24 Eylül 2026
21.2 C
İstanbul

Salih Müslim: ‘ABD yetkilileri ile görüştük, Trump döneminden farklı olacak’

Suriye iç savaşı 10 yılı geride bıraktı. Büyük bir yıkımın yaratıldığı Suriye’de, “çözüm” yerine kriz daha da derinleşiyor. Ne Şam yönetimi ne de savaşa taraf olan uluslararası güçler, çözüme yanaşmıyor.

Rojava’da kontrolü ele alan Kürt güçleri, IŞİD’e karşı yürütülen savaşta başta ABD ve koalisyon güçleri tarafından destekleniyor.

Biden yönetiminin Suriye politikasının ne olacağı ise merak konusu.

Türkiye’de ise PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecrit tartışma konusu. Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmemesine yönelik tepkiler devam ediyor.

Mezopotamya Ajansı’ndan Aziz Oruç’un sorularını yanıtlayan PYD Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, hem bölgedeki son gelişmeleri hem de Öcalan’a yönelik tecridi değerlendirdi.

ABD’nin yeni yönetiminin Kuzey ve Doğu Suriye politikası hakkında şu ana kadar çok bir şey bilmediklerini söyleyen Müslim, “Ama yeni yönetimin Suriye sorunuyla geçmişten beri ilgili olduklarını biliyoruz. Biden, Dışişleri Bakanı ve diğer yöneticiler, Ortadoğu ve Suriye ile ilgilenenlerdir. Kişisel kriterler değil, kurumsal kurallara bağlılar. Ani kararlarla yön değiştirmek değil ya da Trump gibi ‘Bir gece çekiliyorum’ gibi duruşlarının olacağını düşünmüyoruz” ifadesini kullanıyor.

Müslim’e göre yeni yönetimin politikaları bölge halklarının yararına olacak…

ABD’nin Kuzey ve Doğu Suriye’deki elçilikleri, özel temsilcileriyle görüşmelerinin olduğunu ifade eden Müslim, “Önümüzdeki süreçte bu görüşmelerin artacağını umuyoruz” diyor.

Müslim, “Suriye rejimiyle bir diyaloğunuz var mı?” sorusuna ise şöyle yanıt veriyor:

“Suriye yanlış politikalarından dolayı bu hale geldi. Daha önce demokrasi, özgürlüğe şans tanısaydı, bu duruma gelinmezdi. Kürt sorunu konusunda da benzer bir zihniyeti var. Kürt sorunu yok, onları bastırabilir, bitirebilirim diye düşünüyor. Ama biz öyle bir şey düşünmüyor, düşmanca yaklaşmıyoruz. Suriye için güçlü reformlar yapılabilir. Anayasa değişikliğiyle özgürlükler genişletilebilir, demokrasi güçlü hele getirilebilir. Suriye’deki Kürt sorunu demokratik bir sorundur. Gerçek bir demokrasi, özerklik, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi konusu olursa, o zaman Kürt sorunu daha rahat çözülür.

En son bir sene önce Suriye rejimiyle derli toplu görüştük. Ara ara kısa görüşmeler yapılmıyor değil ama uzun süredir görüşmeler durmuş. Suriye rejiminin yaklaşımı, politikalarında bir ciddi bir değişiklik görmedik. Hala da 2011 Suriye’sine dönmek istiyorlar. Suriye’de bu sorunlar biterse, biz de eski yönetimimize döneriz. Rejimin kafasında ciddi bir değişiklik yok. Ama biz yine de her şeye rağmen bekliyoruz. Özgürlükler tanınırsa biz varız. Ruslar aracılığıyla görüşmelerimiz olsa da rejimin kafa yapısı ve düşüncesi hala değişmiş değil.”

“Öcalan ölmüş bir halkı yeniden diriltti” diyen Müslim, “Halk ölmüş, bitecekti ama Sayın Öcalan buna izin vermedi, Kürdü kurdun ağzından çıkardı” ifadesini kullanıyor.

“Türkiye bataklık içinde, barış istemedikçe savaş derinleşir” görüşünü dile getiren Müslim, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Sayın Öcalan Suriye’deki sorunlardan ve Rojava’daki Kürt sorunundan uzak durmadı. Kendisi de 20 yıl burada kaldı, halkı da çok iyi tanıyor, biliyor. Hem dili hem de paradigmayı iyi biliyor. Buradaki halk, Kürtler, Araplar, diğer halklar hepsi Sayın Öcalan’ın fikirlerine bağlıdır. Pratikte de bu görülüyor. Onun için Sayın Öcalan’ın Rojava meselesini gündemde tutmasını, dikkat çekmesini garip karşılamamak gerekir. Normal görmek gerekiyor. Suriye meselesi gibi Rojava meselesi de demek zorunda kalıyoruz. Rojava da Kürdistan’ın, Kürt halkının bir parçasıdır. Burası Kürt halkının bir parçası olduğuna göre, üzerinde durmak lazım. Süreç şöyle gelişiyor, Rojava başta yer alıyor. Çünkü savaşın merkezi burasıdır. Türkiye faşizmi buradaki kazanımları bitirmek istiyor. Türkiye faşizmi gerçekten burada bir başarı elde ederse, bütün Kürtler zarar görür. Nasıl Kürt halkı Kobanê’deki direnişten güç aldıysa, Kürdistan’ın dört parçasından gençler gelip, DAİŞ’e karşı savaştıysa, Kürt birliğinin bir sembolüne dönüştüyse Kobanê, burada olanlar herkesi ilgilendiriyor. Faşizmin hedefi olduğu için Öcalan özellikle üzerinde duruyor. Yoksa Kürdistan’ın tüm parçaları çok önemlidir. Türkiye’nin Misak-i Milli politikalarını buradan başlatmak istiyor. Hem direniş hem de uluslararası alanda Kürt halkı için büyük bir önem arz ediyor.”

“Türk faşizmi Kürtlere karşı bir düşmanlık besliyor” görüşünü savunan Salih Müslim, “Öyle de olunca, içeride Öcalan tecrit ediliyor. Gövdeyi parçalama teorisini hedefliyor. Ama burada halkın direnişi önemlidir. Kürt halkı ve diğer halklar ne kadar sahip çıkarsa, o kadar iyidir. Savaşla tek değil, diplomasiyle, politikayla da bu mücadele sürmelidir. İmralı sistemi sadece Türkiye sistemi değildir. Türkiye orada bir gardiyanlık görevi yürütüyor. Diğer güçler de var. Onlar hala ilgilidir. Uluslararası bir sorundur. Kürtlerin, diğer halkların direnmesi gerekiyor” diye konuşuyor.

“Türkiye halkları da ‘kanunlarını neden uygulamıyorsun’ diye karşı çıkmalıdır. Faşizan görüşler dolayı ses çıkarmıyorsa da bu büyük bir sorundur” diyen Müslim, “Avrupa için de bir şantaj olarak kullanıyor. İmralı’daki tecridin derinleşmesiyle içeride savaş, ekonomik kriz derinleşiyor. Sayın Öcalan da söyledi, isterlerse ‘Barışı iki haftada getiririm’ dedi. Bunları yapıyorlarsa, demek barış istemiyorlar. Niye fırsat vermiyorsunuz. Barış istemiyor. Barış istemiyorsanız, yoksulluk da savaş da derinleşir. Türkiye yıllardır savaşın içindedir. Türkiye bir bataklığın içindedir” yorumunu yapıyor.

Salih Müslim’in açıklamalarından diğer satır başları ise şöyle:

Kürt , Hol Kampı’nda DAİŞ’lilerin hücre yapılanmasına yönelik operasyon başlattı. Hol Kampı’nda nasıl bir tablo var?

Hol Kampı, 2014’te Iraklı mültecilerin kalması için kuruldu. Ancak daha sonra Baxoz’dan kaçan DAİŞ’liler buraya taşındı. Geçmişte kalanlarla beraber Hol Kampı’nda 60 binden fazla kişi kalıyor. Kampta kalanların 30 bini Irak, 20 bini Suriyeli, çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 10 bine yakın yabancı bulunuyor. Baxoz, DAİŞ’ten temizlenip, bir kısmı kampa getirildikten sonra, yavaş yavaş olaylar çıkmaya başladı. Kampta bulunan DAİŞ’liler, kadınlar, hatta çocuklar aynı fikirde olunca, bir süre sonra kampta kalan diğer kişilerle sorunlar yaşamaya başladı. Öyle bir dereceye geldi ki kampta artık ölümler, öldürmeler yaşanmaya başlandı. 2021’in başında beri susturucu silahlar ve kesici aletlerle 47 öldürme olayı yaşandı. İkincisi de çeteler olduğu için çok sayıda kaçırma olayı yaşanmaya başlandı.

Kaçırma olaylarının çoğu da Türkiye MİT’i eliyle oluyor. Kamptaki düzensizlik, gizli örgütlenmeler ve son olarak 3 ayda 47 kişinin öldürülmesiyle, İç Güvenlik Güçleri de bu operasyonu yapmaya karar verdi.

Kaçırma olaylarının çoğu da Türkiye MİT’i eliyle oluyor. Kampta kaçırılanlar Türkiye’ye götürülüyor. Türkiye eliyle kampın içinde doğrudan bir örgütlenme var. Birçok uluslararası yardım kuruluşu da kampa girip çıkıyor. Kızılay, Kızılhaç ve diğerlerin sızdırmaları oluyor. Kamptaki düzensizlik, gizli örgütlenmeler ve son olarak 3 ayda 47 kişinin öldürülmesiyle, İç Güvenlik Güçleri de bu operasyonu yapmaya karar verdi. Operasyon 5 gündür devam ediyor. İlk 3 güne ilişkin aldığımız verilere göre, 53 kişi yakalandı, yakalananlardan 5’i DAİŞ emiriydi. Yine birçok tünel bulundu, bilgisayarlar, gizli olarak kullanılan cep telefonları yakalandı. Daha tam anlamıyla detaylar ortaya çıkmış değil, operasyon uzun sürebilir. 60 binin kişinin yaşadığı bir yerden bahsediyoruz. Neredeyse bir şehir gibi. Bu güvenlik operasyonu sonuna kadar sürecek.

QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî’nin uluslararası güçlere yabancı savaşçıların alınması ve uluslararası bağımsız mahkemelerin kurulup, suçluların yargılanması çağrısı vardı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Kamuoyu çok bilmiyor ama burada bilmemiz gereken bazı önemli şeyler var. Hol Kampı’nda kalan aileler ve çocuklar gibi, orada bulunan erkekler de öyle savaşa katılmış kişiler değil. Suç işlemiş kişiler ve yakalananlardır. Ama ayrıca hapishanelerde bulunan DAİŞ’liler var. Bunların sayıları da 12 bin civarındadır. DAİŞ’liler kampta değil, başka yerlerde tutuklular. Uluslararası güçlerden istenen bağımsız mahkemeler, hapishanelerdeki DAİŞ’liler içindir. Kampta bulunan kadınlar, erkekler suç işlemişse, tabi bunların da yargılanması gerekiyor. Ama bu dediğimiz mahkemeler asıl suçlular, DAİŞ’liler içindir.

Hol Kampı için bir çağrınız var mı?

Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi ve biz, kampta kalan kadın ve çocuklar için her zaman çağrılarımız var. Hafif suçlara karışmışsa da çoğu ağır suçlar işlemiş değil. Kamptaki çocukları hiçbir zaman pazarlık konusu yapmak istemiyoruz. Onları araç olarak, politikaya malzeme yapmak istemiyoruz. İnsani bir durum olduğu için uluslararası güçlere çağrı yapıyoruz. Vatandaşı olduğu ülkelerin gelip, vatandaşlarını almasını istiyoruz. Bunun için de herhangi bir zorluk yok. Şimdiye kadar birçok ülke bunu yapmış, gelip yönetime başvurmuş, gerekli prosedürler yerine getirilip, vatandaşları onlara teslim edilmiş. Bütün ülkelere bu konudaki çağrımızı yineliyoruz.

Bu sorumluluğu yerine getiremeyen ülkeler de var. Bu durumun sürüncemede kalmasının nedeni nedir?

Duyarsızlıktır. ‘Biz bundan kurtulmuşuz, vatandaşlarımızı geri almak istemiyoruz’ yaklaşımı var. Kamuoyu da DAİŞ’li çocukları, kadınları karşısında bir sempati duymuyor. ‘Biz kurtulduk, yine başımızı niye belaya koymayalım’ diyorlar. Başka görüşler de olabilir. Biz hiçbir zaman çocukları, kadınları pazarlık konusu yapmak istemiyoruz. Çünkü bu bir insanlık meselesidir. Çocukların bu koşullarda olması kötüdür. Kimse ne yardım ediyor ne de destek veriyor. Yardımlar yapılsa da çok yetersiz kalınıyor. Kamptaki 10-15 yaşındaki çocuklar okulda olmaları gerekiyor ve suçsuzlar. Çoğunun kimliği yok, kimin çocuğu olduğunu da bilmiyoruz. Uluslararası bir problemdir. Herkesin taşın altına elini koyması gerekiyor.

2018’de Efrîn, 2019’da Girê Spî ve Serêkaniyê, Türkiye’ye bağlı güçlerin eline geçti. Bu üç kentte şu an durum nedir, neler yaşanıyor?

Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê’de kamplar kurup, çeteleri örgütlüyorlar, eğitim veriyorlar. Daha sonra bu çeteleri Libya’ya Azerbaycan’a ve diğer yerlere gönderiyorlar. Yine DAİŞ’lilerin ailelerini, çocuklarını yerinden ettiği insanların yerine yerleştiriyorlar.
Efrîn’de Türk faşizminin işgali var. Aynı şekilde Serêkaniyê ve Girê Spî’de benzer bir durum var. Türkiye ve oradaki çetelerin amacı demografik yapıyı değiştirmektir. Bölge halkını yerinden edip, yerine başkalarını yetiştiriyorlar. Guta, Hama, diğer bölgelerden ve Türkiye’den getirdikleri çeteleri bu bölgelere yerleştirdiler. Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê’de kamplar kurup, çeteleri örgütlüyorlar, eğitim veriyorlar. Daha sonra bu çeteleri Libya’ya Azerbaycan’a ve diğer yerlere gönderiyorlar. Yine DAİŞ’lilerin ailelerini, çocuklarını yerinden ettiği insanların yerine yerleştiriyorlar. Az sayıda kalan halkı da tehdit ediyor, kaçırıyorlar. Efrîn’in yanı başında Şehba Kampı var. 120 binin üzerinde Efrînli var. Ne zaman dönecekler ne zaman işgal sona erecek diye bekliyorlar. Türk faşizminin bir metodudur. Oradaki çeteleri halka saldırıyor, bir koz olarak onları kullanıyorlar. Öldürme, kaçırma, ırza geçirme gibi çirkin şeyler yapıyorlar. Türkiye’de sanki bunlardan sorumlu değilmiş gibi davranıyor.

Yine Türkiye’nin işgal ettiği alanlar uluslararası güçlere, dış dünyaya kapalıdır. İnsan hakları kuruluşları, gazetecileri kimseyi almıyorlar. İşgal altındaki bölgelerde neler yaşanıyor, kimse pek bir şey bilmiyor. Geçtiğimiz günlerde İspanyol bir grup gazeteciyi getirip, istenilen bölgede kendilerinin propagandasını yapmasını istediler. Özel savaş uygulamalarını uyguluyor.

Bu üç kent için neden sessiz kalınıyor?

Efrîn’in Türkiye tarafından işgal edilmesi, çetelerin yerleştirilmesi, bir konsept çerçevesinde yapıldı. Bu politik bir konsepttir. Türk faşizmi karşısında ister Ruslar olsun ister uluslararası koalisyon olsun, onlar da sustular. Rejim de bu konseptin içinde yer alıyor gibi davranıyor. Biz siyasi parti olarak, yapmak istediğimiz var olan konsept dengesini değiştirmektir. Şimdiye kadar herkes sus pus ve hala değişmiş değil. Aynı şey Girê Spî ve Serêkaniyê için de geçerlidir. QSD savaş gücüdür, biz de siyasi güç olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Var olan politik denge değişmeden ne yaparsanız yapın, Türkiye faşizmi tüm tekniğini kullanıp, bunu sürdürmek istiyor. Türkiye NATO üyesi ve bölgede tüm silahlarını, gücünü kullanıyor. Politik konsept değişirse, halkın geri dönmesi için elverişli olabilir. O zaman daha sonuç alıcı bir çözüme kavuşabiliriz.

Partiniz PYD’nin de içinde yer aldığı Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) ile ENKS arasında ulusal birlik için uzun süre görüşmeler yapıldı. Görüşmeler ne aşamada?

Görüşmeler QSD Komutanlığı ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi yardımcısı ara buluculuğunda devam ediyordu. ABD’nin yeni yönetiminin gelmesiyle, görevli temsilci değişti, yeni gelen ABD temsilcisi tekrar iki tarafla görüşmeler yaptı. Yakında görüşmeler tekrar başlayacak. İki taraf da görüşmelerden çekilmiş değil. Önümüzdeki günlerde tekrar başlayacağız.

Bu görüşmelerde somut olarak üzerinde uzlaşılmayan konular neler?

Tabii hala uzlaşılmayan birçok konu var. Farklı siyasi görüşler var. Kim dosttur, kim düşmandır anlamak için, yine ne yapalım, nasıl yapalım diye kafa yoruyoruz. Kürt Konseyi var ve burada kim ne kadar temsil edilecek konusunu konuştuk. Bunlar üzerinde de anlaşıldı. Konular üzerinde teker teker konuşulup, çözüme kavuşturmak istiyoruz. ENKS’nin artık kurulan sisteme nasıl katılacağı, nerede görev alacağı konuşuluyor? Parlamento halk meclisleri, yönetim meclisleri, buralarda nasıl yer alacaklar. Kürtler ile Araplar ve diğer halklar arasında toplumsal bir sözleşme var. Bunların hepsinin gözden geçirilmesi gerekiyor. Ne kadar zaman alırsa da görüşmeler sürecek.

En somut sorun, okullarda Kürtçe eğitim müfredatıydı. Bu konuda zaten yönetimimiz ile rejim arasında da bir çekişme vardı. Biz sadece dil dersi değil, her şey Kürtçe olsun istiyoruz. Bu konuda zaten pratikte de devam ediliyor, okullarda Kürtçe eğitim veriliyor. ENKS buna itiraz ediyor ve karşı çıkıyor. ‘Kabul etmiyoruz, müfredat Kürtçe olmasın’ diyor. ‘Rejimin müfredatı bizim için daha kolaydır’ deyip, bunu dayatıyorlar. Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi bu konuda nettir. Müfredatın Kürtçe olması ve bunda ısrarcı olmak gerekiyor. Dil ve kültür bizim için varlık nedenidir. İkincisi de askerlik konusudur. ENKS, askerlik olmasın, kimsenin askere gitmesini istemiyor. Ama dünyanın her yerinde zamanı geldiğinde gidip, askerlik yapılıyor. Sen niye buna karşı çıkıyor, engelliyorsun. Bu tartışmalar oluyor daha da olacağı bekleniyor. Ama yine de bunun üzerinde durmaya devam edeceğiz.

Kürtler için ulusal birlik neden bu kadar önemli?

Kürtler oturup bazı ilkeler etrafında toplanmalıdır. Kürtler artık birbirlerine karşı savaşmasın, Kürdistan’ın dört parçasını işgal etmek isteyen güçlerin oyununa gelmesin.

Bizim için varlıksal bir meseledir. Kürtlerin dağınık olmasından yola çıkarak, çeşitli görüşlerin olması ve tarihten ders çıkarmak lazım. Dağınık Kürtlerin varlığı hep düşmanın işine yaramıştır. Düşmanlar tarafından kullanılmıştır. Kürtleri birbirine karşı kullanılmıştır. Dağınık Kürtler, birliksiz Kürtler hem birbirlerine zarar veriyor hem de diğer halklara zarar veriyor. 1915’te Kürtler dağınık olmasaydı, belki Ermeni Soykırımı olmayacaktı. Kürtleri bir araç gibi düşmanların eline geçiyor. Bizim için kökten bir sorun ve bunun çözülmesi gerekiyor. Kürtler oturup bazı ilkeler etrafında toplanmalıdır. Kürtler artık birbirlerine karşı savaşmasın, Kürdistan’ın dört parçasını işgal etmek isteyen güçlerin oyununa gelmesin. Temel ilkeler üzerinde anlaşılırsa, Kürtlerin faydasına olur. Rojava’da da Kürtler beraber hareket ederse hem Suriye rejimi hem de muhalefet açısından elimiz güçlenir. Haklarımızı daha kolay elde edebiliriz. Birlik bizim için varlık meselesidir. Kürtlerin beraber hareket etmesi, birlik olması çok önemli bizim için. Kurt birliğinin sağlanması, beraber hareket etmesi, bir koordinasyonun olması çok önemlidir. Kürtlerin birliği, Kürtler kadar bölgedeki halklara da faydası olur.

Lozan’ın yüzüncü yıl olan 2023’ün yaklaşması da referans gösterilerek, bu tarihte 4 parçaya bölünen Kürdistan’da o günü ve bugünü karşılaştırırsak, Kürtler, Kürt partileri, oluşumlar nasıl yaklaşmalı?

Lozan’ın üzerinden 100 yıl geçmesi, bitmesi demek değildir. Ancak biz Lozan’ı da beğenmiyoruz. Lozan Kürtlerin aleyhine oldu. Bazı taraflar bunu bitirmek istiyor. Türkiye tarafı bunu bitirip, ‘Misak-i Milli’ye dönmek istiyorum’ diyor. Daha birkaç gün önce Türkiye Parlamentosu Başkanı Mustafa Şentop, uluslararası sözleşmelerden, anlaşmalardan bahsetti. Bazı taraflar bu anlaşmayı kendileri için dar bir gömlek olarak görüyor. Ancak bizim Kürt tarafı olarak çıkaracağımız çok dersler var. Umarım Lozan’da da olanlar bir daha olmaz. Kürtlerde bir yakınlaşma olur ve beraber hareket ederler.

Tarihçiler, “Lozan Kürtlere 100 yıl kaybettirdi” diyor. Kürtler 100 yıl daha kaybetmemek için ne yapmalı?

Kürtlerin birlik olması, yakınlaşması gerekiyor. Lozan’daki ve sonrasında yaşanan hataları tekrarlamaması gerekiyor. En başında söylediğim gibi, Kürtler dağınık olursa, yine herkes faydalanır ve birbirlerine karşı kullanırlar. Kürtlerin belirlediği ilkeler üzerinde anlaşmalar olmalı. Yüz yıl önce olan hataların tekrarlanmaması gerekiyor. Kürtlerin bir yüz yıl daha kaybetme şansı yok.

Suriye’de ABD, Rusya ve uluslararası koalisyon güçleri var. ABD ve Rusya’nın Efrîn, Girê Spî, Serêkaniyê’deki rolleri de göz önünde bulundurulursa, ABD ve Rusya’nın Suriye politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’de bulunan güçlerin hiçbirini biz davet etmedik ve onlara karşı savaşıp da çıkın buradan demiyoruz. Onları buraya getiren çıkarlarıdır. Türkiye aynı noktada ve aynı durumda değildir. Türkiye açık bir şekilde savaşıp, bölgeyi işgal etmiştir.
Birincisi; Suriye’de bulunan güçlerin hiçbirini biz davet etmedik ve onlara karşı savaşıp da çıkın buradan demiyoruz. Onları buraya getiren çıkarlarıdır. Suriye halkı birlik olursa çıkarabilirler. İkincisi; Türkiye aynı noktada ve aynı durumda değildir. Türkiye açık bir şekilde savaşıp, bölgeyi işgal etmiştir. Rusya ya da ABD’de bunu görmek mümkün değil. ABD, 2014 anlaşmaları çerçevesinde DAİŞ’e karşı kurulan ve 73 ülkenin yer aldığı uluslararası koalisyonun bir üyesidir, parçasıdır. DAİŞ ve çeteler artık dünyayı tehdit eder hale gelince, bu ülkeler bir araya gelip, bunlara savaş açtı. Bunlar bu çerçevede bulunuyor diyebiliriz ama Türkiye öyle değil. Bu güçler kalkıp, ‘Ben Kürtleri bitireceğim, Rojava yönetimini ortadan kaldıracağım, demografik yapısını değiştireceğim’ demiyor. İran ve Türkiye’nin öyle bir durumu var. Türkiye bunu da açık bir şekilde yapıyor. Her alanda Kürt düşmanlığı yapıyor.

Herkes kendi çıkarları için geliyor. Suriye halkı olarak kimsenin çıkarına karşı değiliz ama kalkıp bizi ihmal edip, kendilerini bize zoraki dayatırsa, bu da olmaz. Kendi çıkarlarına bizi kurban etmelerine izin vermeyeceğiz. ABD’nin durumu ise Trump ile Erdoğan arasındaki kişisel ilişkilerdi. Erdoğan bir şeyler koparmak istedi. Efrîn meselesi de yine Ruslar ile Şam rejimi arasında bir pazarlık konusu yapıldı. ‘Sen Guta’yı boşalt, ben Efrîn’e ses etmeyeyim’ üzerinden kirli bir ittifak kuruldu. Bir değiş tokuş meselesi sonucunda Efrîn işgal edildi, demografik yapısı değiştirildi. Bu güçler de çıkarları için bizi kurban etmek istiyorlar. Biz de bunu kabul etmiyoruz ve bunlara karşı direneceğiz.

Partiniz, Rojava ile Kuzey ve Doğu Suriye, bir bütünen Suriye’de tüm halkların yer aldığı demokratik bir sistemi savunuyor. Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa ettiğiniz sistemin aksayan yönleri var mı? Halklarda nasıl bir karşılık görüyor?

Hep teoride söylenmiş bir şeydi. Ama özerk yönetim meselesini 2013’ten beri yerelde pratik olarak uyguluyoruz. Halk bunu pratikte, yaşayarak görüyor. Yaşayan, bilenler de doğal olarak kabul ediyor. Beraber yaşamı, demokratik ulus paradigmasını yavaş yavaş kabulleniyorlar. Kürtler, Süryaniler, Araplar diğer halklar var. Girê Spi, Serêkaniyê’deki savaşlarda Arap gençleri en ön saflarda savaştılar. Deyra Zor’da, Raqqa’da halklar yönetimlerine sahip çıktılar. Bölgenin ileri gelen aşiret liderleri de bu sisteme destek verdi. Sınırları korumak için rejimle, Ruslarla görüşmeler oldu, bazı birlikler geldi. Rejimin, Rusların geri geldiği düşünüldü. Ama öyle olmadı ve en büyük aşiretler gelip, yönetime bizi bırakmayın, ‘Rejimi de Rusları da istemiyoruz’ dedi. Halk nezdinde ciddi anlamda sistem kabul görüyor. Ama tabi burada yaşayanlar kabul ediyor. Propaganda meselesi değil, Türkiye ve rejim tarafından yapılanlara rağmen insanlar bu sistemi kabul ediyor. Hatta içinde yaşadıkları sistemin gelecekte onlar için de kurtuluş olacağını düşünüyorlar.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”