Şii milis grubu Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem elKabi, ABD Başkanı Donald Trump'ı hedef alan sert bir açıklama yayımladı. El-Kabi, uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden çekilmesi için öngörülen 30 Eylül tarihinden sonra Irak'ta kalacak ABD askerlerini hedef alacaklarını söyledi.
2 Eylül 2026 Çarşamba günü yazılı bir açıklama yayımlayan Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kabi, ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik ağır ifadeler kullandı.
Trump'ın İran'a karşı hiçbir somut başarı elde edemediğini savunan el-Kabi, ABD Başkanı'nın sarsılan itibarını kurtarmak amacıyla Irak üzerinden "hayali bir medya zaferi" peşinde koştuğunu iddia etti.
"İşgalci hayallerinin gerçeğe dönüşmesine izin vermeyeceğiz"
İran'a yakınlığıyla bilinen ve Irak'taki 'İslami Direniş' şemsiyesi altında yer alan Nuceba Hareketi'nin lideri, açıklamasına şu sözlerle devam etti:
"Irak, Trump'a yakında kalp krizi geçirtecek. Onun bu topraklardaki işgalci hayallerinin gerçeğe dönüşmesine asla izin vermeyeceğiz."
Gözler 30 Eylül'de
Koalisyon güçlerinin Irak'taki askeri misyonunun sona ermesi ve ABD güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesi için belirlenen 30 Eylül 2026 tarihini yakından takip ettiklerini vurgulayan el-Kabi, Washington yönetimine açık bir uyarıda bulundu.
El-Kabi, "Eğer Irak'ın karasından ve hava sahasından tamamen çekilme şartına uymazlarsa, işgalci güçlerle nihai bir savaş başlatmak için en üst düzeyde hazırız ve kararlıyız. Eğer o tarihten sonra tek bir ABD askeri bile Irak'ta kalırsa, sağ salim dönmelerine izin vermeyeceğiz. Onları ülkelerine cansız bedenler olarak geri göndereceğiz" ifadelerini kullandı.
Söz konusu tehdit mesajı; Irak hükümetinin, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon'un Irak'taki askeri misyonunu sona erdirmek üzere Washington ile yürüttüğü müzakerelerde anlaşmaya vardığı kritik bir dönemde geldi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, ‘Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne yönelik, tepki çeken açıklamalarına ilişkin, “Kendimi ifade ederken maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım. ‘Sokaktan getirdiklerimiz’ derken de kimseyi siyasetin dışında, aşağıda ya da bizim dışımızda bir yerde tarif etmiyorum” dedi.
Eş Genel Başkan Bakırhan, katıldığı bir televizyon programında Abdullah Öcalan’a atfedilen “Yavuz Sultan Selim - İdris-i Bitlisi ittifakı” değerlendirmesine karşı Alevi aydınların yayımladığı bildirgeyi eleştirmişti.
Bakırhan’ın bildirgenin imzacılarına yönelik, “İçinde temiz, çok dürüst, tanıdığım bazı aydın arkadaşlarımız da var. Bir de sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum. Yani Kürt Hareketi'ni eleştirmek, Öcalan'ı eleştirmek, tırnak içerisinde aydın olmaksa kusura bakmayın o dündü. Bugün artık onun alıcısı yok” demişti.
T24 konuşan ve “Sokaktan getirip milletvekili yaptıklarımız var” ifadesine açıklık getiren Bakırhan “Kendimi ifade ederken maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım. ‘Sokaktan getirdiklerimiz’ derken de kimseyi siyasetin dışında, aşağıda ya da bizim dışımızda bir yerde tarif etmiyorum. Tam tersine, sokakta sözü, emeği ve mücadelesi olan insanların sözünü siyasetin merkezine taşıyan bir geleneğiz. Dolayısıyla ‘sokaktan getirmek' bir yerden alıp bir yere koymak değil, siyasette alan açmak anlamındaydı. Söylemek istediğim buydu; kullandığım ifade bunu tam karşılamadı” dedi.
“Öcalan Alevi karşıtı değil”
“Sultan Selim -Bitlisi ittifakı” hakkındaki değerlendirmesine de açıklık getiren Bakırhan, “Bu eleştirimin arkasındayım. Çünkü Türkiye çok zor bir meselenin demokratik ve barışçıl çözümünü konuşuyor. Bu sürece başından beri karşı çıkan, Kürtlerle Alevilerin, demokratların, sosyalistlerin yan yana gelmesinden rahatsız olan çevreler de var” dedi. Öcalan’ın söz konusu tutanakları yalanladığını hatırlatan Bakırhan, “Tarihsel bir ismi bugünkü bir siyasi tartışmanın malzemesi haline getirip, oradan DEM Parti’ye veya Sayın Öcalan’a Alevi karşıtlığı çıkarmak doğru değildir. Esas söylediğimiz buydu” ifadelerini kullandı.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı.
Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi.
“İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey”
Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu:
"Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey.
“Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim”
Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek.
Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun."
“Çerçeve yasaya evet oyu”
Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu:
"Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”
Şii milis grubu Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem elKabi, ABD Başkanı Donald Trump'ı hedef alan sert bir açıklama yayımladı. El-Kabi, uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden çekilmesi için öngörülen 30 Eylül tarihinden sonra Irak'ta kalacak ABD askerlerini hedef alacaklarını söyledi.
2 Eylül 2026 Çarşamba günü yazılı bir açıklama yayımlayan Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kabi, ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik ağır ifadeler kullandı.
Trump'ın İran'a karşı hiçbir somut başarı elde edemediğini savunan el-Kabi, ABD Başkanı'nın sarsılan itibarını kurtarmak amacıyla Irak üzerinden "hayali bir medya zaferi" peşinde koştuğunu iddia etti.
"İşgalci hayallerinin gerçeğe dönüşmesine izin vermeyeceğiz"
İran'a yakınlığıyla bilinen ve Irak'taki 'İslami Direniş' şemsiyesi altında yer alan Nuceba Hareketi'nin lideri, açıklamasına şu sözlerle devam etti:
"Irak, Trump'a yakında kalp krizi geçirtecek. Onun bu topraklardaki işgalci hayallerinin gerçeğe dönüşmesine asla izin vermeyeceğiz."
Gözler 30 Eylül'de
Koalisyon güçlerinin Irak'taki askeri misyonunun sona ermesi ve ABD güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesi için belirlenen 30 Eylül 2026 tarihini yakından takip ettiklerini vurgulayan el-Kabi, Washington yönetimine açık bir uyarıda bulundu.
El-Kabi, "Eğer Irak'ın karasından ve hava sahasından tamamen çekilme şartına uymazlarsa, işgalci güçlerle nihai bir savaş başlatmak için en üst düzeyde hazırız ve kararlıyız. Eğer o tarihten sonra tek bir ABD askeri bile Irak'ta kalırsa, sağ salim dönmelerine izin vermeyeceğiz. Onları ülkelerine cansız bedenler olarak geri göndereceğiz" ifadelerini kullandı.
Söz konusu tehdit mesajı; Irak hükümetinin, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon'un Irak'taki askeri misyonunu sona erdirmek üzere Washington ile yürüttüğü müzakerelerde anlaşmaya vardığı kritik bir dönemde geldi.
Şengal Halk Meclisi dün Bağdat’ta yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, “Ezidi temsilcilerin yer almadığı” toplantının endişe ile izlendiği belirtildi.
Dün Irak Başbakanlık Ofisi liderliğinde Bağdat’ta Şengal’in durumuna ilişkin önemli bir toplantı yapıldı.
Irak istihbarat, güvenlik ve idari kurumlarının yanı sıra Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Ofisi Temsilcisi’nin de hazır bulunduğu toplantıda; Şengal’in güvenlik ve idari durumu, Ezidi göçmenlerin geri dönüşü ele alındı.
Toplantıda 2 bini aşkın YBŞ’linin Irak ordusuna entegre edilmesinin de görüşüldüğü belirtiliyor.
ANF’de yer alan habere göre,Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ), 2 bin 200 YBŞ’linin Irak ordusuna katılacağı iddiasını yazılı bir açıklamayla yalanladı. Açıklamada YBŞ’nin Irak’ın egemenliği ve Şengal’in çıkarları doğrultusunda Irak ile müzakerelere hazır olduğu ifade edildi.
Şengal Halk Meclisi de Bağdat’ta yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yayımladı. Meclis, “Şengal temsilcileri olmadan bölgenin geleceğine dair yeni kararlar alınamayacağını” bildirdi. Ezidilerin yer almadığı bir toplantının endişeye neden olduğu belirtilerek demokratik entegrasyonun en uygun çözüm yolu olduğunu belirtti.
Ortadoğu'da ABD ile İran arasındaki gerilimin yeniden tırmanması küresel piyasalarda petrol ve altın fiyatlarını farklı yönlerde etkiledi. ABD'nin İran'a yönelik yeni saldırıları ve İran'ın ABD'nin bölgedeki müttefiklerine füze ve drone saldırıları düzenlemesinin ardından petrol fiyatları yükselirken, artan enflasyon ve ABD Merkez Bankası'nın faiz artırabileceği beklentileri altın fiyatlarını aşağı çekti.
Kuzey Denizi Brent petrolünün varil fiyatı yüzde 2'den fazla yükselerek 96,59 dolara, ABD Batı Teksas türü ham petrolünün (WTI) varil fiyatı ise yüzde 1,73 artışla 91,78 dolara çıktı.
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), saldırıların İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemilere ve ABD askerlerine yönelik saldırı hazırlıklarının ardından gerçekleştirildiğini açıkladı.
İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi de pazartesi günü bir petrol tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında üç bilinmeyen cisim tarafından vurulduğunu bildirdi.
ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, İran'ı müzakere masasına dönmeye zorlamaya çalışmadığını belirterek, “Şu anda konumumuz çok daha iyi. Hürmüz Boğazı'nın neredeyse tamamen kontrolüne sahibiz ve ekonomileri tamamen çöküşün eşiğinde” ifadelerini kullandı.
İran, ABD'nin son saldırılarına yanıt olarak Kuveyt, Ürdün ve Bahreyn'e füze ve drone saldırıları düzenledi.
Finans piyasaları uzmanı Edward Rosenberg, İran'la savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının yüksek ve dalgalı kalacağını söyledi.
Altın üç haftanın en düşük seviyesinde
Öte yandan altın fiyatı bugün yüzde 0,6 gerileyerek ons başına 4 bin 290 dolara düştü. Bu, 7 Ağustos'tan bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu. Altın fiyatları böylece üst üste dördüncü işlem gününde geriledi.
Aralık vadeli altın kontratlarının fiyatı da yüzde 1 düşerek 4 bin 350 dolara geriledi.
Doların değer kazanması da diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından değerli metallerin alımını pahalılaştırarak altın üzerindeki baskıyı artırdı.
ABD ile İran arasındaki çatışmaların yeniden tırmanması petrol fiyatlarını yükseltirken, yüksek petrol fiyatlarının enflasyonist baskıları artıracağı ve ABD Merkez Bankası'nın faiz oranlarını yükseltebileceği beklentisi altın fiyatlarını olumsuz etkiledi.
DHF Capital İcra Direktörü Bas Koeyman, petrol fiyatlarındaki yükselişin daha fazla enflasyon endişesine yol açtığını belirterek, ham petrolün pahalanmasının para politikasının sıkılaştırılmasına ve faiz oranlarının yükselmesine neden olabileceğini, bunun da altın fiyatlarının yükselme ihtimalini sınırladığını söyledi.
CME FedWatch verilerine göre piyasalar, ABD Merkez Bankası'nın bu ayki toplantısında faiz artırma ihtimalini yüzde 67 olarak görüyor.
ABD Merkez Bankası yöneticilerinden Michael Barr, enflasyonun hızlı şekilde düşmemesi halinde faiz artırımının gündeme gelebileceğini söyledi. Geçen hafta da ABD Merkez Bankası Başkanı Kevin Warsh, faiz artırımı ihtimaline işaret etmişti.
Piyasaların gözü bugün açıklanacak özel sektör istihdam verisi ADP ile cuma günü ABD hükümeti tarafından açıklanacak tarım dışı istihdam (NFP) verilerinde olacak.
Koeyman, istihdam verilerinin zayıf gelmesi halinde altın üzerindeki baskının azalabileceğini, güçlü veriler veya Merkez Bankası yetkililerinin sert açıklamalarının ise altındaki düşüşü sürdürebileceğini ifade etti.
Lahur Şeyh Cengi, kardeşi Polat ve Lalezar olayları kapsamında gözaltına alınan 10 kişi hakkında Süleymaniye Ceza Mahkemesi’nde duruşma yapılması kararlaştırıldı. Gözaltına alınanların avukatlarından oluşan ekibin sözcüsü, sanıkların Irak Ceza Kanunu’nun 56. maddesi kapsamında cinayet işlemek için anlaşma yapmakla suçlandığını belirtti.
Lahur Şeyh Cengi daha önce birkaç kez hakim karşısına çıkarıldı. İlk duruşması 12 Ocak 2026’da, son duruşması ise 14 Mayıs’ta yapıldı. 1 Haziran’da yargılanması planlanmış ancak duruşma gerçekleşmemişti. Mahkemeye üç kez çıkarılan Lahur Şeyh Cengi’nin iki duruşması yapılırken, birinde ise kendisinden herhangi bir ifade alınmadı.
Lalezar olayları kapsamında gözaltına alınanlar ile Lahur Şeyh Cengi’nin avukat ekibinin sözcüsü Dana Takiyeddin, bugün 1 Eylül 2026 Salı günü Rûdaw’a yaptığı açıklamada, “Lalezar olayları kapsamında 27 kişi cezaevinde bulunuyor. Ancak 3 Eylül’de yapılacak bir sonraki duruşmada bunlardan 12’si yargılanacak” dedi.
Lahur Şeyh Cengi, kardeşi Polad ve Rêbwar Hamid Hacı Halid, bu perşembe günü hakim karşısına çıkacak kişiler arasında bulunuyor.
Sanıklara yöneltilen suçlamalara ilişkin konuşan Dana Takiyeddin, “Irak Ceza Kanunu’nun 56. maddesi ile cinayetle ilgili 406. madde kapsamında suçlanıyorlar. Ancak 3 Eylül’deki duruşmada yalnızca, cinayet suçu işlemek üzere anlaşmayı düzenleyen 56. madde kapsamında yargılanacaklar” dedi.
56. madde ne diyor?
56. maddede şu hükümler yer alıyor:
1-Suç işlemek üzere yapılan bir anlaşmanın her üyesi, üzerinde anlaşmaya varılan suçu bizzat işlememiş olsa dahi cezalandırılır. Anlaşmaya varılan suç “cinayet” (cürüm) niteliğindeyse, 7 yılı aşmamak üzere hapis cezasıyla cezalandırılır. Suç “kabahat” niteliğindeyse, 2 yılı aşmamak üzere hapis veya 150 dinarı geçmeyen para cezası uygulanır.
2-Anlaşmanın amacı belirli bir suçun işlenmesi ise ve söz konusu suç için öngörülen ceza birinci fıkrada belirtilenden daha hafifse, sanıklara verilecek ceza, söz konusu suç için belirlenen azami cezanın dörtte birinden fazla olamaz.
27 Ağustos 2025’te, Lalezar olaylarından beş gün sonra, Süleymaniye Asayiş Müdürlüğü bir grup kişinin video görüntülerini ve itiraflarını yayımlamıştı. Görüntülerde, Lahur Şeyh Cengi ve arkadaşlarının yardımıyla farklı silahlar kullanılarak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Bafil Talabani’ye yönelik saldırı planlandığı iddia edilmişti. Rûdaw’ın araştırmasına göre perşembe günkü duruşma bu suçlamayla ilgili.
Lahur Şeyh Cengi ve arkadaşlarının avukat ekibinin sözcüsü, “Yayımlanan şey yalnızca bir suçlamaydı ve ardından herhangi bir suç işlenmedi. Ancak suçlama kanıtlansa dahi, yasaya göre sanıkların 3 ila 7 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması gerekir. Eğer ortada bir cinayet olsaydı, cezası farklı olurdu” dedi.
Avukat, önceki duruşmalara dayanarak karşı tarafın davayı sonuçlandırıp sanıklara hüküm vermek için güçlü bir delile sahip olmadığını savundu. Avukat, “Söz konusu görüntülerde, girişim için kullanılan keskin nişancının halının içine yerleştirildiği iddia ediliyor. Ancak videolarda halıların kenara çekildiği açıkça görülüyor ve içerisinde silah bulunduğuna dair herhangi bir işaret yok” ifadelerini kullandı.
Avukat Dana Takiyeddin, “3 Eylül’deki duruşmada nihai bir karar verilip verilmeyeceği belli değil. Ancak bu suçlamanın yanı sıra dosyada cinayetle ilgili 406. madde de bulunuyor. Bunun nedeni, 22 Ağustos’ta Lalezar Oteli’ne düzenlenen saldırıda her iki tarafta da can kaybı yaşanmış olmasıdır” dedi.
Lalezar Oteli baskını
22 Ağustos 2025’te, Lahur Şeyh Cengi’nin teslim olmayı reddetmesinin ardından Süleymaniye güvenlik güçleri Lalezar Oteli’ne operasyon düzenledi. Yaklaşık üç saat süren çatışmanın ardından Lahur Şeyh Cengi, kardeşi Polad ve Lahur Şeyh Cengi’ye bağlı güçlerin üyeleri gözaltına alındı.
22 Ağustos 2025’teki çatışmalarda resmi olarak 5 kişinin hayatını kaybettiği, 20’den fazla kişinin de yaralandığı açıklanmıştı.
İran istihbarat görevlileri, Merivanlı Kürt çevre aktivistinin ailesiyle yaşadığı eve baskın düzenleyerek mahkeme kararı olmaksızın tutukladı. Kaçırılan aktivist halkta korku uyandırmak amacıyla son haftalarda gerçekleştirilen bir dizi kapsamlı keyfi tutuklama dalgasına paralel olarak bilinmeyen bir yere götürdü.
Kürdistan İnsan Hakları Ağı (KHRN) tarafından bildirilen olaya göre, Devrim Muhafızları Ordusu istihbarat görevlileri 20 Ağustos'ta Merivanlı Kürt çevre aktivisti Hadi Roboseh'in evine baskın düzenledi.
KHRN’ye göre, Roboseh'in ailesi, oğullarının nerede olduğu, durumu, tutuklanma nedeni ve yeri konusundaki ısrarlı takiplerine rağmen, resmi kurumlardan hiçbir cevap alamadı.
Keyfi gözaltılar, İranlı yetkililer tarafından halk protestolarını bastırmak ve muhalefeti ezmek için “terörle mücadele” kisvesi altında uzun süredir bir araç olarak kullanılıyor.
Yetkililer; kültür ve toplum aktivistleri, dil öğretmenleri, sanatçılar ve gazeteciler de dahil olmak üzere muhalif olduğundan şüphelenilen kişileri sık sık hedef alıyor. İran’da zorla kaybedilmeler, yetkililerin halk arasında korku uyandırma çabalarının belirgin bir özelliği.
5 Kürt vatandaş tutuklandı
KHRN, Merivan'ın Kürdistan Bölgesi sınırındaki Sardoş köyünde 5 Kürt vatandaşın tutuklanmasını içeren başka bir olayı daha bildirdi.
Edinilen bilgiye göre çok sayıda araçla köye baskın düzenleyen onlarca güvenlik gücü, vatandaşları mahkeme kararı olmaksızın gözaltına aldı ve bilinmeyen yerlere götürdü.
Bu tutuklamalar, İran'ın Kürt vatandaşlar üzerindeki baskıların devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Aynı gün Kürdistan haber ajansı Kurdpa, Urmiye eyaletinin Piranşehr kentinde yaşayan 29 Kürdün, geleneksel Kürt dansı ve kıyafetlerini içeren 2024 yılındaki bir düğün törenine katıldıkları gerekçesiyle Urmiye'deki mahkeme tarafından mahkum edildiğini bildirdi.
Mahkeme, bu kişileri "dans ve sembolizm yoluyla devlete karşı propaganda yapmak" suçundan mahkum ettikten sonra, üç ay hapis veya 20 milyon tümen (yaklaşık 97 dolar) para cezası verilmesini öngören kararları onadı.
Geçen ay 62 Kürt vatandaş gözaltına alındı
Kurdpa tarafından toplanan aylık istatistiklere göre, temmuz ayında 15 şehirde en az 62 Kürt vatandaş İran güvenlik kurumları tarafından keyfi olarak gözaltına alındı. Bu tutuklamaların "büyük çoğunluğu" adli karar olmaksızın ve ev baskınları yoluyla gerçekleştirildi.
Kurdpa; gözaltına alınanlar arasında sivil ve çevre aktivistleri, eski siyasi mahkumlar, kadınlar, reşit olmayanlar, sanatçılar ve siyasi aktivistlerin aile üyelerinin bulunduğunu; birçoğunun bilinmeyen yerlere nakledildiğini ve nerede olduklarına dair bilgi verilmediğini belirtti.
Hak grubu, temmuz ayındaki tutuklamaları "günde ortalama en az iki tutuklama" şeklinde tanımlayarak, bu yüksek hacmin; ev baskınlarını, bilinmeyen yerlere nakilleri ve avukata erişim veya aile ziyaretlerinin engellenmesini kapsayan "süregelen ve sistematik bir eğilimin" göstergesi olduğunu ifade etti. Ayrıca güvenlik güçlerinin yasal yetki olmaksızın rutin olarak telefonlara el koyduğu belirtildi.
BM insan hakları uzmanları ağustos ayı başında Tahran'ı, Kürtler de dahil olmak üzere "azınlık topluluklarına yönelik giderek artan hedef almalara" son vermeye çağırdı.