8 Kasım 2026
9.4 C
İstanbul

Özgür Özel: Devleti yönetenler 13 kişiyi kurtarmak için istekli, gayretli değildi

CHP’nin TBMM Grup Başkanvekili Özgür Özel, Garê’de 13 kişinin öldürülmesiyle ilgili konuştu: “Geçmişteki benzer örneklerde diyalog kurulmuştu. Bir askerimizin, kamu görevlisinin veya sivil vatandaşımızın terör örgütünün elinden alınmasına aracılık ettiği için kimse hain ilan edilmemişti. Dönemin başbakanları ‘biz terör örgütüyle görüşmeyiz, müzakere etmeyiz, bu onu tanımaktır’ falan dememişlerdi. İstenseydi rehineler kurtarılabilirdi.”

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Garê operasyonuyla ilgili çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Özel, geçmişte benzer durumlarda bir şekilde diyalog kurularak, sivil toplum örgütlerinin katkısı ve zaman zaman da siyasetin müdahalesiyle başarılı örnekler olduğunu hatırlattı.

Ayşegül Doğan’ın yeniden tv’deki yayınına katılan Özgür Özel’in değerlendirmelerinden satır başları şöyle:   

DEVLETİN BAŞARISI OLUR: (Gara operasyonu) Bir askerimizin, kamu görevlisinin veya sivil vatandaşımızın terör örgütünün elinden alınmasına aracılık ettiği için kimse hain ilan edilmemişti. Dönemin başbakanları ‘biz terör örgütüyle görüşmeyiz, müzakere etmeyiz, bu onu tanımaktır’ falan dememişlerdi. Bütün dünyada bunlar yaşanır, aracılık edenler, bu konuda diplomasi yapmak isteyenler olur, onlara imkân tanınır ve eğer alıkonulanlar serbest kalırlarsa, sağ salim ailelerinin yanına dönerlerse bu da en başta o devletin başarısı olur.

DEVLETİ YÖNETENLER İSTEKLİ VE GAYRETLİ DEĞİLDİ: Devleti yönetenler, bakanlar bu konuda istekli değillerdi. Bu ailelerin gelip, CHP ve HDP’yle görüşüp, ama AKP ve MHP’den randevu alamadıkları için AKP grubunun kapısında kalıp döndüklerine dair televizyon haberleri var. Bu kadar net. Burada istekli, gayretli davranmadılar. Süreci iyi yönetmedi Türkiye bu sefer.

İktidarda bulunanların bu konuda ilgili sivil toplum kuruluşlarına randevu vermeleri, ailelerle görüşmeleri gerekiyor. Bu süreçte tabi karşı tarafın da bir talebi olacaktır. O talep neyse onu da devletin kendi mahremiyeti içinde çözmesi gerekiyor. İşin o kısmının detaylarına hâkim değilim.

BÜTÜN DİYALOG NOKTALARI KAPATILDI: Devlet bu ailelerle görüşme konusunda bile gerekeni yapmadı, yeterince bu ailelere ilgi göstermedi. Bugün söylenenlerin gerçek olmadığını herkes biliyor. Ama onun ötesinde, örneğin İHD, TİHV veya siyasi partiler de bu konuda pek bir şey istemedi, çabalara olanak tanınmadı çok fazla. İktidar partisi o kadar sık ‘vatan haini’ ve ‘terörist’ üretiyor ki, bu nedenle son yıllarda bu konuda normal şartlarda gayretli olabileceklerin de eskisi kadar gayretli olmadıklarını görüyoruz. Belki bir takım dernek ve vakıflar ‘biz böyle çabalara girersek bize de mi kayyum atarlar, bizim de mi üzerimize gelirler’ diye düşünerek, normalde sarf etmeleri gereken gayretin tamamını gösterememiş olabilirler. Bunu belki muhalefet partileri için de düşünmek mümkün. Bu konuda atılabilecek her adım için ‘bunlar terör örgütünün maşası, terör örgütüyle birlikteler’ falan diye söylenilirse bütün diyalog noktası kapatılmış oluyor.

GÖNDERİLEN TİM’İN 13 KİŞİYİ CANLI KURTARMASIN BEKLEMEK MÜMKÜN DEĞİL: Rehineleri bu özensizlikle mi kurtaracaksınız? Türkiye’nin çok iyi TİM’leri olduğu söyleniyor, ama o TİM’lerden yararlanılmadı. Örneğin oraya giden TİM’de müzakereci yoktu, psikolog yoktu, böylesine ciddi bir rehine operasyonunu yönetecek eğitimde kimse yoktu. Oraya giden TİM savaşmak üzerine, terör operasyonu yapmak üzerine eğitilmiş bir TİM’di. O TİM’den 13 kişiyi canlı kurtarmasını beklemek de çok mümkün bir şey değildi

CHP’YE ÇERÇEVE ÇİZEMEZ: (Hulusi Akar ve Süleyman Soylu’nun bilgilendirme ziyareti) O ziyarette bakanların çerçevesi, bir operasyonun yapıldığı, bu operasyonun başladığı sırada silahlı kuvvetlerin karşı koyan unsurlara ateş açtığı, ancak hayatını kaybeden 13 kişinin bu çatışma sırasında hayatlarını kaybetmediği yönündeydi. Onların PKK tarafından infaz edildiğine yönelik bir takım fotoğraflar, otopsi sonuçları üzerinden bunu anlattılar. Ve bunun dünyaya anlatılması sırasında da muhalefetin önceden bilgilendirilmiş olmasının önemli olduğunun altını çizdiler. Kamuoyunun bildiğinin dışında CHP’ye verilmiş, işin akışını değiştirecek bir bilgi olmadığını söylemekle yetineyim.

Bilgilendirmenin yapılmış olması CHP’nin grup toplantısına bir çerçeve çizemez, CHP’nin yapacağı siyasete de bir istikamet belirleyemez. Erdoğan tarafından yollanmış iki bürokrat, teknokrat, atanmış olarak davrandılar ve öyle de muamele gördüler. 

DEVLET TARAFINDA KATILIK VARDI: Benim şahsi kanaatim, bu 13 evladımızın kurtarılması ve sağ salim evlerine gelmesiyle ilgili devletin tarafında bir katılık vardı ve sorun buradan kaynaklanıyor. 31 Mart seçimlerinde AKP Abdullah Öcalan’ın ‘kapısını çaldı.’ 13 kişinin canı ortadayken neden böyle bir görüşmeyi ve mektubu 13 kişinin hayatını kurtarmak için yapmadınız? 

BAŞARILI DEĞİL: Devlet gidiyor, 13 kişiyi kurtarmak için operasyon yapıyor, bu 13 kişinin 13’ü de ölüyor, üstüne 3 tane daha güvenlik görevlisi şehit oluyor. Yani ortada 16 kayıp var, kurtarabildiğiniz tek bir rehine yok. Peki, bu rehine kurtarma operasyonu başarılı mı? Hayır, değil. 

MUHALEFET DURMASI GEREKEN YERDE SAPASAĞLAM DURDU: Kendi başarısızlıklarını muhalefeti suçlayarak örtmek istediler, ama kamuoyu buna teslim olmadı. Bundan büyük memnuniyet duyuyoruz. Muhalefet partileri de durmaları gereken yerde sapasağlam durdular. Eleştirilerini getirdiler. Kamuoyu da faturayı kesmesi gereken yere kesti. Ama ilk başta sanki Gara operasyonu başarılıymış, muhalefet de buna karşı kötü davranıyormuş, suçluymuş gibi bir operasyon yürüttüler, ama bunun başarılı olmadığını görüyoruz.

Muhalefetin bir itiraz ve genel teslim olmama hali var. Parti devleti anlayışına karşı bütün muhalefet partilerinin etkin, net ve ortak bir duruşu var. Bundan çıkış için de ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ diyor muhalefet partileri.

KAÇIRILMALAR: Kendine kamu görevlisi süsü veren paramiliter güçler varsa bu büyük sorun. (İstanbul’da Gökhan Güneş’in sokak ortasından kaçırılıp daha sonra bırakılması) Devlet böyle bir şeye nasıl sessiz kalır, yol verir, imkân tanır? Hukukun askıda olduğu, devletin hukuktan uzaklaştığı yerde mafyanın önü açılıyor ya da devlet mafyayı kullanabiliyor ya da devlet mafyalaşabiliyor. Hangisi olursa olsun, birbirinden kötü. 

ÇIPLAK ARAMA İŞKENCESİ: Türkiye cezaevlerinde bir çıplak arama sorunu var. İki yönüyle var: cezaevine ilk girildiğinde, nakiller sırasında ve mahkeme gidiş gelişlerinde var; bir de mahkûmun yakınları için var. Bu da ilki kadar trajiktir. Oğlunu görmeye gelmiş yaşlı bir annenin çıplak aramaya tabi tutulduğunda yaşadığı travmayı siz düşünün.

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...