30 Ağustos 2026
21.1 C
İstanbul

Gülistan Doku soruşturmasında 10 gözaltı daha

Türkiye Adalet Bakanı Akın Gürlek, Gülistan Doku'nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gerçekleştirilen 5'inci dalga operasyonda 10 şüphelinin gözaltına alındığını duyurdu. Bakan Gürlek, sosyal medyadan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Adalet ve İçişleri Bakanlıklarımızın güçlü koordinasyonu; Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızın etkin iş birliğiyle faili meçhul suçları aydınlatmaya devam ediyoruz. Güncel teknolojik imkânlar ve elde edilen yeni deliller ışığında bugün iki önemli dosyada daha kritik gelişmelere ulaştık. Gülistan Doku soruşturmasında yeni tespitler Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızın koordinasyonunda yürütülen soruşturma kapsamında bugün 5. dalga operasyon gerçekleştirildi ve 10 şüpheli gözaltına alındı. Soruşturmada; Gülistan’ın son görüldüğü köprü ve zaman dilimine ilişkin PTS ve iletişim kayıtlarında yeni bulgulara, kaybolmasının ardından Doku'nun Instagram hesabına gerçekleştirilen şüpheli erişim/işlemlere ve su altı arama çalışmalarına ilişkin dikkat çekici tespitlere ulaşıldı. Adli makamlardan gizlendiği belirlenen dalgıç defterindeki kayıtlarla resmî arama tutanaklarının uyuşmadığı tespit edildi. Gülistan’a ait bazı kişisel eşyaların, intihar ihtimalini destekleyen bir görüntü oluşturmak amacıyla su altına sonradan yerleştirilmiş olabileceğine ilişkin bulgulara ulaşıldı. Dede Baltacı cinayetinde 4 tutuklama İkinci önemli gelişmesi ise 18 yıldır faili belirlenemeyen Dede Baltacı cinayetinde yaşandı. 2008 yılında Şereflikoçhisar’da ölü bulunan Baltacı’nın dosyası, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımızın koordinasyonunda Şereflikoçhisar Cumhuriyet Başsavcılığımız ve Şereflikoçhisar İlçe Jandarma Komutanlığımızın yürüttüğü çalışmalarla yeniden incelendi. Daraltılmış baz çalışması, HTS kayıtları, Adli Tıp raporu ve bu verilerle uyumlu tanık beyanı sonucunda cinayetin failleri olduğu değerlendirilen 5 şüpheli tespit edildi. Gerçekleştirilen operasyonun ardından F.K., R.K., A.Ö. ve F.E. tutuklandı; cezaevinde bulunan M.K. hakkında ise adli kontrol kararı verildi. Aradan kaç yıl geçerse geçsin hiçbir faili meçhul dosyanın peşini bırakmayacağız. Cumhuriyet Başsavcılıklarımız, Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızla güçlü koordinasyon içerisinde, teknolojinin ve bilimin bütün imkânlarını kullanarak gerçeği ortaya çıkarmaya devam edeceğiz. Ucu nereye giderse gitsin, suçlular er ya da geç adalet önünde hesap verecektir.

Ortadoğu

Çok Okunanlar

Vefat eden Kürt siyasetçi Mehdi Zana kimdir?

Siyasetçi Mehdi Zana, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.  Kürt siyasetinin tanınmış ismi ve Diyarbakır eski Belediye Başkanı Mehdi Zana tedavi gördüğü hastanede 86 yaşında yaşamını yitirdi. Zana KOAH hastalığı teşhisiyle kısa süre önce Diyarbakır'da bir hastanede yoğun bakıma alınmıştı. Mehdi Zana bugün saat 18:35 sularında çoklu organ yetmezliğine bağlı yaşamını yitirdiği kaydedildi. Rûdaw’a konuşan yakınları Zana’nın  yarın öğlen vakti Yeniköy mezarlığına defnedileceğini söyledi. Aileden yapılan açıklamaya göre Mehdi Zana’nın cenazesi, saat 13.00’te Ulu Cami’de kılınacak cenaze namazının ardından Yeniköy Mezarlığı’nda defnedilecek.  Defin işleminin ardından Liceliler Yas Evi’nde taziyeler kabul edilecek. Mehdi Zana kimdir? 20 Aralık 1940 tarihinde Diyarbakır’ın Silvan(Ferqin) ilçesinde dünyaya gelen Mehdi Zana “Bilici” olan soyadını sonradan, bu sözcüğün Kürtçe karşılığı olan “Zana” ile değiştirdi. Mehdi Zana, 1977-1980 yılları arasında Diyarbakır Belediye Başkanlığı yapmış,  Kürt siyasi hareketinin en önemli figürlerinden Kürt siyasetçi, aktivist ve yazar olarak öne çıkan bir isimdi. Yaşamını Kürtlerin meşru haklarının elde edilmesine adadı. Siyasi Hayatı ve Belediye Başkanlığı TİP Dönemi: Siyasi kariyerine 1963 yılında Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) katılarak başladı ve 1965'te partinin Silvan ilçe başkanı oldu. Diyarbakır Belediye Başkanlığı: 1977 yerel seçimlerinde bağımsız aday olarak Diyarbakır Belediye Başkanı seçildi ve bu görevi 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar sürdürdü. Cezaevi Yılları ve Sürgün Diyarbakır Cezaevi Dönemi: 12 Eylül askeri darbesinin ardından tutuklandı. Ağır işkencelerin yaşandığı dönemin ünlü Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'nde uzun yıllar hapis yattı. Hayatının toplam 16 yılını cezaevinde geçirdi. Kürdistan Sosyalist Partisi (KSP / Özgürlük Yolu) ve DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) çizgisiyle bağlantılı faaliyetleri, "bölücülük" ve "Kürt propagandası yapmak" iddialarıyla açılan ana davalardan yargılandı.  Avrupa ve Sürgün Hayatı: Cezaevinden çıktıktan sonra uzun yıllar İsveç ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinde siyasi mülteci olarak yaşadı. 2004 yılında Türkiye'ye geri dönüş yaptı. Aile Hayatı ve Eserleri Evliliği: Türkiye'nin ilk Kürt kadın milletvekillerinden biri olan ve uluslararası alanda Sakharov Düşünce Ödülü sahibi olan Leyla Zana ile 1975 yılında evlenmiş, bu evlilikten iki çocukları dünyaya gelmişti. Kitapları: Cezaevi anılarını ve Kürt siyasi mücadelesini anlatan birçok kitap kaleme almıştır. Bekle Diyarbakır (1991), Vahşetin Günlüğü - Diyarbakır Zindanlarından (1992), Sevgili Leyla - Uzun Bir Sürgündü O Gece (anı, 1995), Zelâl Yeniden Doğuş (1996).

Seyyidü’ş Şüheda Tugayları silah bırakmak için 10 şart koştu: Türkiye de listede

Irak'taki Şii silahlı gruplardan Seyyidü'ş Şüheda Tugayları, silahların devlet kontrolüne alınması sürecine katılmaya hazır olduğunu, ancak bunun için 10 şartın yerine getirilmesi gerektiğini bildirdi. Seyyidü'ş Şüheda Tugayları Genel Sekreterliği tarafından yayımlanan bildiride, ABD güçlerinin Irak'tan çekilmesi, Irak'ın kuzeyinde konuşlu Türk askerlerinin Türkiye sınırlarına çekilmesi, PKK mensuplarının Irak topraklarından çıkarılması ve Kürdistan Bölgesi'ndeki sınır kapılarının federal hükümetin denetimine verilmesi gibi şartlar öne sürüldü. Bildiride, şartların yerine getirilmesi halinde silahların devlet kurumlarıyla birleştirileceği ifade edilerek, "Eğer bu gerekçeler ortadan kalkarsa gereklilik de ortadan kalkar. Ancak ihtiyaç duyulduğunda silah geri dönebilir ve o zaman bunu engelleyecek hiçbir güç yoktur" denildi. Silah bırakma için 10 şart Grubun açıkladığı şartlar şöyle sıralandı: ABD güçlerinin çekilmesi: ABD'nin Irak'tan kara, deniz ve hava yoluyla tamamen çekilmesi ve herhangi bir isim altında ülkedeki varlığının sona erdirilmesi. Haşdi Şabi Yasası: Haşdi Şabi mensupları, şehitler ve gazilerin haklarını ve onurlarını güvence altına alacak yasal düzenlemenin onaylanması. Tam egemenlik: Irak'ın kuzeyinden güneyine tüm topraklarında federal güvenlik güçlerinin egemenliğinin sağlanması. Hava sahasının kontrolü: Irak hava sahası üzerindeki devlet egemenliğinin tesis edilmesi ve dış saldırılara karşı kullanılacak, karar yetkisi Irak'a ait gelişmiş bir hava savunma sisteminin kurulması. PKK mensuplarının çıkarılması: Türkiye'nin Irak topraklarına yönelik saldırı gerekçelerinin ortadan kaldırılması amacıyla PKK mensuplarının ülkeden çıkarılması. Türk askerlerinin çekilmesi: Irak'ın kuzeyinde konuşlu Türk askerlerinin Türkiye sınırlarına çekilmesi. Sınırların federal güçlerce kontrolü: Kürdistan Bölgesi'ndeki sınırların Irak ordusu tarafından kontrol edilmesi ve sınır kapılarının federal hükümetin denetimine verilmesi. İranlı muhalif grupların çıkarılması: Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılarda kullanılmasının önlenmesi amacıyla İranlı muhalif grupların Kürdistan Bölgesi'ndeki yerleşimlerinden çıkarılması. Ekonomik bağımsızlık: Irak'ın mali ve ekonomik kararlarının ABD etkisinden çıkarılması ve tam ekonomik egemenliğin sağlanması. Siyasi bağımsızlık: Irak'ın siyasi kararlarının ABD etkisinden arındırılması, ABD'nin içişlerine müdahalesinin sona erdirilmesi ve ülkedeki ABD temsilciliğinin rolünün sınırlandırılması. Grup, söz konusu şartların ülkenin çıkarlarının korunması ve karşı karşıya olduğu tehditlerle mücadele amacı taşıdığını belirtti. Seyyidü'ş Şüheda Tugayları Seyyidü'ş Şüheda Tugayları, Haşdi Şabi bünyesindeki 14. Tugay olarak biliniyor. Ebu Ala el-Velai'nin liderliğindeki grup, İran'a yakınlığıyla bilinen Şii silahlı gruplar arasında yer alıyor. Grup, 2013 yılında Ketaib Hizbullah'tan ayrılan bir yapı olarak ortaya çıktı. .  Rudaw

Bakırhan: Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rojava’da Kürtlerle Şam yönetimi arasında varılan uzlaşmaya dair, “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu” dedi. Bakırhan Resmi Gazete'de yayımlanan çerçeve yasaya ilişkin de “Silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır” dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Urfa’da düzenlenen halk buluşmasında konuştu. Hiçbir sözün evlat acısını gideremediğine dikkati çeken Bakırhan, “Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Anneleri’nin, Cumartesi Anneleri’nin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir” diye konuştu. “Meclis’te tarihi bir yasa geçti” Çerçeve yasaya dair de görüşlerini paylaşan Bakırhan, özetle şunları söyledi: "İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına 'bilinmeyen dil' diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir. “Taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz” Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil. “Diyor ki Selahattinler, Figenler dışarı çıkacak” Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK'nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı. Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve Meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt'ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt'ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi'nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı.” “Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu” Şimdi gelelim Rojava'ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam'da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye'nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte.” “Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye'nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye'de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor. “Bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var” Kobani'de, Afrin'de değil, Halep'te de Şam'da da Suriye'nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz.”

İhsan Kaçar: Mazlum Kobani’nin atanmasına ve tartışmalara ilişkin, ‘Haksız ve haklı’ eleştriler üzerine

Mazlum Kobani’nin atanmasıyla ilgili tartışmalarda, öncelikle doğru bir tanımlama...

Gülistan Doku soruşturmasında 10 gözaltı daha

Türkiye Adalet Bakanı Akın Gürlek, Gülistan Doku'nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gerçekleştirilen 5'inci dalga operasyonda 10 şüphelinin gözaltına alındığını duyurdu. Bakan Gürlek, sosyal medyadan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Adalet ve İçişleri Bakanlıklarımızın güçlü koordinasyonu; Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızın etkin iş birliğiyle faili meçhul suçları aydınlatmaya devam ediyoruz. Güncel teknolojik imkânlar ve elde edilen yeni deliller ışığında bugün iki önemli dosyada daha kritik gelişmelere ulaştık. Gülistan Doku soruşturmasında yeni tespitler Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızın koordinasyonunda yürütülen soruşturma kapsamında bugün 5. dalga operasyon gerçekleştirildi ve 10 şüpheli gözaltına alındı. Soruşturmada; Gülistan’ın son görüldüğü köprü ve zaman dilimine ilişkin PTS ve iletişim kayıtlarında yeni bulgulara, kaybolmasının ardından Doku'nun Instagram hesabına gerçekleştirilen şüpheli erişim/işlemlere ve su altı arama çalışmalarına ilişkin dikkat çekici tespitlere ulaşıldı. Adli makamlardan gizlendiği belirlenen dalgıç defterindeki kayıtlarla resmî arama tutanaklarının uyuşmadığı tespit edildi. Gülistan’a ait bazı kişisel eşyaların, intihar ihtimalini destekleyen bir görüntü oluşturmak amacıyla su altına sonradan yerleştirilmiş olabileceğine ilişkin bulgulara ulaşıldı. Dede Baltacı cinayetinde 4 tutuklama İkinci önemli gelişmesi ise 18 yıldır faili belirlenemeyen Dede Baltacı cinayetinde yaşandı. 2008 yılında Şereflikoçhisar’da ölü bulunan Baltacı’nın dosyası, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımızın koordinasyonunda Şereflikoçhisar Cumhuriyet Başsavcılığımız ve Şereflikoçhisar İlçe Jandarma Komutanlığımızın yürüttüğü çalışmalarla yeniden incelendi. Daraltılmış baz çalışması, HTS kayıtları, Adli Tıp raporu ve bu verilerle uyumlu tanık beyanı sonucunda cinayetin failleri olduğu değerlendirilen 5 şüpheli tespit edildi. Gerçekleştirilen operasyonun ardından F.K., R.K., A.Ö. ve F.E. tutuklandı; cezaevinde bulunan M.K. hakkında ise adli kontrol kararı verildi. Aradan kaç yıl geçerse geçsin hiçbir faili meçhul dosyanın peşini bırakmayacağız. Cumhuriyet Başsavcılıklarımız, Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızla güçlü koordinasyon içerisinde, teknolojinin ve bilimin bütün imkânlarını kullanarak gerçeği ortaya çıkarmaya devam edeceğiz. Ucu nereye giderse gitsin, suçlular er ya da geç adalet önünde hesap verecektir.

Trump, Venezuela ile “dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını” yaptıklarını açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela ile "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasına" vardıklarını ve Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladıklarını belirtti. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth'in Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez ile konu hakkında yakın şekilde çalıştığını kaydetti. ABD'nin, özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını aktaran Trump, "Venezuela ile dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasına az önce imza attık!" ifadesini kullandı. Trump, anlaşmanın ABD'nin petrol rezervlerini iki katından fazla artıracağını ve ülkenin petrol arzını önemli ölçüde güçlendireceğini savundu.

Netanyahu: Çatışma arayışında değilim, Güneye geldiğini görmek istemiyorum

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Türkiye ile olası bir çatışma ihtimaline ilişkin soruyu İsrail televizyonunda ilk kez doğrudan yanıtladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail televizyonuna verdiği röportajda Türkiye ile olası çatışma ihtimalinden Suriye'deki gelişmelere ve Gazze'ye yönelik saldırılara kadar Tel Aviv yönetiminin bölgesel politikalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.    “Çatışma arayışında değilim”   Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında olmadığını söyleyen Netanyahu, İsrail'in güvenliği için askeri kapasitesini sürekli geliştirmesi gerektiğini ifade etti.     "Çatışma arayışında değilim" diyen Netanyahu, İsrail'in güçlü askeri kabiliyetlere sahip olması gerektiğini belirtti. Netanyahu, "Çünkü niyetler değişir; özellikle de zayıf olduğunuzda. Zayıfsanız size saldırırlar, güçlüyseniz size saygı duyarlar. Barışı da güçlü olanlarla yaparlar. Bu nedenle gücümüzü sürekli artırmak zorundayız" ifadelerini kullandı. Bölgedeki güç dengelerinin değiştiğini ileri süren Netanyahu, "Bir güç zayıflıyor, başka bir güç yükseliyor. Ancak yükselmesi gereken en önemli güç bizimki olmalı" dedi. Türkiye'ye açık mesaj: Güneye geldiğini görmek istemiyorum Suriye'deki gelişmelere de değinen Netanyahu, İsrail'in bu ülkede bir "güvenlik bölgesi" kurmaya karar verdiğini açıkladı.    Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin de bulunduğunu belirten Netanyahu, Ankara'nın daha güneye ilerlemesini istemediklerini açıkça ifade etti. Netanyahu, "Türkiye'nin güneye geldiğini görmek istemiyorum" dedi.   İsrail Başbakanı, Suriye'deki Türk askerlerinin konuşlanmasına ilişkin mesajların ABD aracılığıyla, farklı kanallar üzerinden ve doğrudan Şam yönetimine iletildiğini vurguladı. Netanyahu, Suriye'de daha önce belirli bir statükonun bulunduğunu ifade ederek bu düzenin değiştiğini veya değiştirilmeye çalışıldığını iddia etti.      "Mesajımızı kinetik yollarla vermek zorunda kaldık"   Netanyahu, İsrail'in Suriye'deki askeri havalimanına yönelik saldırısına ilişkin de açıklamalarda bulundu. İsrail Başbakanı, "Görünüşe göre mesajımızı almamışlardı. Bizim tabirimizle 'kinetik yollarla' mesaj vermek zorunda kaldık" dedi.    İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğusunda bulunan terk edilmiş Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.   Suriyeli bir yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirtmişti. Saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumda bulunan bir yapının hedef alındığı kaydedilmişti. Saldırıda can kaybı veya yaralanma olup olmadığına ilişkin ise bilgi paylaşılmamıştı.  

Karayılan açıkladı: Bugüne kadar kaç PKK’li hayatını kaybetti

PKK’li Karayılan, “savaş koşulları nedeniyle yaşanan PKK’lilerin kimliklerinin zamanında açıklama imkanları olmadığını belirtti. Hayatını kaybeden PKK’lilerin sayısına ilişkin bilgi veren Karayılan, “1976’dan 2026’ya kadar 25 bin 922 PKK’linin hayatını kaybettiğini, kayıtlara geçmeyenlerle birlikte sayının yaklaşık 27 bine ulaştığını” açıkladı.   PKK son günlerde Diyarbakır, Van, Yüksekova, Cizre ve Mardin nüfusuna kayıtlı hayatını kaybeden 230 üyesinin kimlik bilgilerini açıkladı.Feshedilen PKK’nin üst düzey isimlerinden Murat Karayılan, son günlerde farklı tarihlerde ve bölgelerde hayatını kaybeden PKK üyelerinin kimliklerinin toplu şekilde açıklanmasına ve toplamda kaç PKK’linin yaşamını yitirdiğine dair konuştu. Karayılan  “son yıllarda yaşanan yoğun çatışmalar ve güvenlik gerekçeleri nedeniyle” bazı PKK’lilerin bilgilerinin karargaha geç ulaştığını söyledi. Karayılan, kamuoyuna açıklanmamış PKK’lilerin de bulunduğunu, açıklanmayı bekleyen 520 PKK’li bulunduğunu kaydederek şunları söyledi: “Bu konuda daha önce de halkımız ve kamuoyu için bazı şeyleri dile getirmiştik. Özellikle son 10 yılda hareketimiz çok büyük imha saldırılarıyla karşı karşıya kaldı. Çok ağır bir savaştaydık. Savaş devam ederken arkadaşların güvenliği için iletişim sistemimizi durdurmak zorunda kaldık. Bu nedenle şehadetler konusunda birçok arkadaşımızın bilgisi zamanında karargaha ulaşamadı. Bilgi geç geldi; fakat bu sırada savaş devam etti ve her gün şehadetler yaşanıyordu. Dolayısıyla geçmişte yaşanan şehadetleri duyurabilecek bir fırsat oluşmadı. Fakat bu şehadetler bizim içimizde biliniyordu. Örneğin anmaları yapılan bu şehitler için kendi içimizde birçok toplantı yaptık, tartışmalar yürüttük. Ancak kamuoyu ve aileler açısından ancak bu dönem açıklama imkanımız oldu. Yani halkımızın, özellikle de değerli şehit ailelerimizin bu durumu anlamasını umuyorum. Onların bu durumu anlayacağına da inanıyorum. Çünkü hareketimizin içerisinde bulunduğu koşullar normal değildi. “Açıklanmayı bekleyen 520 PKK’li var” Bu dönemde bütün şehitlerimizi açıklayacağız. Yani kamuoyuyla ve değerli ailelerle paylaşacağız. Kuzey Kürdistan’dan 520 şehidimiz kaldı. Kürdistan’ın diğer parçalarından da şehitlerimiz var, fakat şu anda onların sayısı daha az. Önümüzdeki hafta ve ayda bütün şehitleri açıklamaya çalışacağız. Bu konuda çalışmalarımız ve ilgili kurumların çalışmaları yürütülüyor. Dolayısıyla çok uzak olmayan bir zamanda tüm devrimin şehitlerini kamuoyuyla ve değerli ailelerle paylaşacağız.” “50 yıllık, yani 1976’dan 2026’ya kadar toplam 25.922 şehidimiz bulunmaktadır” Karayılan ANF’ye verdiği görüntülü röportajda ayrıca ilk kez hayatını kaybeden PKK’lilerin sayılarına ilişkin kapsamlı veriler paylaşarak, 1976’dan 2026’ya kadar 25 bin 922 PKK’linin kayıt altına alındığını, kayıtlara geçmeyenlerle birlikte sayının yaklaşık 27 bine ulaştığını belirtti. Karayılan’ın konuya ilişkin açıklaması şöyle: “Şehitlerimizi belki de ilk kez toplu olarak açıklıyoruz. İlk şehitlerimiz 1976 yılında verildi. 1976’dan 1983’e kadar 173 şehidimiz var. 1984’ten 2000 yılına kadar 13.778 şehidimiz var. 2001’den 2026’ya kadar 7.949 şehidimiz var. 2015’ten 2026’ya kadar YPS örgütünün 760 şehidi var. Bunların tamamı Kuzey Kürdistan’da verilen şehitlerdir. Yine bilindiği gibi DAİŞ’e karşı müdahalemiz gerçekleşti. Başta Şengal ve Kobanê olmak üzere Rojava’da. Bilindiği gibi Kerkük ve Maxmur’da da bu tür müdahaleler gerçekleşti. Fakat bu şehitleri Kuzey’den saydık. Ancak DAİŞ’e karşı savaşta, Kobanê’de, Rojava’da ve Şengal’de 3.262 şehidimiz var. 50 yıllık, yani 1976’dan 2026’ya kadar toplam 25.922 şehidimiz bulunmaktadır. Kayıt altına alınmamış bazı şehitlerimiz de var. Özellikle 1984 ile 2000 yılları arasında kayda geçmemiş bazı arkadaşlarımız bulunuyor. Yaklaşık bin arkadaşımız olduğuna inanıyoruz. Belki binden fazla da olabilir. Onları da hesaba kattığımızda toplam şehitlerimizin sayısı yaklaşık 27 bindir. Kuşkusuz sivil şehitlerimiz de var. Ne yazık ki sivil şehitlerimizin tam sayısını henüz netleştiremedik. Fakat sayı 5 bin ile 10 bin arasındadır. Önümüzdeki süreçte kurumların yardımıyla Kuzey Kürdistan’daki sivil şehitlerin sayısını da netleştirebiliriz. Genel olarak şehitler konusunda vereceğim bilgi budur.” “Cenazeler bizim kontrolümüz altında” PKK’lilerin cenazelerinin yerlerinin bilindiğini söyleyen Karayılan, “Adı açıklanan bu son şehitlerimiz konusunda aileler emin olsunlar, çoğunun, belki birkaç arkadaş hariç, cenazeleri bizim kontrolümüz altındadır. Biz bu konuya önem veriyoruz. Şuan onları bir araya getiriyoruz, şehitliklerde hepsini bir araya getirmek istiyoruz. Bu mesele üzerinde duruyoruz. Yani hiçbir şehidimizin kaybolmasına müsaade etmeyeceğiz. Elimizden geldiğince, bilen kişilerden de kuşkusuz yardım istiyoruz. Bütün şehitlerimizi bir araya getirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.  

Haseke’de el bombalı patlama: İki kişi öldü

Rojava’nın Haseke kentinde Adalet Sarayı önünde bir el bombasının patlaması sonucu bir baba ve 13 yaşındaki oğlu yaşamını yitirdi. Güvenlik güçleri olayın nedenine ilişkin soruşturma başlattı. Olay, 28 Ağustos 2026 Cuma günü saat 09:30 sularında Haseke’deki Adalet Sarayı binasının karşısında bulunan Selam Meydanı’nda meydana geldi. İlk belirlemelere göre patlamaya bir el bombası neden oldu. Haseke Sağlık Müdürü Dr. Halid el-Halid, medyaya yaptığı açıklamada; patlamada ağır yaralanan 30 yaşındaki bir adam ile 13 yaşındaki bir çocuğun acil servise getirildiğini ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadıklarını bildirdi. Dr. el-Halid, üzerlerinden herhangi bir resmi kimlik çıkmadığı için kurbanların kimlik tespit çalışmalarının sürdüğünü ifade etti. Rûdaw muhabirinin aktardığına göre, patlamanın ardından bölgeye sevk edilen İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) inceleme başlattı. Yetkililer, el bombasının kasıtlı olarak mı patlatıldığı yoksa bir "ihmal" sonucu mu infilak ettiğini araştırıyor.

Mazlum Abdi, Suriye Cumhurbaşkanı Baş Danışmanı olarak atandı

Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) feshedildiğini açıklayan Mazlum Abdi, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara tarafından danışman olarak görevlendirildi. Şam yönetimi ile Demokratik Suriye Güçleri (SDG) arasındaki entegrasyon süreci, 29 Ocak 2026’da imzalanan anlaşmayla başladı. Anlaşmada kalıcı ateşkesin sağlanması, DSG’nin feshedilerek güçlerinin Suriye ordusu bünyesinde konuşlandırılması, güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığı’na bağlanması, petrol sahalarının merkezi yönetime devredilmesi ve yerel yöneticilerin atanması gibi düzenlemeler yer aldı. DSG’nin feshedildiğini duyurdu SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, 29 Ocak Anlaşması’ndan yaklaşık 7 ay sonra, 25 Ağustos’ta Suriye’nin başkenti Şam’daki Halk Sarayı’nda basın toplantısı düzenledi. Abdi, toplantıda SDG’nin “bağımsız bir askeri güç” olarak varlığına son verildiğini ve güçlerin Suriye ordusuna tam entegrasyonunun sağlandığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Abdi’nin Suriye hükümeti içerisinde hangi görevde bulunacağı merak konusu oldu. Abdi’ye yeni görev Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından 27 Ağustos’ta yayımlanan ve Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın imzasını taşıyan kararnameyle Mazlum Abdi, cumhurbaşkanı danışmanı olarak görevlendirildi.

Suriye Eğitim Bakanlığı’ndan Kürtçe kararı: Ulusal dil olarak okullarda okutulacak

Suriye Eğitim Bakanlığı, Kürtçenin Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde devlet ve özel okulların müfredatına ulusal dil olarak dahil edilmesine karar verdi. Suriye Eğitim Bakanı Muhammed Abdurrahman'ın imzasını taşıyan ve bugün yayımlanan resmi yazıya göre, eğitim müfredatında kapsamlı değişiklikler yapılacak. Kürtçe, söz konusu bölgelerde Arapça ve İngilizcenin yanı sıra müfredatta yer alacak. Karar kapsamında, Kürtçe derslerine haftada ortalama üç ders saati ayrılacak. Ayrıca Kürtçe sosyal ve kültürel faaliyetler için haftada bir ders saati tahsis edilecek. Kürtçe dersinin öğrencilerin genel başarı ortalamasına dahil edileceği belirtilen kararda, dersin temel derslerden biri olarak kabul edileceği ifade edildi. Kararda, uygulamanın ilk yılına ilişkin şu ifadeler yer aldı: "Kürtçe dersinin notu, öğrencinin genel başarı ortalamasına (toplam notuna) dahil edilecek ve temel derslerden biri olarak sayılacak. Ayrıca kolaylık sağlamak adına, uygulamanın ilk yılında öğrenciler Sosyal Bilgiler, Tarih, Coğrafya ve Felsefe derslerini Kürtçe veya Arapça dillerinden diledikleriyle okuyabilecek ve bu dillerde sınava girebilecekler." Kürtçe öğretmenleri için şartlar Suriye Eğitim Bakanlığı, Kürtçe derslerini verecek öğretmenlerde aranacak şartları da belirledi. Buna göre öğretmenlerin üniversite veya öğretmen yetiştirme enstitüsü mezunu olması ve Kürtçe alanında uzmanlaşması gerekiyor. İhtiyaç halinde Kürtçeye hakim lise mezunlarının da ders vermesine izin verilecek. Öğretmen adaylarının ise Kürtçe dil seviyelerini belgelemek amacıyla yazılı ve sözlü sınavdan geçirilmesi öngörülüyor.

Röportaj

Ekonomi

Kültür Sanat

Spor

Kitap Bülten

Türkiye

İsrail

Lübnan

İran

Suriye

Irak

Sağlık Köşesi