Yaklaşık 700 aile bugün Haseke’den Serê Kaniyê’ye (Resulayn) geri dönüyor.
Kamplarda ve göçmenlik koşullarında geçen 7 yılın ardından, Serê Kaniyê halkı için geri dönüş kapıları yeniden açılıyor. Göçmenlerin topraklarına dönüş süreci devam ederken, bugün ikinci büyük kafile yola çıkıyor. Bu adımın, uzun süren girişimler ve güvenlik garantilerinin verilmesinin ardından atıldığı belirtildi.
Haseke Valisi Nureddin Ahmed Rûdaw’a yaptığı açıklamada, yaklaşık 700 göçmen ailenin evlerine dönmesi için tüm hazırlıkların tamamlandığını bildirdi.
Serê Kaniyê Göçmen Komitesi de Haseke yakınlarındaki Serê Kaniyê Kampı’nda kalan 689 ailenin geri dönüş için hazırlandığını teyit etti. Edinilen bilgilere göre, başlangıçta 725 aile isim yazdırmış olsa da bunlardan bir kısmı özel nedenler ve iş durumları sebebiyle bu aşamada dönmekten vazgeçti.
Haseke Valisi, bu ailelerden bazılarının doğrudan şehir merkezine yerleşeceğini belirtti. Dönüş süreci; güvenlik güçleri, bölge yöneticileri, valilik temsilcileri ve yerel kuruluşlardan oluşan özel bir komitenin denetiminde yürütülüyor.
Ne olmuştu?
9 Ekim 2019’da Rojava’nın Girê Spî (Tel Abyad) ve Serê Kaniyê kentleri, Türkiye ve güdümündeki silahlı grupların kontrolüne geçmişti.
Bu askeri operasyon sonucunda Serê Kaniyê halkının yüzde 87’si, yani yaklaşık 200 bin kişi, yerini yurdunu terk ederek göç etmek zorunda kalmıştı. Göç ettirilen Kürtlerin evlerine ve köylerine; silahlı grupların aileleri, bölge dışından getirilen Araplar ve IŞİD’li aileler yerleştirilmişti. Bu göçmenleri barındırmak için Haseke ve çevresinde Serê Kaniyê ve Talaye gibi kamplar kurulmuştu.
Dönenlerin çoğunluğu Arap
Geri dönüş sürecindeki en dikkat çekici nokta, dönen ailelerin etnik yapısı. Bugün yola çıkan ailelerin çoğu, Serê Kaniyê’nin batı kırsalından, özellikle de Zirgan bölgesinden gelen Arap aşiretlerine mensup kişilerden oluşuyor.
Rûdaw muhabiri Vîviyan Fetah, 689 aileden oluşan bu büyük kafilede sadece 4 veya 5 Kürt ailesinin bulunduğuna dikkat çekti. 10 Ağustos’ta yola çıkan yaklaşık 400 ailelik ilk kafiledeki Kürt aileler, bölgeye sonradan yerleştirilen Arapların saldırısına uğramıştı. Bu olay nedeniyle bazı aileler yeniden Haseke’ye dönmek zorunda kalmıştı. Yaşanan bu saldırılar, Kürt aileler arasındaki korku ve endişeyi derinleştirerek, ikinci kafileye katılımın düşük kalmasına neden oldu.
Üçüncü kafile için hazırlık yapılacak
Serê Kaniyê Göçmen Komitesi, geri dönüş kararının gerekli güvenlik garantileri sağlandıktan sonra alındığını ifade etti. İlgili yönetim ve komiteler, bu sürecin devam etmesini planlıyor. İkinci kafilenin varışının ardından, üçüncü göçmen kafilesinin organizasyonu için hazırlıklara başlanması bekleniyor.
Yaklaşık 700 aile bugün Haseke’den Serê Kaniyê’ye (Resulayn) geri dönüyor.
Kamplarda ve göçmenlik koşullarında geçen 7 yılın ardından, Serê Kaniyê halkı için geri dönüş kapıları yeniden açılıyor. Göçmenlerin topraklarına dönüş süreci devam ederken, bugün ikinci büyük kafile yola çıkıyor. Bu adımın, uzun süren girişimler ve güvenlik garantilerinin verilmesinin ardından atıldığı belirtildi.
Haseke Valisi Nureddin Ahmed Rûdaw’a yaptığı açıklamada, yaklaşık 700 göçmen ailenin evlerine dönmesi için tüm hazırlıkların tamamlandığını bildirdi.
Serê Kaniyê Göçmen Komitesi de Haseke yakınlarındaki Serê Kaniyê Kampı’nda kalan 689 ailenin geri dönüş için hazırlandığını teyit etti. Edinilen bilgilere göre, başlangıçta 725 aile isim yazdırmış olsa da bunlardan bir kısmı özel nedenler ve iş durumları sebebiyle bu aşamada dönmekten vazgeçti.
Haseke Valisi, bu ailelerden bazılarının doğrudan şehir merkezine yerleşeceğini belirtti. Dönüş süreci; güvenlik güçleri, bölge yöneticileri, valilik temsilcileri ve yerel kuruluşlardan oluşan özel bir komitenin denetiminde yürütülüyor.
Ne olmuştu?
9 Ekim 2019’da Rojava’nın Girê Spî (Tel Abyad) ve Serê Kaniyê kentleri, Türkiye ve güdümündeki silahlı grupların kontrolüne geçmişti.
Bu askeri operasyon sonucunda Serê Kaniyê halkının yüzde 87’si, yani yaklaşık 200 bin kişi, yerini yurdunu terk ederek göç etmek zorunda kalmıştı. Göç ettirilen Kürtlerin evlerine ve köylerine; silahlı grupların aileleri, bölge dışından getirilen Araplar ve IŞİD’li aileler yerleştirilmişti. Bu göçmenleri barındırmak için Haseke ve çevresinde Serê Kaniyê ve Talaye gibi kamplar kurulmuştu.
Dönenlerin çoğunluğu Arap
Geri dönüş sürecindeki en dikkat çekici nokta, dönen ailelerin etnik yapısı. Bugün yola çıkan ailelerin çoğu, Serê Kaniyê’nin batı kırsalından, özellikle de Zirgan bölgesinden gelen Arap aşiretlerine mensup kişilerden oluşuyor.
Rûdaw muhabiri Vîviyan Fetah, 689 aileden oluşan bu büyük kafilede sadece 4 veya 5 Kürt ailesinin bulunduğuna dikkat çekti. 10 Ağustos’ta yola çıkan yaklaşık 400 ailelik ilk kafiledeki Kürt aileler, bölgeye sonradan yerleştirilen Arapların saldırısına uğramıştı. Bu olay nedeniyle bazı aileler yeniden Haseke’ye dönmek zorunda kalmıştı. Yaşanan bu saldırılar, Kürt aileler arasındaki korku ve endişeyi derinleştirerek, ikinci kafileye katılımın düşük kalmasına neden oldu.
Üçüncü kafile için hazırlık yapılacak
Serê Kaniyê Göçmen Komitesi, geri dönüş kararının gerekli güvenlik garantileri sağlandıktan sonra alındığını ifade etti. İlgili yönetim ve komiteler, bu sürecin devam etmesini planlıyor. İkinci kafilenin varışının ardından, üçüncü göçmen kafilesinin organizasyonu için hazırlıklara başlanması bekleniyor.
Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde faaliyet gösteren Mezopotamyalılar Dil ve Kültür Araştırma ve Geliştirme Derneği’ne gece saatlerinde silahlı saldırı düzenlendi.
Saldırıda dernek binasına 2 mermi isabet ederken, olayla ilgili 1 kişi gözaltına alındı.
DEM Parti Van Milletvekili ve Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, saldırıya sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla tepki gösterdi.
Sayyiğit, saldırının Kürtçeye yönelik “tahammülsüzlüğün açık bir sonucu” olduğunu belirterek faillerin bulunması çağrısında bulundu.
Sayyiğit, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Mezopotamyalılar Dil ve Kültür Araştırma ve Geliştirme Derneği’nin #Çerkezköy’de silahlı saldırıya uğraması Kürtçeye yönelik tahammülsüzlüğün açık bir sonucu. Bunu şiddetle kınarken faillerin bulunması için çağrıda bulunuyoruz. Çünkü bu tür nefret barındıran girişimler, demokratik topluma yönelik bir tehdittir.”
Kürtçenin ve anadilde eğitimin önemine de dikkat çeken Sayyiğit, Kürt dili derneklerinin yıllardır önemli bir rol üstlendiğini ifade etti.
Sayyiğit, “Anadili, varlığın kendisidir; kültürel mirasın taşıyıcısıdır” diyerek devletin anadilinde eğitim konusunda gerekli duyarlılığı göstermediğini savundu.
“Eğer Kürtçenin önü her alanda açılırsa bu toplumda normalleşmenin, toplumsal bir kabulün de yolunu açacaktır” diyen Sayyiğit, farklı dillerin ayrışmaya değil, paylaşmaya vesile olabileceğini belirtti.
Sayyiğit, anadilin görünür kılınması ve kamusal desteğin her alanda sağlanması çağrısında bulundu.
Saldırıya ilişkin soruşturma başlatılıp başlatılmadığı ve saldırıda herhangi bir kişinin yaralanıp yaralanmadığı konusunda ise henüz bilgi paylaşılmadı.
PKK farklı tarihlerde yaşamını yitiren HPG üyelerinin kimliklerini açıklamaya devam ediyor.
PKK’nin askeri kanadı HPG’nin sitesinde “Şehideme” adıyla hayatını kaybeden 99 üyesinin daha kimlik bilgilerini toplu şekilde açıkladı.Açıklanan listede yer alan Yaşar Berçelan, Jiyan Çiya, Kawa Kurtay ve Cemîl Îdir kod adlı üyelerin, 1990’lı yıllarda örgüte katılan ve çeşitli görevlerde bulunan isimlerde yer aldı. Açıklanan isimlerin büyük kısmı Batman, Hakkari, Iğdır ve Adıyaman nüfusuna kayıtlı.
PKK daha önce de Van, Diyarbakır, Cizre, Şırnak ve bazı kent nüfuslarına kayıtlı onlarca üyesinin kimliklerini açıklamıştı.
Açıklanan listede yer alan kişilerin kod adları, gerçek isimleri, doğum yerleri ile yaşamlarını yitirdikleri tarih ve yerler şöyle:
Batman
Jiyan Çiya – Saliha Kaytan – Batman – 2019 / Medya Savunma Alanları
Kawa Kurtay – Nedim Karabulak – Batman – 2019 / Medya Savunma Alanları
Cîgerxwîn Çiya – Vedat Aydın – Batman – 2 Aralık 2024 / Rojava
Bawer Çiya – Savaş Arıcı – Batman – 21 Şubat 2021
Mahîr Sason – İlyas Aslan – Batman – 2012 / Xakurkê
Mervan Çiya – Mazlum Tofur – Batman – 12 Temmuz 2021 / Garê
Munzur Pîrdoğan – Mehmet Nuri Eroğlu – Batman – 13 Mart 2019 / Qendîl
Rênas Tolhildan – İslam Şarkı – Batman – 23 Nisan 2018 / Cîlo
...
Irak Federal Hükümeti, Bakanlar Kuruluna gönderdiği resmi yazıda, Erbil ile Bağdat arasında sınır kaplarının gelirlerine ilişkin varılan anlaşmanın bir maddesini değiştirdi ve gelirlerin yüzde 100’ünün Irak'ın genel hazinesine aktarılmasını talep etti. Kürdistan Bölgesi heyeti ise bu adımı “yasalara aykırılık ve anlaşmayı engelleme” olarak nitelendirdi.
Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanı ve ASYCUDA sistemi müzakere ekibi başkanı Sami Celal, Rûdaw’ın 12.00 Bülteni’ne konuk olarak Bağdat’taki son görüşmelerin ayrıntılarını açıkladı.Celal, Kürdistan Bölgesi Başbakanı'nın talimatı doğrultusunda üç temel konuyu sonuçlandırmak üzere geçen pazartesi Bağdat’ı ziyaret ettiklerini söyledi.
Geçtiğimiz haziran ayında Erbil ile Bağdat arasında ASYCUDA sistemi konusunda 16 maddelik bir anlaşma imzalanmıştı. Sami Celal’in aktardığına göre taraflar üç konuda henüz anlaşmaya varamamış ve görüşmeler devam ediyordu.
Celal, bunları şöyle sıraladı:
“Birincisi, gayri resmi sınır kapları meselesiydi. Kürdistan Bölgesi’nde yedi sınır kapısı var. Bunlar bizim açımızdan resmi ancak Irak açısından gayri resmi kabul ediliyor. Altı sınır kapısı ise her iki taraf açısından resmi. İkincisi, gümrük muafiyeti ve yerli üretimin korunması meselesiydi. Üçüncüsü ve en büyük sorun ise sınır kaplarından elde edilen gümrük gelirlerinin kime verileceği konusuydu.”
Bağdat gelirlerin tamamını istiyor
ASYCUDA müzakere ekibi başkanı Sami Celal, görüşmeler sırasında Irak Maliye Bakanı'nın sınır kaplarından elde edilen gelirin yüzde 100'ünün Irak genel hazinesine aktarılması konusunda ısrarcı olduğunu söyledi.
Kürdistan Bölgesi heyeti ise iki öneri sundu.
Celal, önerilerini şöyle açıkladı:
“Ya Kürdistan gelirlerin yüzde 100'ünü alacak ve bunun yüzde 50'sini Bağdat'a verecek ya da ASYCUDA sistemi içerisinde iki ayrı hesap oluşturulacak. Daha sonra her iki önerinin de A ve B seçenekleri olarak yazılması ve Bakanlar Kuruluna gönderilerek orada karara bağlanması konusunda anlaştık.”
Ancak Celal, Bağdat'tan döndükten sonra resmi yazının kendilerine gönderilmesinin aylar sürdüğünü ve yazıyı aldıklarında anlaşmanın ilgili maddesinin değiştirildiğini gördüklerini belirtti.
Celal, “Üçüncü maddeyi değiştirmiş ve gelirin yüzde 100'ünün Bağdat'ın genel hazinesine aktarılması gerektiğini yazmışlar. Bu kişisel bir değişiklik ve yasalara aykırılık. Çünkü bizim bilgimiz olmadan ve Ekonomik Konsey'e yeniden danışılmadan o maddeyi değiştirmişler” dedi.
Kürdistan heyeti yüzde 50'lik payda ısrarcı
Sami Celal, son görüşmede bu değişikliğin yasalara aykırı olduğunu Bağdat tarafına ilettiklerini söyledi.
Celal'e göre Irak Başbakanı görüşmede yeni bir öneri sundu ve sınır kaplarından elde edilen gelirin tamamının Kürdistan Bölgesi'ne bırakılmasını, ancak bu gelirin tamamının maaş ödemelerinden kesilmesini önerdi.
Kürdistan Bölgesi heyeti ise bu öneriyi tamamen reddetti.
Celal, “Biz sınır kaplarının gelirlerinin yüzde 50'sini talep ediyoruz ve Kürdistan Bölgesi'nin özel koşullarının dikkate alınması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Geçici olarak 50-50 paylaşım önerisi
Kürdistan Bölgesi'nin ASYCUDA müzakere ekibi başkanı, geçici bir süre için gelirlerin yüzde 50'sinin Erbil'e, yüzde 50'sinin Bağdat'a verilmesi konusunda anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi.
Bu düzenlemenin Irak bütçe yasası uygulanıncaya kadar geçerli olabileceğini belirten Celal, Irak Bakanlar Kurulunun konuyla ilgili toplantısının bir hafta ertelendiğini de açıkladı.
ASYCUDA sisteminin ekimde uygulanması bekleniyor
Irak Gümrükler Genel Müdürü Samer Kasım, 4 Eylül 2026'da Rûdaw'a yaptığı açıklamada, Kürdistan Bölgesi ile ASYCUDA sisteminin uygulanması konusunda son aşamaya ulaştıklarını söylemişti.
Kasım, “Bu yıl ekim ayının başında sistemin uygulanması için fiili adımların atılmasını ve Kürdistan Bölgesi'ndeki çalışanlara eğitim verilmesini bekliyoruz” demişti.
Yaklaşık iki yıl süren müzakerelerin ardından, 18 Haziran 2026'da Kürdistan Bölgesi heyeti ile Irak Gümrükler Genel Müdürlüğü, sistemin Kürdistan Bölgesi'nde uygulanması için 16 maddelik mutabakat imzalamıştı.
ASYCUDA nedir?
ASYCUDA, gümrük işlemlerinin yönetilmesi ve ticaretin kolaylaştırılması amacıyla kullanılan uluslararası bir elektronik sistemdir. Sistem, sınır kaplarındaki gelirlerin düzenlenmesini, yolsuzluğun önlenmesini ve ticari işlemlerin hızlandırılmasını amaçlıyor.
Almanya’da düzenlenen Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderen Abdullah Öcalan, “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır” dedi.
Abdullah Öcalan, Dortmund’da devam eden 34. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderdi.
Abdullah Öcalan’ın mesajını “İmralı Sekretaryası” Üyesi Veysi Aktaş okudu.
Abdullah Öcalan mesajında "Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir" dedi.
Öcalan kendisine yönelik son dönemde artan eleştirilere de değinerek “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım” çağrısında bulundu.
Öcalan’ın mesajı şu şekilde:
“Kültür Konferansı’na;
Değerli dostlar, sevgili katılımcılar,
Sizleri düzenlediğiniz Kültür Festivali vesilesiyle selamlıyorum. Bu buluşmanın özgürlük arayışınıza, kültürlerin birbirini daha yakından tanımasına ve ortak bir gelecek düşüncesinin güçlenmesine katkı sunmasını diliyorum. Bugün yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Geçmişin çatışmalarını ve acılarını geride bırakırken, o yaşananlardan ders çıkararak önümüzde yeni bir yol açmak zorundayız. Bu yolun temelinde demokratik toplum, demokratik siyaset ve halkların özgürce bir arada yaşayabilmesi vardır.
“Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz”
Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz
Genel ilkedir; toplumlar yok olmaz. Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz. Meselemiz farklılıkları birbirine karşı konumlandırmak değil, her halkın kendi kimliği ve kültürüyle özgürce var olabildiği, birlikte yaşamanın mümkün olduğu demokratik bir düzen kurabilmektir.
Değerli halkımız, kıymetli katılımcılar,
“Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir”
Geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni de bu tarihsel çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir. Aynı zamanda eski bir mücadele biçiminin geride bırakılması ve yeni bir dönemin başlatılması yönünde ortaya konulan bir iradedir.
“Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur”
Peki, eski olanın yerine ne koyacağız?
Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal 34.yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir.
“Sürgüne gönderilmişlerin geri dönmesi temel görevlerdendir”
Sürgüne gönderilmiş ya da yasadışı ilan edilmişlerin topraklarına geri dönmesi, demokratik siyaset yapabilmesi ve kendi geleceğinin kurulmasına katılabilmesi önümüzdeki temel görevlerden biridir. Bunu özgürlükten vazgeçmek olarak görmek doğru değildir. Böyle bir yaklaşım, yaşanan tarihsel deneyimin ve bugün önümüzde duran ihtiyaçların doğru okunmadığını gösterir. Aksine, burada söz konusu olan, kendi tarihsel deneyimini değerlendiren, şiddet ve savaş yerine demokratik siyasetin gücünü esas alan barışçı bir dönüşümdür. Bundan sonra daha fazla siyasete, daha fazla örgütlenmeye ve daha güçlü bir demokratik mücadeleye ihtiyaç var.
“Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır”
Benim toplumculuk anlayışım da budur. Toplumun kendisini örgütleyebilmesi, devletin yerine toplumu koymak değildir. Asıl mesele, toplumu demokratik yaşamın etkin ve kurucu öznesi haline getirmektir. Bu nedenle demokratik yaşamı yalnızca parlamento ve siyasi partilerdeki temsille sınırlı görmemek gerekir. Yerel yönetimler, kültür ve eğitim alanları, kadın örgütlenmeleri, gençlik çalışmaları, kooperatifler ve insanların kendi yaşamları etrafında oluşturduğu bütün örgütlenmeler demokratik yaşamın önemli parçalarıdır. Bugün Avrupa'da olduğu gibi dünyanın birçok yerinde de karşımızdaki temel sorunlardan biri, toplumların sahip olduğu doğal ve ekonomik kaynakların toplumun rızası dışında kullanılmasıdır. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının uluslararası şirketler tarafından sınırsız biçimde tüketilmesine, yerel halkların iradesinin yok sayılmasına karşı demokratik haklarımızı kullanmalıyız. Bir bölgede maden, petrol, su ya da başka bir doğal kaynak varsa, o kaynağın nasıl kullanılacağı konusunda orada yaşayan insanların söz ve karar hakkı olmalıdır. Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır.
“Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir”
Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Neolitik kültürün en önemli merkezlerinden biri olan bu coğrafyada bugün hâlâ ciddi bir yoksulluk ve işsizlik yaşanıyor. Urfalılar dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Bu tablo bize toplumun kendi kaynakları ve kendi geleceği üzerindeki söz hakkını kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de gösteriyor.
“Kadının özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez”
Bu vesileyle kadınların kendi yaşamları üzerindeki karar hakkının da altını özellikle çizmek istiyorum. Kadının özgür olmadığı bir toplumda gerçek anlamda demokratik bir toplumdan söz edemeyiz. Kadının yaşamına ve özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez.
Demokratik çözümün bir diğer temel boyutu ise kimlik, inanç, düşünce ve kültür özgürlüğüdür. Kürtlerin ya da başka herhangi bir toplumsal grubun kendi dilini, kültürünü ve kimliğini yaşaması bir tehdit olarak görülmemelidir. Burada asıl mesele, devletin bu toplumsal gelişmenin önünü kapatmamasıdır. Devletin görevi toplumu tek bir biçime sokmak değil; farklı kimliklerin ve toplulukların demokratik ve özgür bir biçimde birlikte yaşayabileceği koşulları yaratmaktır.
“Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var”
Bugün Avrupa'daki gençlere, Türkiye'deki ve Ortadoğu'daki bütün demokratik güçlere ve mücadele eden herkese söylenmesi gereken şey şudur:
Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var.
Fakat bu mücadele artık esas olarak silahların değil; siyasetin, örgütlenmenin, kültürün, ekonominin ve toplumsal dayanışmanın mücadelesidir. Bir dönemi geride bırakırken demokratik mücadelenin alanı genişlemelidir. En güçlü savunma örgütlü toplumdur. Kendi sorunlarını çözebilen, kendi kurumlarını oluşturabilen, kendi kültürünü yaşatabilen ve demokratik siyaset yapabilen bir toplum, kendi geleceğini de daha güçlü biçimde savunabilir.
Avrupa'nın bu sürece yalnızca dışarıdan bakan bir gözlemci olarak yaklaşmaması gerektiğine inanıyorum. Avrupa'nın tarihsel deneyimi, savaşların ve ulus-devlet merkezli çatışmaların ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Ama aynı tarih, farklı kimliklerin ve halkların demokratik hukuk içinde bir arada yaşayabileceği modellerin de mümkün olduğunu ortaya koyuyor.
Bugün ihtiyacımız olan şey halkların ve inançların birbirinden ayrılması değil; kendi özgürlüklerini ve kimliklerini koruyarak demokratik bir biçimde birlikte yaşayabilmeleridir.
“Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir”
Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım.
Bunun için öncelikle güven yaratılmalıdır.
Güven olmadan hiçbir demokratik dönüşüm kalıcı hale gelemez. Bu nedenle siyasi ve hukuki düzenlemelerin geciktirilmemesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve sürecin bütün taraflarının kendisini güvende hissedebileceği koşulların oluşturulması gerekiyor. Festivalinizin bu tartışmaya katkı sunmasını, halkların birbirini daha iyi anlamasına ve birbirine yaklaşmasına vesile olmasını diliyorum.
Yeni dönemin görevi geçmişi yeniden yaşamak değil, geçmişten ders çıkararak daha özgür, daha demokratik ve birlikte yaşamanın mümkün olduğu yeni bir hayat kurmaktır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı.
Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti.
Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti.
Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi.
Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti:
“Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır.
Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır.
Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.”
“Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz”
Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti.
Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti.
Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti:
“Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.”
Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz.
Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz.
Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”
Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı.
Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.
Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi.
Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle:
“‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor.
DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek.
“Kürtçe için büyük bir adım atıldı”
Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı.
İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor.
“Yeni bir sürece giriyoruz”
Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak.
Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz.
“Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı”
Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur.
Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır.
Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır.
Efrin ve Serêkaniyê meselesi
Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor.
Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak.
“Tekrar mücadele etmeliyiz”
Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkede 27 Ekim'de gerçekleşecek seçimler öncesinde tehditlerini sürdürerek "yeteneklerine güvendiklerini ve önlerindeki ana görevin İran rejimini ortadan kaldırmak" olduğunu ileri sürdü.
İsrail Başbakanlık Ofisi'nden yapılan açıklamada, Netanyahu'nun Savunma Bakanı Yisrael Katz, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ve diğer komutanlarla Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı Kompleksi Kirya'da bir araya geldiği bildirildi.
Netanyahu, burada yaptığı konuşmada, İran tehdidini geri püskürttüklerini savunarak Tahran yönetiminin "tökezlediğini ve hiç olmadığı kadar zayıf" olduğunu iddia etti.
"Önümüzdeki ana görev İran rejimini devirmek ve bu konudaki yeteneklerimize güveniyoruz." diyen Netanyahu, bunun önlerindeki merkezi görev olarak imkansız değil ulaşılabilir ve yakın olduğunu ileri sürdü.
Netanyahu, İran'ın İsrail'in yanıtı nedeniyle kendilerine saldırmadığını iddia ederek ülke içinde birliğe sahip olduklarını savundu.
İsrail'de 27 Ekim'de yapılacak seçimler öncesinde kamuoyu yoklamaları eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un Yashar Partisi'nin yarışı önde götürdüğünü gösteriyor.
Kamuoyu yoklamalarında geriye düşen Netanyahu, dışarıya yönelik söylemlerini ve tehditlerini artırıyor.