7 Kasım 2026
9.5 C
İstanbul

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Parti Meclisi (PM) toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

 

Avrupa’daki eylemlerden fon soruşturmasına, hasta tutuklulardan Türkiye’deki ekonomik sorunlara, çözüm sürecinden Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi gelişmelere kadar birçok başlıkta konuşan Bakırhan, barış ve demokratik toplum sürecinin Türkiye’nin yaşadığı çok yönlü krizlerden çıkış için önemli bir fırsat olduğunu söyledi.Bakırhan, demokratik cumhuriyet hedefinin yalnızca Kürtlerin yaşadığı kentlerde değil, Türkiye’nin dört bir yanında anlatılması gerektiğini de vurguladı.

“Bu süreç başarıya ulaşırsa halkın taleplerini karşılama şansımız olur”

Türkiye’nin yaşadığı bütün krizlerden çıkışın mümkün olduğunu belirten Bakırhan, bu çıkış yolunun barış ve demokratik toplum süreci olduğunu ifade etti.

Çatışmalar nedeniyle Türkiye’nin büyük ekonomik kayıplar yaşadığını söyleyen Bakırhan, devlet yetkililerinin de bu konuda yüksek rakamlar açıkladığını belirtti.

Bakırhan, şöyle konuştu:

“Bütün krizlerden bir çıkış yolu var. Nedir o çıkış yolu? Barış ve demokratik toplum sürecidir. Devlet bakanları 2,5 trilyon dolara yakın paranın gittiğini söylüyor. Bu resmi rakamlar. Gayriresmi rakamlar 3 trilyon doların üzerinde olduğunu yazıp çiziyorlar. Hatta daha fazla olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla bu süreç başarıya ulaşırsa barınmadan ücrete, yoksulluğun giderilmesinden öğrencilerin geleceğinin oluşturulmasına kadar birçok alanda halkın taleplerini karşılama şansımız var. Barış, ekmek ve adalet için bütçe kampanyası kapsamında gittiğimiz kentlerde esnafımızın ve tarımla uğraşan halkımızın dile getirdiği taleplerin önemli bir bölümünü karşılama imkânı doğabilir. Onun için bu süreç kıymetlidir.”

“Barış süreci demokratik siyasetin önünü açabilir”

Bakırhan, barış sürecinin yalnızca ekonomik kazanımlarla sınırlı olmadığını, demokratik siyasetin gelişmesi açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini söyledi.

Çatışma ortamının siyaset alanını daralttığını, yargının bir baskı aracına dönüştürüldüğünü ve insanların düşüncelerini özgürce ifade etmekte zorlandığını belirten Bakırhan, sürecin başarıya ulaşmasının Türkiye’de daha demokratik bir siyasi ortamın oluşmasına katkı sağlayacağını dile getirdi.

Bakırhan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Barış sürecinin görünmeyen kazançları da var. Bunu en fazla DEM Parti yaşıyor. Çatışma sürdükçe siyaset daralıyor. İktidar zora başvuruyor. Yargı bir sopaya dönüştürülüyor. Hukuk ortadan kaldırılıyor ve siyasi alan gittikçe daraltılıyor. Bu sürecin başarıya ulaşması halinde siyasi partilerin ve toplumsal kesimlerin daha demokratik, daha rahat siyaset yapmasının zemini ortaya çıkabilir. İnsanlar düşüncelerini bu süreç başlamadan önce dile getiremiyordu. Cezaevleri siyasetçilerle, düşüncelerini ifade eden insanlarla dolu. Cezaevleri neredeyse Türkiye’nin en nitelikli, en entelektüel insanlarıyla ve seçilmişleriyle tıklım tıklım dolu. Bu sürecin başarıya ulaşmasının o zemini de rahatlatacağını belirtmek istiyorum. Bu mesele sadece Kürtlerle, DEM Parti’yle, devlet ve iktidar arasında yürüyen bir süreç olarak görüldüğü müddetçe kazanımları hayata geçirme konusunda güçlükler yaşıyoruz. Bu süreç hepimizin sürecidir. Başarıya ulaşması halinde hepimiz daha rahat nefes alabilecek, kendimizi daha rahat ifade edebileceğiz.”

“Süreç tıkanmadı ancak somut adımlar atılmalı”

Çözüm sürecinin durduğu yönündeki değerlendirmelere katılmadıklarını belirten Bakırhan, sürecin bir biçimde ilerlediğini ancak ilerlemenin toplumsal beklentilere uygun bir hızda olmadığını söyledi.

Sürecin yalnızca iktidarın değil, muhalefetin ve bütün toplumsal kesimlerin de sorumluluğunda olduğunu vurgulayan Bakırhan, iktidarın güven artırıcı ve toplumu rahatlatıcı somut adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Bakırhan, şöyle konuştu:

“Süreç bu kadar önemliyken önemine denk düşen bir yaklaşım ve ağırlık henüz ortada yok. Bunu sadece iktidar için söylemiyorum, hepimiz için söylüyorum. Kendisine muhalefetim diyen, toplumsal zeminde mücadele ediyorum diyen bütün kesimlere buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Bu süreç hepimizindir.

Başarıya ulaşması demokrasiden ekonomiye, barınmadan ulaşıma, emekçiden asgari ücretliye kadar hepimizin yaşamını düzenleyecekse bu meselede ortak bir sorumluluk almamız gerekiyor.

Yani süreç tıkanmadı. Süreç bir biçimiyle ilerliyor. Biz, bu sürecin önemine uygun bir hızda ilerlemesi gerektiğini söylüyoruz. Çünkü adımlar atılmadıkça, adımlar bekledikçe sürece ilişkin umutlar yerini kaygılara bırakıyor. Bunu siz de sahadan test ediyorsunuz. Dolayısıyla somut, toplumu rahatlatan, sürece güveni ve desteği artıran adımların artık iktidar tarafından atılması gerekiyor.”

“Kürt meselesi bir güvenlik dosyası değil”

Bakırhan, iktidar ve devletin Kürt meselesine yalnızca güvenlik perspektifinden yaklaşmaması gerektiğini belirterek sorunun demokratikleşme ekseninde ele alınması çağrısında bulundu.

Barış ve demokratik toplum sürecinin ekonomi, hukuk, sağlık ve siyaset alanlarında Türkiye için önemli bir çıkış yolu olduğunu söyleyen Bakırhan, sürecin ertelenmemesi gerektiğini vurguladı.

Bakırhan, “İktidar ve devlet bu meseleye sadece bir güvenlik penceresinden yaklaşmamalı. Kürt meselesi bir güvenlik dosyası değil. Demokratikleşme meselesi bir güvenlik dosyası olarak görülmemelidir. Bunun demokratikleşmemenin sonucu olduğunu görmelidir. Bu süreç ekonomiden hukuka, sağlıktan siyasete kadar Türkiye için çok önemli bir çıkış yoludur. Bu fırsat değerlendirilmelidir, bekletilmemelidir” dedi.

Toplumsal dinamiklerin de sürecin ilerlemesi için sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Bakırhan, sürecin yükünün yalnızca Kürtlere ve iktidara bırakılmaması gerektiğini kaydetti.

“Demokratik Cumhuriyet hedefimizi Türkiye’nin dört bir yanına götürmeliyiz”

DEM Parti’nin kongresinde ortaya koyduğu Demokratik Cumhuriyet hedefinin yalnızca bir siyasi söylem olarak kalmaması gerektiğini belirten Bakırhan, bu hedefin toplumun farklı kesimlerine anlatılması gerektiğini söyledi.

Partinin yeni bir siyasal hat oluşturmayı amaçladığını ifade eden Bakırhan, bunun toplumda karşılık bulmasının ancak daha geniş bir toplumsal çalışma yürütülmesiyle mümkün olacağını kaydetti.

Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:

“Kongremizi yaptık. Orada oldukça iddialı bir hedef ortaya koyduk: Demokratik Cumhuriyet. Tabii bu sadece bir söz değildi. Kağıt üzerinde kalması, sadece kongrede söylenmiş bir şey olarak görülmemeli ve böyle kalmamalıdır. Bu konuda önümüzde büyük bir iş var.

Biz yeni bir siyasal hat oluşturacağımızı söylüyoruz. Bu yeni siyasal hattın örülmesi, toplumla buluşmasına ve toplumda karşılık bulmasına bağlıdır.

Demokratik Cumhuriyet hedefimizi sadece bölgede Kürtlere değil, Türkiye’nin dört bir yanına götürmek gibi Parti Meclisimizin büyük bir sorumluluğu var. Sokak sokak, köy köy, bugüne kadar gitmediğimiz ve ulaşmadığımız çevrelere DEM Parti’nin ne istediğini, ne söylediğini ve Demokratik Cumhuriyet hedefiyle neyi kastettiğini anlatmalıyız.”

Farklı toplumsal kesimlerle buluşmanın ve partinin çalışmalarını genişletmenin önemine değinen Bakırhan, DEM Parti’nin siyasi mücadelesini değerleri temelinde sürdürdüğünü savundu.

Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirme

Bakırhan, konuşmasının önemli bir bölümünü Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi gelişmelere ayırdı. Yakın zamanda DEM Parti heyetiyle birlikte Kürdistan Bölgesi’nde düzenlenen bir foruma katıldıklarını hatırlatan Bakırhan, forumda verilen mesajların ve ortaya çıkan ortak görüntülerin Kürtler açısından olumlu olduğunu söyledi.

Kürtlerin farklı bölgelerde yaşamasına rağmen ortak taleplerinin ve duygularının bulunduğunu belirten Bakırhan, forumda bu ortaklığın daha somut biçimde ortaya çıktığını ifade etti.

Ancak forumun ardından Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan siyasi gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi.

Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun uzun bir aradan sonra toplandığını ancak YNK ve Yeni Nesil’in toplantıya katılmadığını hatırlatan Bakırhan, daha sonra YNK’nin bölgesel hükümetten çekildiğini açıklamasının ikili yönetim tartışmalarını yeniden gündeme getirdiğini söyledi.

Bakırhan, 2000’li yılların başında da benzer sorunların yaşandığını, ancak 2006’da KDP ve YNK arasında yapılan anlaşmayla ortak bir siyasi zeminin oluşturulduğunu anımsattı.

Ortadoğu’nun son derece kritik bir dönemden geçtiğine dikkat çeken Bakırhan, Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi ayrışmanın bu süreçte daha büyük sorunlara yol açabileceğini belirtti.

“Ortadoğu tarihinin en tehlikeli dönemlerinden geçiyor. Güç dengeleri yeniden kuruluyor. Kürtlerin geleceğini ilgilendiren meseleler de yeniden masaya yatırılmış ve şekilleniyor. Böyle bir ortamda ikili bir tablonun ortaya konulması kabul edilemez. Bunu kabul etmiyoruz” diyen Bakırhan, Kürdistan Bölgesi’ndeki yöneticilere ortak bir siyasi zemin oluşturma çağrısında bulundu.

“Ayrılık Kürtleri güçlendirmez, zayıflatır”

Kürdistan Bölgesi’nin fiilen iki ayrı siyasi alana bölünmesinin Kürt halkının kazanımlarına zarar vereceğini savunan Bakırhan, siyasi ayrışmanın Irak merkezi hükümeti karşısındaki müzakere gücünü de zayıflatacağını söyledi.

Bakırhan, Kürtlerin geçmişte bölünmenin bedelini ağır ödediğini belirterek şöyle konuştu:

“Bir Kürt ve yurtsever olarak Kürdistan Bölgesi’nin fiilen iki ayrı siyasi alana bölünmesini kabullenemiyorum. Bu ikili yapı Hewlêr’deki Kürtlerin hakkını daha mı iyi koruyacak? Geçmişte katliamlar yaşayan Halepçe’deki Kürtlerin haklarını daha fazla mı koruyacak? Bu konuda emin değiliz.

Ayrılık Kürt halkını güçlendirmez. Aksine Kürtler kendi içinde zayıflar. Irak merkezi yönetimine karşı müzakere gücü daha da zayıflar. Çevredeki ülkelerin dışarıdan etkisine daha fazla maruz kalır.

Asıl mesele makamlar olmamalıdır. Yılların mücadelesiyle elde edilen kazanımlar ve değerler olmalıdır.”

DEM Parti olarak Kürtlerin demokratik ulusal birliğini savunduklarını belirten Bakırhan, bu birliğin herhangi bir kişi, aile ya da bölgenin değil, bütün Kürt halkının geleceğini ilgilendiren bir mesele olduğunu ifade etti.

KDP ve YNK’ye yeni bir ortaklık anlaşması çağrısı

Bakırhan, Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan siyasi sorunların aşılması için KDP ve YNK’nin yeniden müzakere masasına oturması gerektiğini söyledi.

2006 yılında iki parti arasında imzalanan anlaşmayı hatırlatan Bakırhan, mevcut koşulların değişmiş olabileceğini ancak bunun yeni bir anlaşmaya engel teşkil etmemesi gerektiğini belirtti.

KDP ve YNK’ye yeni bir demokratik ortaklık sözleşmesi imzalama çağrısı yapan Bakırhan, DEM Parti’nin de bu konuda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğunu söyledi.

Bakırhan, çağrısını şu sözlerle dile getirdi:

“Belki bugünkü Ortadoğu koşulları 2006’daki gibi değil. Buna saygı duyarız. O zaman ne yapmak gerekiyor? Bugün anlaşmanın şartları değişmiş olabilir. O halde yeni bir anlaşma yapılsın.

Buradan DEM Parti Parti Meclisi toplantısından Kürdistan Bölgesi’ndeki yönetimlere ve taraflara diyoruz ki; mevcut anlaşma güncel değilse, ihtiyaçlarınızı karşılamıyorsa yeni bir anlaşma yapın. Yeni bir demokratik ortaklık sözleşmesi imzalayın.

Bu konuda üzerimize düşen bir görev ve sorumluluk olursa DEM Parti olarak yerine getireceğimizi belirtmek istiyorum. Kürtler masaya oturmanızı, konuşmanızı ve uzlaşmanızı bekliyor.”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürdistan Bölgesi yönetiminin Kürt halkının ve bölgede yaşayan insanların ortak çıkarlarını koruyacak bir çözüm yolu bulacağına inandığını ifade etti.

 

Son Haberler

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Zeydi, ABD Başkanı Trump ile görüştü

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile ABD Başkanı Donald Trump,...

Talabani: Kürdistan hükümetinden çekiliyoruz

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Bafıl Talabani’den beklenen açıklama...

Axios: Trump’ın seçim yenilgisinin ardından İran konusunda üç kötü seçeneği var

ABD merkezli haber sitesi Axios’un analizine göre, ABD Başkanı...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...