel başarı ortalamasına dahil edileceği belirtilen kararda, dersin temel derslerden biri olarak kabul edileceği ifade edildi.
Kararda, uygulamanın ilk yılına ilişkin şu ifadeler yer aldı:
"Kürtçe dersinin notu, öğrencinin genel başarı ortalamasına (toplam notuna) dahil edilecek ve temel derslerden biri olarak sayılacak. Ayrıca kolaylık sağlamak adına, uygulamanın ilk yılında öğrenciler Sosyal Bilgiler, Tarih, Coğrafya ve Felsefe derslerini Kürtçe veya Arapça dillerinden diledikleriyle okuyabilecek ve bu dillerde sınava girebilecekler."
Kürtçe öğretmenleri için şartlar
Suriye Eğitim Bakanlığı, Kürtçe derslerini verecek öğretmenlerde aranacak şartları da belirledi.
Buna göre öğretmenlerin üniversite veya öğretmen yetiştirme enstitüsü mezunu olması ve Kürtçe alanında uzmanlaşması gerekiyor.
İhtiyaç halinde Kürtçeye hakim lise mezunlarının da ders vermesine izin verilecek.
Öğretmen adaylarının ise Kürtçe dil seviyelerini belgelemek amacıyla yazılı ve sözlü sınavdan geçirilmesi öngörülüyor.
Rojin Kabaiş’in kaybolduğu 27 Eylül 2024’te saat 14.30 ile 18.47 arasında Instagram üzerinden yaptığı yazışmalara ulaşıldığı ileri sürüldü. Kabaiş’in “hocam” diye hitap ettiği M.Ç.’nin Kabaiş’in kaybolmasının ardından hesabını kapattığı iddia edildi.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in 27 Eylül 2024’te kaybolmasına ilişkin soruşturmada yeni bilgiler ortaya çıktı.
JINNEWS’in ulaştığı Instagram yazışmalarına göre Kabaiş, kaybolduğu gün saat 14.30’dan 18.47’ye kadar M.Ç. olduğu tahmin edilen kişiyle mesajlaştı. Yazışmalar, Rojin’in kaybolduğu saatlere kadar devam etti.
Yazışmalarda M.Ç.’nin Van Gölü sahilinde deniz kabukları bulduğunu ve isteyenlere getirebileceğini söylediği, Kabaiş’in ise buna “deniz kabuğu” şeklinde yanıt verdiği görüldü.
Mesajların devamında hediyeleşmeye ilişkin konuşmaların geçtiği ve M.Ç.’nin Kabaiş’e teşekkür ettiği aktarıldı. Kabaiş’in söz konusu kişiye “hocam” diye hitap ettiği belirtildi.
M.Ç.’nin hesabı kapatıldı
Kabaiş’in kaybolmasının ardından M.Ç.’nin Instagram hesabını kapattığı iddia edildi.
M.Ç.’nin Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olduğu, daha sonra üniversiteden ayrıldığı aktarıldı. Ancak üniversiteden ne zaman ayrıldığına ilişkin bilgiye ulaşılamadı.
Dosyadaki bilgilere göre M.Ç.’nin, Rojin Kabaiş ile aynı saatlerde aynı baz istasyonlarından sinyal verdiği de öğrenildi.
Bunun yanında, soruşturma kapsamında çok sayıda kişiden DNA örneği alınmasına rağmen M.Ç.’den DNA örneği alınmadığı bilgisi aktarıldı.
Aile avukatından gözaltı ve DNA talebi
Kabaiş ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, yeni bilgiler üzerine Van Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu.
Karabulut, M.Ç. ile M.Ç.’nin olay sonrasında görüştüğü M.N.K. hakkında gözaltı kararı verilmesini ve her iki kişiden DNA örneği alınmasını talep etti.
Kabaiş’in telefonunun hâlâ açılamamış olması, kaybolmasından günler sonra Google hesabına erişilmesi ve 10 Ekim 2024’te “cihaz silme” işlemi yapılmasına ilişkin kayıtların ortaya çıkmasının ardından, kaybolduğu günkü yazışmalar da soruşturmanın önemli başlıklarından biri haline geldi.
Rojin Kabaiş 27 Eylül 2024’te kaybolmuş, 18 gün sonra 15 Ekim’de Van Gölü kıyısında cansız bedeni bulunmuştu. Soruşturma kapsamında yeni dijital bulguların ve yazışmaların nasıl değerlendirileceği ise henüz netleşmiş değil.
Rojhilat’a (Doğu Kürdistan) yönelik faaliyetleri ile bilinen Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), PKK’nin feshedilmesinin kendileriyle doğrudan bir bağlantısının olmadığını belirtti.
PJAK (Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê /Özgür Yaşam Partisi) Sözcüsü Rêwar Avdanan, PKK ile ideolojik yakınlığını kabul ederken, siyasi ve örgütsel açıdan bağımsız olduğunu savundu. PJAK Sözcüsü Rêwar Avdanan, İran’da gerçek bir demokratik süreç başlatılması halinde benzer bir süreci değerlendirebileceklerini söyledi.Rêwar Avdanan The Amargi’ye yaptığı açıklamada, PKK’nin feshedilmesinin PJAK’la “doğrudan bir bağlantısı” olmadığını ve İran’ın gerçek bir demokratik süreç önermesi halinde PJAK’ın bunu memnuniyetle karşılayacağını belirtti.
Türkiye Parlamentosu, 10 Ağustos’ta “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu” adıyla 12 maddelik bir yasayı kabul etti. Yasa, PKK ile bağlantılı diğer örgütlerin silahsızlandırılmasını öngörüyor. Yasanın “bağlantılı örgütler” ifadesini kullanması, Türkiye sınırlarının ötesinde önemli bir soruyu gündeme getiriyor: “PKK ile bağlantılı” örgütler kategorisi ne kadar genişletilecek? Hükümetler ve analistler tarafından sıklıkla PKK’nin bir kolu olarak tanımlanan İran/Rojhılat Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) ise bu tanımlamayı reddediyor.
PJAK Yürütme Konseyi üyesi ve Sözcüsü Rêwar Avdanan, Türkiye’de kabul edilen yasanın örgütleriyle “doğrudan bir bağlantısı” olmadığını söyledi.
PJAK, ağırlıklı olarak Rojhilat’ta faaliyet gösteren İran Kürt siyasi ve silahlı örgütü. Örgüt, programında Abdullah Öcalan’ın siyasi felsefesiyle ideolojik olarak aynı çizgide bulunduğunu yazıyor. 2000’li yıllardan bu yana silahlı faaliyet yürüten PJAK, İran’da Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarını talep ediyor.
Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK): PKK’nin kolu değiliz
PJAK’ın PKK’nin İran’daki Kürt uzantısı olduğu yönündeki değerlendirmelere karşın Rêwar Avdanan, örgütün siyasi ve örgütsel açıdan bağımsız olduğunu belirtiyor. PJAK’ın PKK’nin bir kolu olduğu yönündeki tanımlamaları “yanlış anlatılar” olarak nitelendiren Avdanan, örgütün kendi kararlarını kendisinin aldığını vurguladı.
“PJAK, Rojhilat ve İran’da faaliyet gösteren bağımsız bir Kürt siyasi partisidir. PKK/KCK’nin feshedilmesinin PJAK’la doğrudan bir bağlantısı yoktur.”
Rêwar Avdanan, bununla birlikte PJAK’ın Öcalan’ın siyasi düşüncesiyle olan bağını reddetmedi.
“Dünya görüşü ve mücadele felsefesi açısından PJAK, Önder Apo’nun düşüncelerine ve yol haritasına inanıyor.”
Rêwar Avdanan, PJAK’ın İran ve Kürdistan’daki mücadelesini “demokratik siyaset” olarak tanımladığı yöntemlerle sürdürmeyi planladığını, silahlı mücadelenin ise örgütün meşru öz savunma olarak değerlendirdiği durumlarla sınırlı olacağını söyledi.
“Süreç yalnızca silahsızlanma olarak görülmemeli”
Rêwar Avdanan, Türkiye’deki girişimin yalnızca teknik bir silahsızlanma süreci olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Ona göre çerçeve yasa, ancak Türkiye’de çok daha kapsamlı bir dönüşüme yol açması halinde önemli bir siyasi açılım olabilir.
“Çerçeve yasa, Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan değişim ve dönüşümlerde önemli bir adımdır ancak hâlâ yetersizdir ve ciddi eksiklikler barındırıyor.”
Avdanan’a göre temel soru, Türkiye’nin yaklaşık bir asırdır devam eden siyasi çıkmazı aşarak Kürt meselesini güvenlik politikasının alanından çıkarıp hukuki ve siyasi zemine taşıyıp taşıyamayacağı.
Bunun yalnızca silahlı bir örgütün feshedilmesiyle mümkün olmayacağını savunan Avdanan, Kürt kimliğinin ve siyasi statüsünün hukuken tanınması, anayasal reform yapılması ve “demokratik cumhuriyet” olarak tanımladığı bir sisteme geçilmesi gerektiğini ifade etti.
Avdanan’a göre böyle bir dönüşüm gerçekleşirse Kürtler artık bölgesel bir “baskı kartı” olarak görülmeyecek. Kürdistan ise “Ortadoğu’da demokrasiyi birbirine bağlayan bir koridor ve köprü” haline gelebilecek.
Ancak Avdanan, Ankara’nın Kürt meselesini ağırlıklı olarak bir güvenlik sorunu olarak ele almaya devam etmesi halinde silahsızlanmanın kalıcı olmayacağı iddiasında bulundu.
PKK üyeleri PJAK’a katılacak iddiası
PKK’nin olası feshi, örgüt üyelerinin Türkiye’ye dönmek istememesi veya dönememesi halinde ne olacağı sorusunu da gündeme getiriyor. Olası senaryolardan biri, bazı üyelerin PJAK dahil diğer Kürt silahlı örgütlerine katılması.
Rêwar Avdanan ise bu varsayımı reddetti. Başarılı bir siyasi sürecin, PKK üyelerinin Türkiye’ye dönerek siyasi yaşama katılmasına olanak sağlayacak kadar kapsamlı olması gerektiğini söyledi.
“Buradaki fikir, insanların sadece pasif bir şekilde evlerine dönmesi değil. Aksine Kürtlerin yalnızca Kürdistan’da değil, Türkiye’nin merkezinde de siyasete katılacağı yeni bir mücadele biçimi başlayacak.”
PJAK Rojhilat’taki varlığını sürdürecek
Türkiye’de böyle bir dönüşüm ihtimalini destekleyen PJAK, kendi örgütsel veya askeri varlığında ise kısa vadede bir değişiklik sinyali vermiyor.
PKK’nin feshedilmesinin ardından PJAK’ın Kandil Dağları’ndaki varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği sorusuna Rêwar Avdanan kısa bir yanıt verdi:
“Varlığımızı sürdürmemizin gerekli olduğu tüm alanlarda mücadelemize devam edeceğiz.”
Avdanan’ın açıklamalarına göre PJAK’ın geleceğini PKK’nin feshedilmesinden çok İran’daki siyasi gelişmeler belirleyecek.
PJAK’ın silahlı mücadelesi esas olarak İran devletine karşı yürütülüyor. Türkiye’deki süreç silahlı mücadeleden siyasi müzakereye geçiş olarak değerlendirilirse, İran’ın da benzer bir süreç önermesi halinde PJAK’ın bunu değerlendirip değerlendirmeyeceği sorusu gündeme geliyor.
Rêwar Avdanan böyle bir ihtimali dışlamadı:
“İran İslam Cumhuriyeti böyle bir öneride bulunursa, gerçek bir hazırlık, planlama ve İran’da köklü değişim için ciddi bir irade ortaya koyarsa ve böyle bir sürecin Kürt milletinin çıkarlarıyla uyumlu olduğunu düşünürsek, bunu inceler ve kendi yol haritamız, planlarımız ve programımız doğrultusunda hareket ederiz.”
PJAK, müzakere karşılığında doğrudan feshedileceği yönünde bir mesaj vermiyor. Avdanan, böyle bir ihtimali köklü demokratik değişim ile Kürtlerin siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal haklarının tanınmasına bağlıyor.
“İran’da böyle bir demokratik ve siyasi çözüm süreci başlarsa, biz de bunu memnuniyetle karşılarız. Ancak Türkiye’den farklı olarak İran’da şu ana kadar böyle bir değişimin işareti ortaya çıkmadı.”
Avdanan’ın açıklamaları, Türkiye’nin yeni yasada yer alan “PKK ile bağlantılı örgütler” ifadesini nasıl yorumlayacağı sorusuna ise yanıt vermedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun” dedi.
Bakırhan, partisince Kağıthane'de düzenlenen "İstanbul Halk Buluşması Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum" etkinliğinde konuştu.Türkiye'de demokrasinin, hukukun, adaletin tam anlamıyla uygulandığı "demokratik cumhuriyet" yaratmak için çalışacaklarını belirten Bakırhan, "Türkiye'nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye'nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedelleri sadece tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne'deki acı da bizim, Hakkari'deki acı da bizim. İnşallah bir daha ne Şırnak'ta ne Tekirdağ'da, Edirne'de annelerimiz gözyaşı dökmez, gençlerimiz yaşamını yitirmez. Birlikte barışçıl ve demokratik bir Türkiye'de yaşarız" diye konuştu.
Sürecin annelerin evlatlarını yitirmemesi süreci olduğunu dile getiren Bakırhan, şöyle devam etti:
"Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, bunu önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir ama Diyarbakır ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran, Ankara'da Güvenpark'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları bence empati etmek ve tahmin etmek gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. İnşallah Allah'ın izniyle çözümü için de birlikte bir yol bulacağız."
“Barış Anneleri'ni ziyaret edecek”
Bakırhan, Diyarbakır'da Barış Anneleri'ni ziyaret edip acılarını paylaştıklarına değindi.
Asker ve gazi ailelerinin acılarının kıymetli ve değerli olduğunu kaydeden Bakırhan, "Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar 'Cumartesi Anneleri', 'Barış Anneleri', şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol bol konuşur ama bir de evlat acısı yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır, bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır." ifadelerini kullandı.
“Sabotajlar karşısında da yürümeye devam"
Bakırhan, süreç kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın çok kıymetli olduğunu anlattı.
Bu yasaya ilişkin en başta "Şiddeti durduracak, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartışacak bir yasadır" dendiğini aktaran Bakırhan, tam da içeriğe uygun bir yasa çıktığını söyledi.
Tuncer Bakırhan, "Şimdi ilk defa Meclis'te 467 milletvekili, ‘Artık bu meseleyi siyasetle, hukukla, Meclis zemininde çözelim.' dedi. O açıdan bu mesele önemlidir” diye konuştu.
Bu yasanın çözümün önündeki ilk adım olduğunu ifade eden Bakırhan, Meclis’te kurulan, "çerçeve yasa" kapsamındaki Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun çok önemli olduğunu belirtti.
“Kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü”
Çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin birilerini rahatsız ettiğine dikkati çeken Bakırhan, "Sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Bakın, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bu günlerde siz de takip ettiniz, kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü, belki okudunuz. İçeriğine girmeye gerek yok. Tam Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki, bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır” değerlendirmesini yaptı.
Bakırhan, operasyonlara alet olunmamasını tavsiye ederek, sabotajlar karşısında bu sürecin sahiplenilerek yürümeye devam edeceğini vurguladı.
Stadyumlardaki ırkçı tezahüratlara son verilmesini isteyen Bakırhan, "Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun. Amedspor’la Trabzonspor o sahada duruşuyla, yaklaşımıyla birlikte bu bozgunculara bir cevap versin” dedi.
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Demokratik Suriye Güçleri'nin (SDG), Suriye hükümet güçlerine entegrasyonu sürecinde kaydedilen ilerlemeyi memnuniyetle karşıladığını bildirdi.
Neçirvan Barzani, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, SDG ile Suriye hükümet güçleri arasındaki anlaşmaların uygulanması yönünde atılan adımları olumlu değerlendirdi.
"SDG'nin Suriye hükümet güçlerine entegrasyonu sürecinde kaydedilen büyük ilerlemeyi ve aralarındaki anlaşmaların uygulanması yönünde atılan adımları memnuniyetle karşılıyorum" ifadelerini kullanan Neçirvan Barzani, söz konusu gelişmenin Suriye'nin güvenlik ve istikrarının güçlendirilmesi açısından önemli olduğunu belirtti.
Neçirvan Barzani, tüm Kürt tarafları ve Suriye'deki diğer bileşenleri süreci desteklemeye ve başarılı şekilde sonuçlanmasına katkı sunmaya çağırdı.
Neçirvan Barzani'den Şara ve Abdi'ye övgü
Sürecin yürütülmesinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi'nin rolüne de değinen Neçirvan Barzani, Şara'nın sorunların çözümüne ilişkin yaklaşımını övdü.
Neçirvan Barzani açıklamasında, "Ahmed Şara'nın sorunları diyalog ve anlayış yoluyla çözme konusundaki bilge vizyonunu ve sorumlu yaklaşımını, ayrıca Suriye'yi daha iyi bir geleceğe taşıma liderliğini takdirle karşılıyor ve övüyorum" değerlendirmesinde bulundu
SDG Genel Komutanı Abdi'nin de sürecin başarıya ulaşması için gösterdiği çaba ve oynadığı rolü takdir ettiğini belirten Barzani, "Aynı zamanda Sayın Mazlum Abdi'nin bu sürecin başarısı için gösterdiği rolü ve çabaları değerli buluyorum" ifadelerini kullandı.
Neçirvan Barzani, entegrasyon sürecinin eksiksiz şekilde hayata geçirilmesini temenni ederek, bunun Suriye'de tüm vatandaşların ve bileşenlerin haklarının korunduğu yeni bir dönemin başlangıcı olması gerektiğini belirtti.
Kürdistan Bölgesi Başkanı, Suriye'nin barış, güvenlik, istikrar, kalkınma ve refaha doğru ilerlemesi temennisinde bulundu.