Rojava TV’ye konuşan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed, Şam’la entegrasyon sürecinin tamamlanmasının tüm sorunların çözüldüğü anlamına...
İran istihbarat görevlileri, Merivanlı Kürt çevre aktivistinin ailesiyle yaşadığı eve baskın düzenleyerek mahkeme kararı olmaksızın tutukladı. Kaçırılan aktivist halkta korku uyandırmak amacıyla son haftalarda gerçekleştirilen bir dizi kapsamlı keyfi tutuklama dalgasına paralel olarak bilinmeyen bir yere götürdü.
Kürdistan İnsan Hakları Ağı (KHRN) tarafından bildirilen olaya göre, Devrim Muhafızları Ordusu istihbarat görevlileri 20 Ağustos'ta Merivanlı Kürt çevre aktivisti Hadi Roboseh'in evine baskın düzenledi.
KHRN’ye göre, Roboseh'in ailesi, oğullarının nerede olduğu, durumu, tutuklanma nedeni ve yeri konusundaki ısrarlı takiplerine rağmen, resmi kurumlardan hiçbir cevap alamadı.
Keyfi gözaltılar, İranlı yetkililer tarafından halk protestolarını bastırmak ve muhalefeti ezmek için “terörle mücadele” kisvesi altında uzun süredir bir araç olarak kullanılıyor.
Yetkililer; kültür ve toplum aktivistleri, dil öğretmenleri, sanatçılar ve gazeteciler de dahil olmak üzere muhalif olduğundan şüphelenilen kişileri sık sık hedef alıyor. İran’da zorla kaybedilmeler, yetkililerin halk arasında korku uyandırma çabalarının belirgin bir özelliği.
5 Kürt vatandaş tutuklandı
KHRN, Merivan'ın Kürdistan Bölgesi sınırındaki Sardoş köyünde 5 Kürt vatandaşın tutuklanmasını içeren başka bir olayı daha bildirdi.
Edinilen bilgiye göre çok sayıda araçla köye baskın düzenleyen onlarca güvenlik gücü, vatandaşları mahkeme kararı olmaksızın gözaltına aldı ve bilinmeyen yerlere götürdü.
Bu tutuklamalar, İran'ın Kürt vatandaşlar üzerindeki baskıların devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Aynı gün Kürdistan haber ajansı Kurdpa, Urmiye eyaletinin Piranşehr kentinde yaşayan 29 Kürdün, geleneksel Kürt dansı ve kıyafetlerini içeren 2024 yılındaki bir düğün törenine katıldıkları gerekçesiyle Urmiye'deki mahkeme tarafından mahkum edildiğini bildirdi.
Mahkeme, bu kişileri "dans ve sembolizm yoluyla devlete karşı propaganda yapmak" suçundan mahkum ettikten sonra, üç ay hapis veya 20 milyon tümen (yaklaşık 97 dolar) para cezası verilmesini öngören kararları onadı.
Geçen ay 62 Kürt vatandaş gözaltına alındı
Kurdpa tarafından toplanan aylık istatistiklere göre, temmuz ayında 15 şehirde en az 62 Kürt vatandaş İran güvenlik kurumları tarafından keyfi olarak gözaltına alındı. Bu tutuklamaların "büyük çoğunluğu" adli karar olmaksızın ve ev baskınları yoluyla gerçekleştirildi.
Kurdpa; gözaltına alınanlar arasında sivil ve çevre aktivistleri, eski siyasi mahkumlar, kadınlar, reşit olmayanlar, sanatçılar ve siyasi aktivistlerin aile üyelerinin bulunduğunu; birçoğunun bilinmeyen yerlere nakledildiğini ve nerede olduklarına dair bilgi verilmediğini belirtti.
Hak grubu, temmuz ayındaki tutuklamaları "günde ortalama en az iki tutuklama" şeklinde tanımlayarak, bu yüksek hacmin; ev baskınlarını, bilinmeyen yerlere nakilleri ve avukata erişim veya aile ziyaretlerinin engellenmesini kapsayan "süregelen ve sistematik bir eğilimin" göstergesi olduğunu ifade etti. Ayrıca güvenlik güçlerinin yasal yetki olmaksızın rutin olarak telefonlara el koyduğu belirtildi.
BM insan hakları uzmanları ağustos ayı başında Tahran'ı, Kürtler de dahil olmak üzere "azınlık topluluklarına yönelik giderek artan hedef almalara" son vermeye çağırdı.
Dünya piyasalarında petrol fiyatları yüzde 2’den fazla yükseldi. Artış, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki İran’a ait bir adaya saldırmasının ve Tahran’ın bu saldırıya karşılık vermesinin ardından geldi. Böylece Orta Doğu’daki çatışmalar altıncı ayına girdi.
Kuzey Denizi Brent petrolünün varil fiyatı 2,51 dolar veya yüzde 2,85 artarak 90,61 dolara yükseldi. ABD’nin Batı Teksas türü ham petrolünün (WTI) fiyatı da yüzde 2,55 artışla 85,53 dolara çıktı.
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim petrolü etkiledi
Pazar gecesi ABD güçleri, Hürmüz Boğazı'ndaki İran'a ait Lark Adası'nda bulunan iki füze fırlatma platformunu hedef aldı. Bu, geçtiğimiz temmuz ayının sonundan bu yana ABD'nin İran topraklarına yönelik duyurduğu ilk saldırı oldu.
Buna karşılık İran medyası, Devrim Muhafızları Ordusuna dayandırdığı haberlerde Tahran'ın Ürdün'deki iki ABD hava üssüne saldırı düzenlediğini bildirdi.
IG şirketinin finans piyasaları analisti Tony Sycamore, "Görünen o ki gerilimlerin tırmanmasında yeni bir aşamadayız. Bu durumun ne kadar süreceğini bilmek imkânsız. Birkaç gün veya birkaç hafta sürebilir." dedi.
Sycamore ayrıca teknik grafiklerin, savaşın tırmanması ve WTI petrolünün 85,80-85,90 dolar seviyesindeki direnci aşması halinde daha fazla yükselişin önünün açılabileceğini gösterdiğini belirtti.
Petrol fiyatının önce geçen haftanın en yüksek seviyesi olan 87,69 dolara, ardından temmuz ayının en yüksek seviyesi olan 93,50 dolara ulaşabileceği öngörülüyor.
Savaşın sona erdirilmesine yönelik görüşmeler çıkmaza girdi
Öte yandan savaşı sona erdirmeye yönelik müzakereler çıkmaza girdi.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD'nin İran'a yönelik her hafta yeni yaptırımlar uygulamasının beklendiğini açıkladı. Söz konusu yaptırımların, İran İslam Cumhuriyeti'nin dolara dayalı küresel finans sisteminden bağlantısını tamamen koparmayı amaçladığı belirtildi.
Petrol fiyatları bugün yükselse de Brent ve WTI petrolünün ağustos ayında sınırlı bir düşüş kaydetmesi bekleniyor. Her iki petrol türünün fiyatı geçen hafta yaklaşık yüzde 4 gerilemişti.
ANZ Bankası uzmanları, yatırımcılara yönelik bir notta, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda bir anlaşmaya varılmasının yolunun belirsiz olduğunu belirtti. Ancak petrol akışının boğaz üzerinden devam etmesinin, petrol arzının kesintiye uğrayacağı yönündeki endişeleri bir ölçüde kontrol altına aldığı ifade edildi.
Hürmüz'den geçen tanker sayısı azaldı
Denizcilik verileri, hafta sonunda Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi sayısının günde 5'e kadar düştüğünü gösterdi. Bunun, saldırı korkusu nedeniyle gemilerin boğazdan büyük bir dikkatle geçtiğine işaret ettiği belirtildi.
İngiltere Deniz Ticari Operasyonlar Birimi (UKMTO) de cumartesi günü bir petrol tankerinin körfeze giriş yaptığı sırada bilinmeyen bir cisim tarafından çarpıldığını açıkladı.
Trump: Venezuela petrolü stratejik rezerv için kullanılacak
ABD'de ise Donald Trump, yeni bir anlaşma kapsamında Venezuela'dan gelecek petrolün ülkenin stratejik petrol rezervlerini doldurmak için kullanılacağını açıkladı.
ABD'nin stratejik petrol rezervlerinin şu anda son 44 yılın en düşük seviyesinde olduğu belirtildi.
Rojava Üniversitesi, Suriye Eğitim Bakanlığı’nın Kürtçe ders saatlerini haftada 4 saate düşürme kararını sert bir dille eleştirdi. Üniversite, bu adımı "eğitim sisteminin gelişimini engelleyen bir gerileme" olarak nitelendirdi.
Suriye hükümetinin eğitim müfredatında Kürtçe derslerini kısıtlama kararına Rojava Üniversitesi’nden akademik bir itiraz geldi.
Üniversite yönetimi tarafından Kürtçe ve Arapça yayımlanan açıklamada, söz konusu kararın bölgedeki 12 yıllık bilimsel birikimi ve eğitim kalitesini tehdit ettiği vurgulandı.
“Kürtçe sadece edebiyat değil, tıp ve mühendislik dilidir”
Açıklamada, son 12 yılda Rojava Kürdistanı’nda Kürtçenin eğitimin her aşamasında temel dil olarak kabul edildiği ve büyük bir tecrübe edinildiği hatırlatıldı. Kararın akademik gerçeklerle bağdaşmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
"Anadil kullanımı sadece edebi bölümlerle sınırlı kalmamış; tıp, matematik, fizik, kimya ve mühendislik gibi bilim dallarında da dersler başarıyla Kürtçe verilmiştir. Kürtçenin haftada sadece 3 saate indirilmesi, öğrencilerin anlama ve analiz yeteneğini zayıflatacak, 12 yıllık kazanımları ortadan kaldıracaktır."
Uluslararası standartlar vurgusu
Eğitimde anadilin önemine dikkat çeken üniversite, Şam yönetiminin bu hamlesinin anadilde eğitimi teşvik eden uluslararası eğitim sözleşmelerine ve normlarına aykırı olduğunu vurguladı.
Açıklamada, bu kararın öğrencilerin geleceği üzerinde ciddi akademik riskler oluşturacağı uyarısı yapıldı.
Çözüm önerisi: Çift dilli eğitim modeli
Rojava Üniversitesi, Kürtçe derslerini kısıtlamak yerine daha modern ve bilimsel bir çözüm olarak "çift dilli eğitim" (bilingual) modelini önerdi.
Dünya genelinde kabul gören bu modelle; fen ve sosyal bilimlerin hem Kürtçe hem de Arapça verilerek öğrencilerin dilsel haklarının korunabileceği ve toplumsal uyumun güçlendirilebileceği ifade edildi.
Şam’a çağrı: Kararı gözden geçirin
Anadilde eğitimin hem akademik hem de temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayan Rojava Üniversitesi, Şam yönetimine ve ilgili makamlara çağrıda bulunarak Kürtçe derslerini azaltma kararının yeniden gözden geçirilmesini talep etti.
Üniversite, eğitim kalitesini korumak ve öğrencilerin geleceğini güvence altına almak için son 12 yılda elde edilen kazanımların savunulması gerektiğini belirtti.
Siyasetçi Mehdi Zana, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.
Kürt siyasetinin tanınmış ismi ve Diyarbakır eski Belediye Başkanı Mehdi Zana tedavi gördüğü hastanede 86 yaşında yaşamını yitirdi.
Zana KOAH hastalığı teşhisiyle kısa süre önce Diyarbakır'da bir hastanede yoğun bakıma alınmıştı.
Mehdi Zana bugün saat 18:35 sularında çoklu organ yetmezliğine bağlı yaşamını yitirdiği kaydedildi.
Rûdaw’a konuşan yakınları Zana’nın yarın öğlen vakti Yeniköy mezarlığına defnedileceğini söyledi.
Aileden yapılan açıklamaya göre Mehdi Zana’nın cenazesi, saat 13.00’te Ulu Cami’de kılınacak cenaze namazının ardından Yeniköy Mezarlığı’nda defnedilecek. Defin işleminin ardından Liceliler Yas Evi’nde taziyeler kabul edilecek.
Mehdi Zana kimdir?
20 Aralık 1940 tarihinde Diyarbakır’ın Silvan(Ferqin) ilçesinde dünyaya gelen Mehdi Zana “Bilici” olan soyadını sonradan, bu sözcüğün Kürtçe karşılığı olan “Zana” ile değiştirdi.
Mehdi Zana, 1977-1980 yılları arasında Diyarbakır Belediye Başkanlığı yapmış, Kürt siyasi hareketinin en önemli figürlerinden Kürt siyasetçi, aktivist ve yazar olarak öne çıkan bir isimdi. Yaşamını Kürtlerin meşru haklarının elde edilmesine adadı.
Siyasi Hayatı ve Belediye Başkanlığı
TİP Dönemi: Siyasi kariyerine 1963 yılında Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) katılarak başladı ve 1965'te partinin Silvan ilçe başkanı oldu.
Diyarbakır Belediye Başkanlığı: 1977 yerel seçimlerinde bağımsız aday olarak Diyarbakır Belediye Başkanı seçildi ve bu görevi 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar sürdürdü.
Cezaevi Yılları ve Sürgün
Diyarbakır Cezaevi Dönemi: 12 Eylül askeri darbesinin ardından tutuklandı. Ağır işkencelerin yaşandığı dönemin ünlü Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'nde uzun yıllar hapis yattı.
Hayatının toplam 16 yılını cezaevinde geçirdi. Kürdistan Sosyalist Partisi (KSP / Özgürlük Yolu) ve DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) çizgisiyle bağlantılı faaliyetleri, "bölücülük" ve "Kürt propagandası yapmak" iddialarıyla açılan ana davalardan yargılandı.
Avrupa ve Sürgün Hayatı: Cezaevinden çıktıktan sonra uzun yıllar İsveç ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinde siyasi mülteci olarak yaşadı. 2004 yılında Türkiye'ye geri dönüş yaptı.
Aile Hayatı ve Eserleri
Evliliği: Türkiye'nin ilk Kürt kadın milletvekillerinden biri olan ve uluslararası alanda Sakharov Düşünce Ödülü sahibi olan Leyla Zana ile 1975 yılında evlenmiş, bu evlilikten iki çocukları dünyaya gelmişti.
Kitapları: Cezaevi anılarını ve Kürt siyasi mücadelesini anlatan birçok kitap kaleme almıştır. Bekle Diyarbakır (1991), Vahşetin Günlüğü - Diyarbakır Zindanlarından (1992), Sevgili Leyla - Uzun Bir Sürgündü O Gece (anı, 1995), Zelâl Yeniden Doğuş (1996).
Irak'taki Şii silahlı gruplardan Seyyidü'ş Şüheda Tugayları, silahların devlet kontrolüne alınması sürecine katılmaya hazır olduğunu, ancak bunun için 10 şartın yerine getirilmesi gerektiğini bildirdi.
Seyyidü'ş Şüheda Tugayları Genel Sekreterliği tarafından yayımlanan bildiride, ABD güçlerinin Irak'tan çekilmesi, Irak'ın kuzeyinde konuşlu Türk askerlerinin Türkiye sınırlarına çekilmesi, PKK mensuplarının Irak topraklarından çıkarılması ve Kürdistan Bölgesi'ndeki sınır kapılarının federal hükümetin denetimine verilmesi gibi şartlar öne sürüldü.
Bildiride, şartların yerine getirilmesi halinde silahların devlet kurumlarıyla birleştirileceği ifade edilerek, "Eğer bu gerekçeler ortadan kalkarsa gereklilik de ortadan kalkar. Ancak ihtiyaç duyulduğunda silah geri dönebilir ve o zaman bunu engelleyecek hiçbir güç yoktur" denildi.
Silah bırakma için 10 şart
Grubun açıkladığı şartlar şöyle sıralandı:
ABD güçlerinin çekilmesi: ABD'nin Irak'tan kara, deniz ve hava yoluyla tamamen çekilmesi ve herhangi bir isim altında ülkedeki varlığının sona erdirilmesi.
Haşdi Şabi Yasası: Haşdi Şabi mensupları, şehitler ve gazilerin haklarını ve onurlarını güvence altına alacak yasal düzenlemenin onaylanması.
Tam egemenlik: Irak'ın kuzeyinden güneyine tüm topraklarında federal güvenlik güçlerinin egemenliğinin sağlanması.
Hava sahasının kontrolü: Irak hava sahası üzerindeki devlet egemenliğinin tesis edilmesi ve dış saldırılara karşı kullanılacak, karar yetkisi Irak'a ait gelişmiş bir hava savunma sisteminin kurulması.
PKK mensuplarının çıkarılması: Türkiye'nin Irak topraklarına yönelik saldırı gerekçelerinin ortadan kaldırılması amacıyla PKK mensuplarının ülkeden çıkarılması.
Türk askerlerinin çekilmesi: Irak'ın kuzeyinde konuşlu Türk askerlerinin Türkiye sınırlarına çekilmesi.
Sınırların federal güçlerce kontrolü: Kürdistan Bölgesi'ndeki sınırların Irak ordusu tarafından kontrol edilmesi ve sınır kapılarının federal hükümetin denetimine verilmesi.
İranlı muhalif grupların çıkarılması: Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılarda kullanılmasının önlenmesi amacıyla İranlı muhalif grupların Kürdistan Bölgesi'ndeki yerleşimlerinden çıkarılması.
Ekonomik bağımsızlık: Irak'ın mali ve ekonomik kararlarının ABD etkisinden çıkarılması ve tam ekonomik egemenliğin sağlanması.
Siyasi bağımsızlık: Irak'ın siyasi kararlarının ABD etkisinden arındırılması, ABD'nin içişlerine müdahalesinin sona erdirilmesi ve ülkedeki ABD temsilciliğinin rolünün sınırlandırılması.
Grup, söz konusu şartların ülkenin çıkarlarının korunması ve karşı karşıya olduğu tehditlerle mücadele amacı taşıdığını belirtti.
Seyyidü'ş Şüheda Tugayları
Seyyidü'ş Şüheda Tugayları, Haşdi Şabi bünyesindeki 14. Tugay olarak biliniyor. Ebu Ala el-Velai'nin liderliğindeki grup, İran'a yakınlığıyla bilinen Şii silahlı gruplar arasında yer alıyor. Grup, 2013 yılında Ketaib Hizbullah'tan ayrılan bir yapı olarak ortaya çıktı. .
Rudaw
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rojava’da Kürtlerle Şam yönetimi arasında varılan uzlaşmaya dair, “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu” dedi.
Bakırhan Resmi Gazete'de yayımlanan çerçeve yasaya ilişkin de “Silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Urfa’da düzenlenen halk buluşmasında konuştu.
Hiçbir sözün evlat acısını gideremediğine dikkati çeken Bakırhan, “Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Anneleri’nin, Cumartesi Anneleri’nin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir” diye konuştu.
“Meclis’te tarihi bir yasa geçti”
Çerçeve yasaya dair de görüşlerini paylaşan Bakırhan, özetle şunları söyledi:
"İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına 'bilinmeyen dil' diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir.
“Taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz”
Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil.
“Diyor ki Selahattinler, Figenler dışarı çıkacak”
Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK'nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı.
Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve Meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt'ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt'ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi'nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı.”
“Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu”
Şimdi gelelim Rojava'ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam'da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye'nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte.”
“Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu”
“Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye'nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye'de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor.
“Bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var”
Kobani'de, Afrin'de değil, Halep'te de Şam'da da Suriye'nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz.”
Türkiye Adalet Bakanı Akın Gürlek, Gülistan Doku'nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gerçekleştirilen 5'inci dalga operasyonda 10 şüphelinin gözaltına alındığını duyurdu.
Bakan Gürlek, sosyal medyadan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Adalet ve İçişleri Bakanlıklarımızın güçlü koordinasyonu; Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızın etkin iş birliğiyle faili meçhul suçları aydınlatmaya devam ediyoruz. Güncel teknolojik imkânlar ve elde edilen yeni deliller ışığında bugün iki önemli dosyada daha kritik gelişmelere ulaştık.
Gülistan Doku soruşturmasında yeni tespitler
Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızın koordinasyonunda yürütülen soruşturma kapsamında bugün 5. dalga operasyon gerçekleştirildi ve 10 şüpheli gözaltına alındı.
Soruşturmada; Gülistan’ın son görüldüğü köprü ve zaman dilimine ilişkin PTS ve iletişim kayıtlarında yeni bulgulara, kaybolmasının ardından Doku'nun Instagram hesabına gerçekleştirilen şüpheli erişim/işlemlere ve su altı arama çalışmalarına ilişkin dikkat çekici tespitlere ulaşıldı.
Adli makamlardan gizlendiği belirlenen dalgıç defterindeki kayıtlarla resmî arama tutanaklarının uyuşmadığı tespit edildi. Gülistan’a ait bazı kişisel eşyaların, intihar ihtimalini destekleyen bir görüntü oluşturmak amacıyla su altına sonradan yerleştirilmiş olabileceğine ilişkin bulgulara ulaşıldı.
Dede Baltacı cinayetinde 4 tutuklama
İkinci önemli gelişmesi ise 18 yıldır faili belirlenemeyen Dede Baltacı cinayetinde yaşandı. 2008 yılında Şereflikoçhisar’da ölü bulunan Baltacı’nın dosyası, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımızın koordinasyonunda Şereflikoçhisar Cumhuriyet Başsavcılığımız ve Şereflikoçhisar İlçe Jandarma Komutanlığımızın yürüttüğü çalışmalarla yeniden incelendi.
Daraltılmış baz çalışması, HTS kayıtları, Adli Tıp raporu ve bu verilerle uyumlu tanık beyanı sonucunda cinayetin failleri olduğu değerlendirilen 5 şüpheli tespit edildi. Gerçekleştirilen operasyonun ardından F.K., R.K., A.Ö. ve F.E. tutuklandı; cezaevinde bulunan M.K. hakkında ise adli kontrol kararı verildi.
Aradan kaç yıl geçerse geçsin hiçbir faili meçhul dosyanın peşini bırakmayacağız. Cumhuriyet Başsavcılıklarımız, Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızla güçlü koordinasyon içerisinde, teknolojinin ve bilimin bütün imkânlarını kullanarak gerçeği ortaya çıkarmaya devam edeceğiz.
Ucu nereye giderse gitsin, suçlular er ya da geç adalet önünde hesap verecektir.