8 Kasım 2026
9.4 C
İstanbul

Van Barosu’ndan Rojin Kabaiş ile ilgili açıklama

Van’da 27 Eylül tarihinde kaybolan ve cansız bedeni 18 gün sonra Van Gölü kıyısında bulunan üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ailesi bugün Van Barusu’nu ziyaret etti.

Ziyaretin ardından bir açıklama yapan Van Barosu Başkanı Sinan Özaraz, Rojin Kabaiş’in ölümü ve otopsi raporları hakkında kamuoyunda çeşitli spekülasyonlar döndüğünü söyledi.

Dosya dışı bazı iddialar olduğuna dikkati çeken Özaraz, Van Barosu ve ailenin avukatı olarak dosya sürecinin takipçisi olduklarını belirtti.

Özaraz, yürütülen soruşturmada kafalardaki şüpheler giderilmedikçe bu dosyanın “intihar algısı oluşturularak kapatılmasının doğru olmayacağını” her fırsatta dile getirdiklerini vurguladı.

“Otopsi raporu ve adli tıp raporu yanıltıcı bilgilerle paylaşılmıştır”

Sinan Özaraz şöyle devam etti:

“Süreç içerisinde gizlilik nedeniyle açıklamadığımız vakıf olamadığımız birçok bilgi oldu. Yine bazı dönemler içerisinde özellikle otopsi raporunu alamadığımız ve adli tıp raporunun elimize ulaşmadan önce bazı basın yayın organlarında sızdırılmış şekilde paylaşılması noktasında o günde tepkimizi dile getirdik. Bugün bir kez daha şunu ifade etmek istiyoruz basına yansıyan gerek otopsi raporu gerek ise adli tıp raporu yanıltıcı bilgilerle paylaşılmıştır. Biz o günde ön otopsi raporunun bir intihar algısı oluşturulmasında hatalı olduğunu ‘herhangi bir darp yoktur’ söyleminin yanlış olduğunu nihai rapor gelmeden bu hususların netleşmeyeceğini belirtmiştik.

Yine gelen adli tıp raporunda ise basın yayın organlarınca ölüm şeklinin suda boğulma ve intihar olduğu her ne kadar söylendiyse de bu hususun da yine gerçek dışı olduğunu bir kez daha belirtmek istiyoruz. Evet adli tıp raporunda ölüm sebebi suda boğulma olduğu belirtilmiştir. Ancak baromuzun hesaplarında yaptığımız açıklamadan da anlaşılacağı üzere bunun bir intihar mı? Ya da birileri tarafından mı gerçekleştiği hususu net değildir.”

“Dosya kapsamında bir gizlilik var”

Sinan Özaraz, “Başsavcılıkla yaptığımız görüşme aileye aktardıklarımız doğrultusunda aslında bugüne kadar yaptığımız açıklamaların dışında kamuoyunda iddia edilen hususlara itibar edilmemesi gerekiyor. Çünkü dosya kapsamında bir gizlilik var. Hala bizlerin vakıf olmadığı delil ve araştırmalar var. Yine gelen adli tıp raporunda eksik hususlar var. Avukatlar olarak bizlerin açığa çıkarılması gerektiği ihtisas kurulundan yeniden bazı hususların açıklığa kavuşturulması gerektiği taleplerimiz söz konusudur. Bu talepler netleşmedikçe kesinleşmedikçe bu konuda görüş bildirmek beyanda bulunmak yanlış olacaktır. Biz gizlilik kararı nedeniyle bütün bilgilere vakıf olmadığımızı tekrardan belirtiyor. İtirazlarımız ve taleplerimizin de dikkate alınarak ihtisas kurulundan gelecek yeni raporu beklemeden fikir beyan etmemiz doğru olmayacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

“Dosya, karar verilmek üzere ilgili merciye gönderilmemiştir”

Van Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Zeyden Demir ise Rojin Kabaiş dosyasının halihazırda içinde baro yönetim kurulu ve Van Barosu Kadın Hakları Merkezi üyesi avukatların bulunduğu çalışma grubu tarafından titizlikle takip edildiğini söyledi.

Demir, “Dosya hakkında verilen gizlilik kararına yasal süresi içinde savcılığa itiraz edilmiştir. Ancak itirazımızın üzerinden 25 günden uzun süre geçmiş olmasına rağmen dosya, karar verilmek üzere ilgili merciiye gönderilmemiştir” dedi.

Zeyden Demir şu ifadeleri kullandı:

“ATK raporu dosya takip yetkisi bulunan Kadın Hakları Merkezi üyesi avukatlar tarafından teslim alınmıştır. CMK’nın 153. Maddesi uyarınca kısıtlılık kararı olsa dahi bilirkişi raporları adı belirtilen kişiler ile paylaşılabilir ise de bu raporların kamuoyu ile paylaşılması dosyada bulunan kısıtlılık kararını ihlal edeceğinden raporun tamamını kamuoyu ile paylaşmamız mümkün olmamaktadır. Ancak raporun bir örneği aileyle paylaşılmış olup, aileye ayrıntılı açıklama da yapılmıştır.

“Dosyanın takipsizlikle kapatılmasına müsaade etmeyeceğiz”

Raporun tespit bölümünde Rojin’in ölüm sebebi olarak suda boğulma tespit edilmiştir. Boğulmanın hangi yolla olduğu, ölümün intihar mı yoksa dışarıdan yapılan bir müdahaleyle mi olduğu, yine boğulmanın Van Gölü’nde mi olduğu yoksa göl dışında bir yerde boğulduktan sonra cansız bedenin göl içerisine mi bırakıldığı bilgisi yer almamaktadır. Otopsiye katılan gözlemci hekim ile yaptığımız toplantı üzerine ATK raporunda tespit edilen eksikliklerin tamamı ile ilgili savcılıktan taleplerde bulunulmuştur. Gerekli itirazlar yapılmıştır. 20 Kasım günü aileyle birlikte başsavcılık ile yüz yüze görüşülmüş ve yazılı olarak yapılan taleplerin tamamı başsavcıya da iletilmiştir.

Aynı şekilde Rojin’in ailesinin dosya ile ilgili ilk elden bilgi alması ve sormak istedikleri soruların tamamının sorulması sağlanmıştır. Başsavcılıkla yapılan görüşmede taleplerimizin bir kısmını da içeren araştırma ve incelemelerin devam ettiği tarafımıza iletilmiştir. İlk günden itibaren belirttiğimiz üzere, Rojin’in ölümüyle ilgili değerlendirilmesi gereken tüm olasılıklar ile ilgili ayrıntılı incelemeler yapılıp dosyadaki maddi gerçeklik ortaya çıkarılmadan, yalnızca intihar etmiş olma olasılığı üzerinde durularak dosyanın takipsizlikle kapatılmasına müsaade etmeyeceğiz. Van Barosu ve Kadın Hakları Merkezi olarak dosyanın sonuna kadar takipçisi olduğumuzu, kamuoyunu düzenli aralıklarla bilgilendirmeye devam edeceğimizi, kız kardeşimiz Rojin için adalet sağlanıncaya kadar dirençle ve titizlikle mücadelemize devam edeceğimizi bildiriyoruz.”

Baba Nizamettin Kabaiş ise, “Sayın baro başkanı ve bütün vekillere baştan beri ilgilendikleri için teşekkür ederim. Baştan beri bizimle beraberdi. Rojin’in kaybolduğundan beri 2-3 sefer bizleri ziyarette bulundular. Avukatımız olarak dosyayı takip etti. Şimdiye kadar dosyayı takip etmiş gene de takip edecek. Van Barosu’na ve herkese teşekkür ederim” dedi.

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...