8 Kasım 2026
9.4 C
İstanbul

Kongre üyelerinden Pompeo’ya Türkiye mektubu

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Eliot L. Engel ve Avrupa, Avrasya, Enerji ve Çevre Alt Komisyonu Başkanı William R. Keating, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya gönderdikleri bir mektupla Türkiye’nin “bölgesel saldırganlığına” ve “demokrasi dışı tavrına” karşı baskıyı arttırma çağrısı yaptı.

Kongre üyeleri, Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Libya, Suriye, Irak ve Dağlık Karabağ’daki “saldırgan tavrını” durdurma, Türkiye’nin Rus S-400 hava savunma sistemi satın almasından doğan yasal yaptırım gerekliliğini uygulama ve Türk halkının demokratik haklarını koruma çağrısı yaptı.

Mektupta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “demokrasi dışı tavrının” ABD-Türkiye ikili ilişkilerini gözardı ettiği ve NATO güvenliğini tehlikeye attığı belirtildi, “Erdoğan’ın insan hakları ve yasaların üstünlüğüne olan saldırıları Türkiye’nin demokratik temellerini çürütmektedir” denildi.

Mektupta “Türkiye İttifak’ın (NATO) kıymetli ve yararlı bir üyesi olarak kalmaya devam edecekse ABD yönetimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın demokrasiye ve bölgeye yönelik saldırıları karşısında sessiz kalmaya derhal son vermelidir” sözlerine yer verildi.

Kongre üyeleri mektubu yazma gerekçesi olarak, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin son yıllardaki tutumunu ve ABD yönetiminin bu tutum karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hesap sormakta başarısız olmasından duydukları kaygıyı gösterdi. Mektupta, Türkiye’nin önemli bir NATO üyesi olmasının onu diğer ülkelerin özellikle de ABD’nin eleştirilerinden mahrum bırakmaması gerektiği kaydedildi.

Erdoğan’ın Türkiye’nin hukuk sistemini siyasileştirdiği, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü haklarını kullanan Türk vatandaşlarını sert şekilde cezalandırdığı ve ABD konsolosluğu ve büyükelçiliği çalışanlarını hedef aldığı belirtilen mektupta buna örnek olarak Metin Topuz’un yaklaşık dokuz yıl hapis cezasına çarptırılması gösterildi ve Topuz hakkında suçunu kanıtlayacak inandırıcı delil olmadığı belirtildi. Mektupta ayrıca “Erdoğan’ın saldırganlığının başkent sokaklarına kadar ulaştığını ve korumalarının ulusumuzun başkentinin sokaklarında barışçı göstericilere vahşice saldırdığını hatırlarsınız” denildi.

Yönetimin bu ve bu gibi “provokasyonlara” yanıtının 2016 yılından bu yana otokrat davranışlara destek olduğu belirtildi.

Erdoğan’ın Doğu Akdeniz’de ABD’nin müttefikleriyle, özellikle de Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail’le “çatışma yaratmaya devam ettiği” belirtilen mektupta bunun son örneği olarak BM kararlarının ihlal edilmesi suretiyle Maraş kıyısının açılması gösterildi. Bunun Kıbrıs adasında barış görüşmelerine ve iki halk arasındaki ilişkilere gölge düşüreceği belirtildi.

Kongre üyeleri mektupta Erdoğan’ın ve Türk hükümetinin terör örgütü ilan edilen Hamas’a destek olduğunu kaydetti, hükümetin onlarca Hamas üyesine Türk vatandaşlığı ve pasaportu verdiğine yönelik haberler olduğunu öne sürdü. Türkiye’nin Ortadoğu’da etnik azınlıkları hedef alarak bölgede istikrarı tehdit ettiği belirtilen mektupta özellikle Suriye’deki topluluklarla Irak’ın kuzeyindeki etnik Yezidi ve Kürt toplulukların hedef alındığı, saldırıların Irak hükümet yetkililerinin hayatına mal olduğu belirtildi. Mektupta Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetinin eylemlerinin Birleşmiş Milletler’in Libya için kabul ettiği silah ambargosuyla da ters düştüğü ve Dağlık Karabağ çatışmalarını tetiklediği belirtildi.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasının ABD ve NATO’nun güvenlik çıkarlarını “ciddi biçimde tehdit ettiği” belirtilen mektupta bu durumun Türkiye’nin F-35 ortaklığından çıkartılmasıyla sonuçlandığı hatırlatıldı. Kongre’nin yönetimin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yön değiştirmesi ve S-400 yerine PATRIOT füze sistemi satın alması için ikna etme çabalarına destek verdiği belirtilen mektupta “Ancak Erdoğan bunu yapmayı reddettiği için Kongre, basın açıklamalarıyla ve Türkiye’nin S-400 satın almasını CAATSA kapsamına giren önemli bir işlem olarak tanımlayan 4695 sayılı partilerüstü tasarıyı ve Ulusal Savunma Yetki Yasası’nın benzer maddesini Temsilciler Meclisi’nde neredeyse oy birliğiyle geçirerek Türkiye’ye tepki gösterdi” denildi. Ancak aylar süren gecikme ve iki partiden Kongre üyelerinin çabasına rağmen yönetimin yasaları uygulamakta çok geç kaldığı belirtildi.

ABD ve Türkiye arasında bir kez daha karşılıklı güvenlik çıkarlarına, NATO’ya bağlılığa ve demokratik değerlerin paylaşılmasına dayalı bir ilişkinin yeniden sağlanması dileğinin dile getirildiği mektupta, ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “saldırgan ve demokrasiye aykırı” tavrının yalnızca bu sonucu geciktireceği belirtildi. Yönetimden yasal gereklilikle gelen yaptırımları uygulayarak Ankara’ya baskıyı arttırması istenen mektupta “Türk halkının demokratik hak ve özgürlükleriyle Erdoğan rejimi altında her gün baskı gören ABD hükümeti çalışanlarına destek verilmeli” denildi.

Mektupta, Başkan Trump’ın dört yıllık iktidarı ve Pompeo’nun Dışişleri Bakanlığı’ndaki iki yıldan uzun süren liderliğinin ardından gelecek yönetimin Türkiye’yi “daha NATO eksenli ve demokratik bir yola sokmak için daha fazla uğraşması gerektiğinden” endişe duyulduğu kaydedildi.

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...