24 Eylül 2026
14.2 C
İstanbul

MİT Başkanı CHP’ye sunum yapacak

Özel ayrıca genel af tartışmalarına ilişkin de; “Genel af dediğiniz Anayasa yapmak kadar kritik bir şeydir. Genel affın ihtiyaç duyduğu Meclis çoğunluğu da 360, Anayasa değişikliğini referanduma götürmenin ihtiyaç duyduğuyla aynı nitelikli çoğunluk. Genel af tartışmaları bugün bizim gündemimizde yok. Bu tartışmaları Anayasa yapar gibi ele almak lazım” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Gazeteci Özlem Gürses’in YouTube kanalına konuk oldu. Özel, MİT Başkanı’nın CHP’ye ziyareti sorusuna şu yanıtı verdi:

“MİT’ten henüz bilgi almadık. Bu hafta içinde planlayacağız. Şuradan kaynaklanıyor. MİT AK Parti MKYK’sına gitti ve bir sunum yaptı İbrahim Bey, AK Parti binasında. Ben de bir yazı yazdım, o yazıyı hemen söylemedim yani MİT’e yolladım, hani hemen iletişimini yapmadım. Magazinleşmesin, ciddiyetini korusun diye. Yazıda şunu söyledim, ‘Eğer ülkenin son seçimlerinin ikinci partisine verilecek bir bilgi varsa birinci partisinden niye esirgiyorsunuz? Yok bu bilgi FETÖ gibi özel bir meselede, AK Parti‘ye özelse kamuoyuna açıklayın bunu hepimiz bilelim’. Hani AK Parti’nin FETÖ konusunda uyarılacak bir durumu var, CHP’ye bunun için lüzum görmüyorsanız. Biraz hani durumu bana bir netleştirin dediğimiz. Ve dedim ki ‘Bir sunum yapıyorsanız bu sunumu gelin bize de yapın’. Sayın İbrahim Kalın da büyük bir nezaketle 29 Ekim töreninde önce bir merhabalaştık, sonra döndü yanıma geldi. Dedi ki ‘Yazınızı aldım, haklısınız. Biz size gelecek hafta bir yoğunluğumuz var’, onun boş günleri vardı ama o günlerde ben doluydum. Dedi ki ‘Uygun bir zamanda gelelim ve bir sunum yapalım, biz bir sunum yapmak isteriz’. Bunu konuştuk. Bu konuda Mansur Bey’in haberi oldu, Mansur Bey bir gazeteci arkadaşımıza söylerken, ‘MİT Müsteşarı ile Özgür Bey görüşmüş’ demiş. O 29 Ekim görüşmesi, zaten bu konuda 29 Ekim’den 1-2 gün sonra olunca, onu telefon görüşmesi gibi anlayıp ‘MİT Müsteşarı Özgür Özel‘i telefonla aradı’ dediler. Oysa ki yüz yüze görüştük, Anıtkabir‘de görüştük, 29 Ekim’de. Ama önümüzdeki hafta içinde yani bu içine gireceğimiz hafta, Sayın MİT Başkanı, CHP’ye gelerek bir sunum yapacak ve bizim sorularımızı yanıtlayacak. Bir gündem belirlemedik.”

“Mansur Yavaş’ı hangi terör örgütü ile ilişkilendirecekler?”

Özel’in kayyum atamaları ve gündemdeki sorulara ilişkin cevapları da şu şekilde:

“Demokrasilerde birinin suçlu olup olmadığına mahkeme karar verir ve kararın kesinleşmesi ile eğer o suçlu kişi belediye başkanıysa görevini bırakır. Yerine de meclis içinden yenisi seçilir. FETÖ döneminde, bizim itiraz ettiğimiz OHAL yetkisi ile OHAL KHK’larıyla aldıkları bir yetki ile güya işte FETÖ’cüleri temizlemek zor falan diye. Biz ciddi şekilde OHAL yetkisine de itiraz ettik biliyorsunuz. Şu anda o günden kalan bir yetki ile eğer belediye başkanı terörle suçlanıyorsa, bakın mahkemenin sonucunu değil, daha soruşturma-kovuşturma aşamasında kayyum atıyorlar. Sorun burada. O yüzden bu yetkiyi yarın CHP diyelim ele aldı, yapmayız da bizde iken. AK Partili belediyelere bakın nasıl oluyormuş demek istedik. Her birisini geçmişte her birisinin 10 yıl önce de Fethullah Gülen Cemaati ile bir maklube kaşıkladığı, Türkçe Olimpiyatları’nda stadyumda bir oturmuşluğu yok mu bunların? Tamamının. Bütün AK Partili belediyelere tak tak tak tak kayyum atayıp, kendi istediğimiz vali yardımcılarının, kaymakamları AK Parti’nin elindeki bütün belediyeleri alabiliriz. Bu yetki buna cevaz veriyor. AK Parti şu anda Esenyurt’ta buna tenezzül etti. Belediye Başkanımızın tutuklanma gerekçelerinin içinde DEM Partili olduğu iddiası var, 10 yıllık CHP’li. Kaynağı bilinmeyen para transferiydi, kızının kirasının babasının hesabına yattığı ortaya çıktı. Şimdi bir gizli tanık uydurmaya çalışıyorlar her zaman olduğu gibi. Şunu ifade etmeye çalışıyorum. Bugün AK Parti’nin ve MHP’nin yapmaya çalıştığı bir algı operasyonudur. Bir sindirme operasyonudur. Hangi belediyemizi ne terörü ile ilişkilendirecekler? Mansur Yavaş‘ı hangi terör örgütü ile ilişkilendirecekler? Hiç tavsiye etmem. Bu yapmaya çalıştıkları mesele bana karşı, belediye başkanımıza, partimize karşı değil, o belediye başkanlarını seçen seçmenlere karşı bir milli irade gaspıdır, bunun cezası çok ağırdır

“Biz de hayal edemedikleri şekilde mücadele ederiz”

Esenyurt İmamoğlu kararının demosudur bence. Yüzde 80 aleyhlerinde gördükleri için İmamoğlu kararının onaylatılmasına da cesaret edemeyecekler bence. Çünkü millet Esenyurt’ta DEM dediler, PKK dediler, bilmem ne dediler, yüzde 80 bizden yana çıktığına göre Esenyurt’ta, İmamoğlu gibi hem bir, iki, üç, dört kez AK Parti’yi yenmiş bileğini bükemedikleri birini şimdi bu oyunla alaşağı etmeye kalkarlarsa herhalde yüzde 95 İmamoğlu’nun arkasına geçer. Öyle görünüyor. O yüzden ben işlerinin o kadar kolay olmadığını ve buna cesaret edemeyeceklerini düşünüyorum. Cesaret ederlerse biz de hayal edemedikleri şekilde mücadele ederiz.”

“Ekmekten tasarruf ederiz, anketten tasarruf etmeyiz”

Özel, anket çalışmalarına ilişkin soruya da şöyle yanıt verdi:

“Tayyip Bey bunu 22 yıldır yapıyor. Biz de bir yıldır yapıyoruz. Yerel seçim başarısının arkasında da bu var. Geçmişte parti bütçesinin yüzde yarımı ölçme-değerlendirmeye giderdi. Biz bu yerel seçimlerde yüzde 17’sini harcadık. Ekmekten tasarruf ederiz, anketten tasarruf etmeyiz. O kadar verimli bir çalışma. Mehmet Ali Çalışkan da ekibin bir yerinde. Çok kuvvetli bir ekip var. 31 Mart öncesi de Mehmet Ali Bey’in inanılmaz katkıları oldu. Çok iyi bir ekip araştırma ve reform enstitüsü. Biz CHP’nin yerel yönetimlerde ölçme değerlerme birimi kurduk. O birimin başına beş profesyonel koyduk. Bir tanesi Mehmet Ali Bey’di. Güçlü bir ekip çalışması. Bir tek Betimar’da küçük bir farkla 0.7 ile ikinciyiz. Onun dışında benim gördüğüm bütün anketlerde yine birinciyiz. Panorama’da geçen ay AK Parti öndeydi bu ay öne geçtik. Dün sunumunu aldık. Bu ay öndeyiz. Biz Mart’tan beri bütün trendlere altı firmanın ortalamasıyla bakıyoruz. Bir tek Eylül’de düştük. Kurultay yaptık. İçe döndük.

“Açık farkla ‘CHP kazanır’ diyor herkes”

Eskiden bütün anketlerde şöyle bir şey vardı. Ülke nasıl? Kötüye gidiyor. Ülkeyi kim düzeltir? Yine de AK Parti. Şu anda CHP, AK Parti’den yukarıda çıkıyor artık. 10-12 iki puan. ‘Kim toparlar ülkeyi’ sorusuna Yüzde 23 AK Parti demiş, yüzde 35 CHP demiş. Öyle 10-12. Artık yukarıdayız. Eskiden şöyle kötüydü. CHP nerede iyi? Kültür-sanat, milli eğitim. Ekonomi ve dış politikada çok kötüydük. Şimdi yine sıralama çok farklı değil ama mesela eskiden ‘Ekonomiyi CHP iyi yönetir’ diyenler diyelim ki 19’ken şimdi 35 falan çıkıyor. Gitgide çok mesafe kaydettik ama daha etmemiz lazım. Devam etmemiz lazım. Dört aydır ‘Seçimi sizce kim kazanır’ sorusunda açık farkla ‘CHP kazanır’ diyor herkes. 20 Kasım’dan itibaren CHP’nin ekonomi kurmayları 50 ile gidiyorlar. ‘CHP bu ekonomiyi nasıl düzeltir’ onu anlatmak üzere. Yarın Türkiye’nin İstanbul dahil 50 ilinde bütün milletvekillerimiz, bütün örgütümüz sokak sokak kapı kapı başlıyorlar ve iki ay boyunca enflasyon, asgari ücret, emekli maaş zammı, çiftçinin ve esnafın sorunlarını konuşacaklar. Meclis’te bütçe konuşulurken vatandaşın gerçek sorunlarını sokakta, tarlada, işçi servisinde, ev oturmasında, kahvehane sohbetinde, köyde, nahiyede, beldede konuşacağız.”

“Genel af Anayasa yapmak kadar kritik bir şeydir”

Özel, erken seçim ve genel af konusunun sorulması üzerine de şu yanıtı verdi:

“Şu anda bir erken seçimde CHP’nin iktidara yani cumhurbaşkanının CHP’nin seçtireceği Meclis çoğunluğunu CHP ve muhalefet partilerinin sağlayacağı göründüğü için kaçıyorlar erken seçimden. Yoksa biz erken seçim istiyoruz tabii. (Genel af tartışmaları) O benim konum değil şu anda. Genel af büyük bir mutabakat meselesidir. Genel af dediğiniz Anayasa yapmak kadar kritik bir şeydir. Genel affın ihtiyaç duyduğu Meclis çoğunluğu da 360, Anayasa değişikliğini referanduma götürmenin ihtiyaç duyduğuyla aynı nitelikli çoğunluk. Yani af meselesinde suçtan zarar görenle suçlunun yakınının aynı toplumsal mutabakatta buluşması lazım. Meselenin özü odur. O yüzden genel af tartışmaları bugün bizim gündemimizde yok. Genel af talebi de çok meşru bir talep. Şu anda Türkiye’de cezaevlerinde kapasitenin çok üstünde insanlar var. Ama bu af tartışmalarında ‘Benim canım yandı, ne olacağım ben’ diyenlerin de duygusu çok son derece meşru bir duygu. Bu yüzden bir toplumsal mutabakat var. Bu yüzden bu tartışmaları Anayasa yapar gibi ele almak lazım. Toplumun tamamının rızasını üretecek bir mutabakatla.”

“AK Parti ‘Ben temizim’ diyemiyor”

CHP’li belediyelere SGK soruşturulmalarının sorulmasını da Özel şöyle yanıtladı:

“Büyük bir oyun var. Oyunun adı şu, AK Parti’yle MHP’nin yapmaya çalıştığı. Tencere dibin kara, seninki benden kara. Şu anda bu toplumun ortak inancı şu. AK Parti belediyeciliği, israf eden, yolsuzluk yapan, yandaşlara kaynak aktaran bir belediyecilikti. Belediyeleri böyle yönetenler her ne kadar devletten bilgi alamıyoruz, Sayıştay’ın eli kolu bağlı falan ama devlette neler yaptığını da o beşli çetelerden, yandaş müteahhitlerden biliyoruz. AK Parti’nin ‘Biz bunları yapmadık’ demeye, vatandaşı ikna etmeye imkanı yok. ‘Ben temizim’ diyemiyor. ‘Onlar da kirli’ diyor. Bu oyuna gelmemek lazım.  Seçimden önce dört aydır maaş almayanlara maaş ödeyen CHP belediyesi var bu kadar imkansızlığa rağmen. Gördüler ki yani Tayyip Bey krize girdi. ‘Kardeşim bu adamlar hani döndüremezlerdi, hani yönetemezlerdi? Memnuniyetleri artıyor vatandaşın’ deyince yeni atak başlattılar. Bir şey bahane edilecek. İşte o konserler üzerinde. Dünya kadar da personel, dünya kadar da müfettiş yollanmış. Giden müfettişlere diyorlar ki ‘Araştırın, bunları şahibeye karıştırın’. Ben de tuttum dedim ki o müfettişlere. ‘Çok kutsal bir görev yapıyorsunuz. Devletin, kamunun kaynağını haksız harcayan birisi var mı, yok mu bakacaksınız. Bizim güvenimiz tam. Yeter ki kanunsuz emirle haksız suç icat etmeyin. İftira atmayın’. Çünkü bir iddia atıyorlar. O yapışacak. Aylarca sürecek sen aklanacaksın ama millet hala daha yapışan iftirayı hatırlayacak. ‘Bunu yapanı affetmem’ dedim. ‘Onun dışında başımızın üstünde yeriniz var’. Bizim son derece özgüvenimiz yüksek. Belediyelerin hizmetlerinde hukuka uygunluk denetimi yapılabilir. Yerindelik denetimi yapılamaz. Yerindelik denetimini kim yapar? Seçen halk, seçimde yapar. Çünkü o seçmiş. Belediye başkanı halk için parayı nasıl harcayacağına karar verir.

Esad’la görüşecek mi?

Özel, Trump ile görüşme, Filistin ziyareti ve Esad’la görüşmelerinin sorulmasına da şu yanıtı verdi:

“Mahmut Abbas davet etti, tarifeli uçuş olmadığı için uçağımızın kuyruk numarasını bildirdik İsrail Dışişleri Bakanlığı’na. Beş haftadır uçuş izni bekliyoruz, aldığımız anda gideceğiz. Mahmut Abbas bekliyor, Mahmut Abbas telefonda davet etti, zaten biz gitmek istiyorduk. Çok net. İkincisi geçtiğimiz gün Azerbaycan, Sevgili İlham Aliyev ile telefonda görüştüm, Zafer Günü’nde. Kendisiyle karşılıklı planlamaya karar verdik, o ziyaret yapılacak. Esad‘tan da ilk önce resmi yazı istemişlerdi, sonra bir Rusya, Putin, Erdoğan, Esat falan olunca bir beklemeye aldılar. O konuda da tahmin ediyorum önümüzdeki aylar içinde bu üç ziyaretten ikisi çok kesin, bir tanesi de konjonktürel olarak gerçekleşecek. ‘Trump‘la görüşeceğim’ demedim. Çünkü ben Amerikan siyasetini bilirim. Şu anda Trump‘ın bırakın Türkiye muhalefetiyle, Türkiye iktidarı ile görüşüp görüşmeyeceği bile başka bir durumda. Ama Trump yönetimi oturduktan sonra, Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış ilişkilerden sorumlu güçlü bir heyeti Amerika’ya temaslar yapmak üzere gidebilir.

“100 bin Amerikan askerinin postalı Güneydoğu’da olacaktı”

Ayrıca bu Trump‘la görüşme meselesini birileri, ‘Özgür Özel Trump‘la mı görüşecek?’ Erdoğan seçimlere aylar varken gidip Amerikan Başkanı ile görüşmüş, seçimlerden sonra da Başbakan değilken görüşüp 1 Mart tezkeresinin taahhüdünde bulunmuştu. 1 Mart tezkeresi bizim gayretlerimizle geçmedi. Geçseydi Irak işgali Güneydoğu üzerinden olacak ve hala Güneydoğu’da 100 bin tane Amerikan askerinin postalı Güneydoğu’da olacaktı. O yüzden Amerikan yönetimi ile gitmek, görüşmek meselelerini birileri enfekte etmeye çalışırken önce Tayyip Erdoğan’ın iktidar olmadan önce neler yapıp, Amerika’ya ne taahhütler verdiğini hatırlayalım. Cesaretleri varsa 1 Mart tezkeresinin tutanaklarını açıklayalım. 10 yıl değil, üzerinden 20 yıl geçti, halen daha 1 Mart 1 Mart tezkeresinin tutanaklarına AK Parti her sene 1 Mart’ta ret veriyor, açıklanmasına. Niye? Çünkü orada gerçekler var. Deniz Baykal’ın konuşması var, Bülent Arınç’ın yönetirken söyledikleri var. Çıkıp da Abdullah Gül’ün o dönemde o meseleyi savunmaması, hatta pasif agresif bir tavrı var. 98 tane AK Partilinin ret var orada. Onları unutuyorlar, ‘Acaba Trump’la CHP’yi yönetip, dış ilişkilerle bilmem ne mi yapacak?’

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”