4 Eylül 2026
26.8 C
İstanbul

KONDA: İttifak dışında kalmak, Kürt seçmeni kırdı!

HABER MERKEZİ | KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, HDP’nin ittifak dışında bırakılmasının Kürt seçmeni kırdığını açıkladı. İlk turda olağandışı şeyler olmazsa HDP’nin baraj altında kalmasının çok zor olduğunu belirten Ağırdır, “HDP’nin matematiği seçim sonucunu etkileyecek” dedi. Ağırdır, 2. tura İnce’nin kalacağını tahmin ediyor.

Ağırdır, ‘Ak Parti’nin 2002’den beri ilk kez savunma stratejisinde’ kaldığını söyleyerek, “Muhalefetin aday stratejisi, seçim barajını sıfırlayan ortak ittifak yapmış olması, son güne kadar ortak bir aday için çabalamış olmaları, CHP’nin ise bu süreçte kendisinden beklenmediği kadar fedakar davranması gibi detaylar dikkate alınırsa… Oyunun kontrolü Ak Parti’de değil, muhalefette gibi gözküyor. Bu durum Ak Parti için ise dezavantaj çünkü savunma stratejisini bilmiyor” ifadesini kullandı.

CHP’nin adayı Muharrem İnce’nin İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener için ‘bir handikap’ olduğuna değinen Ağırdır, “İyi Parti tercihinde bulunan insanların bir kısmı CHP, bir kısmı ise MHP seçmenleriydi. İnce’nin aday olması CHP’li olduğu halde ‘Meral hanıma oy veririm’ diyenlerin önünü kesmiş oldu” diye konuştu. Muhalefet partilerinin kendileri açısında en doğru adayları çıkardığına da dikkat çeken Ağırdır, ikinci tura kalınırsa, ikinci tura kalacak ismin yüzde 30’larda oy alan ve ülkeyi yönetebilme imajına sahip birisi olması gerektiğini aktararak, ikinci tura kalmaya en yakın ismin ise Muharrem İnce olduğunu söyledi.

Seyhan Avşar’ın sorularını yanıtlayan Ağırdır’ın Cumhuriyet’te yer alan söyleşisi şöyle:

– Sizce MHP Genel Başkanı Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan danışıklı dövüş mü yaptı?

Aslında ben danışıklı dövüş olduğunu sanmıyorum. İki keredir Devlet bey Cumhurbaşkanı’nın oyun planını ve senaryosunu bozuyor. Bu referandum sürecinde de böyle oldu. Benim kanaatim odur ki Ak Parti, başkanlık sistemine dair öneriyi biraz daha, belki de bu tarihlerde gündeme getirecekti. Bahçeli’nin çıkışıyla ise erkene almak zorunda kalmışlardı. Şimdi de erken seçimi yine erken yapacaklardı.

Yerel seçimden önce yapacakları konusunda benim bir tereddütüm yoktu. Bu kadar erken yapılması Tayyip Bey’in parti içerisindeki kadrolarda ‘metal yorgunluk’ vs diyerek bir takım değişiklikler yapıyor ya henüz daha o operasyonu tamamlamadan ya da yeni kadrolarla belki bir şeyler yapmayı planlamışlardı, bir takım başarı hikayeleri üretmek gibi.. Düşünsenize şimdi Ankara ve İstanbul belediye başkanlarının adını bilen yok. Dolayısıyla onların ve bir takım ihtiyaçları vardı. Onun için bana pek danışıklı dövüş yapılmadı gibi geliyor.

– Seçime iki aydan az bir süre kaldı. Sizce bu süre muhalefete mi iktidara mı yarar?

Süreyi kim doğru kullanırsa onun işine yarayacak. Tabiki muhalefetin avantajları var. Bir kere ekonomik durum nedeniyle, belki şu anda imar affı gibi, emeklilere ikramiye gibi ya da vergi affı gibi yapılmaya çalışılan seçimlere dönük popülist vaatlerin önemli bir kısmını belki Ak Parti yine yapacaktı ama belirli bir ekonomik zamanlama ve planlama içinde yapacaktı. Şimdi hepsi birden aynı anda bu kadar dar zamanlama içinde olunca, hem seçim psikolojisinin etkisiyle onların beklediği yarar sağlanmış olmuyor.

Hemde ekonomik sıkışıklıkta sürüyor. Ekonomik müdahaleler yapılmasına rağmen dolar düşmüyorsa, devletin, kamunun müdahalelleri de ekonomik krizi durduramıyorsa bu durum toplumda, gerçekten bir ekonomik kriz geliyor düşüncesine yol açıyor. Bütün bunlar iktidarın aleyhine durumlar. Ama bunun muhalefetin lehine olup olmayacağını, muhalefetin yapacakları belirleyecek.

– Peki bu süreçte muhalefeti nasıl görüyorsunuz?

Referandumdan geriye düşünmeye başlarsak yüzde 50, yüzde 50 bir tablo çıktı ortaya. Üstelik tablo nasıl çıktı? Yine OHAL şartlarında, yine tek taraflı kampanyaların yapılabildiği, yine medyada tek taraflı söylemin hakim olduğu ya da ‘Hayır’ kampanyalarının medyada konuşulmadığı gerekçelendirilemediği bir ortamda ve üstelikte ortak bir dil-strateji olmadan yüzde 50, yüzde 50 oldu.

Demek ki muhalefet daha doğru hamleler, daha anlamlı stratejiler geliştirebilirse bu yüzde 50’yi 55’e 60’a çıkarma ihtimali var demektir. Baktığımızda muhalefet şöyle bir avantajı yakalamış durumda. Muhalif aktörlerin her birisi kendine bir özgüvenle başlıyor. Ne yaparsak yapalım Ak Parti kazanacak duygusu yıkıldı. Önemli bir eşikti bu.

Kazanmaya yetmez ama sürecin içinde başka başarılardan birisi. Kendinize güvenmiyorsanız seçmen bunu hissediyor. Hatırlayın 2015’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’deki kampanyasını, bugünden kıyas kabul etmeyen bugün daha farklı bir dinamik ve heyecan var. Buradan baktığımız zaman, her parti kendi adaylarını, ve üstelik kendi içerisinden çıkarabileceği en iyi doğru adayları çıkardığı için kendi oylarını maksimize etmek gibi bir fırsatı yakalamış gibi gözüküyor. Kendi parti örgütlerinde bir başlangıç enerjisi yaratmış gözüküyorlar. Bugün CHP’nin hiçbir il başkanı birinci turda ‘biz bu seçimi kaybedeceğiz’ diye bakmıyordur. Ya da HDP’nin hiç bir il başkanı ya da yetkilisi ‘Biz baraj altında kalacağız’ diye bakmıyordur.

Tam tersi hepsi iddialı bakıyor. Onların bu heyecanını devamındaki politikalarda doğru organize edebilirlerse bu bir başlangıç ön şarttı bunu sağlamış gözüküyorlar. Dolayısıyla muhalefet daha heyecanlı. Burda Ak Parti için bir ekonomik mesele var, birde çok stratejik bir durum var.

Ak Parti 2002’den beri olan siyasi hayatında ilk kez savunma stratejisinde kaldı. Muhalefetin bu aday stratejisi, seçim barajını sıfırlayan ortak ittifak yapmış olması… Tabiki HDP’nin bu ittifakta olup olmaması gibi eksiklikler tartışılır. Böyle ittifak üretebilmiş olmaları, son güne kadar ortak bir aday için çabalamış olmaları, CHP’nin ise bu süreçte kendisinden beklenmediği kadar fedakar davranması gibi detaylar dikkate alınırsa. Oy oranlarından bağımsız olarak, oyunun kontrolü Ak Parti’de değil, muhalefette gibi gözküyor. Bu muhalefet lehine bir avantaj. Ak Parti için ise dezavantaj. Ak Parti savunma stratejisini bilmiyor.

– 2000’deki ekonomik kriz sandığa yansımıştı. Dolar, altın ve EURO’daki yükseliş, yaşanan ekonomik kriz… Seçmenin sandıktaki oyunu nasıl etkileyecek dersiniz?

Sözünü ettiğiniz sorunun iki farklı boyutu var. Bir: 2002’ye döndüğümüzde mesele sadece ekonomik kriz değildi. Şöyle bir analizim var. 28 Şubat, Marmara depremi, Susurluk olayı, 2000 ve 2001 krizi… Hepsine beraber baktığımızda o beş sene toplumun devlete olan güveninin sarsıldığı dönemlerdi. Toplum o anın, ya da sürecin bütün aktörleriyle güven ilişkisini kesmişti. Önünde emin olmasa bile yeni bir parti olarak Ak Parti vardı. Böyle bir travmanın sonucunda Ak Parti geldi.

Bugünkü ekonomik krizde ise elimizdeki aktörlerin hepsi eski. CHP’si, Saadet Partisi, HDP’si hepsi eski. Hatta İyi Parti bile eski. İsmi yeni olsa bile aktörlerine ve söylemlerine baktığımızda eski. Toplumun büyük bir huzursuzluğu var. Ülkede yaşanan kutuplaşmadan dolayı, ülkedeki siyaset kültürünün kullandığı dil, medyadan her gün duyduklarından dolayı ülkenin üçte ikisi geleceğe karamsar bakıyor.

Eğitim sistemindeki bunca alt üst edilmelerden ve bunca keyfi niçin değiştirdiğini anlamadığımız halinden dolayı ülkenin yüzde 80’i fırsatım olsa da çocuğumu yurt dışına yollasam’ söyler hale gelmiş, ükenin yüzde 60’ı hiçbir yargı kararına güvenmez halde. Mesele sadece ekonomik değil. Dolayısıyla toplum karamsar, tedirgin ve huzursuz.

Dindarlar afallamış durumda çünkü görüyorlarki sadece günah korkusu değil hukukta lazımmış. Ama ortak yaşam konusunda ellerinde bir proje yok. Çünkü liderlerine baktıkları zaman gördükleri şey herkesle, aydınlarla Kürtlerle, solcularla kavga eden bir parti. Beyaz Türkler ise hayat tarzı ve özgürlük alanları konusunda son derece kaygılı. Kürtler ise son derece kırgın ve üzgün. Ülkenin bütün ana kesimleri geleceğe dair bir umutla beslenmiyor.

Ellerinde var olan bütün aktörler son 15 gündeki çabalamalar hariç söylüyorum. En azından 15 gün öncesine kadar bütün bu kutuplaşmanın aktörü halindeki partilerdi. Dolayısıyla toplum bütün şikayetlerine rağmen beni bu kaostan çıkarır dediği bir aktör göremiyor. Böyle psikolojik krizin karamsarlığın dibe vurduğu zamanlarda toplum aydınlarına siyasetçilerine bakar, bu çıkış nerde diye… Böyle bir anda bile toplumun bütün aydınları kutuplaşmakla meşgullerse toplum tümden umudunu kesiyor. Dolayısıyla kriz oldu ve AKP iktidara geldi. Şimdi kriz oldu yeni bir aktör çıkar mı? Birebir aynı süreçleri konuşmuyoruz. Süreçler farlı, aktörleri ve dinamikleri farklı.

– Çok sayıda HDP Milletvekili ve belediye başkanı tutuklu. İkinci tura kalınırsa sizce HDP ikinci turda ne yapar? Kürtler için yol ayrımı kritik mi?

Yani HDP için ve Türkiye siyaseti için bu seçim kritik. Bu iki ittifakta HDP’yi içine almamış. Hele muhalefet blokunda ‘HDP ile yanyana durmayalım’ diyenler olmuş. Dolayısıyla herhangi bir Kürt yurttaşın buna kızmaması, kırılmaması mümkün değil. Herkesin vebalı gibi davrandığı 6 milyon insanın gönül bağladığı bir parti ve temsilcilerinden konuşuyoruz. 6 milyon oy alan bir parti ile yanyana gelemeyiz diyen siyasetçiler var. İşin ilginç tarafı bu siyasetçiler ülkeyi yönetmeye talip. Dolayısla şöyle bir kritiklik var: HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği sonuç olarak ortaya çıkacak siyasi matematik için önemli bir sonuç üretiyor. Kürtlerin olduğu yerde HDP ve Ak Parti var. HDP yoksa onun yerine başka bir C Partisi yok.

HDP’nin alamadığı oyu ya da kazanamadığını milletvekilini Ak Parti kazanacak. Dolayısıyla HDP’nin matematiği seçim sonucunun matematiğini etkileyecek. HDP’nin politikalarını beğenin ya da beğenmeyin HDP’nin Türk siyasi hayatında ya parlemento da olmaması demek, Kürtlerin kendi taleplerini ve ihtiyaçlarını dillendirme kanallarının olmaması demek ve bu ülkenin, bölgenin ve Ortadoğu’nun en önemli meselesi Kürt meselesi.

Bu ülkenin yüzde 18 vatandaşı Kürt olarak kendini tanımlıyor. Bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olmak, var olmak, var sayılmak istiyor. Siz ise onları yok saymak istiyorsunuz. O insanlardaki gönül kırgınlığı ve ortak yaşam iradesinin zayıflaması gibi sorunlar nedeniylede HDP’nin barajı geçmesi kritik.

Ayrıca muhalif aktörler Ak Parti’den iktidarı almak istiyorlarsa sayılar meydanda kutuplaşmışlıkların sayısı meydanda, Kürtlerin oyuna ihtiyaçları var. Her halukarda HDP’nin var olması lazım. Kürtlerin formal, legal bir partisi var. 80 yıldır yok sayıldıkları için olanlar ortada. Son olarak olagan dışı şeyler olmazsa HDP’nin baraj altı kalması çok zor.

– İkinci tura AKP’nin adayının kalacağı kesin gibi. CHP’nin İnce seçimi nasıl bir etki yarattı? Hem HDP hem Akşener bu adaya nasıl bakıyor dersiniz? İkinci tura kim kalır?

Partilerin var oluş ve bütün bu sürece başlarkenki stratejilerinden görüşmelerinden hatta iktifak görüşmeleri sırasındaki görüşmelerine baktığımız zaman CHP kendi açısından doğru bir tercihte bulundu. Muharrem İnce’nin örgütten gelen bir adam olması, yani CHP’ye sonradan aşılanmış veya adı var, şöhreti var, akademik kariyeri var diye CHP’ye aşılanmış bir isim değil. İl başkanlığından, düz üyelikten başlamış göreve.

Dolayısıyla CHP’nin örgüt olarak yeniden bu heyecanı duyması ve sokağa da bu heyecanı yansıtması çok önemli. Bu her şeyden önce CHP kendi oyunu korumuş oldu. Kendisi açısından da doğru adayı çıkarmış oldu. Ama bu İyi Parti ve Meral hanım için ise handikap çünkü İyi Parti tercihinde bulunan insanların yarısı CHP yarısı MHP seçmenleriydi. İnce’nin aday olması CHP’li olduğu halde Meral hanıma oy veririm diyenlerin önünü kesmiş oldu. Meral hanımın MHP’den ve Ak Parti’den alacağı oylar belirleyecek meseleyi. Dört partide kendileri açısında kendi doğru adaylarını çıkardılar.

– Seçim ikinci tura kalırsa, ikinci tura hangi parti kalır dersiniz?

İkinci tura kalınacaksa, ikinci tura kalınacak adayın yüzde 30’larda oy alan ve ülkeyi yönetebilme imajına verecek birinin olması lazım. Buna en yakın CHP’nin adayı Muharrem İnce gözüküyor. Ancak araştırmalarda gördüğümüz CHP’nin yüzde 25 oyunu İnce’nin zıplatıp zıplatamayacağı belirleyecek. Ayrıca CHP adayının yüzde 25 ile ikinci tura kalırsa başka bir tablo, yüzde 30-35 oy alırsa başka bir tablo orta çıkacaktır.

– Referandumda İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde AKP büyük bir hüsrana uğradı. Bu hüsran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden devam edecek mi dersiniz?

Muhtemelen yaşayacak. Bunun hem sosyolojik, hem ekonomik sebebi var. Referandumda ”Hayır‘ diyen siyasi haritaya baktığımızda üç tane öbeklenme görüyoruz. Bir tanesi Güneydoğu.

Taleplerinin ne olduğu belli, ihtiyaçları, problem belli. Orta Anadolu ve Karadeniz’e baktığımızda ise yüzde 70’lerde evet oyu çıkan kalkınmak ve istihdam için devlete ihtiyaç duyan kendi coğrafyasının ekonomik dinamikleri yeterince güçlenmemiş, ne kadar çevreye zararlı bir yatırım deseniz bile o yatırımı çocuklarına istihdam umuduyla destek verdikleri coğrafya. Birde batı coğrafyası var. Kentleşmiş, metropolleşmiş, daha batılı, seküler bir hayat tarzı olan, kendi ekonomik aktörleri, dinamikleri güçlü devletten beklentisi ise hukuk ve özgürlük olan, dolayısıyla sürdürülebilirlik, çevre, kadın meselelerinin öne çıktığı bir coğrafya.

Bu coğrafyalar sadece siyasetle tanımlanabilir yerler değil. Bu kültürel ve ekonomik coğrafyayı değiştirecek iki yılda bir şey olmadı. Birden bire hayat değişmedi. Sosyo-ekonomik gelişmişlik bakımdan eğitim bakımından değişiklikler olmadı. Batı’da, metropolleşmiş coğrafya da muhalefetin oy alacağı kesin

– Cumhurbaşkanlığını Erdoğan kazandı. Ancak milletvekili seçiminde muhalefet ittifakı 300’ü geçti. Bu durumda Türkiye’yi nasıl bir tablo bekliyor? Erdoğan hemen bir seçim kararı alır mı?

Öncelikle olmasını istediğim fikrimi söyleyeyim. Umulur ki bu ülkeyi yönetmeye talip olan adaylar uzlaşmanın kaçınılmaz olduğunu, bir arada yaşamak için birimizin dayatmalarına değil hepimizin ortak uzlaşma alanlarını çoğaltmaya ihtiyaç olduğunu görürler ve siyaset kültürümüzde devrim yaparlar.

Tabiki Cumhurbaşkanına yeni Anayasayla verilen çok geniş yetki alanları var. Geçici bütçe ilan edip buna göre ülkeyi yönetmek dahil. Tayyip beyin siyaset tarzına baktığınız zaman da bunu yapabilir. Öyle de bir gücü, iradesi, arzusu var. Dayandığı toplumsal güçler de var. Dolayısıyla yine ‘parlemento bana engel olsa bile’ deyip yeni bir çok şey yapmaya devam edebilir.

Son Haberler

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Netanyahu: Önümüzdeki ana görev İran rejimini devirmek

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkede 27 Ekim'de gerçekleşecek seçimler öncesinde tehditlerini sürdürerek "yeteneklerine güvendiklerini ve önlerindeki ana görevin İran rejimini ortadan kaldırmak" olduğunu ileri sürdü. İsrail Başbakanlık Ofisi'nden yapılan açıklamada, Netanyahu'nun Savunma Bakanı Yisrael Katz, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ve diğer komutanlarla Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı Kompleksi Kirya'da bir araya geldiği bildirildi. Netanyahu, burada yaptığı konuşmada, İran tehdidini geri püskürttüklerini savunarak Tahran yönetiminin "tökezlediğini ve hiç olmadığı kadar zayıf" olduğunu iddia etti. "Önümüzdeki ana görev İran rejimini devirmek ve bu konudaki yeteneklerimize güveniyoruz." diyen Netanyahu, bunun önlerindeki merkezi görev olarak imkansız değil ulaşılabilir ve yakın olduğunu ileri sürdü. Netanyahu, İran'ın İsrail'in yanıtı nedeniyle kendilerine saldırmadığını iddia ederek ülke içinde birliğe sahip olduklarını savundu. İsrail'de 27 Ekim'de yapılacak seçimler öncesinde kamuoyu yoklamaları eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un Yashar Partisi'nin yarışı önde götürdüğünü gösteriyor. Kamuoyu yoklamalarında geriye düşen Netanyahu, dışarıya yönelik söylemlerini ve tehditlerini artırıyor.

Tuncer Bakırhan’dan yeni açıklama

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, ‘Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne yönelik, tepki çeken açıklamalarına ilişkin, “Kendimi ifade ederken maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım. ‘Sokaktan getirdiklerimiz’ derken de kimseyi siyasetin dışında, aşağıda ya da bizim dışımızda bir yerde tarif etmiyorum”  dedi. Eş Genel Başkan Bakırhan, katıldığı bir televizyon programında Abdullah Öcalan’a atfedilen “Yavuz Sultan Selim - İdris-i Bitlisi ittifakı” değerlendirmesine karşı Alevi aydınların yayımladığı bildirgeyi eleştirmişti. Bakırhan’ın bildirgenin imzacılarına yönelik, “İçinde temiz, çok dürüst, tanıdığım bazı aydın arkadaşlarımız da var. Bir de sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum. Yani Kürt Hareketi'ni eleştirmek, Öcalan'ı eleştirmek, tırnak içerisinde aydın olmaksa kusura bakmayın o dündü. Bugün artık onun alıcısı yok” demişti. T24 konuşan ve “Sokaktan getirip milletvekili yaptıklarımız var” ifadesine açıklık getiren Bakırhan “Kendimi ifade ederken maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım. ‘Sokaktan getirdiklerimiz’ derken de kimseyi siyasetin dışında, aşağıda ya da bizim dışımızda bir yerde tarif etmiyorum. Tam tersine, sokakta sözü, emeği ve mücadelesi olan insanların sözünü siyasetin merkezine taşıyan bir geleneğiz. Dolayısıyla ‘sokaktan getirmek' bir yerden alıp bir yere koymak değil, siyasette alan açmak anlamındaydı. Söylemek istediğim buydu; kullandığım ifade bunu tam karşılamadı” dedi. “Öcalan Alevi karşıtı değil” “Sultan Selim -Bitlisi ittifakı” hakkındaki değerlendirmesine de açıklık getiren Bakırhan, “Bu eleştirimin arkasındayım. Çünkü Türkiye çok zor bir meselenin demokratik ve barışçıl çözümünü konuşuyor. Bu sürece başından beri karşı çıkan, Kürtlerle Alevilerin, demokratların, sosyalistlerin yan yana gelmesinden rahatsız olan çevreler de var” dedi. Öcalan’ın söz konusu tutanakları yalanladığını hatırlatan Bakırhan, “Tarihsel bir ismi bugünkü bir siyasi tartışmanın malzemesi haline getirip, oradan DEM Parti’ye veya Sayın Öcalan’a Alevi karşıtlığı çıkarmak doğru değildir. Esas söylediğimiz buydu” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”

“30 Eylül’den sonra ABD askerlerinin cenazelerini göndereceğiz”

Şii milis grubu Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem elKabi, ABD Başkanı Donald Trump'ı hedef alan sert bir açıklama yayımladı. El-Kabi, uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden çekilmesi için öngörülen 30 Eylül tarihinden sonra Irak'ta kalacak ABD askerlerini hedef alacaklarını söyledi. 2 Eylül 2026 Çarşamba günü yazılı bir açıklama yayımlayan Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kabi, ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik ağır ifadeler kullandı. Trump'ın İran'a karşı hiçbir somut başarı elde edemediğini savunan el-Kabi, ABD Başkanı'nın sarsılan itibarını kurtarmak amacıyla Irak üzerinden "hayali bir medya zaferi" peşinde koştuğunu iddia etti. "İşgalci hayallerinin gerçeğe dönüşmesine izin vermeyeceğiz" İran'a yakınlığıyla bilinen ve Irak'taki 'İslami Direniş' şemsiyesi altında yer alan Nuceba Hareketi'nin lideri, açıklamasına şu sözlerle devam etti: "Irak, Trump'a yakında kalp krizi geçirtecek. Onun bu topraklardaki işgalci hayallerinin gerçeğe dönüşmesine asla izin vermeyeceğiz." Gözler 30 Eylül'de Koalisyon güçlerinin Irak'taki askeri misyonunun sona ermesi ve ABD güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesi için belirlenen 30 Eylül 2026 tarihini yakından takip ettiklerini vurgulayan el-Kabi, Washington yönetimine açık bir uyarıda bulundu. El-Kabi, "Eğer Irak'ın karasından ve hava sahasından tamamen çekilme şartına uymazlarsa, işgalci güçlerle nihai bir savaş başlatmak için en üst düzeyde hazırız ve kararlıyız. Eğer o tarihten sonra tek bir ABD askeri bile Irak'ta kalırsa, sağ salim dönmelerine izin vermeyeceğiz. Onları ülkelerine cansız bedenler olarak geri göndereceğiz" ifadelerini kullandı. Söz konusu tehdit mesajı; Irak hükümetinin, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon'un Irak'taki askeri misyonunu sona erdirmek üzere Washington ile yürüttüğü müzakerelerde anlaşmaya vardığı kritik bir dönemde geldi.

Ezidi Kürtlerden, Bağdat toplantısına eleştri

Şengal Halk Meclisi dün Bağdat’ta yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, “Ezidi temsilcilerin yer almadığı” toplantının endişe ile izlendiği belirtildi. Dün Irak Başbakanlık Ofisi liderliğinde Bağdat’ta Şengal’in durumuna ilişkin önemli bir toplantı yapıldı. Irak istihbarat, güvenlik ve idari kurumlarının yanı sıra Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Ofisi Temsilcisi’nin de hazır bulunduğu toplantıda; Şengal’in güvenlik ve idari durumu, Ezidi göçmenlerin geri dönüşü ele alındı. Toplantıda 2 bini aşkın YBŞ’linin Irak ordusuna entegre edilmesinin de görüşüldüğü belirtiliyor. ANF’de yer alan habere göre,Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ), 2 bin 200 YBŞ’linin Irak ordusuna katılacağı iddiasını yazılı bir açıklamayla yalanladı. Açıklamada YBŞ’nin Irak’ın egemenliği ve Şengal’in çıkarları doğrultusunda Irak ile müzakerelere hazır olduğu ifade edildi. Şengal Halk Meclisi de Bağdat’ta yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yayımladı. Meclis, “Şengal temsilcileri olmadan bölgenin geleceğine dair yeni kararlar alınamayacağını” bildirdi.  Ezidilerin yer almadığı bir toplantının endişeye neden olduğu belirtilerek demokratik entegrasyonun en uygun çözüm yolu olduğunu belirtti.

Afganista’a geri gönderilen altı milyon kişinin Taliban ile yaşama mücadelesi

Yaşlılar, koltuk değnekleriyle topallıyor ve yüzlerini buruşturuyor, gözleri fal...

Türkiye Gündemi

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”

Kemal Öztürk’e gözaltı kararı: Nusayrilere yönelik sözleri nedeniyle ifade verecek

Gazeteci ve yazar Kemal Öztürk hakkında, NTV'de yayımlanan bir...

Bakırhan: Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rojava’da Kürtlerle Şam yönetimi arasında varılan uzlaşmaya dair, “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu” dedi. Bakırhan Resmi Gazete'de yayımlanan çerçeve yasaya ilişkin de “Silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır” dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Urfa’da düzenlenen halk buluşmasında konuştu. Hiçbir sözün evlat acısını gideremediğine dikkati çeken Bakırhan, “Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Anneleri’nin, Cumartesi Anneleri’nin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir” diye konuştu. “Meclis’te tarihi bir yasa geçti” Çerçeve yasaya dair de görüşlerini paylaşan Bakırhan, özetle şunları söyledi: "İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına 'bilinmeyen dil' diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir. “Taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz” Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil. “Diyor ki Selahattinler, Figenler dışarı çıkacak” Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK'nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı. Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve Meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt'ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt'ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi'nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı.” “Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu” Şimdi gelelim Rojava'ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam'da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye'nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte.” “Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye'nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye'de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor. “Bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var” Kobani'de, Afrin'de değil, Halep'te de Şam'da da Suriye'nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz.”

Netanyahu: Çatışma arayışında değilim, Güneye geldiğini görmek istemiyorum

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Türkiye ile olası bir çatışma ihtimaline ilişkin soruyu İsrail televizyonunda ilk kez doğrudan yanıtladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail televizyonuna verdiği röportajda Türkiye ile olası çatışma ihtimalinden Suriye'deki gelişmelere ve Gazze'ye yönelik saldırılara kadar Tel Aviv yönetiminin bölgesel politikalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.    “Çatışma arayışında değilim”   Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında olmadığını söyleyen Netanyahu, İsrail'in güvenliği için askeri kapasitesini sürekli geliştirmesi gerektiğini ifade etti.     "Çatışma arayışında değilim" diyen Netanyahu, İsrail'in güçlü askeri kabiliyetlere sahip olması gerektiğini belirtti. Netanyahu, "Çünkü niyetler değişir; özellikle de zayıf olduğunuzda. Zayıfsanız size saldırırlar, güçlüyseniz size saygı duyarlar. Barışı da güçlü olanlarla yaparlar. Bu nedenle gücümüzü sürekli artırmak zorundayız" ifadelerini kullandı. Bölgedeki güç dengelerinin değiştiğini ileri süren Netanyahu, "Bir güç zayıflıyor, başka bir güç yükseliyor. Ancak yükselmesi gereken en önemli güç bizimki olmalı" dedi. Türkiye'ye açık mesaj: Güneye geldiğini görmek istemiyorum Suriye'deki gelişmelere de değinen Netanyahu, İsrail'in bu ülkede bir "güvenlik bölgesi" kurmaya karar verdiğini açıkladı.    Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin de bulunduğunu belirten Netanyahu, Ankara'nın daha güneye ilerlemesini istemediklerini açıkça ifade etti. Netanyahu, "Türkiye'nin güneye geldiğini görmek istemiyorum" dedi.   İsrail Başbakanı, Suriye'deki Türk askerlerinin konuşlanmasına ilişkin mesajların ABD aracılığıyla, farklı kanallar üzerinden ve doğrudan Şam yönetimine iletildiğini vurguladı. Netanyahu, Suriye'de daha önce belirli bir statükonun bulunduğunu ifade ederek bu düzenin değiştiğini veya değiştirilmeye çalışıldığını iddia etti.      "Mesajımızı kinetik yollarla vermek zorunda kaldık"   Netanyahu, İsrail'in Suriye'deki askeri havalimanına yönelik saldırısına ilişkin de açıklamalarda bulundu. İsrail Başbakanı, "Görünüşe göre mesajımızı almamışlardı. Bizim tabirimizle 'kinetik yollarla' mesaj vermek zorunda kaldık" dedi.    İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğusunda bulunan terk edilmiş Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.   Suriyeli bir yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirtmişti. Saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumda bulunan bir yapının hedef alındığı kaydedilmişti. Saldırıda can kaybı veya yaralanma olup olmadığına ilişkin ise bilgi paylaşılmamıştı.  

Bakırhan: Amed halkımız Trabzonspor’u Kürt’e yakışan bir ev sahipliğiyle karşılasın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun” dedi.   Bakırhan, partisince Kağıthane'de düzenlenen "İstanbul Halk Buluşması Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum" etkinliğinde konuştu.Türkiye'de demokrasinin, hukukun, adaletin tam anlamıyla uygulandığı "demokratik cumhuriyet" yaratmak için çalışacaklarını belirten Bakırhan, "Türkiye'nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye'nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedelleri sadece tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne'deki acı da bizim, Hakkari'deki acı da bizim. İnşallah bir daha ne Şırnak'ta ne Tekirdağ'da, Edirne'de annelerimiz gözyaşı dökmez, gençlerimiz yaşamını yitirmez. Birlikte barışçıl ve demokratik bir Türkiye'de yaşarız" diye konuştu. Sürecin annelerin evlatlarını yitirmemesi süreci olduğunu dile getiren Bakırhan, şöyle devam etti: "Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, bunu önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir ama Diyarbakır ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran, Ankara'da Güvenpark'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları bence empati etmek ve tahmin etmek gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. İnşallah Allah'ın izniyle çözümü için de birlikte bir yol bulacağız." “Barış Anneleri'ni ziyaret edecek” Bakırhan, Diyarbakır'da Barış Anneleri'ni ziyaret edip acılarını paylaştıklarına değindi. Asker ve gazi ailelerinin acılarının kıymetli ve değerli olduğunu kaydeden Bakırhan, "Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar 'Cumartesi Anneleri', 'Barış Anneleri', şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol bol konuşur ama bir de evlat acısı yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır, bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır." ifadelerini kullandı. “Sabotajlar karşısında da yürümeye devam" Bakırhan, süreç kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın çok kıymetli olduğunu anlattı. Bu yasaya ilişkin en başta "Şiddeti durduracak, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartışacak bir yasadır" dendiğini aktaran Bakırhan, tam da içeriğe uygun bir yasa çıktığını söyledi. Tuncer Bakırhan, "Şimdi ilk defa Meclis'te 467 milletvekili, ‘Artık bu meseleyi siyasetle, hukukla, Meclis zemininde çözelim.' dedi. O açıdan bu mesele önemlidir” diye konuştu. Bu yasanın çözümün önündeki ilk adım olduğunu ifade eden Bakırhan, Meclis’te kurulan, "çerçeve yasa" kapsamındaki Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun çok önemli olduğunu belirtti. “Kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü” Çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin birilerini rahatsız ettiğine dikkati çeken Bakırhan, "Sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Bakın, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bu günlerde siz de takip ettiniz, kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü, belki okudunuz. İçeriğine girmeye gerek yok. Tam Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki, bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır” değerlendirmesini yaptı. Bakırhan, operasyonlara alet olunmamasını tavsiye ederek, sabotajlar karşısında bu sürecin sahiplenilerek yürümeye devam edeceğini vurguladı. Stadyumlardaki ırkçı tezahüratlara son verilmesini isteyen Bakırhan, "Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun. Amedspor’la Trabzonspor o sahada duruşuyla, yaklaşımıyla birlikte bu bozgunculara bir cevap versin” dedi.  

Kani Torun, Demirtaş’la görüşmesini anlattı: “Ankara’da görev almak istiyorum”

Bursa Milletvekili Kani Torun, yaklaşık üç ay önce Selahattin...

DEM Parti’den Öcalan’a atfedilen ‘görüşme notları’na açıklama: Metinlere müdahale edildi!

DEM Parti, "İmralı Heyeti'nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmî bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir" açıklamasını yaptı. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, çerçeve yasa sürecinde DEM Parti heyetleriyle yaptığı görüşmelerin dökümü olduğu iddia edilen metinlere ilişkin DEM Parti İmralı Heyeti'nden açıklama geldi. Heyet, "görüşme notu" adı altında paylaşılan metinlerde ekleme ve çıkarmalar yapıldığını belirterek, resmi kanallardan paylaşılmayan belge ve bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti, son günlerde sosyal medyada Öcalan'a atıfla "görüşme notu" ve "tutanak" adı altında bazı metinlerin dolaşıma sokulduğunu belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Son günlerde bir kez daha sosyal medyada Sayın Abdullah Öcalan’a atıfla “görüşme notu” ve “tutanak” adı altında bazı metinler dolaşıma sokulmaktadır. Bağlamı ve mesnedi belirsiz bırakılarak “görüşme notu” adıyla paylaşılan metinlerde ekleme, çıkarmalar yapılmakta, bir kez daha şahsiyetlere ilişkin kimi ibarelerin yerleştirildiği görülmektedir. “Tutanak” adı altında paylaşılan diğer bazı metinlerde de kamuoyunu yanıltmaya ve süreci provoke etmeye yönelik iddialar ortaya atılmaktadır. Bu girişimleri, Sayın Öcalan’ı ve önemli bir eşiğe ulaşan süreci doğrudan sabote etmeye dönük tehlikeli bir faaliyet olarak değerlendirdiğimizi ve bunun hiçbir şart altında kabul edilebilir olmadığını açıkça ifade ediyoruz. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; İmralı Heyeti’nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmi bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. DEM Parti İmralı Heyeti 23 Ağustos 2026”