24 Eylül 2026
14.2 C
İstanbul

Koronavirüs salgınının geçici olarak durdurduğu savaşlar ve çatışmalar

180’in üzerinde ülkeye yayılan koronavirüs salgınının bir sonucu daha oldu: Dünya genelinde yıllardır süren bazı savaşlar ve çatışmalar durdu.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, pandemiyle mücadeleye yoğunlaşmak için 23 Mart’ta küresel bir ateşkesin en kısa sürede başlaması çağrısı yaptı:

“Bugün, dünyanın her bir köşesinde hızla yürürlüğe girecek bir küresel ateşkes çağrısı yapıyorum. Silahlı çatışmaları tecrit altına almalı ve hep birlikte hayatlarımız için gerçek savaşa odaklanmalıyız.”

Çağrının ardından bazı silahlı gruplar tek taraflı ateşkes ilan ettiğini duyurdu. Bunların çoğu karşı taraftan da olumlu yanıt aldı ve bir süreliğine de olsa çatışmalar durdu.

Ancak bazı bölgelerde ateşkes ya sadece sözde kaldı ya da çok kısa sürdü.

Bazı çatışma alanlarında da ateşkes ilan edilmese de çatışmaların azaldığı, yönetimlerin ve bölge halkının koronavirüs salgınıyla mücadeleye odaklandığı görülüyor.

Ateşkes ilan edildiği halde süren çatışmalar

Guterres, 3 Nisan’da bir açıklama daha yaparak Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kolombiya, Libya, Myanmar, Filipinler, Sudan, Güney Sudan, Suriye, Ukrayna ve Yemen’de ateşkes çağrısının olumlu karşılık bulduğunu duyurdu.

Ancak bu ülkelerden bazılarında taraflar, çağrıya olumlu yanıt vermiş gibi dursa da, sahada çatışmalar sürdü.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres

YEMEN

30 Mart günü, Yemen’de 2015’ten bu yana savaşan Husiler ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan’ın desteklediği Yemen ordusu, ateşkes anlaşması yaptı.

2015’ten bu yana çeşitli salgın hastalıklar, açlık ve susuzlukla mücadele eden Yemen’de zaman zaman arabulucular tarafından ateşkes görüşmeleri yapılmış, kısa süren anlaşmalar sağlanmıştı. Ancak bu anlaşmalar her seferinde ihlal edildi ve savaş devam etti.

BM Genel Sekreteri Guterres, 25 Mart günü, 5 yıldır süren savaş boyunca en büyük insani krizlerden birinin görüldüğü Yemen için ayrıca bir ateşkes çağrısı yapmıştı.

Bir gün sonra Husiler ve uluslararası alanda tanınan Mansur Hadi hükümetine bağlı ordu ile Husiler, ateşkes konusunda uzlaştı. İki grup, ellerindeki kaynakları ülkede koronavirüsün yayılmaması için kullanacaklarını duyurdu.

Suudi Arabistan da Perşembe günü, ülkede Husilere yönelik askeri operasyonlarına son vereceğini ilan etti.

Ancak 29 Mart günü, Suudi Arabistan yönetimi, hava savunma sistemlerinin, Riyad üzerinde Yemen’den atılan balistik füzeleri durdurduğunu açıkladı. Bir gün sonra Suudi Arabistan ordusu, Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da Husi üslerini hedef alan bir operasyon düzenledi.

İran destekli Husi güçler de Suudi Arabistan’daki bir sınır kasabasına füze attı.

Ancak BM’nin Yemen temsilcisi Martin Griffiths, iki tarafla da görüşmelerin sürdüğünü, 24 milyon Yemenlinin insani yardıma ihtiyacı varken çatışmanın daha fazla sürmeyeceğinden ve ateşkese geri dönüleceğinden umutlu olduğunu söyledi.

SURİYE

Suriye’de silahlı muhaliflerin ve Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolündeki bölgelerde iki farklı durum yaşanıyor.

Ülkenin kuzeydoğusu ve doğusunu kontrol eden Suriye Demokratik Güçleri (SDG) 24 Mart’ta bir açıklama yaparak Guterres’in çağrısına olumlu karşıladıklarını, tüm kaynaklarını koronavirüsle mücadelede kullanmak üzere tek taraflı ateşkes ilan ettiklerini duyurdu. Suriye’deki tüm tarafları da ateşkes rejimine geçmeye çağırdı.

Türkiye, desteklediği Suriyeli muhaliflerle birlikte Ekim ayında SDG kontrolündeki bölgeye bir askeri operasyon düzenlemiş, Türkiye sınırındaki Resulayn ve Tel Abyad arasında 30 kilometre derinliğe kadar ilerlemişti. Ardından ateşkes edilse de bu bölgedeki Türk askeri ve Suriyeli muhaliflerle SDG birlikleri arasında zaman zaman küçük çaplı çatışmalar yaşandı. Canlı bomba ve bomba yüklü araçla yapılan saldırılarda onlarca kişi hayatını kaybetti.

SDG liderlerinden İlham Ahmed, 4 Nisan günü verdiği bir röportajda, bölgedeki Suriyeli muhaliflerin ve Türk ordusunun tek taraflı ateşkese olumlu yanıt vermediğini, çatışmaların sürdüğünü söyledi.

Ahmed, bir gün sonra Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yakın Kurdistan24 televizyonuna verdiği röportajda da, bölgedeki su kaynaklarının ortak kullanımı için Türkiye ile dolaylı görüşmeler yürüttüklerini söyledi. Ancak bu görüşmelere kimin aracı olduğunu söylemedi.

SDG, daha önce Türkiye’yi bölgedeki bir su kaynağını açmamakla suçlamış; Türk diplomatik kaynaklar ise, SDG’nin kontrolündeki barajdan kaynaklı elektrik kesintisi sebebiyle su istasyonunun devre dışı kaldığı açıklamasını yapmıştı.

İdlib
İdlib

Muhaliflerin kontrolündeki son bölge olan ve yakın zamana kadar Suriye ordusunun operasyonlarının sürdüğü İdlib’de, koronavirüs salgını bu kadar yayılmadan önce Rusya ve Türkiye arasında 5 Mart’ta imzalanan ateşkes anlaşması yürürlükte.

Ateşkes zaman zaman ihlâl edilse de, devre dışı bırakacak kadar büyük bir olay yaşanmadı. Ancak bölgeye Türkiye ve Suriye ordularından takviyeler sürüyor.

Bölgedeki sağlık imkanlarının çok kısıtlı olması, virüsün burada yayılması durumunda önünün alınamaması endişesini doğuruyor. Dünya Sağlık Örgütü de bu konuda uyarılarda bulunuyor.

Şam’ın kontrolündeki bölgelerde büyük oranda sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2011’de başlayan iç savaşta en az sivil ölümünün bu sene Mart ayında görüldüğünü, ülke genelinde 103 sivilin hayatını kaybettiğini belirtiyor.

LİBYA

Bugüne kadar 19 koronavirüs vakasının bildirildiği, bir kişinin bu sebeple hayatını kaybettiği Libya’da, çatışmalar tüm hızıyla devam ediyor.

Aslında Guterres’in çağrısından birkaç gün önce taraflar, pandemiyle mücadele için karşılıklı ateşkes ilan etmişti. Ancak bu durum 24 saat geçmeden bozuldu ve çatışmalar yeniden hız kazandı.

Nisan 2019’da başkent Trablus’a yönelik operasyon başlatan ve şehre güneyden yaklaşan General Halife Hafter’e bağlı birlikler, ateşkes çağrılarına rağmen ilerleyişini sürdürdü.

Ülkede BM’nin meşru kabul ettiği Trablus hükümetine bağlı ordu ile Hafter arasında ateşkes sağlanması için Avrupa ülkeleri Türkiye ve Rusya’nın öncülüğünde toplantılar yapılmış, ancak Hafter’in ateşkese yanaşmaması sebebiyle bu görüşmeler başarısız olmuştu.

Şimdi Avrupa ülkeleri büyük oranda koronavirüs salgınına odaklanmış durumda. Taraflar, bu ortamda olabildiği kadar çok ilerlemeye çalışıyor.

Trablus, geçen yılın nisan ayından bu yana en yoğun bombardımanı, 26 Mart akşamı gördü. Hafter’e bağlı birlikler, 27 Mart’ta bir açıklama yaparak Trablus’un güneyinde bazı kasabaları ele geçirdiğini duyurdu.

Trablus hükümetine bağlı birliklerin 25 Mart’ta başlattığı karşı harekâta, Türkiye de, insansız hava araçlarıyla destek verdi. Hafter’e bağlı birlikler, bu süreçte Türkiye’nin 100’ün üzerinde Suriyeli savaşçıyı Libya’ya götürdüğünü iddia ediyor.

Ardından iki taraf da “savaşa insani ara verme” kararı aldığını duyursa da, 30 Mart Pazartesi günü çatışmalar yeniden başladı.

Özellikle Nisan ayının ilk günlerinden bu yana, Trablus’un güneyindeki çatışmalar yoğun olarak devam ediyor.

Hafter'e bağlı birlikler, Trablus'ta bir hastaneyi vurdu
Hafter’e bağlı birlikler, Trablus’ta bir hastaneyi vurdu

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 25 Mart’ta yazılı bir açıklama yaparak, Guterres’in çağrısına yanıt verilmesi gerektiğini, Afganistan, Irak, Yemen, Suriye, Libya ve Gazze şeridinin özellikle kaygı verici olduğunu belirtmişti.

Trablus hükümetine bağlı güçler, Hafter’in elindeki Rus yapımı 3 uçağı düşürdüklerini duyurdu.

Yürürlüğe giren ve devam eden ateşkesler

SUDAN

Sudan’da pandemi öncesinde barış görüşmeleri sebebiyle ilan edilmiş olan ateşkesin süresi uzatıldı.

Ülkede Nisan 2019’da gerçekleşen darbenin ardından kurulan bağımsız konseyin lideri General Abdülfettah Burhan,16 Ekim’de, ülkede ordunun savaştığı tüm gruplara karşı tek taraflı ateşkes ilan ederek “ülkede barış için yapıcı bir ortam sağlayacaklarını” açıklamıştı.

Sudan’da ülkenin kuzeyinde bir bölgeyi kontrol eden Halkın Özgürleşme Hareketi – Kuzey Grubu da (SPLM-N) 2019 sonundan bu yana süren barış görüşmeleri sebebiyle iki bölgede 1 Nisan’a kadar “çatışmasızlık” ilan etmişti.

SPLM-N lideri Abdülaziz El Hulu, 31 Mart’ta bir açıklama yaparak hem barış görüşmeleri devam ederken bir iyi niyet göstergesi olarak hem de koronavirüs salgınına odaklanabilmek için, çatışmasızlık ilanının artık kendi kontrollerindeki tüm bölgeleri kapsayacağını söyledi. Süresini de 30 Haziran’a kadar uzattı.

KOLOMBİYA

Güney Amerika ülkesi Kolombiya’da da Guterres’in çağrısı karşılıksız kalmadı. 31 Mart’ta bir açıklama yapan sol görüşlü Ulusal Özgürlük Ordusu (ELN) 1 Nisan’dan başlayarak bir ay süreyle tek taraflı ateşkes ilan etti.

Silahlı örgüt, Koronavirüs salgını sırasında attıkları bu adımın “insani bir iyi niyet göstergesi” olduğunu söyledi.

Ateşkes ilan edildiğinde ülkede 700’den fazla kişide koronavirüs tespit edilmiş ve 10 kişi hayatını kaybetmişti. 7 Nisan itibarıyla bu sayı bin 579’a çıktı. Can kaybı ise 46’ya yükseldi.

ELN, daha önce durdurulan hükümetle barış görüşmelerine de yeniden başlayabileceklerinin mesajını verdi:

“Koronavirüs yıkımının acısını yaşayan Kolombiya halkına insani bir iyi niyet göstergesi olarak 1-30 Nisan arasında bir aylık tek taraflı ateşkes ilan ediyoruz. Başkan Ivan Duque hükümetinin temsilcileriyle ateşkesin süresinin uzatılmasını konuşmayı talep ediyoruz.”

Örgüt, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 23 Mart’ta yaptığı “küresel ateşkes” çağrısından etkilenerek bu duyuruyu yaptığını belirtti.

ELN, Kolombiya devletine karşı 50 yıldan uzun süredir savaşıyor. 2016’da hükümetle barış anlaşması imzalayan Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’ne (FARC) göre çok daha küçük bir grup.

FİLİPİNLER

Filipinler

Guterres’in çağrısının karşılık bulduğu ülkelerden biri de Filipinler.

Ayrılıkçı Filipinler Komünist Partisi, ateşkes çağrısından bir gün sonra, silahlı kanadı Yeni Halkın Ordusu’na, “pandemiyle mücadele kapsamında operasyonlarını durdurma çağrısı” yaptı. Ateşkes, 15 Nisan’a kadar geçerli olacak.

Bundan birkaç gün önce Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte de ülkedeki tüm örgütlere karşı tek taraflı ateşkes ilan etmişti.

Yeni Halkın Ordusu’na karşı 50 yıldan uzun zamandır süren savaşta 43 binden fazla insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

Ülkenin kuzeyinde, yaklaşık 50 milyon insanın yaşadığı bölgede aktif olan örgüt, uzun zamandır askıya alınmış olan barış görüşmelerinin de bu sayede yeniden başlayabileceğinin mesajını verdi.

MYANMAR

2015’ten beri farklı grupların orduya karşı savaş yürüttüğü Myanmar’da da kırılgan bir ateşkes sürüyor.

1 Nisan günü ülkede, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 18 Büyükelçilik bir araya gelerek, hem ülkenin ordusuna hem de silahlı gruplara, koronavirüsle mücadeleye odaklanma ve çatışmalara son verme çağrısı yaptı.

Büyükelçilerin imzası bulunan çağrıda, özellikle ülkenin batısındaki Rohingya’da 130 bine yakın insanın evlerinden kaçmak zorunda kaldığı çatışmalara vurgu yapıldı.

Aynı gün ülkenin kuzeydoğusunda aktif olan farklı silahlı grupların bir araya gelerek oluşturduğu “Kardeşlik Birliği” (AA), bir açıklama yaparak 30 Nisan’a kadar ateşkes ilan ettiğini duyurdu.

Hükümet, 23 Mart’ta AA’yı “terör örgütü” olarak kabul ettiğini ilan etmişti. Ateşkes açıklamasını yapan AA liderleriyle röportaj yapan gazeteciler için, “Terörle Mücadele Kanunu” kapsamında soruşturma açıldı.

Devam eden çatışmalar

KAMERUN

Kamerun'da çatışmalar devam ediyor
Kamerun’da çatışmalar devam ediyor

Guterres’in çağrısının ardından Kamerun’un batısında hükümet güçlerine karşı 3 yıldır savaşan Ambazonia Konseyi’ne bağlı birlikler, 27 Mart’ta bir açıklama yaparak ateşkes çağrısına olumlu yanıt vermeyeceklerini duyurdu:

“Covid-19 salgını sebebiyle Ambazonia bağımsızlık savaşında tek taraflı ateşkes ilan etmeyeceğiz. Tek taraflı olarak böyle bir adım atarsak Kamerun bizim elimizdeki tüm kasaba ve köylere engelsiz olarak ulaşabilir.”

Ancak bu açıklamadan hemen sonra, grubun ülke dışındaki yetkilileri, koronavirüsten etkilenen kişilerin sağlık hizmetlerine ulaşabilmesi ve virüsün yayılmasının engellenmesi için insani koridorlar açılabileceğini duyurdu.

Bu açıklamalar kısa bir süre için ateşkes ümidi doğursa da, 31 Mart’ta hükümete bağlı birlikler, kuzeybatı bölgesinde Ambazonia Konseyi’nden olduğunu belirttiği iki kişiyi vurarak öldürdü. Bu olay, ateşkes veya insani koridor açılması gibi ihtimallerin tamamen rafa kaldırılmasına yol açtı.

Afrika ülkesi Kamerun’da bugüne kadar 658 vaka görüldüğü ve 9 kişinin koronavirüs sebebiyle öldüğü bildirildi. Kamerun hükümeti, ateşkes çağrılarıyla ilgili henüz hiçbir yorum yapmadı.

IRAK

Irak’ta ateşkes edilebilecek, doğrudan iki grup arasında devam eden bir çatışma yok. Ancak İran’ın desteklediği milisler ve ABD ordusu arasında doğrudan çatışma şeklini almasa da süren gerilim, koronavirüs salgınına rağmen sürüyor.

İran’ın desteğiyle ABD üslerine yapılan saldırılar sonucu senenin başında bazı üsler boşaltılmış; Pentagon, ülkedeki Amerikan askerlerinin sayısının azaltıldığını açıklamıştı. Ancak Mart ayı boyunca Irak’ta konuşlandırılan Amerikan askerlerinin sayısı yeniden arttı. İran destekli milislerin bu askerlerin görevlendirildiği üslere yönelik füze saldırıları yapması ihtimali olduğunu belirten Washington, Patriot füzelerini aktif hale getireceğini duyurdu.

AFGANİSTAN

Afganistan’da bir süredir Taliban’la ABD arasında süren görüşmeler sebebiyle, çatışmaların ve saldırıların yoğunluğu azalmıştı.

Taliban, ateşkes anlaşması imzalanmadığı sürece yapacakları hiçbir saldırının görüşmeleri zedelemeyeceğini, ancak iyi niyet göstergesi olarak Amerikan ve Afgan askerlerine yönelik saldırılarını azalttıklarını açıkladı.

SOMALİ

Somali’de on yıllardır ordu birliklerine ve sivil halka karşı savaşan El Kaide bağlantılı EşŞebab örgütü, 28 Mart’ta Guterres’in çağrısına uymayacağını ve savaşmayı sürdüreceğini açıkladı.

BM Genel Sekreteri’nin bölgesel düzeyde yanıt bulan çağrısı için henüz uluslararası toplum ortak bir adım atmadı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ya da Genel Kurulu, küresel bir ateşkes ilanı için henüz bir girişimde bulunmadı. | Kaynak – BBC

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”