24 Eylül 2026
14.2 C
İstanbul

HDP Eşbaşkanı Sancar: Gözaltılar, iktidarın HDP’yi hırçınlaştırma girişimi

HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar, 6-8 Ekim 2014’teki Kobani olaylarıyla ilgili soruşturma kapsamında partili yönetici ve belediye başkanlarının gözaltına alınmasını, “iktidarın HDP’yi hırçınlaştırarak demokrasi zemini dışına çıkarma” girişimi olarak yorumladı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar: Kobani dosyasının yeniden açılacağını kendilerine ilk olarak eski HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın söylediğini aktardı. Sancar, hiçbir şekilde demokratik zemini terketmeyeceklerini; tersine Kobani olaylarının araştırılması istemiyle TBMM’de her hafta “en az bir araştırma önergesi” verme kararı aldıklarını açıkladı.

Sancar, muhalefet partilerine; geçmişte savaş suçlarının araştırılması için tanınmış düşünür Bertrand Russel’in öncülüğünde kurulan “Russel Mahkemesi” gibi “sivil hakikat komisyonu” kurulması için harekete geçme çağrısında bulundu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yeniden başlattığı soruşturma kapsamıda aralarında eski millevtekili Sırrı Süreyya Önder, Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen’in de bulunduğu 20 dolayında HDP’li eski ve mevcut yönetici gözaltına alındı.

Gözaltıları, HDP’ye yönelik “intikam operasyonu” olarak nitelendiren HDP’de yeni yol haritası ve izlenecek eylem planı da tartışılıyor. Bu kapsamda ilk olarak, yeni yasama yılına başlayacak olan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşacağı TBMM Genel Kurulu’na katılmak yerine, Meclis’te tüm milletvekillerinin katılımıyla eşbaşkanların gözaltılara tepki içeren açıklama yapması düşünülüyor.

HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar, yeniden başlatılan Kobani olayları soruşturmasının nedenleri, partisinin yeni dönem yol haritası ve eylem planlarına ilişkin sorularımızı yanıtladı:

Mithat Sancad

‘İktidarın muhalefeti dizayn kabiliyeti düştü’

-Kobani olayları gerekçesiyle yapılan gözaltıların ardından, diğer muhalefet partilerinden galiba ilk kez bu kadar görünür destek geldi, bunu neye bağlıyorsunuz?

Bu gerçekten olumlu. Siyasi partilerden, 3 muhalefet partisinin partisinin genel başkanları bizzat aradılar, Saadet Partisi ve diğerleri de sosyal medya hesaplarından veya basın açıklamaları ile bu operasyona tepkilerin ortaya koydular. İktidarın bu araçları hoyratça kullanmasının yarattığı bir aşınma, yıpranma var iktidar açısından. İnandırıcılık kaybı çok hızlandı ve bu olay da gösteriyor ki muhalefeti de dizayn etme kabiliyeti ciddi düşmüş durumda.

Bir yandan iktidarın kendi açısından baktığımızda bu sebepler görünüyor ama aynı zamanda baskıların pervasız boyutta, hukuksuzluğun artık zirve noktasında olması da artık muhalefeti etkilemiştir bence. Sadece muhalefet de değil, çeşitli toplumsal kesimleri de etkilemiştir.

-Son gözaltılar, bir anlamda, “HD ile yanyana gelmeme, görünmeme” konusundaki çekingenliği kırdı mı sizce?

-Şu anki tabloya baktığımızda bunun ciddi biçimde kırıldığını söyleyebiliriz. Biz yıllardır bu konuda iktidarın oyunlarının farkına varmak gerektiği uyarısını yapıyor ve herkesi demokratik ilkeler etrafında davranmaya çağırıyorduk. Fakat, öte yandan iktidar da muhalefet partilerinin her birinin ayrı ayrı hassas dengelerine oynuyordu. Çoğunlukla da etkili olabiliyordu iktidar bu taktiğinde. Ama artık su tükenmekte. Bunu herkes kendi hayatında ve kendi pratiğinde taha fazla tecrübe ediyor.

Yani o kadar pervasız, hukuksuz , keyfi ve zalimce davranıyor ki iktidar; bundan bütün kesimler nasibini aldı, alıyor. Şimdi bu tecrübelerle bu anlaşılmış görünüyor. Yani biraz hayat ögretiyor doğrusu hem insanlara, hem siyasi aktörlere.

7 Ekim 2014, Diyarbakır
7 Ekim 2014, Diyarbakır

‘Amaç resmi kapatmaya gerek kalmadan HDP’yi fiilen çalışamaz hale getirmek’

Peki sizin “pervasız, hukuksuz” dediğiniz bu tutum, parti kapatmaya kadar gider mi, bekliyor musunuz böyle bir hamle?

Bu ilk değildi aslında, başka benzer operasyonlar da yapıldı buna benzer. En kapsamlısı da değil bu. 4 Kasım operasyonunu hatırlayın; Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer millevtekili arkadaşlarımızın geceyarısı baskınlarıyla alındığı operasyondan söz ediyorum. O zaman da hep söylendi bu kapatmaya gider mi diye.

Şimdi parti kapatma davası açmak zor değil. Ama Yargıtay Cumhnuriyet Başsavcılığı’nın iktidarın onayı veya isteği dışında, böyle bir dava açabileceğini düşünmek de gerçekçi değil. Kapatma davası açılıp açılmayacağına, bana göre iktidarın merkezi karar verir. Eğer böyle bir karar vermek isterse, çok fazla gerekçeye, delile de ihtiyaç yok. Nasıl bu operasyonda delil, gerekçe göstermek zorunda değilse, şu anda içeride olan eski eşbaşkanlarımız, milletvekillerimiz için de onları içerde tutmaya dönük hukuki gerekçe ihtiyaç yok ise, aynı şekilde, başta Osman Kavala olmak üzere, işte pek çok aydının gazetecinin içeride tutulması göz göre hukuka aykırı sürdürülebiliyorsa, bize karşı da herhangi bir gerekçe aramadan, inandırıcı olma kaygısı gütmeden kapatma davası açılabilirdi, şimdi de açılabilir. Ama bu olayla bağlantılandırmayı çok gerekli görmüyorum. Bu operasyonun amacı bence başka.

Kapatma davası açmak muhtemelen siyasi iktidara bir parça daha fazla siyasi maliyet çıkarır. Parti kapatmaya karşı olduğunu söyleyen, bunun için anayasa değişikliği yapmış bir parti. Anayasa Mahkemesi’nde kapatma kararı çıkabilmesi için karar yeter sayısı değiştirildi, zorlaştırıldı. Uluslararası çevrelerden de daha fazla tepki gelecek. Ha, ihtiyaç duyduğuna inanırsa, bunları çok umursayacağını sanmıyorum iktidarın.

Amaç, şu aşamada böyle resmi bir kapatmaya gerek kalmadan, HDP’yi fiilen çalışamaz hale getirmek. Bir tür fiili kapatma rejimi yaratmak işlerine daha çok geliyor. O nedenle, son bir kaç yıldır, resmen kapatmadan fiilen kilitlemek gibi bir yol izliyorlar. Dolayısıyla üzerinde en çok durduğumuz konuların başında parti kapatma davası ihtimali gelmiyor. Ama açılırsa ne yapabileceğimizi, kapatılırsak buna karşı ne tedbir alabileceğimizi tabii ki tartışıyoruz ve ona göre de hazırlıklarımızı yapıyoruz. Ama şu an özel olarak bunu gündemimizin merkezine almış değiliz.

‘Operasyon muhalefetin mücadele zeminini ortadan kaldırmaya yönelik ilk viraj’

-İktidar cephesinde bir de seçim yasası değişikliği hazırlığı var. Bu etkisizleştirmenin bir ayağı da bu yasa değişikliği olabilir mi?

-Muhalefete baskılar zaten kesintisiz yürütülüyor. İşte medya kanallarına da ciddi yaptırımlar uyguluyorlar. Pekçok alanda zaten baskı var. Fakat daha bütünsel bir planın asıl şimdi bu operasyonla uygulanmaya başlandığını düşünüyoruz. Bütünsel plandan kastım da şu; seçimler ne zaman yapılırsa yapılsın, ister baskın, ister zamanında yapılsın, seçim vakti geldiğinde, muhalefetin demokratik mücadele yürütebileceği zeminleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir plan var.

Bunu bir kaç türlü yapmak istiyorlar; yasaklarla, polisiye ve yargısal tedbirlerle muhalefetin siyasal mücadele imkanlarını en alt düzeye indirmek istiyorlar. İkincisi bizzat muhalefet partilerini zayıflatmayı, kuşatmayı, etkisizleştirmeyi hedefliyorlar. Yani Hem mücadele zeminini ve şartlarını tahrip edip, ortadan kaldırmayı hedefliyorlar, hem de bizzat siyasi aktörleri kuşatıp etkisizleştirmeyi planlıyorlar. Bence böyle bir plan var ve bize yapılan operayon, bunun ilk ciddi virajıdır.

Seçime gittiği zaman, bu iktidar çoğunluğu kazanamayacağını gördüğü için muhalefetin başarılı olmasını engellemeye odaklanmış durumda. Bir tür sahayı temizlemek, biraz ülkeyi kendilerinin rahatça at koşturabilecekleri, muhalefetin iyice etkisizleştiği bir gül bahçesine çevirmeye çalışıyorlar anlaşılan. Bence bu yeni aşamanın ilk önemli virajı bu operasyondur.

-Gözaltılar nedeniyle sizi arayan muhalefet liderlerinden nasıl izlenim altınız, benzer görüşleri paylaşıyorlar mı?

-Görebildiğim kadarıyla diğer muhalefet partileri de aynı çerçevede değerlendirme yapıyorlar. Yani değerlendirme konusunda çerçeve diğer muhaelfet partilerinde de bu söylediğim şekildedir. Yani muhalefet partilerinin de iktidarın bu hesaplarının farkında olduğunu görüyoruz. Kuşkusuz herkesin değirlendirmelerinde farklılıklar olabilir. Aciliyet ve ağırlık tartısında ölçü muhalefet partileri arasında değişiklik gösterebilir ama esasında aynı değerlendirmeyi yaptıklarını görüyorum ben.

18 kişi gözaltına alındı

‘İktidar HDP’yi hırçınlaştırmak istiyor; ama demokratik zemini terketmeyeceğiz’

-Peki siz bundan sonra, Meclis’te, sahada ne yapacaksınız?

Bir defa iktidar HDP’yi bir şekilde hırçınlaştırmak istiyor. İktidarın hesabı HDP’yi hırçınlaştırıp, demokratik siyaset zemininden uzaklaştırmaya yöneltmek. Biz de açıkça söylüyoruz; ne mücadele hattımızda ne siyasi hedeflerimizde, demokratik siyaset zeminini terk etmeyeceğiz. Bu konuda kararımız nettir. Şimdiye kadar yürüttüğümüz çizgiyi daha da ileriye taşıyarak sürdüreceğiz. Son 3 ayda ortaya koyduğumuz demokrasi deklarasyonu, demokratik mücadele programı, barışa çağrı deklarasyonu çerçevesinde kararlı ve olgun tavrımızı sürdüreceğiz.

Elbette basına açıklamalar yapacağız, Meclis açıldığında hazırlıklarımız var. Tepki ne olacak sorusu, genellikle protestolarınız ne olacak şeklinde karşılanıyor. Tepki sadece protestolardan ibaret değil. Tepkiyi sokağa çıkarak, toplantı gösteri hakkımızı kullanarak da gösterebiliriz ama bunun imkanları çok sınırlı. (…) Ama olabildiğince farklı kesimlerin temsilcileri ile ortak etkinlikler düzenliyoruz zaten. En az bunun kadar önemli olan siyaseten etkin bir şeyler yapmak. Mesela Meclis açıldığında görüşlerimizi, iktidarın politikalarını açıkça tartışacağız. Her hafta 6-8 Ekim (Kobani) olaylarının araştırılması için en az bir önerge vereceğiz.

Gerçekten bu konuda samimi iseler hazırız, her türlü araştırmanın objektif, samimi bir şekilde yapılmasına katkı da sunarız. Objektif, tarafsız, etkili bir şekilde çalışacak soruşturma araştırma komisyonu kurulursa katkı sunmaya da hazırız.

Diyarbakır'daki Kobani gösterileri, 7 Ekim 2014
Diyarbakır’da Kobani gösterileri, 7 Ekim 2014

‘6-8 Ekim olaylarını araştırmak için Russel Mahkemesi gibi sivil komisyon kuralım’

Hatta daha ötesini söylüyoruz. İktidar bu talepleri kabul etmeyecek, araştırma önergelerini reddedecek, biliyoruz. Daha önce 3 kez araştırma önergesi verdik reddetti, 9 kez soru önergesi verdik doğru dürüst cevap vermediler.

Şöyle bir çağrım var: Muhalefete, demokratik kamuoyu ya da demokrasi güçlerine seslenerek diyorum ki; iktidar 6-8 Ekim günlerinde neler olduğunu, neler yaşandığını ortaya çıkarmaya yanaşmıyor. Orayı karanlıkta bırakarak istediği gibi kullanmaya devam etmek istiyor. İhtiyaç duyduğunda bunu propaganda malzemesi olarak devreye sokuyor. Gelin biz onun elinden bu propaganda istismar malzemesini alalım. Nasıl yapabiliriz? Muhalefet partileri bir araya gelerek gayri resmi bir araştırma komisyonu kurabilirler veya farklı şekilde kurulabileceğini müzakere edebilirler. Dünyada çeşitli ülkelerde örnekleri var. Mesela ülkenin sağduyulu, vicdanlı birikimli farklı çevrelerini temsil eden isimlerinden bağımsız bir komisyon kurulabilir.

Mesela Uluslararası Russel Mahkemesi dediğimiz böyle bir şey, sivil bir inisiyatifin ürünüydü. Vietnam’daki savaş suçlarını araştırmak için kurulmuştu ve içinde dünyanın çok çeşitli ülkelerinden aydınlar, hukukçular, akademisyenler vardı. İstenirse biz bu konuda teknik çalışmayı da yapmaya hazırız. Yani 6-8 Ekim için bir sivil hakikat komisyonu kurabiliriz. Bunun öncülüğünü muhalefet yapabilir. Muhalefet partileri bu konuda uzlaşmazlarsa başka demokratik güçler sivil toplum örgütleri öncülüğü üstlenebilirYeter ki 6-8 Ekim’de neler yaşandı ortaya çıkarabilelim.

Bu iki açıdan önemli. İktidarın istismarını artık durdurmak ama bir de yakın dönemin çok acılı bir sayfasını oluşturuyor 6-8 Ekim. O acıyı onarmak, gelecekte demokratik kültür ve toplumsal barış açısından da çok ciddi katkı sunacaktır. Bizim hakikatin ortaya çıkmasından kaygımız, yüzleşmekten korkumuz yok. Böyle bir yolun sonunda payımıza ne düşerse onun gereğini yerine getirmeye biz hazırız.

Sırrı Süreyya Önder gözaltına alınanlar arasında
Sırrı Süreyya Önder gözaltına alınanlar arasında

-Son soruşturma kapsamında, Kobani olaylarının yaşandığı dönem görev yapan MYK üyelerinin gözaltına alındığını biliyoruz. Ama eski Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, yine hakkında fezleke düzenleneceği belirtilen eşbaşkanınız Pervin Buldan MYK üyesi değildi. Bu isimler Dolmabahçe görüşmelerinde yer almıştı, siz soruşturma kapsamına alınmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu operasyondaki en büyük soru işaretlerinin olduğu kısım budur. İlk andan itibaren biz de bu soruları sorduk. MYK üyeleri belli. Başka isimler de var. DTP Eş Başkanı olan Emine Ayna, KJA Sözcüsü Ayla Akat. Bunları da MYK dışında operasyona katmışlar. Bizden ise MYK dışında iki kişi görünüyor. Biri Önder biri de Buldan. Sırrı Süreyya Önder’e neyi soracaklarını merak ediyorum. Neyi isnat edeceklerini ben de arkadaşlarımız da merak ediyor. Eğer gerçekten bu o dönem çözüm sürecinin yürümesi için yapılan tüm çalışmaları doğrudan veya dolaylı kriminalize etme amacına dönükse çok vahimdir. Bu devletin inandırıcılığına ve bundan sonra bu tür süreçlere güven duyulmasına daha kökten bir darbe vurma amacına yönelik olacaktır. Esasen müzakere diyalog ile çözüm arayışlarına büyük bir gözdağı ve ağır bir tehdit oluşturur.

‘Seçim yasası değişikiği, oylarının düştüğünün itirafı’

-İktidarın seçim yasası hazırlığı karşısında siz bir hazırlık yapıyor musunuz? Sizce neden böyle bir gereksinim doğdu?

Evet yapıyoruz. Yakın zamanda biz o konuda komisyon kurduk. Komisyonumuz çalışıyor. Siyasi partiler ve seçim işleri komisyonu. Komisyonumuz çalışmaya devam ediyor.

Tabii ortada çoğu söylentiden ibaret iddialar dolaşıyor. Gerçekten hazırlığın ne yönde olduğunu bilmemiz bu aşamada mümkün değil.

En çok üzerinde konuşulan daraltılmış bölge formülünün, iktidar ortağı iki partiyi aynı oranda tatmin edeceği konusunda ciddi şüphelerim baştan beri var benim. O nedenle beşli daraltılmış dediler, sonra onlu daraltılmış ortaya atıldı. Tabii amacı iktidar ortakların amacı belli. Kaybettikleri, kaybetme oldukları seçmen desteğini hukuk ve siyaset mühendisliğiyle telafi etmek. Seçim sistemiyle oynayarak, oyları düşse bile Meclis’teki sandalye sayılarını arttırmak, en azından mevcudu korumak.

Hangi iktidar oylarının düştüğünü görüyorsa aklına gelen ilk çarelerden birisi seçim kanunlarıyla oynayıp kendine avantaj sağlayacak düzenlemeler yapmaktı. Şimdi bu seçim kanunlarında değişiklik yapma girişimi, esasen bir itiraftır aynı zamanda. Seçim kanunlarıyla oynama hazırlıklarını yapmak suretiyle aslında oylarının düşmekte olduğunu itiraf ediyorlar. Alabilecekleri seçmen desteğinden daha fazla sandalye kazanmanın yollarını aradıklarını, sandalye peşinde olduklarını açıkça itiraf ediyorlar.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu

-Size geçmiş olsun diyenler arasında, 7 Haziran seçimleri sonrasında Başbakan olan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da vardı. Sizin Başbakanlığı dönemindeki açıklamalarına ilişkin bir siteminiz oldu mu?

Bu tür görüşmelerde sitem dili benim tarzım değildir. Elbette siyasette ve toplumda hesaplaşma, yüzleşme çok önemsediğim bir konudur. Üzerinde uzun uzun akademik olarak da çalıştığım bir meseledir. Bunun şahıslar ile sınırlandırılması, ya da şahıslara odaklanması, istenen etkiyi yaratmaya uygun bir yöntem değildir. Bizim tartışmamız gereken dönemlerdir, süreçlerdir ve olaylardır. Bunlarla yüzleşmeyi sağlayabilirsek, şahsi sorumlulukların da daha kolay konuşulabileceği bir zemin yaratırız.

Şüphesiz kişisel sohbetlerde ‘Ben o zaman şöyle istemiştim, böyle oldu’ diyebilir birisi. Tamamiyle bu telefon görüşmesinden bağımsız söylüyorum. Ama diğeri de der ki ‘Ama öyle değildi’. Bu sohbettir.

Ama yüzleşme, çok daha nesnel bir faaliyet ve akıştır. Yüzleşme dendiğinde hemen akla isimler gelir. O hemen hesap versin anlamında. Bu tabii çeşitli şartlarda haklı da olabilir elbette. Ama şimdi içinde bulunduğumuz şartlarda, yüzleşmeyi, olaylar, süreçler ve kurumsal işleyişler üzerinden ele almayı tercih ederim. Bu bir.

İkincisi, siyasette öfkenin de kızgınlığın da hatta nefretin de bir yeri olur. Ama siyaseti sadece öfke, kızgınlık, nefret üzerine kurarsanız hiçbir sonuç alamazsınız. O siyaset olmaktan da çıkar. Yani intikam isteği, öfke, siyasetin yerine geçirilemez.

Örneğin bizim demokratik ittifak çağrımızın dayanaksız kalması sonucunu doğuracak polemikler de yaşanabilir. Biri çıkıp işte bize CHP’nin şu, şu yaptıklarından sonra hangi demokrasi ittifakı diye sorabilir. Diğeri İyi Parti’yle ilgili şunları şunları söyler. Şimdi burada demokratik olgunluğun altını tekrar çizmek istiyorum.

Demokratik olgunluk herşeyi sineye çekmek anlamına asla gelmiyor.

Ama bunları ele alma konusunda demokratik kültüre, demokrasiyi yeniden kurmaya katkı sağlayacak yolları bulmamız lazım.

Selaattin Demirtaş

‘6-8 Ekim dosyasını yeniden açacaklarını Demirtaş söyledi bize’

-Eski Eşbaşkanınız Selahattin Demirtaş’ın son operasyonla ilgili değerlendirmesi geldi mi size, nasıl yorumluyor?

Demirtaş, çok önceden bize 6-8 Ekim dosyasını yeniden açacaklarını söylemişti. Tam hatırlayamıyorum ama 1.5-2 ay olmuş olabilir.

Kendisine mahkemelerden gelen çeşitli dosyalarla ilgili bilgilerden, tabii kendi öngörüsünü de katarak, 6-8 Ekim’i yeniden çok yoğun bir şekilde gündeme getirme hazırlıkları olduğunu, avukat arkadaşlarımız aracılığıyla bize söylemişti. Biz de yeniden çalışma yaptık, Yani hazırlıksız değildik. Çalışma da, avukat arkadaşlar, hukukçu arkadaşlar tarafından yürütüldü.

6-8 Ekim’i yeniden nasıl gündeme getirebileceklerine dair bir hazırlık çalışmasını yeniden yaptık.

-İktidar kanadıyla hiç temasınız oldu mu?

Hayır bizimle bir temas yok gerçekten. Sadece grup başkanvekillerimizi Meclis gündemiyle bilgilendirmek için aramışlar. Bir de bu zehirlenme olayı ile ilgili grup başkanvekillerimiz, milletvekillerimiz Adalet Bakanı’nı aradılar. Onun dışında bir temas yok.

-TBMM’nin yeni yasama yılına başlayacağı 1 Ekim’de HDP grubu olarak sizden bir bir aksiyon bekleyelim mi?

Beklemeyin diyemem. Saklısı, gizlisi yok.

Yani özel bir programımız var. 1 Ekim için. Siz istediğiniz gibi yazın. Benden bu kadar verin yeter…

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”