8 Kasım 2026
9.4 C
İstanbul

Türkiye ve Rusya, Suriye’deki krize nasıl yaklaşıyor, fikir ayrılıkları ne kadar derin?

Suriye’de Esad yönetiminin önemli toprak kayıplarına neden olan son gelişmelerle gözler yeniden Ankara ve Moskova arasındaki diplomatik trafiğe döndü.

2011’de başlayan Suriye iç savaşının her döneminde önemli roller oynayan iki ülke, son bunalımda da karşıt pozisyondalar ve gerilimin tırmanmasından birbirlerinin politikalarını sorumlu tutuyorlar.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 Aralık’ta yaptıkları görüşme, tarafların bakış açılarının ortaya çıkması açısından önemli oldu.

Putin, Erdoğan’dan Esad yönetimine saldıran “terörist” grupları durdurmasını istedi.

Erdoğan ise Putin’den Şam’ı siyasi çözüm için daha fazla teşvik etmesi beklentisinde.

Suriye iç savaşında 2020’den bu yana süren göreceli sükûnet, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğindeki grupların rejim güçlerine karşı başlattığı saldırıların ardından bozuldu ve iç savaşta yeni bir döneme girildi.

HTŞ kısa sürede Halep’i ele geçirirken Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) oluşumunun da Halkın Savunma Birlikleri’nin (YPG) Tel Rıfat ve Münbiç’teki varlığına karşı harekete geçmesi dikkat çeken ayrı bir gelişme oldu.

Gelişmeler, sahada askeri varlıkları ve siyasi etkileri büyük olan Ankara ve Moskova’yı yeniden devreye soktu.

Silah yükleyen muhalifler.

Fotoğraf altı yazısı,Hama şehrinin eteklerinde Esad güçlerini bombalayan muhalifler.

İki başkent arasında ilk temas Dışişleri Bakanları Hakan Fidan ile Sergey Lavrov arasında 30 Kasım’da gerçekleşti.

Liderler seviyesindeki görüşme ise 3 Aralık’ta yapıldı.

Erdoğan-Putin görüşmesinin ardından yapılan yazılı açıklamalar, tarafların sürece ilişkin farklı değerlendirme ve beklentilerini ortaya çıkarması açısından önemliydi.

Ankara: Rejim muhalefetle görüşmeli

Türkiye tarafından yapılan açıklamada, Ankara’nın Suriye’nin toprak bütünlüğünü desteklediği ancak kalıcı ve adil bir çözüm için “Suriye rejiminin siyasi çözüm sürecine angaje olması gerektiği” mesajı verildi.

Birleşmiş Milletler, 2254 sayılı Güvenlik Konseyi kararı uyarınca Suriye’de rejim ve muhalefeti siyasi bir çözüm için bir araya getiren Cenevre Süreci’ni başlatmış, ancak Şam yönetiminin engellemeleri nedeniyle ilerleme kaydedememişti.

Türkiye ve diğer Batılı ülkeler, Astana Süreci ortakları Rusya ve İran’ı Esad yönetimi üzerinde baskı kurmamakla ve hatta siyasi çözüm istememekle suçluyorlar.

Ankara, Moskova ve Tahran’ı Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği Suriye ile normalleşme çabalarına destek vermemekle de suçluyor.

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Erdoğan’ın “Suriye’de yaşanan son gelişmeler bağlamında en önemli hususun sivillerin zarar görmemesi olduğu” mesajını Putin’e ilettiği kaydedildi.

Erdoğan’ın bu ifadelerle Rusya ve Suriye’nin son haftalarda İdlib bölgesine yaptıkları saldırıları kastettiği değerlendiriliyor.

Ankara’daki güvenlik kaynakları, HTŞ ve diğer muhalif grupların son saldırılara tepki olarak mevcut harekatı başlattıklarını savunuyor.

Kremlin: ‘Terörist’ saldırganlık durmalı

İki liderin görüşmesine ilişkin Kremlin’den yapılan açıklamada daha farklı bir dil kullanıldı.

Putin’in Suriye devletine karşı başlatılan “terörist saldırganlığın” bir an önce durması ve rejimin tüm ülke topraklarında anayasal düzen ve istikrarı kurması için desteklenmesi gerektiği mesajını Erdoğan’a ilettiği kaydedildi.

Açıklamada, Putin’in bunların yapılması için Ankara’nın bölgedeki etkinliğini kullanması beklentisini dile getirdiği ifade edildi.

Halep'te uçaksavar kullanan bir muhalif.

Fotoğraf altı yazısı,Halep’te Rus ve Suriye hava saldırılarına karşı nöbet tutan muhaliflere ait bir uçaksavar.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova da 4 Aralık’ta düzenlediği basın toplantısında Moskova’nın Suriye liderliğinin “terörist gruplara” karşı mücadelesine güçlü destek verdiğini kaydetti.

Zakharova, muhalif grupların yabancı güçlerden insansız hava araçları ve eğitim desteği aldığını iddia etti.

Farklı değerlendirmelere karşın Ankara ve Moskova’nın ortak vurgusu Tahran’ın da katılımıyla Astana Süreci ortakları arasındaki koordinasyon ve diplomasinin sürdürülmesi oldu.

Üç ülke dışişleri bakanlarının 7-8 Aralık günlerinde Katar’da yapılacak Doha Forumu marjında bir araya gelmeleri bekleniyor. Ancak toplantı henüz teyit edilmedi.

Geçmişte hangi krizler yaşandı?

Türkiye ve Rusya 2000’li yılların başından itibaren ekonomik ve enerji ilişkilerini geliştirdi.

Ancak son 10 yılda özellikle Suriye’den kaynaklanan jeopolitik sorunlar nedeniyle birçok kez karşı karşıya geldiler.

Türkiye, Suriye iç savaşında açık bir şekilde Esad yönetimine karşı muhalif grupları destekledi.

Rusya ise 2015’ten itibaren askeri ağırlığını Suriye sahasına yönlendirdi ve Şam yönetiminin devrilmesini engelledi.

24 Kasım 2015’te Türkiye’nin Rusya’ya ait bir savaş uçağını Türk hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle düşürmesi Ankara-Moskova arasında benzeri görülmemiş bir bunalıma neden oldu.

Bunalım, taraflar arasında gizli diplomasi trafiği sonucunda Haziran 2016’da aşıldı.

Ancak aynı yılın son günlerinde Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi Andrey Karlov’un Ankara’da bir suikast sonucu öldürülmesi dikkatlerin yeniden iki ülkeye dönmesine neden oldu.

Taraflar bu olayı sorunsuz atlattılar.

Astana Süreci nasıl başladı?

Türkiye ve Rusya, gerilimli dönemlerin ardından Suriye’de şiddetin azalması ve sivil kayıpların azaltılması için daha fazla işbirliğine girdiler.

Bunun ilk adımını 2016 sonunda rejimin Halep kuşatması sırasında muhalifler ve sivillerin kentten çıkarılması için güvenli bir koridor oluşturulması sürecinde attılar.

Bu süreç daha sonra, İran’ın da katılımıyla 2017’de Astana Süreci adını aldı.

Türk ve Rus askerlerinin 2020'de İdlib'de yürüttüğü devriyeden bir kare.

Fotoğraf altı yazısı,2020’de İdlib’de yürütülen Türk-Rus ortak devriyesi.

Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapılan toplantıların yanı sıra üç ülke liderleri dönüşümlü olarak zirvelere ev sahipliği yaptı ve Suriye’ye ilişkin siyasi ve askeri gelişmeleri koordine etmeye çalıştılar.

Ancak Rusya’nın 2022 Şubat ayında Ukrayna’yı işgal girişimini başlatması, Suriye’nin Moskova’nın gündemin alt sıralara inmesine neden oldu.

İdlib’de uzlaşı

Türkiye ile Rusya’yı ciddi şekilde karşı karşıya getiren bir başka gelişme ise Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib bölgesi oldu.

2016’da yapılan uzlaşı sonucunda, Suriye’de 4 adet gerginliği azaltma bölgesi ilan edildi ancak Rusya ve Suriye’nin saldırıları sonucunda 3 bölge ele geçirildi ve o bölgelerdeki muhalif gruplar İdlib’e yönlendirildi.

Bu gruplar arasında El Kaide’den ayrıldıklarını açıklayan HTŞ, El Nusra gibi örgütler de yer aldı.

Türkiye ve Rusya, 2018’de İdlib’te silahlardan arındırılmış güvenli bölge kurulması konusunda uzlaşmalarına rağmen bu bölgeye yönelik Şam yönetiminin saldırılarının sürmesi istenen sonucu vermedi.

2020’ Şubat ayından Rus hava kuvvetlerinin bölgeye yaptığı bir hava saldırısında Türk askeri konvoyunu vurması sonucu 34 Türk askerinin ölmesi bölgede yeni bir gerilimin doğmasına neden oldu.

Erdoğan ve Putin bu gerilimin ardından yeniden bir araya geldiler ve 6 Mart 2020’den itibaren geçerli olan yeni bir mutabakatı duyurdular.

Türk ve Rus birliklerinin oluşturacakları güvenli koridorlarda ortak devriye başlatmalarını içeren mutabakatla varılan çatışmasızlık durumu 27 Kasım 2024’e kadar devam etti. BBC Türkçe, iznews

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...