24 Eylül 2026
19 C
İstanbul

Suriye’de Kürtlerin özerklik projesi neden ‘sırat köprüsünde’ görülüyor?

Suriye’deki isyan dalgasında, yılların örgütlülüğü sayesinde, 19 Temmuz 2012’de Kobani’den başlayarak Kürt bölgelerinde kontrolü ele alan Öcalan çizgisindeki hareket, “Kürtlerin Zamanı” denilecek bir sürecin aktörü olarak gündemini koruyor.

Kürt bölgelerinden tüm Fırat’ın doğusuna genişleyen fiili özerk bir yapılanma devam ediyor. Kürtler bu noktaya kâh fırsatları değerlendirip iktidar boşluğunu doldurarak, kâh ittifaklar kurup farklı etnik ve dini kesimleri içine alarak, kâh tehditlere karşı koyup savaşarak geldi.

Bu sürecin organizatör gücü, Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) de kapsayan Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) idi. Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) bu hareketin silahlı kanadı olarak örgütlendi.

İzledikleri “Üçüncü Yol Stratejisi”, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) şapkasıyla ortaya çıkan silahlı örgütlerle birlikte Suriye devletine karşı savaşmayı dışladı.

Savaş değil savunma konseptiyle Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Keldaniler, Türkmenler, Çeçenler ve Çerkesleri belli düzeyde ‘demokratik özerklik’ projesine ortak etti.

Tercihleri Suriye devletinden yana olanlar, Suriye Ulusal Koalisyonu’na katılanlar ya da diğer muhalif güçleri destekleyenler TEV-DEM kadrolarıyla yol arkadaşlığını reddetti.

Kamışlı gibi yerlerde yerleşik olup Suriye Kürt Ulusal Konseyi çatısı altında toplanan Kürt partiler de ret cephesinde yer aldı.

Amude'de günlük yaşam
Amude’de günlük yaşam

Ekim 2014’ten itibaren Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ile savaş, PKK’nin uzantısı olarak görülen YPG’yi ABD’nin de ortağı yaptı.

NATO tarihinin en derin çelişkilerinden biri bu şekilde başladı ve Türk-Amerikan ilişkilerinde kırılma yarattı.

Ocak 2014’te Kobani, Afrin ve Cezire’de üç kanton olarak ilan edilen özerk yapılanma, IŞİD’in Tel Ebyad’dan çıkartılmasıyla Dicle’nin kıyısındaki Derik ile Fırat’ın kıyısındaki Kobani arasındaki coğrafi bütünlüğü tamamen sağlamış oldu.

Kürtlerin sıradaki hamlesi Afrin ile Kobani arasında bir koridor açmaktı. Bu plan, “Terör koridoru kuruluyor” diyen Türkiye’nin Fırat Kalkanı hamlesiyle kesildi.

Bu şekilde Kürtlerin Menbic’i IŞİD’den aldıktan sonra Halep’in kuzeyinden alternatif bir koridorla Afrin’e gitmesi de önlenmiş oldu.

Türkiye, 2018’de Zeytin Dalı Harekâtı ile de Afrin’e girip özerk idareyi fiilen dağıttı. 2016’da Türkiye’nin Rakka’ya birlikte gitme teklifine karşın Kürtlerle Rakka ve ardından Deyr el Zor’a kadar inen Amerikan yönetimi, Fırat’ın doğusunu tamamen kendi etki alanı olarak çevirmiş oldu.

Kürtlerin IŞİD’le savaşı Arap bölgelerine yayıldıkça özerklik projesi de değişimler geçirdi. Bu süreçte ‘Rojava’ olarak anılan bölgenin tanımı, Batı Kürdistan çağrışımından uzaklaşarak önce Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu, ardından Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi adını aldı. Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde coğrafi temelde federatif bir yaklaşım, tüm ülke için çözüm modeli olarak kurgulandı.

Askeri alanda hem Türkiye’nin YPG ile ilgili kaygılarını gidermek hem de Arapları daha fazla içine alabilmek için IŞİD karşıtı güçler, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altında ortak bir orduya dönüştürüldü. SDG içinde, artan Arap sayısına rağmen YPG, motor gücü olmaya devam ediyor.

IŞİD’in saha hakimiyetinin bitirilmesinin ardından özerklik projesi çok boyutlu zorlukların olduğu yeni bir sürece girdi. Özerklik projesinin artık bir sırat köprüsünde olduğunu söylemek abartılı olmaz. Projeyi teste sokan iç ve dış faktörler belirginleşiyor.

Kuzey Suriye

Özerkliğin kaderini etkileyen dış faktörler

Tampon gerilimi, varoluşsal tehdit

Özerk yapıyı zorlayan dış faktörlerin başında Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda 30-35 km derinliğinde güvenli bölge oluşturma niyeti geliyor. Özerkliğin aktörleri için bu bir “imha hamlesi”.

ABD, uluslararası koalisyonun gözetiminde 5 kilometrelik bir güvenli bölgeyle Türkiye’nin tek taraflı müdahalesini önlemeye çalışıyor.

Kürtlerin alternatif planı ise 5 kilometrelik alanın güvenli bölge ilan edilmesi, YPG’nin buradan çekilip yerine yerel askeri meclisin geçmesi, burada Türkiye’nin değil uluslararası koalisyonun devriye gezmesi ve ağır silahların Türkiye sınırından, menzilleri kadar uzaklaştırılmasını öngörüyor.

Türkiye’nin uluslararası koalisyonda olması da Afrin’e sokulan milis güçlerin çekilmesi, evlerini terk eden Afrinlilerin geri dönmesi, gasp edilen mal ve mülklerin iade edilmesi şartına bağlanıyor.

Özerk yönetim, Amerikan varlığını caydırıcı etken olarak görse de Afrin’deki gibi olası bir müdahaleye göz yumulması ihtimalinden hareketle tüneller kazarak şehir savaşına hazırlık yapıyor.

Amerikan varlığı ne tür bir bariyer?

Fırat’ın doğusundaki konuşlanmasını, İran başta olmak üzere bölgesel politikalarıyla ilişkili hale getiren Amerikan ordusunun varlığı, aynı zamanda Suriye devletine karşı bir kalkan işlevi görse de, Kürtlerin hem Şam hem Moskova ile ilişkilerinde bozucu bir etkene dönüşmüş durumda.

Şam, Amerikan varlığını çözümün önünde en temel engel olarak görüyor. Bu konuyu uzunca tartıştığımız SDG Genel Komutanı Mazlum Kobani ve özerk yönetiminin başbakanı konumundaki Yürütme Meclisi Eş Başkanı Fevza Yusuf aksini düşünüyor.

Kobani, Rusya ve Suriye’nin çözüme yönelik bir planının olmadığını belirtip “Şam çözüme hazır değil. Şam ile bir anlaşma oluncaya kadar mevcut güçlerin kalmasında fayda var” derken, Yusuf şunu söylüyor: “Biz Şam’la görüşmemizin içine Amerika’yı katmıyoruz, izin almıyoruz ama karşı taraf da adım atmıyor.”

Yusuf, müzakerelerde Rusya’ya önem atfettiklerini ama Moskova’nın tutumumun 2016’dan bu yana Türkiye’den yana değiştiğini ve artık çözüm inisiyatifi geliştirmediğini vurguluyor.

ABD ile ortaklığın derinleşmesiyle “Üçüncü Yol Stratejisi”nden sapıldığı tespitini de reddeden Yusuf, “Kobani’de elimizde bir semt kalmıştı. Ölüm-kalım meselesiydi. Çin bile gelse kabulümüzdü. Rejim yardımcı olsaydı Amerika gelmezdi. Herkes seyretti.” diyor. Rusların “Rakka’ya birlikte gidelim” teklifini de hem Kürtlerin bu konuda daha önce ABD ile anlaşmış olması hem de işin içine Türkiye’yi sokma niyetleri nedeniyle kabul etmediklerini söylüyor.

Necm Kalesi
Necm Kalesi

Demokratik özerklikte vaziyet

Modelin cazibesi

Kürtlerin ateş çemberinde bütün kırılganlıklarına rağmen bir düzen oturturken işlerini kolaylaştıran birkaç temel nokta vardı: Birincisi savaşı kentlerden uzak tutmayı esas alan yaklaşım ve bunun için gerekli olan savunma kapasitesi; ikincisi sivil örgütlenme yeteneği; üçüncüsü ise ortaya koydukları yönetim modeli.

Komün, yerel meclis, genel meclis ve yürütme meclisi şeklinde örgütlenen özerk yönetim farklı etnik ve dini kesimleri nüfusları oranınca ortak etmek için uğraş verdi. Hatta katılım göstermeyenler için ayrılan kotalar muhafaza edildi.

Bölgedeki halkların anadillerinin resmi dil olarak tanınması ve uygulamadaki sorunlara rağmen anadilde eğitim, bu sistemin iddialı taraflarından biriydi.

Bunların ötesinde kadınlara yüzde 40 cinsiyet kotasıyla yasama, yürütme ve yargı mekanizmaları dahil bütün birimlerde yer açıldı. Kadınlar muhafazakâr toplumsal yapıda değişim dinamiği olarak ortaya çıktı. Bütün birimlerde eş-başkanlık sistemi de farklılıkların yönetimde görünür olmasında önemli bir araçtı.

Modelin sınırları

Kürt yoğunluklu bölgelerde daha kolay çevrilen sistem, Arap bölgelerine gidince çok fazla emek ve zamanı gerektiriyor. Kürtlerle Araplar arasında IŞİD’e karşı ortak mücadele, güven ilişkisi için iyi bir tutunma noktası.

Yine de özerk yönetimin yayılmasını siyasi, askeri ve iktisadi alanlarda Kürtleşme olarak görenler var. Süryani ve Araplar arasında Suriye yönetiminden yana tercih kullananlar da alternatif savunma birimleri kurdu.

PYD’ye rakip Kürt partilerini sürece katma müzakereleri de başarısız oldu. Yani özerk yönetim, katılımda ısrarını sürdürse de olası bir sendelemede karşı ağırlıklar az değil.

Beri tarafta Kamışlı, Haseke ve Derik’te belli yerlerde Suriye devletiyle paralel yaşam sürüyor. Suriye’nin geri kalanıyla hava trafiği hala Kamışlı üzerinden sağlanıyor. Bazı temel devlet kurumları açık. Elektrik ve su gibi temel hizmetlerde devletle koordinasyon sürüyor.

Bütün bunlar karşılıklı birbirini gözetmeyi gerektiriyor. Bu durum aynı zamanda otoritenin sınırlarını tayin ediyor.

Kobani'de mezarlık
Kobani’de savaşta ölenler için yaptırılan mezarlık farklı cephelerde kayıplar arttıkça genişledi.

Halk ekonomisi, maya tutarsa

En çok merak uyandıran boyut ekonomi. Marksist bir geçmişten geliyor olması nedeniyle Kürt hareketinin oturtacağı model merak edilegeldi.

Özel koşullar nedeniyle işin özünde bir savaş ekonomisi yürüyor. Kamışlı’daki kuyulara ilaveten Haseke ve Deyr el Zor’daki sahaların ele geçirilmesiyle petrol en önemli gelir kalemine dönüştü. En büyük alıcı hala Suriye devleti. Petrol ürünleri, devletin kontrolündeki kentlere oranla bu bölgede 3-4 kat daha ucuz. Bu da ambargolara rağmen ekonominin yükünü hafifleten bir faktör.

Tahıl ambarı olan bölgede Suriye devleti hem buğday alıcısı hem un-ekmek üreticisi olarak tekeldi. Siloları elinde tutan özerk yönetim alternatif değirmenler ve fırınlar kurmaya başladı. Bu sene buğday alımı için de fiyat verdi. Bu yüzden Şam’la kriz yaşandı. Mevcut koşullar hala devletle koordineli çalışmayı gerektiriyor.

Yönetimin en büyük iddiası ise kendisini kooperatifçilikte gösteriyor. Kadınların da aktif katılım gösterdiği kooperatifçilik onlarca alanda geliştirildi. Devlete ait olup da özerk yönetimin kontrolüne geçen 250 bin dönümlük arazi kooperatiflere tahsis edildi.

Tahıl ve pamukla sınırlı üretimi çeşitlendirmeye dönük girişimler oldu. Seracılık, hayvancılık, konserve, süt mamulleri, temizlik ürünleri, ekmek üretimi, tavuk çiftliği ve konfeksiyon gibi farklı alanlarda onlarca kooperatif kuruldu. Eldeki verilere göre kooperatiflerin katılımcı sayısı 3’ten 270’e kadar değişiyor.

Bazı denemeler de başarısız oldu. En önemli açmaz beyin göçüne paralel olarak uzman kadrolardaki eksiklik. Bunun dışında merkezi bütçe, vergilendirme, planlamada sıkıntılar büyük. Bir ‘halk ekonomisi’ denemesi olarak kooperatifler başarılı olursa toprak ağalarına bağlı kısır iktisadi çark değişebilir.

Bununla birlikte savaş ve ambargo koşulları özerk yönetime özel girişimcilik konusunda “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” demekten başka şans bırakmıyor.

YPG

Kürtlerin ortaklarla sınavı ve birliğin durumu

Arap aşiretleriyle nereye kadar?

Demokratik özerk modele kıymet biçen kesimlerin tutumları bir kenara, aşiretler tüm aktörlerin üzerine oynadıkları bir potansiyel. Bazı aşiretler Türkiye’nin müdahalesine bel bağlarken bazıları Suriye devletiyle saf tutuyor. Özerk yapılanmaya ortak olan aşiretler de farklı seçeneklere açık olma gereği duyuyor. Kürtlerle ortaklığın sonunun ‘devletle savaş’ şeklinde bitmesini kimse istemiyor.

Rakka ve Deyr el Zor taraflarında IŞİD’e karşı savaşta mecburen ya da Amerikan etkisiyle gelen ortaklığın da ne kadar sürdürülebilir olduğu şüpheli. Mesela El Ömer petrol havzasındaki bir iki aşiret, IŞİD’den aldıkları payı özerk yönetimden de isteyerek kazan kaldırdı.

Bu hatta daha önce IŞİD’den kaçan rakip silahlı örgütler de Fırat’ın batısındaki mevzilerinden kendi bölgelerine dönmek için fırsat kolluyor. Bunlar da özerk yönetimin geleceği açısından istikrarsızlık nedeni.

Türkiye de hem Tel Ebyad hem de Deyr el Zor’dan kendisine sığınmış aşiretleri örgütlemeye çalışıyor. Suudiler ise özellikle Rakka’daki aşiretleri Amerikan planına sabitlemek için etkisini kullanıyor.

Bölgedeki Amerikan varlığı belki şimdilik bu aşiretlerin ses çıkarmamasını temin ediyor. Eğer Suriye genelinde siyasal bir çözüm daha fazla gecikirse aşiretler havuzundaki göreceli istikrardan eser kalmayabilir. Bu bölgelerde Kürtlerin süreçleri belirleyen bir rol ile kalması uzun vadede zor.

Süryanilerin tedirgin bekleyişi

Hileli yollarla gasp edilen ya da işgal edilen mülkleriyle gündeme gelen Hristiyanlar da devletle özerk yönetim arasında sıkışmış ve bölünmüş durumdalar.

En büyük Hristiyan grup olan Süryanilerin bir kanadı özerk yönetime ortak olsa da bu cenahta hiç kimse “Kürtler mi, Suriye devleti mi?” gibi bir seçenekle karşı karşıya bırakılmak istemiyor.

SDG Genel Komutanı Mazlum Kobani
Image captionSDG Genel Komutanı Mazlum Kobani

Askeri ortaklık tamam, ya siyasi ortaklık?

IŞİD ile savaşta PYD ve YPG, genel anlamda Kuzey Suriye Demokratik Özerk Yönetimi, Türkiye’nin karşı koyan çabalarına rağmen uluslararası alanda belli düzeyde meşruiyet zemini buldu. Özerk yönetimin birkaç başkentte temsilciliği açıldı. Onlarca ülkeden IŞİD’li esirler, kamplarda tutulan aileler ve uluslararası mahkeme tartışmaları da ilgili devletlerin burayla temasta kalmasını gerektiriyor.

Son olarak, SDG Genel Komutanı Mazlum Kobani, Cenevre’de Birleşmiş Milletler’e konuk oldu ve çocukların korunmasıyla ilgili BM Genel Sekreter Yardımcısı ile birlikte bir anlaşmaya imza attı. Cenevre davetini “Herkese sürpriz oldu. Hayatımda ilk defa takım elbise giydim ve kravat bağladım. Bu bizim için bir ilkti. Mesela UNICEF gelip burada çalışmalar yapacak. Okullar açacak. Sonuçta siyasi bir anlaşma oldu. Türkiye’nin tepkisini göze alarak yaptılar. Birçok çevre risk aldı” diye aktaran Kobani, bunun devamının geleceğinden ümitli.

Ancak Kürtlerin IŞİD’e karşı uluslararası koalisyonla ortaklığı şimdiye kadar Kürtlerin Cenevre sürecine katılımını bile sağlayamadı. Beri taraftan Ruslarla diyalogları da Soçi ve Astana’dan dışlanmalarını önleyemedi.

Bu yolların açılması hem Rusya hem ABD’nin Türkiye ile Suriye’de nasıl bir yol tutturacağına bağlı. Velhasıl Fırat’ın doğusundaki durum çok dinamik ve sürecin varacağı yer, iç ve dış faktörlerle oluşacak dengelere bağlı. | BBC-Fehim Taştekin

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”