8 Kasım 2026
9.4 C
İstanbul

Riyad Derar, “HTŞ ile iki kez temasa geçtik, fakat saldırılar sürdükçe Şam’a heyet göndermeyeceğiz”

 

Şuan Suriye Demokratik Meclisi (MSD) Danışmanlar Kurulu Eş Başkanı olan Riyad Derar, Erbil merkezli Rudaw TV’den Nalin Hesen’e konuştu.

Suriye’nin Kuzeydoğu bölgesindeki saldırılar ve şam’daki yeni hükümet oluşumuna nasıl katılacaklarına yönelik değerlendirmelerde bulundu.

MSD yetkilisi Riyad Derar, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusunun saldırıları sürdüğü müddetçe müzakereler için Şam’a herhangi bir heyet göndermeyeceklerini söyledi.

Kobani’ye saldırı tehdidi

Türkiye’nin Kobani’de Suriye Demokratik Güçleri (SSG) silahlarını bırakması yönündeki soruya Derar, “Biz her zaman siyasi çözümü savunduk. Türkiye ile savaş istemiyoruz. Ancak Türkiye’nin Kürtlere karşı yürüttüğü saldırılar kabul edilemez. Kobani, özgürlük ve direnişin sembolüdür ve buna yönelik saldırılar siyasi ve insani açıdan reddedilmektedir” dedi.

MSD Danışman Ofisi Eş Başkanı Derar, özellikle Türkiye destekli grupların Fecir El Huriye (Özgürlük Şafağı) Operasyonları ismiyle Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) yönelik saldırılar düzenlediğini bu grupların amacının Kürt bölgelerini istikrarsızlaştırmak olduğunu sözlerine ekledi.

“Kobani’den intikam alınıyor”

Riyad Derar “Fecir El Huriye isimli gruplar özgürlük ismini aldılar ancak aslında özgürlük karşıtıdırlar. Şam’a yönelik operasyonlarda yer almalarına izin verilmediği için Til Refat ve Eşrefiye’nin bunlara verilmesine razı oldular. Hatta Efrinli göçmenlerin kamplardan çıkarılması konusunda HTŞ bünyesindeki gruplarla anlaştılar. Şimdi de Kobani’ye göz dikmiş durumdalar. Onun iradesini kırmak istiyorlar ve IŞİD terör örgütünü mağlup ettiği için ondan intikam almak istiyorlar. Barışın en iyi yolunun o bölgede silah bırakmamak olduğuna eminiz” dedi.

Silahsızlanma olması durumundan Minbic’deki gibi savunması halkın evlerinin yağmalanacağı uyarında bulunan Derar, “Amerikalı ve Fransız arabulucular savaşın durdurulması için devredeler.  Çünkü biz gerçekten önce çatışmaları sonlandırılmasını sağlamak, daha sonra Şam’a giderek Suriye’nin nasıl yönetileceği konusunda anlaşmaya varmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Heyet Tahrir Şam ile temas

Riyad Derar, MSD’nin Tahrir el-Şam ile iki kez temas kurduğunu belirten Riyad Derar, ilk  temasın Eşrefiye ve Tel Rıfat bölgelerindeki yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşlerini kolaylaştırmak amacıyla yapılırken, ikinci görüşmenin Deyrezor’daki durum üzerine gerçekleştiğini ifade etti.

Derar, Şam ile yürütülen müzakerelerin Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacak şekilde sonuçlanması gerektiğini ve tarafların demokratik bir çözüm için bir araya gelmesi gerektiğini vurguladı.

Siyasi çözüm ve Şam ile görüşmeler

Türkiye’nin, DSG’nin Kobani’deki silahlarını bırakması yönündeki taleplerini değerlendiren Derar, bunun Türkiye’nin kalıcı bir askeri çözüm dayatmaya çalıştığının göstergesi olduğunu ifade etti. Derar, MSD’nin askeri değil, siyasi çözüm arayışında olduğunu ve Şam yönetimiyle müzakere yapacak bir heyet oluşturduklarını söyledi.

Heyetin Şam’da görüşmelere başlamamasının nedenini Türkiye destekli grupların saldırılarına bağlayan Riyad Derar “SDG  heyetinin ya da Özerk Yönetim’in Şam’a gitmesini geciktiren şey, şu anda Türkiye sınırındaki bölgelerde yaşanan savaştır. Bu tehdit sona erdiğinde heyet, müzakereler için  Şam’a gitmeye hazır olacaktır” dedi.

Avrupa’nın Rolü

Avrupa’daki temaslarına değinen Derar, Rojava’ya yönelik saldırıların uluslararası arenada kabul edilemez olduğunu vurguladı. “Avrupa ülkeleriyle bu saldırılara karşı diplomatik girişimlerimizi sürdürüyoruz. Kobani’nin korunması uluslararası bir sorumluluktur” diye konuştu.

Petrol ve ekonomik işbirliği

Derar, Rojava’dan çıkarılan petrolün Şam hükümetiyle ekonomik işbirliği çerçevesinde paylaşıldığını doğruladı. Petrol gelirlerinin bölge halkının ihtiyaçları için kullanıldığını belirtti “Bu kaynaklar tüm Suriye halkının refahı için değerlendirilmektedir” dedi.

Deyrezor ve Rakka’daki gelişmelere de değinerek, bu bölgelerin Suriye’nin geleceği açısından stratejik öneme sahip olduğunu belirtti. Özellikle Deyr ez-Zor’da Arap aşiretleriyle yaşanan gerginliklerin Türkiye destekli gruplar tarafından kışkırtıldığını ifade etti.

“Deyrezor’da halklar arasında bölünmeyi derinleştirmek isteyen güçler var. Bölgenin zengin petrol kaynaklarını kontrol etmek isteyen bu gruplar, halklar arasındaki dayanışmayı hedef alıyor” dedi.

Rakka konusunda ise Derar, şehrin IŞİD’den kurtarıldıktan sonra yeniden inşa sürecine girdiğini ancak Türkiye’nin saldırıları nedeniyle bu sürecin sekteye uğradığını vurguladı.

“Rakka’nın yeniden inşası, Suriye’nin kuzeydoğusundaki barış ve istikrarın temelidir. Ancak Türkiye’nin saldırıları, hem ekonomik hem de sosyal açıdan bölgeyi zayıflatmayı amaçlıyor” diye konuştu.

Derar, Deyrezor ve Rakka’daki halkların yerel yönetimlerle iş birliği yaparak bölgede barış ve istikrarı sağlama potansiyeline sahip olduklarını ve bu çabaların uluslararası destekle güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

HTŞ’nin Deyrezor’un batısını kontrol ettiğini ancak  batı yakasının DSG Güçlerinde olacağını belirten Riyad Derar, “Bu sınır ABD ile anlaşma sonucu belirlenmiştir. Yeni hükümetin kurulmasıyla Deyrezor’da olsun Haseke’de olsun ortak bir yönetimin nasıl kurulacağını müzakere edeceğiz” dedi.

“DSG ordunun bir parçası olabilir”

Derar, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) gelecekte birleşik bir Suriye ordusunun parçası olabileceğini belirtti. “Silahlı güçlerimizin ulusal bir yapıya entegre edilmesi, Suriye’nin yeniden inşası için bir adım olacaktır” dedi.

MSD yetkilisi SDG’nin ordunun bir parçası olabileceği ve isim değişikliğine de gidebileceğini belirterek, “İsim de değişebilir, çünkü nihayetinde birleşik bir  yönetim oluşturacağız ve Demokratik Güçler’in bu askeri sisteme katılması sağlanacak. Bu, gelecekte ulusal savunma modeli üzerinde anlaşmalarla bağlantılı olacaktır. Demokratik Suriye Güçleri’nin bazı unsurları, Asayiş ve diğer uygun polis yöntemleriyle bölgesel çalışmalara dahil olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Kürtler arası diyalog

Kürtler arası diyalog konusuna da değinen Derar, Rojava’daki Kürt siyasi partilerinin birliğini desteklediklerini söyledi. Ancak ENKS heyetinin yaşanan boşluktan faydalanarak Şam’a heyet gönderdiğini vurgulayan MSD’li yetkili,  “Bu kabul edilemez bir ziyaretti. Kürt halkının haklarının garanti altına alınması için Kürt kardeşleri ile ortaklaşmaları dışında başka çareleri yoktur” dedi.

Uluslararası topluma çağrı

Riyad Derar, uluslararası toplumun Türkiye’nin saldırılarına karşı sessiz kalmaması gerektiğini ve özellikle Avrupa ülkelerinin bu konuda daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Bu açıklamalar, Suriye’nin kuzeydoğusunda artan tansiyonun ve bölgedeki güçlerin yeni denge arayışlarının bir göstergesi olarak dikkat çekiyor.

 

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...