6 Eylül 2026
25.2 C
İstanbul

Abdullah Öcalan’dan yeni açıklama

Almanya’da düzenlenen Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderen Abdullah Öcalan, “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır” dedi. Abdullah Öcalan, Dortmund’da devam eden 34. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderdi. Abdullah Öcalan’ın mesajını “İmralı Sekretaryası” Üyesi Veysi Aktaş okudu.  Abdullah Öcalan mesajında "Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir" dedi.  Öcalan kendisine yönelik son dönemde artan eleştirilere de değinerek “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım” çağrısında bulundu.  Öcalan’ın mesajı şu şekilde:              “Kültür Konferansı’na; Değerli dostlar, sevgili katılımcılar, Sizleri düzenlediğiniz Kültür Festivali vesilesiyle selamlıyorum. Bu buluşmanın özgürlük arayışınıza, kültürlerin birbirini daha yakından tanımasına ve ortak bir gelecek düşüncesinin güçlenmesine katkı sunmasını diliyorum. Bugün yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Geçmişin çatışmalarını ve acılarını geride bırakırken, o yaşananlardan ders çıkararak önümüzde yeni bir yol açmak zorundayız. Bu yolun temelinde demokratik toplum, demokratik siyaset ve halkların özgürce bir arada yaşayabilmesi vardır. “Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz” Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz Genel ilkedir; toplumlar yok olmaz. Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz. Meselemiz farklılıkları birbirine karşı konumlandırmak değil, her halkın kendi kimliği ve kültürüyle özgürce var olabildiği, birlikte yaşamanın mümkün olduğu demokratik bir düzen kurabilmektir.                            Değerli halkımız, kıymetli katılımcılar, “Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir” Geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni de bu tarihsel çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir. Aynı zamanda eski bir mücadele biçiminin geride bırakılması ve yeni bir dönemin başlatılması yönünde ortaya konulan bir iradedir. “Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur” Peki, eski olanın yerine ne koyacağız?  Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal 34.yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir. “Sürgüne gönderilmişlerin geri dönmesi temel görevlerdendir” Sürgüne gönderilmiş ya da yasadışı ilan edilmişlerin topraklarına geri dönmesi, demokratik siyaset yapabilmesi ve kendi geleceğinin kurulmasına katılabilmesi önümüzdeki temel görevlerden biridir. Bunu özgürlükten vazgeçmek olarak görmek doğru değildir. Böyle bir yaklaşım, yaşanan tarihsel deneyimin ve bugün önümüzde duran ihtiyaçların doğru okunmadığını gösterir. Aksine, burada söz konusu olan, kendi tarihsel deneyimini değerlendiren, şiddet ve savaş yerine demokratik siyasetin gücünü esas alan barışçı bir dönüşümdür. Bundan sonra daha fazla siyasete, daha fazla örgütlenmeye ve daha güçlü bir demokratik mücadeleye ihtiyaç var.  “Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır” Benim toplumculuk anlayışım da budur. Toplumun kendisini örgütleyebilmesi, devletin yerine toplumu koymak değildir. Asıl mesele, toplumu demokratik yaşamın etkin ve kurucu öznesi haline getirmektir. Bu nedenle demokratik yaşamı yalnızca parlamento ve siyasi partilerdeki temsille sınırlı görmemek gerekir. Yerel yönetimler, kültür ve eğitim alanları, kadın örgütlenmeleri, gençlik çalışmaları, kooperatifler ve insanların kendi yaşamları etrafında oluşturduğu bütün örgütlenmeler demokratik yaşamın önemli parçalarıdır. Bugün Avrupa'da olduğu gibi dünyanın birçok yerinde de karşımızdaki temel sorunlardan biri, toplumların sahip olduğu doğal ve ekonomik kaynakların toplumun rızası dışında kullanılmasıdır. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının uluslararası şirketler tarafından sınırsız biçimde tüketilmesine, yerel halkların iradesinin yok sayılmasına karşı demokratik haklarımızı kullanmalıyız. Bir bölgede maden, petrol, su ya da başka bir doğal kaynak varsa, o kaynağın nasıl kullanılacağı konusunda orada yaşayan insanların söz ve karar hakkı olmalıdır. Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır.  “Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir” Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Neolitik kültürün en önemli merkezlerinden biri olan bu coğrafyada bugün hâlâ ciddi bir yoksulluk ve işsizlik yaşanıyor. Urfalılar dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Bu tablo bize toplumun kendi kaynakları ve kendi geleceği üzerindeki söz hakkını kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de gösteriyor. “Kadının özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez” Bu vesileyle kadınların kendi yaşamları üzerindeki karar hakkının da altını özellikle çizmek istiyorum. Kadının özgür olmadığı bir toplumda gerçek anlamda demokratik bir toplumdan söz edemeyiz. Kadının yaşamına ve özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez. Demokratik çözümün bir diğer temel boyutu ise kimlik, inanç, düşünce ve kültür özgürlüğüdür. Kürtlerin ya da başka herhangi bir toplumsal grubun kendi dilini, kültürünü ve kimliğini yaşaması bir tehdit olarak görülmemelidir. Burada asıl mesele, devletin bu toplumsal gelişmenin önünü kapatmamasıdır. Devletin görevi toplumu tek bir biçime sokmak değil; farklı kimliklerin ve toplulukların demokratik ve özgür bir biçimde birlikte yaşayabileceği koşulları yaratmaktır. “Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var” Bugün Avrupa'daki gençlere, Türkiye'deki ve Ortadoğu'daki bütün demokratik güçlere ve mücadele eden herkese söylenmesi gereken şey şudur: Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var. Fakat bu mücadele artık esas olarak silahların değil; siyasetin, örgütlenmenin, kültürün, ekonominin ve toplumsal dayanışmanın mücadelesidir. Bir dönemi geride bırakırken demokratik mücadelenin alanı genişlemelidir. En güçlü savunma örgütlü toplumdur. Kendi sorunlarını çözebilen, kendi kurumlarını oluşturabilen, kendi kültürünü yaşatabilen ve demokratik siyaset yapabilen bir toplum, kendi geleceğini de daha güçlü biçimde savunabilir. Avrupa'nın bu sürece yalnızca dışarıdan bakan bir gözlemci olarak yaklaşmaması gerektiğine inanıyorum. Avrupa'nın tarihsel deneyimi, savaşların ve ulus-devlet merkezli çatışmaların ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Ama aynı tarih, farklı kimliklerin ve halkların demokratik hukuk içinde bir arada yaşayabileceği modellerin de mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Bugün ihtiyacımız olan şey halkların ve inançların birbirinden ayrılması değil; kendi özgürlüklerini ve kimliklerini koruyarak demokratik bir biçimde birlikte yaşayabilmeleridir. “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir” Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım.   Bunun için öncelikle güven yaratılmalıdır. Güven olmadan hiçbir demokratik dönüşüm kalıcı hale gelemez. Bu nedenle siyasi ve hukuki düzenlemelerin geciktirilmemesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve sürecin bütün taraflarının kendisini güvende hissedebileceği koşulların oluşturulması gerekiyor. Festivalinizin bu tartışmaya katkı sunmasını, halkların birbirini daha iyi anlamasına ve birbirine yaklaşmasına vesile olmasını diliyorum. Yeni dönemin görevi geçmişi yeniden yaşamak değil, geçmişten ders çıkararak daha özgür, daha demokratik ve birlikte yaşamanın mümkün olduğu yeni bir hayat kurmaktır. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Ortadoğu

Çok Okunanlar

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Tom Barrack’tan Dürzilere mesaj: Entegrasyon tek seçenek!

Tom Barrack, “Süveyda’da yeniden tırmanan gerilim karşısında büyük bir...

Abdullah Öcalan’dan yeni açıklama

Almanya’da düzenlenen Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderen Abdullah Öcalan, “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır” dedi. Abdullah Öcalan, Dortmund’da devam eden 34. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderdi. Abdullah Öcalan’ın mesajını “İmralı Sekretaryası” Üyesi Veysi Aktaş okudu.  Abdullah Öcalan mesajında "Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir" dedi.  Öcalan kendisine yönelik son dönemde artan eleştirilere de değinerek “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım” çağrısında bulundu.  Öcalan’ın mesajı şu şekilde:              “Kültür Konferansı’na; Değerli dostlar, sevgili katılımcılar, Sizleri düzenlediğiniz Kültür Festivali vesilesiyle selamlıyorum. Bu buluşmanın özgürlük arayışınıza, kültürlerin birbirini daha yakından tanımasına ve ortak bir gelecek düşüncesinin güçlenmesine katkı sunmasını diliyorum. Bugün yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Geçmişin çatışmalarını ve acılarını geride bırakırken, o yaşananlardan ders çıkararak önümüzde yeni bir yol açmak zorundayız. Bu yolun temelinde demokratik toplum, demokratik siyaset ve halkların özgürce bir arada yaşayabilmesi vardır. “Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz” Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz Genel ilkedir; toplumlar yok olmaz. Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz. Meselemiz farklılıkları birbirine karşı konumlandırmak değil, her halkın kendi kimliği ve kültürüyle özgürce var olabildiği, birlikte yaşamanın mümkün olduğu demokratik bir düzen kurabilmektir.                            Değerli halkımız, kıymetli katılımcılar, “Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir” Geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni de bu tarihsel çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir. Aynı zamanda eski bir mücadele biçiminin geride bırakılması ve yeni bir dönemin başlatılması yönünde ortaya konulan bir iradedir. “Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur” Peki, eski olanın yerine ne koyacağız?  Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal 34.yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir. “Sürgüne gönderilmişlerin geri dönmesi temel görevlerdendir” Sürgüne gönderilmiş ya da yasadışı ilan edilmişlerin topraklarına geri dönmesi, demokratik siyaset yapabilmesi ve kendi geleceğinin kurulmasına katılabilmesi önümüzdeki temel görevlerden biridir. Bunu özgürlükten vazgeçmek olarak görmek doğru değildir. Böyle bir yaklaşım, yaşanan tarihsel deneyimin ve bugün önümüzde duran ihtiyaçların doğru okunmadığını gösterir. Aksine, burada söz konusu olan, kendi tarihsel deneyimini değerlendiren, şiddet ve savaş yerine demokratik siyasetin gücünü esas alan barışçı bir dönüşümdür. Bundan sonra daha fazla siyasete, daha fazla örgütlenmeye ve daha güçlü bir demokratik mücadeleye ihtiyaç var.  “Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır” Benim toplumculuk anlayışım da budur. Toplumun kendisini örgütleyebilmesi, devletin yerine toplumu koymak değildir. Asıl mesele, toplumu demokratik yaşamın etkin ve kurucu öznesi haline getirmektir. Bu nedenle demokratik yaşamı yalnızca parlamento ve siyasi partilerdeki temsille sınırlı görmemek gerekir. Yerel yönetimler, kültür ve eğitim alanları, kadın örgütlenmeleri, gençlik çalışmaları, kooperatifler ve insanların kendi yaşamları etrafında oluşturduğu bütün örgütlenmeler demokratik yaşamın önemli parçalarıdır. Bugün Avrupa'da olduğu gibi dünyanın birçok yerinde de karşımızdaki temel sorunlardan biri, toplumların sahip olduğu doğal ve ekonomik kaynakların toplumun rızası dışında kullanılmasıdır. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının uluslararası şirketler tarafından sınırsız biçimde tüketilmesine, yerel halkların iradesinin yok sayılmasına karşı demokratik haklarımızı kullanmalıyız. Bir bölgede maden, petrol, su ya da başka bir doğal kaynak varsa, o kaynağın nasıl kullanılacağı konusunda orada yaşayan insanların söz ve karar hakkı olmalıdır. Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır.  “Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir” Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Neolitik kültürün en önemli merkezlerinden biri olan bu coğrafyada bugün hâlâ ciddi bir yoksulluk ve işsizlik yaşanıyor. Urfalılar dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Bu tablo bize toplumun kendi kaynakları ve kendi geleceği üzerindeki söz hakkını kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de gösteriyor. “Kadının özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez” Bu vesileyle kadınların kendi yaşamları üzerindeki karar hakkının da altını özellikle çizmek istiyorum. Kadının özgür olmadığı bir toplumda gerçek anlamda demokratik bir toplumdan söz edemeyiz. Kadının yaşamına ve özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez. Demokratik çözümün bir diğer temel boyutu ise kimlik, inanç, düşünce ve kültür özgürlüğüdür. Kürtlerin ya da başka herhangi bir toplumsal grubun kendi dilini, kültürünü ve kimliğini yaşaması bir tehdit olarak görülmemelidir. Burada asıl mesele, devletin bu toplumsal gelişmenin önünü kapatmamasıdır. Devletin görevi toplumu tek bir biçime sokmak değil; farklı kimliklerin ve toplulukların demokratik ve özgür bir biçimde birlikte yaşayabileceği koşulları yaratmaktır. “Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var” Bugün Avrupa'daki gençlere, Türkiye'deki ve Ortadoğu'daki bütün demokratik güçlere ve mücadele eden herkese söylenmesi gereken şey şudur: Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var. Fakat bu mücadele artık esas olarak silahların değil; siyasetin, örgütlenmenin, kültürün, ekonominin ve toplumsal dayanışmanın mücadelesidir. Bir dönemi geride bırakırken demokratik mücadelenin alanı genişlemelidir. En güçlü savunma örgütlü toplumdur. Kendi sorunlarını çözebilen, kendi kurumlarını oluşturabilen, kendi kültürünü yaşatabilen ve demokratik siyaset yapabilen bir toplum, kendi geleceğini de daha güçlü biçimde savunabilir. Avrupa'nın bu sürece yalnızca dışarıdan bakan bir gözlemci olarak yaklaşmaması gerektiğine inanıyorum. Avrupa'nın tarihsel deneyimi, savaşların ve ulus-devlet merkezli çatışmaların ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Ama aynı tarih, farklı kimliklerin ve halkların demokratik hukuk içinde bir arada yaşayabileceği modellerin de mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Bugün ihtiyacımız olan şey halkların ve inançların birbirinden ayrılması değil; kendi özgürlüklerini ve kimliklerini koruyarak demokratik bir biçimde birlikte yaşayabilmeleridir. “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir” Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım.   Bunun için öncelikle güven yaratılmalıdır. Güven olmadan hiçbir demokratik dönüşüm kalıcı hale gelemez. Bu nedenle siyasi ve hukuki düzenlemelerin geciktirilmemesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve sürecin bütün taraflarının kendisini güvende hissedebileceği koşulların oluşturulması gerekiyor. Festivalinizin bu tartışmaya katkı sunmasını, halkların birbirini daha iyi anlamasına ve birbirine yaklaşmasına vesile olmasını diliyorum. Yeni dönemin görevi geçmişi yeniden yaşamak değil, geçmişten ders çıkararak daha özgür, daha demokratik ve birlikte yaşamanın mümkün olduğu yeni bir hayat kurmaktır. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Netanyahu: Önümüzdeki ana görev İran rejimini devirmek

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkede 27 Ekim'de gerçekleşecek seçimler öncesinde tehditlerini sürdürerek "yeteneklerine güvendiklerini ve önlerindeki ana görevin İran rejimini ortadan kaldırmak" olduğunu ileri sürdü. İsrail Başbakanlık Ofisi'nden yapılan açıklamada, Netanyahu'nun Savunma Bakanı Yisrael Katz, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ve diğer komutanlarla Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı Kompleksi Kirya'da bir araya geldiği bildirildi. Netanyahu, burada yaptığı konuşmada, İran tehdidini geri püskürttüklerini savunarak Tahran yönetiminin "tökezlediğini ve hiç olmadığı kadar zayıf" olduğunu iddia etti. "Önümüzdeki ana görev İran rejimini devirmek ve bu konudaki yeteneklerimize güveniyoruz." diyen Netanyahu, bunun önlerindeki merkezi görev olarak imkansız değil ulaşılabilir ve yakın olduğunu ileri sürdü. Netanyahu, İran'ın İsrail'in yanıtı nedeniyle kendilerine saldırmadığını iddia ederek ülke içinde birliğe sahip olduklarını savundu. İsrail'de 27 Ekim'de yapılacak seçimler öncesinde kamuoyu yoklamaları eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un Yashar Partisi'nin yarışı önde götürdüğünü gösteriyor. Kamuoyu yoklamalarında geriye düşen Netanyahu, dışarıya yönelik söylemlerini ve tehditlerini artırıyor.

Tuncer Bakırhan’dan yeni açıklama

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, ‘Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne yönelik, tepki çeken açıklamalarına ilişkin, “Kendimi ifade ederken maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım. ‘Sokaktan getirdiklerimiz’ derken de kimseyi siyasetin dışında, aşağıda ya da bizim dışımızda bir yerde tarif etmiyorum”  dedi. Eş Genel Başkan Bakırhan, katıldığı bir televizyon programında Abdullah Öcalan’a atfedilen “Yavuz Sultan Selim - İdris-i Bitlisi ittifakı” değerlendirmesine karşı Alevi aydınların yayımladığı bildirgeyi eleştirmişti. Bakırhan’ın bildirgenin imzacılarına yönelik, “İçinde temiz, çok dürüst, tanıdığım bazı aydın arkadaşlarımız da var. Bir de sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum. Yani Kürt Hareketi'ni eleştirmek, Öcalan'ı eleştirmek, tırnak içerisinde aydın olmaksa kusura bakmayın o dündü. Bugün artık onun alıcısı yok” demişti. T24 konuşan ve “Sokaktan getirip milletvekili yaptıklarımız var” ifadesine açıklık getiren Bakırhan “Kendimi ifade ederken maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım. ‘Sokaktan getirdiklerimiz’ derken de kimseyi siyasetin dışında, aşağıda ya da bizim dışımızda bir yerde tarif etmiyorum. Tam tersine, sokakta sözü, emeği ve mücadelesi olan insanların sözünü siyasetin merkezine taşıyan bir geleneğiz. Dolayısıyla ‘sokaktan getirmek' bir yerden alıp bir yere koymak değil, siyasette alan açmak anlamındaydı. Söylemek istediğim buydu; kullandığım ifade bunu tam karşılamadı” dedi. “Öcalan Alevi karşıtı değil” “Sultan Selim -Bitlisi ittifakı” hakkındaki değerlendirmesine de açıklık getiren Bakırhan, “Bu eleştirimin arkasındayım. Çünkü Türkiye çok zor bir meselenin demokratik ve barışçıl çözümünü konuşuyor. Bu sürece başından beri karşı çıkan, Kürtlerle Alevilerin, demokratların, sosyalistlerin yan yana gelmesinden rahatsız olan çevreler de var” dedi. Öcalan’ın söz konusu tutanakları yalanladığını hatırlatan Bakırhan, “Tarihsel bir ismi bugünkü bir siyasi tartışmanın malzemesi haline getirip, oradan DEM Parti’ye veya Sayın Öcalan’a Alevi karşıtlığı çıkarmak doğru değildir. Esas söylediğimiz buydu” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”

“30 Eylül’den sonra ABD askerlerinin cenazelerini göndereceğiz”

Şii milis grubu Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem elKabi, ABD Başkanı Donald Trump'ı hedef alan sert bir açıklama yayımladı. El-Kabi, uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden çekilmesi için öngörülen 30 Eylül tarihinden sonra Irak'ta kalacak ABD askerlerini hedef alacaklarını söyledi. 2 Eylül 2026 Çarşamba günü yazılı bir açıklama yayımlayan Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kabi, ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik ağır ifadeler kullandı. Trump'ın İran'a karşı hiçbir somut başarı elde edemediğini savunan el-Kabi, ABD Başkanı'nın sarsılan itibarını kurtarmak amacıyla Irak üzerinden "hayali bir medya zaferi" peşinde koştuğunu iddia etti. "İşgalci hayallerinin gerçeğe dönüşmesine izin vermeyeceğiz" İran'a yakınlığıyla bilinen ve Irak'taki 'İslami Direniş' şemsiyesi altında yer alan Nuceba Hareketi'nin lideri, açıklamasına şu sözlerle devam etti: "Irak, Trump'a yakında kalp krizi geçirtecek. Onun bu topraklardaki işgalci hayallerinin gerçeğe dönüşmesine asla izin vermeyeceğiz." Gözler 30 Eylül'de Koalisyon güçlerinin Irak'taki askeri misyonunun sona ermesi ve ABD güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesi için belirlenen 30 Eylül 2026 tarihini yakından takip ettiklerini vurgulayan el-Kabi, Washington yönetimine açık bir uyarıda bulundu. El-Kabi, "Eğer Irak'ın karasından ve hava sahasından tamamen çekilme şartına uymazlarsa, işgalci güçlerle nihai bir savaş başlatmak için en üst düzeyde hazırız ve kararlıyız. Eğer o tarihten sonra tek bir ABD askeri bile Irak'ta kalırsa, sağ salim dönmelerine izin vermeyeceğiz. Onları ülkelerine cansız bedenler olarak geri göndereceğiz" ifadelerini kullandı. Söz konusu tehdit mesajı; Irak hükümetinin, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon'un Irak'taki askeri misyonunu sona erdirmek üzere Washington ile yürüttüğü müzakerelerde anlaşmaya vardığı kritik bir dönemde geldi.

Ezidi Kürtlerden, Bağdat toplantısına eleştri

Şengal Halk Meclisi dün Bağdat’ta yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, “Ezidi temsilcilerin yer almadığı” toplantının endişe ile izlendiği belirtildi. Dün Irak Başbakanlık Ofisi liderliğinde Bağdat’ta Şengal’in durumuna ilişkin önemli bir toplantı yapıldı. Irak istihbarat, güvenlik ve idari kurumlarının yanı sıra Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Ofisi Temsilcisi’nin de hazır bulunduğu toplantıda; Şengal’in güvenlik ve idari durumu, Ezidi göçmenlerin geri dönüşü ele alındı. Toplantıda 2 bini aşkın YBŞ’linin Irak ordusuna entegre edilmesinin de görüşüldüğü belirtiliyor. ANF’de yer alan habere göre,Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ), 2 bin 200 YBŞ’linin Irak ordusuna katılacağı iddiasını yazılı bir açıklamayla yalanladı. Açıklamada YBŞ’nin Irak’ın egemenliği ve Şengal’in çıkarları doğrultusunda Irak ile müzakerelere hazır olduğu ifade edildi. Şengal Halk Meclisi de Bağdat’ta yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yayımladı. Meclis, “Şengal temsilcileri olmadan bölgenin geleceğine dair yeni kararlar alınamayacağını” bildirdi.  Ezidilerin yer almadığı bir toplantının endişeye neden olduğu belirtilerek demokratik entegrasyonun en uygun çözüm yolu olduğunu belirtti.

Afganista’a geri gönderilen altı milyon kişinin Taliban ile yaşama mücadelesi

Yaşlılar, koltuk değnekleriyle topallıyor ve yüzlerini buruşturuyor, gözleri fal...

Röportaj

Ekonomi

Kültür Sanat

Spor

Kitap Bülten

Türkiye

İsrail

Lübnan

İran

Suriye

Irak

Sağlık Köşesi