8 Kasım 2026
8.1 C
İstanbul

İnsanlık Ağacının Kırılan Dalı ( Huzursuzluk/ Zülfü Livaneli)

Haber Merkezi I         Ali Lidar der ki bazı kitaplar okunmamalıdır. Tutunamayanları okumayacaksın mesela, Kuşlar Yasına Gider demeyeceksin, Gecenin Gecesini düşünmeyecek, Büyük Saat’in bir şiirine takılıp kalmayacaksın ömrünce. Huzursuzluk’u okuyup merhametin zulme merhem olamayacağını bilmeyeceksin.

Siz bilin. Bilin ki Zülfü Livaneli Mardin’den İstanbul’a oradan da Ortadoğu’ya uzanan zulümden doğan sevdanın ve acının nasıl iç içe geçtiğini size anlatsın. Mardinli Hüseyin’in annesi ve kız kardeşine karşı kullandığı son kelimelerin bu denli korkutucu olabilmesinin sebepleri ile buluştursun sizi.

   “Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın artık anne!                                                     

Çocukluğu Hüseyin ile birlikte Mardin’in dar, sıcak sokaklarında geçmiş olan İbrahim. Unutulacak kadar uzakta kalmış çocukluğu ile İstanbul’da çalıştığı gazetenin toplantı salonunda tekrar karşılaşır. Bir haber gelir önüne uzanır, alır ve okur. Bir isim, Hüseyin Yılmaz! Amerika’da İslam düşmanı ırkçılar tarafından öldürülmüş. Çocukluğunun tüm anıları boşluk bırakmayacak şekilde zihnine hücum eder, baskılar, saldırır. Hüseyin’in ağzından ölüme dair bir iki cümle süzülür düşüncelerine.

“Peygamberin yüzünü bir saniye görsem ve o anda ölsem diyerek şaşırtırdı bizi. Zaten kafası hep ölüm düşünceleriyle doluydu. Kırmızı rüzgârın mahşer gününün bir işareti olarak estiğini, bu fani dünyanın nimetlerine dalıp gitmememiz için bir uyarı olarak gönderildiğini söyler dururdu.”

İbrahim, zihnini sarıp sarmalayan anı bulutunu da yanına alıp kadim şehir Mardin’e doğru yola çıkıyor. Ve biz Hüseyin ve Suriyeli mülteci kız Meleknaz’ın hikâyesine burada tanıklık etmeye başlıyoruz.

Meleknaz’ı Yezidi kampında tanımış Hüseyin. Meleknaz pek ahım şahım bir güzelliğe sahip de değil hani, kara kuru bir kız. Hüseyin’in gözlerinin bu mülteci kızın gözleri ile buluştuğu ana şahit olanlar derler ki Hüseyin kör olan çocuğuyla Meleknaz’ı görünce aklını yitirdi. Kara sevda denilen şey bile az kalırdı yanında.

İbrahim’e Hüseyin ile ortak olan bir arkadaşı anlatıyordu. “Mutfakta Hüseyin’in annesi Adviye Hanım, Aysel, yeni gelin Meleknaz yemek hazırlıyorlarmış. İçerde misafirler bekliyor yemek çıkarmak lazım. Aysel dolaptan marul almış, salata için doğramaya başlamış. O sırada kız delirmiş bir çığlık atarak fırlayıp çıkmış, sadece mutfaktan değil evden de kaçmış. Bebeğini falan gözü görmeden kendini yalınayak başıkabak sokağa atmış.”

Sonrasında anlaşılmış maruldan kaçtığı, kim korkar ki bu denli maruldan? Bu kız Yezidi. Evi şeytandan temizlemek gerek. Hüseyin’i şeytanın boyunduruğundan kurtarmak gerek. İbrahim bu marul meselesini araştırmış kimi sorduğu demiş ki taptıkları şeytan marulun içinde saklanırmış, kimi de demiş ki marul kelimesinin kendi dillerinde tanrının ismini çağrıştırması korkularının sebebi. Bana sorarsanız ikinci seçenek daha akılcı görünüyor.

Zülfü Livaneli, Yezidi sanılan Ezidilerin dinine ve inanışlarına ışık tutuyor. Unutulan bir tarihten bu yanadır Melek Tavus’a tapan ve diğer dinlerce şeytana taptıkları öne sürülen insanlık ağacının kırılan dalıdır Ezidiler. Ezidi ve Yezidi dinlerinin yaşanış şekillerini de su yüzeyine çıkarır Livaneli.

Toplumun kanayan yarası IŞİD’in sınırı duru durağı olmayan zulmünü anlatıyor. Kamplarda kalan mültecilerin imkânsızlıklarından bahsediyor. Çocukların nasıl kendi milletlerine karşı düşman edildiği, erkeklerin kafalarının bir kılıç darbesi ile uçurulduğu, kadınların ve kızların birer cariyeye dönüştürüldüğü, kadın, erkek, yaş, gözetmeden tecavüzlerin olduğu gerçekleriyle yüzleştiriyor Livaneli.

Kamplarda ise bir paket sigaraya satılan Ezidi kızları, iki nehrin suyu yıkamaya yetmez bu zulmün döktüğü kanı.

Bizde Zilan kızın hikâyesi işin içine giriyor, yalnız bunu anlatabileceğimi sanmıyorum. Sadece şunu söyleyebilirim gözyaşlarınız dursun diye dua edeceksiniz. Mesele duygusal bir tonda yazılmış bir hikâye değil, mesele bunların bir başka versiyonlarının yaşanmış, yaşanıyor, yaşanacak olması. Ortadoğu’da herhangi bir gazeteyi, kanalı, yayın organını açtığınız zaman bu zulmü okumamız. Bu vahşeti kanıksıyor olmamız.

Şimdi Huzursuzluk’ tan aşırı baktığımızda İbrahim’in kayıp olan Meleknaz’ın peşindeki hayatını görüyoruz. Bu sadece peşinde koşmak değil daha doğrusu reel bir olay olmak zorunda değil. Çünkü Meleknaz, İbrahim’in zihninde yaşıyor ve bu zihinde yakalanmamak için son sürat kaçıyor.

“Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz deve ve deveye engel olunmazsa kan kaybından ölür. Bunun adı Haresedir. Hırs, haris, ihtiras gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadında sarhoş olur.”

 

İnceleme: Büşra Abacı

Kitabın adı: Huzursuzluk

Yazar: Zülfü Livaneli

Yayın evi: Doğan Kitap

Basım yılı: 150. Baskı Şubat 2017

Sayfa Sayısı: 154

ISBN: 9786050939828

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...