24 Eylül 2026
17.6 C
İstanbul

İstanbul seçimi: HDP tabanı 23 Haziran’da ne yapacak?

Kürtçe konuşmalar, Kürtçe dükkan isimleri, Kürtçe duvar yazıları, HDP’nin afişleri… Bu mahallede dolaşırken Mardin, Bitlis ya da Diyarbakır’ın sokaklarında dolaştığınızı hissedebilirsiniz.

Burası, İstanbul’da Kürt seçmenlerin en yoğun olarak yaşadığı mahallelerden Kanarya.

Şehir merkezinden biraz uzakta, Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan bu mahalle, 1990’lı yıllardaki yoğun çatışma sürecinde Doğu ve Güneydoğu illerinden büyük göç almış.

Bölgeden buraya göçenler bugün kalabalık aileler şeklinde yaşıyor ve ağırlıklı olarak konfeksiyon, inşaat, deri gibi yoğun emek gerektiren sektörlerde çalışıyor.

Burası aynı zamanda İstanbul’un en politik mahallelerinden biri. Yıllardır siyasi etkinlikler, gösteriler ve yer yer de çatışmalarla gündeme gelen mahalle, HDP’nin (Halkların Demokratik Partisi) bir nevi kalesi konumunda.

“Buradaki eğilimler bizim tabanımızın tüm İstanbul’daki eğilimlerini de yansıtır” diyor konuştuğumuz bir mahalleli.

Dolayısıyla mahallelinin yenilenen İstanbul seçimlerine bakışı, Bbc’nin haberinde HDP tabanının 23 Haziran’da ne yapacağına dair de önemli bir fikir veriyor.

“Hiç kimsenin şüphesi olmasın, İmamoğlu’na vereceğiz”

HDP Kanarya Mahalle Temsilciliği, öğle namazından sonra birçok yaşlı parti üyesi ve destekçisiyle doluyor.

Buradaki seçmenlerin tamamı, “31 Mart’taki CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu’nu destekleme tavırlarının değişmediğini, hatta bu kez tabanlarından gelecek oyun artacağını” söylüyor.

Özellikle de “İmamoğlu’nun hakkının gasp edildiğini, kayyum yönetimleri nedeniyle bu durumu en iyi HDP tabanının anlayacağını” belirtiyorlar.

Bu kişilerden Emin Arı kendisi ve ailesinin oy tercihini şu sözlerle açıklıyor:

“Bizim evimizde dört oy var; benim, eşimin ve iki çocuğumun. Partimiz 31 Mart’ta karar verdi. Eşim ve çocuklarım, ‘İmkansızdır, biz oraya da oraya da vermiyoruz’ dediler. 31 Mart’ta sandığa gitmediler, yalnız ben gittim. Şimdi dizlerine vuruyorlar, ‘Keşke biz de gitseydik’ diyorlar.

“Böyle çok kişi var. Şimdi benim gibi düşünüyorlar, İmamoğlu’na verecekler. Birileri bizim için ‘Bize mi verecekler, başkasına mı verecekler’ diyor. Biz aynı yere vereceğiz. Hiç kimsenin şüphesi olmasın, biz İmamoğlu’na vereceğiz.”

Sabri isimli parti üyesi oy için İstanbul’a geldiğini söylüyor: “DEP’ten (Demokrasi Partisi) bu yana partiliyim. Geçen seçimde oy kullanmadım çünkü Mardin’deydim ama şimdi geldim. İmamoğlu için geldim.”

Salih Tunç ise Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Kürtlerle ilgili son dönemdeki söylemlerinin kendilerini etkilemediğini belirtiyor:

“Bir taraftan bir damla bal veriyorlar, diğer taraftan bir kaşık da zehir veriyorlar. Binali Yıldırım Diyarbakır’da Kürtçe konuştu ama Bitlis’te Kürtçe ‘Hoş geldiniz’ tabelasını indirdiler. Kayyum bile onu sökmedi.

“Biz artık alıştık. ‘Çözüm sürecidir, şunu yapacağız, bunu yapacağız…’ Hep boşa gitti. Başbakan Erdoğan bir zamanlar arabada bayılmıştı, bir adam balyozla camı kırdı, dışarı çıktı. Ben o zaman üzüldüm, ‘Keşke o adam ölmesin, çünkü bir çözüm olacak, kan duracak’ dedim ama olmadı. İmamoğlu haketmiş, adama hakaret yapmışlar günahtır bu. İmamoğlu iyi bir insan. 31 Mart’ta verdim, gene vereceğim.”

Demokratik Bölgeler Partisi Küçükçekmece İlçe Eş Başkanı Servet Ataklı ise “HDP tabanının desteğiyle Küçükçekmece ve Esenyurt’ta belediyenin CHP’ye geçtiğini, Bağcılar’da adayın İYİ Partili olması nedeniyle destek vermediklerini, AKP’nin bu yüzden kazandığını” öne sürüyor.

“İmamoğlu’nun hakarete uğraması nedeniyle HDP tabanındaki seçmenlerin bu kez yüzde 99’unun sandığa gideceğini” ileri süren Ataklı, “yalnızca Küçükçekmece İlçesi’nde CHP’nin oyunun en az 20 bin artacağını” söylüyor.

CHP’ye eleştirilerinin sürdüğünü belirten Ataklı, İmamoğlu’nun performansını ise olumlu bulduğunu söylüyor ve şu örneği veriyor: “İmamoğlu Trabzon’daki konuşmasında birçok illerin ismini sayarken buna Diyarbakır’dan başladı, ondan sonra Trabzon’dan bahsetti. Bu çok değerli.”

.

HDP temsilciliği ardından ziyaret ettiğimiz bir kahvede de İmamoğlu’na desteğin yüksek olduğunu görüyoruz.

Görüştüklerimizden Zahrettin Dinç, tüm aile olarak İmamoğlu’na oy vereceklerini anlatıyor:

“Bizim evde altı seçmen var; eşim ve dört çocuğum. 31 Mart’ta CHP’ye verdik. Beş oy kullandık, birini kullanmadık. Oğlum Kütahya’da öğrenciydi, sınavından dolayı gelemedi ama bu seçimde okulu bitiyor, gelecek, o da kullanacak.

“Dokunulmazlıkları kaldıran, vekilleri cezaevine koyan CHP’dir. CHP’yi sevdiğimizden oy vermiyoruz, biz bu ülkeye barış, demokrasi, huzur gelsin diye oy veriyoruz. Kanarya’daki eğilimler de İstanbul’daki Kürtlerin eğilimlerini yüzde 90 yansıtır.”

31 Mart’ta oy vermemeyi tercih edenler 23 Haziran’da ne yapacak?

Kanaryalılar özellikle sıcak havalarda, dinlenmek ve eğlenmek için Küçükçekmece Gölü kıyısındaki park alanlarına gidiyor.

Bu park alanlarında gençlerle konuşuyoruz. Burada Ufak ailesinden üç gençle görüşüyoruz. İkisi, 31 Mart’ta oy kullanmamış ama bu seçimde kullanacaklarını belirtiyor.

Antalya’da tersane işçisi olarak çalışan Ahmet Ufak, seçimler için bu kez Antalya’dan geleceğini söylüyor:

“Önceleri CHP’ye oy verme konusunda mesafeliydim. 31 Mart’ta oy vermedim. İçime sinemedi. Herkes kendini düşünerek can kurtaran gibi bize yanaşıyor diye düşünüyorum. Ama 31 Mart’tan sonra yapılan haksızlıklar, seçmenin iradesinin yok saymaları beni de etkiledi.

“İstanbul’da bunu yaparlarsa 81 ilin tamamında yapabilirler. Bugün bunu durduramazsak hiç durduramayız. Çevremde sandığa gitmeyen insanlar var. Bunun azalacağını düşünüyorum. Bu seçimler için kalkıp geleceğim ve İmamoğlu’na vereceğim. Ya bir olacağız devireceğiz ya da tek tek avlanacağız. Bu barbarlığın önüne geçmemiz lazım.”

Tesisat işinde çalıştığını söyleyen Kadri Ufak da bu kez oy vereceğini anlatıyor:

“31 Mart’ta oy kullanmadım. CHP’ye karşı bir mesafem vardı. Bu seçimde baktım adam hakkıyla kazanmış. Adamın hakkını savunacağız. Bu sefer gideceğim, oyumu kullanacağım. Adam kazanmış seçimi, neden tekrarlıyorsun ki? En az yüzde üç beş fazla oy çıksın ki bir daha cesaret edip de tekrarlamasınlar.”

Çetin Ufak ise “31 Mart’ta gittim, gene gideceğim” diyor ve sözünü açıyor:

“Benim oy vermeye niyetim yoktu ama HDP ‘Sandığa gidin’ deyince oy verdim. Artık her gün aynı konuşmaları dinlemekten bıktık. Eskiden bir CNN Türk vardı en azından bir iki ılımlı görüş çıkartıyordu, onu da artık çıkaramıyorlar.

“İstanbul’da yüzde 12 oyumuz var, biz aday çıkarsak AKP’nin ekmeğine yağ süreriz. Biz aday çıkarmıyoruz ki kaybettirelim diye. Ama biz CHP’yle çıkara da bakmıyoruz, ilkelere bakıyoruz.

“Tabii CHP tabanında da bir değişim var. Kabul etmek lazım, önceki seçimlerde ‘Oy verelim de HDP meclise girsin’ diyen CHP’li arkadaşlar vardı. Tabanda bir yakınlaşma oluyor. Zaten bu sağcılar hep menfaat peşindedir. Solcularda böyle bir şey yok.”

Parkta konuştuğumuz kadın seçmenlerse fotoğraf çekilmesini ya da isminin kullanılmasını istemiyor. Konuştuğumuz kadınlar da ağırlıklı olarak İmamoğlu’na oy vereceklerini söylüyor.

“Çift mühür tabandaki ortaklaşmayı gösteriyor”

Ertesi gün Küçükçekmekce’ye bağlı olup yoğun olarak atölye ve fabrikaların bulunduğu İkitelli’de HDP’nin mahalle temsilciliğinde HDP Küçükçekmece İlçe Eş Başkanı Nergiz Oymak’la görüşüyoruz.

Oymak, 31 Mart’ta Küçükçekmece ilçesinde HDP tabanının seçimlere yoğun bir katılım gösterdiğini, katılımın sadece birkaç mahallede az olduğunu belirtip, bazı sandıklardan hem CHP hem HDP’ye çıkan oyların tabandaki ortaklaşmayı gösterdiğini söylüyor:

“Yer yer çift mühür oluştu. Tabanda iknanın çok ötesine gitmiş bir ortaklaşma söz konusu.”

“Kendi adayımız var gibi çalışıyoruz, ev ziyaretleri öncelikli”

Oymak 23 Haziran’daki amaçlarını “Bütün bir kayyum zihniyetini ve AKP-MHP faşizmini geriletmek” sözleriyle açıklıyor ve 23 Haziran’ın sadece bir belediye başkanlığı seçimi olmadığını düşündüklerini söylüyor:

“Bu seçimi sadece bir büyükşehir belediye seçimi değil aynı zamanda bir referandum olarak değerlendiriyoruz. Doğal olarak da burada daha güçlü, sahiplenen bir yerden bakacağız.”

HDP’nin ilçede dağıttığı broşürün üzerinde, “23 Haziran bir demokrasi ve adalet referandumu. 23 Haziran’da herkes sandığa” ifadeleri yer alıyor.

Oymak, “kendi adayları var gibi çalıştıklarını, sandığa gitmeyen yerlere ağırlık verdiklerini, yöntem olarak ağırlıklı olarak ev ve kurum ziyaretlerini benimsediklerini” anlatıyor:

“Kendi adayımız var gibi çalışıyoruz. Tespit edilebilen sandığa gitmeyen yerler noktasında daha ağırlıklı bir çalışma yürütüyoruz. 21 mahallenin tamamında sandığa gitmeyen, ikna edilmesi gereken kesimlere yoğunlaşıyoruz. Ağırlıklı olarak evleri, inanç kurumları, sivil toplum kuruluşları ve yöre dernekleri ziyaretlerimiz olacak.

“Bizdeki en etkili yöntem, en esas aldığımız çalışma ev ziyaretleri. Biliyorsunuz Kürt ailelerinin çekirdek aileden oluşan bir yapısı yok. Ev ziyaretlerimiz bazen küçük birer halk toplantısına da dönüşebiliyor.”

İstanbul’un 39 ilçesinde ‘hareketli çalışma’

Oymak’tan sonra konuştuğumuz HDP İstanbul İl Eş Başkanı Cengiz Çiçek ‘kendi seçmenleri açısından 31 Mart’taki seçim sonuçlarını önceki sonuçlarla karşılaştırıp, sandıkta sapmaların olduğu ve katılımın az olduğu yerleri tespit ettiklerini ve son iki haftada buralara özel olarak yükleneceklerini’ söylüyor.

“İstanbul’da AKP’nin seçimi kazanmak için Kürt seçmene yönelik bir kuşatma harekâtı içine girdiğini görüyoruz. Aşağıdan manipülatif çalışmaları görüyoruz. Makro siyasette dillendirilmeyen söylemler geliştiriliyor” diyen Çiçek, tüm ilçelerde çalışma yürüttüklerini, birçok milletvekilinin ve partinin eş başkanlarının bu çalışmalara katıldığını söylüyor.

“Sabit değil hareketli bir çalışma yöntemi benimsedik” diyen Çiçek, bununla ev, işyeri ve kurumdaki seçmenleriyle birebir temas yakaladıklarını söylüyor.

“En az 170 bin HDP seçmeni sandığa gitmedi”

31 Mart’ta sandığa gitmeyen seçmenlerin hangi partinin seçmeni olduğuna dair verileri net olarak ortaya koymak mümkün olmamakla birlikte, farklı araştırma yöntemleri kullanılarak bu konuda tahminler yapılıyor.

Koç Üniversitesi’nden doktora araştırmalarına devam eden siyaset bilimci Nezih Onur Kuru da Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) yayımladığı resmi sandık verileri kullanılarak yapılan mahalle bazlı oy geçişleri analiziyle belli tahminlerde bulunulabileceğini söylüyor.

Kuru, bu yöntemle ulaştığı tahminlere göre 170 bin – 220 bin arasında HDP seçmeninin sandığa gitmediğini belirtiyor:

“Mahalle bazlı oy geçiş analizine göre 24 Haziran’da HDP’ye oy vermiş seçmenler arasında 2019 yerel seçimlerinde; Ekrem İmamoğlu’na % 78 – 83, Binali Yıldırım’a %1-3 aralığında destek olduğu tahmin ediliyor. % 14 – 17 aralığında kalabalık bir seçmen kitlesi de sandığa gitmemiş. % 1 – 3 aralığındaki HDP seçmeninin ise diğer adaylara yöneldiği düşünülüyor.

“Buna göre 1 milyon 142 bin HDP seçmeni arasında Yıldırım’ın oyu 5 – 30 bin, İmamoğlu’nun oyu 890-940 bin aralığında tahmin ediliyor. 5 – 30 bin aralığındaki seçmenin diğer adaylara yöneldiği, 170 – 220 bin aralığında önemli bir seçmen kitlesinin sandığa gitmediği anlaşılıyor.”

“HDP’nin güçlü olduğu, gelir düzeyi yüksek ilçe ve mahallelerde katılımın düşük olduğu görülüyor. Adalar Maden, Şişli Feriköy ve Teşvikiye, Beyoğlu Çukur ve Cihangir ile Kadıköy Caferağa bunlara örnek. Bu mahallelerde katılımın düşmesiyle birlikte İmamoğlu’nun oy sayısı bir önceki seçimde CHP, HDP ve İYİ Parti’nin toplam oy sayısının % 90’ının altında kalmış.

“HDP’nin güçlü olduğu, gelir düzeyi düşük ilçelerde ise İmamoğlu’nun başarısı % 90 ve üzerine çıkmış. Esenyurt Örnek, İncirtepe, Küçükçekmece Kanarya, Maltepe Gülensu, Sancaktepe Sarıgazi, Sultangazi Gazi ve Yunusemre’de İmamoğlu oy sayısı CHP, İYİ Parti ve HDP oy toplamının % 95’ine yaklaşıyor.”

Siyaset bilimci Kuru, mevcut şartlarda İmamoğlu’nun, 31 Mart’ta sandığa gitmeyen en az 125 bin HDP seçmeninin desteğini almasının olası olduğunu belirtiyor:

“İmamoğlu kendisine oy vermeyen fakat Binali Yıldırım’ı da tercih etmeyen Hayırcı en az 125 bin HDP’linin desteğini büyük oranda alabilir. Demirtaş’a yönelik olumlu mesajların devam etmesi, HDP’nin İmamoğlu’na destek kararında ısrarı ve iktidarın milliyetçi söylemi İmamoğlu’na gelecek ek desteği 180 bin seviyesine yaklaştırabilir.

“Ama HDP’nin kendi adayını çıkarmamasının da bir maliyeti var. HDP ve öncülü partilere oy vermiş seçmenlerde geçmişte yaşadığı travmaların etkisiyle başka partiye oy vermekten kaçınanlar olduğu biliniyor. Ayrıca parti teşkilatının CHP ve İYİ Parti ortak adayı için yeteri kadar motive olmayabilir.

“Bu nedenle 24 Haziran’da HDP’ye oy vermiş 1 milyon 142 bin seçmenin yüzde 100’ünün İmamoğlu’na oy vermesi pek olası değil diye düşünüyorum. Ancak bu sayının referandumdaki yüzde 90’lık desteği yakalaması muhtemel. Ekonominin etkisi ve YSK kararından kaynaklanan siyasi mağduriyet algısı bu desteği artırabilecek faktörler.”

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”