9 Kasım 2026
7.3 C
İstanbul

“Suruç katliamına dair bir anektod”

Haber için Kuzey Suriye’ye (Rojava) geçmem gerekiyordu. Kobani karşısında bana gelecek haberi bekliyordum. Karşıya geçmek için…

6. güne girmiştim.

Bana gelen telefon da Amara Kültür Merkezi’ne uğramam gerekirdi. Sevgili Muhitin’in arabasıyla Kültür merkezine uğradığımda bir kalabalık vardı. Şaşırmıştım.

Çocuk oyuncakları dolu çantalar ile gençler bir aradaydılar…

Çok sayıda genç gruplar halinde sohbetler ediyordu.

Sonradan öğrendim, ‘Kobani’nin çocuklarına oyuncak kampanyası yapmışlar götürmek için bekliyorlar’ dediler.

Amara Kültür Merkezi’ne fotoğraf makinası vb. çanta ile girmem dikkatlerini çekti.
Kısa sürede merhabalaştık ve bir sohbetimiz oldu. Heyecanla kampanyalarından söz ettiler. Her biri bir yerden gelmişti. Kobanili çocuklar için oyuncak toplamışlardı. Bazıları Kürtçe bilmiyordu, ‘Kobani’de Türkçe bilen var mı?’ diye sordular.

Topluca ve kısa anektodlarla Kobani savaşının durumu ve izlerini paylaştım…

Umarım beraber gideriz, bol bol hikâye dinleriz sizden dediler. Gülümsedik…
Gülüşlerinde ve zulalarında insanlık taşıyan gençlerdi. Hepsi de çok heyecanlıydı.

‘Daha gelecek arkadaşlarımız var onları bekliyoruz’ dediler.

Ben görüşmemi yaptım ayrıldım. Yetkili bana Gazetecileri ayrı gönderiyoruz. O gün gidememiştim. Bir gün sonra tekrardan bana telefon geldi ve aynı yere gittim. Bu kez biraz daha da kalabalıktılar.

Uzaktan selamlaştım.

Bursa’dan geldiğini sonradan öğrendiğim, uzun saçlı bir genç gülümseyerek geldi yanıma,” daha gidemedin mi,” dedi. ‘Biz kendi aramızda gazeteciler torpillidir. Kesin gitmiştir,’ dedik.
Hayır gidemedim. Dedim.

Çay aldık beraber, torpilden ziyade koşulların uygunluğuyla ilgili diye cevap verdim. Verdiğim cevabı yumuşatsam da, aslında geçmenin çok zor olduğunu da bir şekilde anlatmış oldum. Ne zaman gideriz, diye, aceleci ve heyecanlı bir meraklarıda vardı.

Bir birimize bakıp gülümsedik.
Bir araç geldi, bir grup yabancı ile o taraftaydım. İki gün geçmişti. Cephe haberinden sonra, savaş sonrası Kobani esnafı ile röportaj yapmak için gezintiye çıktım. Bir taraftan da savaşın atıklarını çekiyordum. Her tarafta bir acı ve hikâye vardı. Yolda geçen herkes bir hikâyesini benimle paylaşıyordu. Yazmasını talep ediyorlardı. O koşullarda her esnafın misafirperver olması da ayrı bir değerdi. Kısa bir caddeyi iki saate ancak ilerleyebilmiştim.

Suruç’ta bulunan ve daha önce de zaman zaman haber kaynaklığımı yapan Deniz, nefes nefese kelimelerini yutarak ve ağlayarak ‘burası ana baba günü’ dedi. Deniz, ne oldu dedim. “Herkesi öldürdüler,” ağlamaklı sesle gene ‘herkesi öldürdüler. Ceset parçaları her taraf saçılmış’ dedi.

Tekrar bağırarak Deniz ne oldu dedim. “Abi gençleri öldürdüler, Kobani çocukları için oyuncak toplayanların hepsini öldürdüler.” Kim öldürdü? dedim. “Bilmiyorum, İŞİD yaptı, diyorlar.”

Deniz böyle deyince eyvah dedim. O Bursa’dan geldiğini söyleyen genci, bir anda sanki karşımda gördüm. Sonrasını malum, Deniz hepsini anlattı.

Gözlerim doldu. Dalgın dalgın yürüdüm. Boğazım kupkuru oldu boğulacaktım adeta. Karşı tarafta enerji içeceğini satan bir bakkal gördüm. Soğuk su bulmak zordu, savaştan yeni çıkmış bir kent daha yeni yeni toparlanıyordu. Soğuk olarak bulacağınız tek şey enerji içeceğiydi.

Bakkalın cam ve çerçevesi yoktu. Bakkallarda cam çerçeve bulmak çok zordu. Sarhoş gibiydim. Gördüğün her insanın ölüm öncesi ve sonrası hikayelerine tanıklık etmek oldukça zorlayıcıdır.

Yolun karşı tarafına geçmeye çalışırken, yanımdan hızlı bir araç geçti. Çok acele gitti. İçimde tedirgin ve ilginç bir his oluştu. Tanımlayamadığım garip bir histi.

Ben Suruç’taki katliamı düşünürken tanımlayamadığım o his garip tedirginlik bıraktı. Arkama tekrardan dönüp hızlı giden o araca baktım ve bir taraftan da adımımı kapısız ve penceresiz bakkalın içine attım.

Genç bir delikanlı, Keremke (Buyur) dediğiyle bir ses duydum. Ve sonrası yaklaşık bir dakikayı hatırlamıyorum. Bakkalın içinde yere fırlamış olarak gördüm kendimi. O basınç iyi ki de beni fırlatmış. Bombalı araç saldırısında, demir parçaları erimiş ve her tarafa yayılmıştı.

Kendime geldiğimde her taraf Deniz’in dediği gibi ana baba günüydü. Küçük sıyrıklarla atlatmıştık.

Suruç Katliamından bir kaç dakika sonra büyük bir patlama Kobani Kentinde de yaşandı.

Fotoğraf makinasını açtım, ses kayıt cihazıyla olayın olduğu yere koştum. Asayiş izin vermeyince gazeteci olduğumu belirttim. Dumanlar yükseliyordu. Öyle bir refleksti ki herkes silahlıydı. Herkes silahıyla sokağa inmişti. Tedirgin bir şekilde koşuşuyorlardı.

Her an ikinci patlama olma durumu çok yüksekti. Oraya vardığımda hayatını kaybeden savaşçılarla karşılaştım.

Gazeteci olsan da, bir günde iki ağır olay fazlaydı. Sonra keşkeler falan başlıyor. Hiç görmeseydim, hiç karşılaşmasaydım, hiç hikayelerini dinlemeseydim vb. gibi gibi…
Velhasıl bunların hepsi zulalarımızda, her yıl karşımıza zuladan fırlamak için zorluyor.

Anılarımızın içerisinde bir bir yer alıyorlar. | iznews – İhsan Kaçar

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...