8 Kasım 2026
9.4 C
İstanbul

Kaz Dağları’nda ağaç katliamını on binlerce kişi protesto etti

Kaz Dağları ekosisteminin içinde yer alan, Çanakkale’nin tek ve alternatifsiz su kaynağı olan Atikhisar Barajı su toplama havzası üzerindeki maden çalışması ve ağaç katliamını protesto etmek için toplanan on binlerce yurttaş, “Havama, suyuma dokunma” dedi. 26 Temmuz’da başlatılan “Su Ve Vicdan Nöbeti” kapsamında “Büyük Su ve Vicdan Buluşması” gerçekleşti. Eyleme CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, CHP ve HDP milletvekilleri, belediye başkanları, Çanakkale’den ve çevre il ve ilçelerden çok sayıda çevre örgütü, sendika, oda ve meslek örgütü ile on binlerce kişi katıldı.

KAZ DAĞLARINI KORUMA EYLEMİ

Çanakkale merkezi bağlı Kirazlı Köyü Balaban Mevkii’nde, kentin tek ve alternatifsiz içme ve kullanma suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı su toplama havzası üzerinde bulunan altın madeni proje sahasında yapılan ağaç katliamı hem Kaz Dağları ekosistemini hem de kenti tehdit ediyor. 72 milyon ton toprakta, 26 milyon ton cevherin işleneceği öğrenilirken, Balaban Tepesini hedef alan 5 bin 200 ton patlayıcı kullanılacak. 19 Temmuz’da Çanakkale merkezde yapılan mitingle seslerini duyurmaya çalışan yöre halkı, maden şirketinin faaliyetlerine ara vermemesi üzerine Balaban mevkiinde “Su ve Vicdan Nöbeti”ne başladı. Çadırların kurulduğu kamp alanındaki nöbet giderek büyürken, düzenlenen “Büyük Su ve Vicdan Buluşması” için on binlerce vatandaş akın akın bölgeye geldi.​​

Desteğe gelenler arasında sanatçılardan Sadık Gürbüz kalabalığa seslendi. Daha sonra Şair Ataol Behramoğlu şiir okudu. Basın açıklamasının ardından Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan bir konuşma yaptı. Bölgede yaklaşık 2 bin dönümlük arazide ağaç katliamının yapıldığını ve bu eylemin Kaz Dağları’nı koruma eylemi olduğunu dile getiren Gökhan, “Kaz Dağları dünyanın en çok oksijen üreten ikinci dağıdır. Mitolojik bir tarihe sahiptir. Bu dağ altıncılar tarafından talan edilmektedir” dedi.​​

Çanakkale milletvekillerinin yıllardır Kaz Dağları’nı korumak amacıyla, bölgedeki altın madeni ve termik santrallere karşı mücadele ettiğini dile getiren Belediye Başkanı Gökhan, madenci şirketin hukuk kararlarına uymadığını söyledi.

Başkan Gökhan, “2007 yılından beri mücadele ediyoruz. Hatta 2007 yılında MHP’li milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde maden felaketine dikkat çekmişler. Daha sonra CHP’li milletvekillerimiz bu mücadeleyi devam ettirdi. Bizler de Çanakkale’de her fırsatta mücadelenin içinde yer aldık. ‘Şimdiye kadar neredeydiniz?’ diyenlere söylüyorum. Biz işin başından beri buradayız. ÇED sürecinin başından beri Kirazlı’dayız. Mücadelemiz 12 yıldır devam ediyor. Burada hukuki kazanımlarımız da oldu. Ama, burada devlet güçleri, onların bu hukuki kararları dinlemeden kıyım yapmasına göz yumdu. Çaktırmadan, gizli gizli, ÇED iptal olmasına rağmen, ağaç kıyımı devam etti. Artık işleri kandırmaya, yalana kaldı” dedi.​​

ON BİNLERCE YURTTAŞ COŞKUYLA YÜRÜYÜŞE GEÇTİ

Konuşmaların ardından Çanakkale Barosu ve çevre barolardan gelen avukatlar, cüppeleriyle açıklamanın bulunduğu alana girdi. Avukatların yaptığı açıklamadan sonra on binlerce yurttaş ağaçların kesildiği şantiye alanına yürüyüşe geçti. Yurttaşlar üstlerinde “Su ve Vicdan Nöbetindeyiz” yazılı tişörtlerle “Çav Bella”, “Güzel günler göreceğiz” şarkılarını söyleyerek yürüyüşe eşlik etti. Yürüyüş sırasında sık sık, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Havama, suyuma, toprağıma dokunma”, “Hak, hukuk, adalet” sloganı atıldı.  

Yürüyüş maden alanına kadar devam etti. Madenci şirketin alanda ördüğü tel örgülü kapının açılması ile on binlerce yurttaş maden inşaat alanına girdi. Protestolarını sürdüren yurttaşlar, “Madenci şirket Kaz Dağları’nı terk et” dedi.

TANAL: ALTININ YÜZDE 96’SI KANADALI ŞİRKETE KALIYOR

Kaz Dağları için başlatılan Su ve Vicdan Nöbeti’ne katılan CHP’li Mahmut Tanal, çıkarılan altının yüzde 96’sının Kanadalı Alamos Gold şirketine kaldığını belirterek, “Devlet burada ya dolandırılmış, ya kandırılmış, ya da kamu değerleri peşkeş çekilmiştir” dedi.

AKP’li siyasetçilerin “Altınlarımızın ekonomiye kazandırılması gerekiyor” şeklindeki savunmasına rağmen Kaz Dağları’nda altın arayan Kanadalı Alamos Gold şirketinin devletten kat be kat karlı çıktığına dikkat çeken Tanal, “Edindiğimiz bilgiye göre, çıkacak altının sadece yüzde 4’ü devlete kalıyor. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir sözleşme bulamazsınız. Bunda kamu kararı yok. Kamu yararı, yüzde 96’yı Kanada şirketine verip, devlete yüzde 4 vermek değildir. Bu kamu hakkını özel şirketlere peşkeş çekmedir. Açıkça nispetsizlik ve orantısızlık vardır. ‘Bu sözleşme yok hükmündedir’ demek lazım. Buradan bakanlığa sesleniyorum, kamu yararı su hakkını korumaktan geçer” dedi.

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...