8 Kasım 2026
9.4 C
İstanbul

Guardian: İdlib’den Trablus’a Türkiye Doğu Akdeniz’de hakimiyet alanını genişletmeye çalışıyor

İngiltere’de yayımlanan Guardian gazetesi, Türkiye’nin Libya’da etkisini artırmak için Trablus hükümetine bağlı orduya verdiği desteği ve Libya’ya savaşmaya gönderdiği Suriyeli muhalif savaşçıları haberleştirdi.

İdlib’de savaşırken Libya’ya gönderilen muhalif savaşçılardan 22 yaşındaki Wael Amr’la konuşan Guardian, Amr’ın hikayesini şu ifadelerle anlatıyor:

Bu, Wael Amr’in uçağa ilk binişiydi. Ama hiç de hayalini kurduğu şekilde olmadı. Daha önce filmlerde izlediği uçak sahnelerinde gördüğü gibi tatile, tropik bir sahile değil; Libya’ya savaşmaya gidiyordu.

Mart ayında Türk ordusunun Libya’da savaşmak için tuttuğu listeye adını yazdırmış; ardından İdlib’den sınırı geçerek Türkiye’ye girmişti. Hayatının ilk uçak yolculuğunu da Türkiye’den Libya’ya gitmek için yaptı ve kendisini tehlikeli bir cephe hattında, kendi ülkesi için olmayan bir savaşta buldu:

“Bana iyi para karşılığında destek hattında ya da sağlık ekipleri içinde çalışacağım söylenmişti. Ama buradaki savaş Suriye’de gördüğümden çok daha kötü. Her daim daracık sokaklarda doğrudan çatışma var.

“Bazı Suriyeliler buraya para için geliyor, bazıları Libyalıları zulümden kurtarmak için geliyor. Şahsen ben Türkiye’nin neden Suriyeli muhalifleri Libya’ya savaşmaya getirdiğini gerçekten bilmiyorum. Bu ülkeyle ilgili, [Muammer] Kaddafi’ye karşı bir devrim gerçekleştirdikleri dışında hiçbir fikrim yok.”

Guardian, Suriye’den getirildiği tahmin edilen 8 ile 10 bin arasındaki savaşçıdan biri olan Amr’in, evinden 2 bin kilometre uzakta, Libya’da, Türkiye’nin “Mavi Vatan” planı için savaştığını yazıyor ve planı şöyle açıklıyor: Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de jeopolitik hakimiyet kurma planı.

“14 yıllık bu proje, Yunanistan ve Türkiye arasında, ikiye bölünmüş Kıbrıs adası üzerinden yapılan mücadeleyi de, deniz yetki alanlarında komşuları olan Mısır, İsrail, Lübnan ve Yunanistan’la yaşadığı doğal gaz ve petrol sondaj hakları tartışmasını da kapsıyor. Proje, 2014’te Hafter ve Trablus hükümeti arasında başlayan ve birçok yabancı gücün müdahil olduğu Libya’daki savaşla zirveye ulaştı.”

Libya

Guardian, siyasal İslamcılarla yeni Osmanlıcıların Libya’daki savaş üzerinden güç elde etmeye çalıştığını yazıyor:

Suriye ve Yemen’de farklı ülkelerin desteklediği grupların arasındaki savaşlar da sürüyor. Ancak ABD’nin etkisinin giderek azaldığı bölgede Libya, Arap baharından arta kalanlar üzerinden çıkar sağlamak isteyen bölgesel oyuncular için en umut vaat eden saha haline geldi.

Siyasal İslamcılar ve yeni Osmanlıcılar, Arap milliyetçilerine monarşilerine karşı diğer tarafta sıraya girdi ve paralı askerler, ideolojiler, jeopolitik hedefler ve doğal gaz mücadelesi birbirine karıştı.

Libya’da yıllardır süren savaşı yaşayan Libyalı sivillerin gayet iyi bildiği gibi; Birleşmiş Milletler’in (BM) Libya için getirdiği silah ambargosunun da pratikte etkisi kalmadı.

Çok güçlü olmasa da farklı güçlere bağlı silahlı grupların ve fidye için insan kaçırmaların sayısı son 9 yılda iyice arttı.

Başkent Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Birleşmiş Milletler tarafından tanınıyor. Ülkenin batısında küçük bir bölgenin kontrolünü elinde tutan hükümetin en yakın müttefikleri Türkiye, Katar ve bir noktaya kadar da İtalya. Guardian’a göre sahadaki gücü kısıtlı olan Trablus hükümetine, bazı Libyalılar, İslamcı politika izlediği gerekçesiyle güvenmiyor.

UMH, Libya’nın doğusundaki paralel hükümetin, kendi oluşturduğu Libya Ulusal Ordusu’nun komutanı olarak görevlendirdiği General Halife Hafter’e karşı savaşıyor.

Hafter’in destekçileri radikalliğe karşı savaştığına inanıyor. UMH’yi desteklemese bile Hafter’e mesafeli yaklaşanlar da var. Onlar da Hafter’in, tıpkı Kaddafi gibi bir militarist diktatör olma yolunda ilerlediği görüşünde.

Hafter’in en büyük destekçileri de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Rusya’nın paramiliter kuruluşunu Wagner Grubu, Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve Fransa. Savaşa katılan Sudanlı ve Suriyeli paralı askerler de var.

Hafter, Nisan 2019’da UMH’ye karşı yeni ve geniş çaplı bir operasyon başlattı. Bu çatışmalar, 2011’de Kaddafi’yi deviren NATO destekli savaş sonrası ülkenin en yıkıcı savaşı görmesine yol açtı.

2019 sonunda Hafter güçleri başkent Trablus’a çok yaklaşmıştı. Hafter Trablus’u ele geçirmeye doğru ilerlerken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan devreye girdi ve ilk kez Trablus hükümetine verdiği desteğin çapını genişletti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trablus hükümetinin başbakanı Fayez el Sarraj

Arka arkaya Doğu Akdeniz’deki rakiplerine karşı deniz yetki alanları ve askeri işbirliği anlaşmaları imzalandı.

Guardian’a konuşan Trablus merkezli düşünce kuruluşu Sadık Enstitüsü’nün direktörü Anas El Gomati, “UMH’ye askeri ve diplomatik destek çok kısıtlıydı, ancak doğal gazdan elde ettiği gelir yeterince fazlaydı.” diyerek o dönem UMH’nin durumunu anlatıyor:

“Ankara’nın attığı bu adım çok zekice. Trablus’u destekleyerek Ankara, Kaddafi zamanında imzalanan ancak savaş sonrası yarıda kalan milyarlarca dolarlık inşaat sözleşmelerinden alması gereken ücretleri de geri almaya çalışıyor. Hem de bu destek sayesinde savaş bittikten sonra ülke yeniden inşa edilirken de Türkiye ilk devreye giren ülke olacak.”

Guardian, Ankara’nın bu hamlesinin Türkiye’de destek bulmadığını ve dünya sahnesinde Türkiye’yi daha da yalnız bırakan bir hamle olduğunu yazıyor ancak ne şekilde olursa olsun işe yaradığını belirtiyor:

“Türkiye’nin askeri techizatları, drone teknolojisi, sahadaki Suriyeli askerler ve Türk askerler, Hafter’in kazanımlarının Ocak ayından itibaren durmasını ve ardından Hafter’e bağlı güçlerin geri çekilmesini sağladı. Bu hafta kilit konumdaki bir hava üssü ve Asabaa kasabasının kontrolü Trablus hükümetine bağlı orduya geçti. Hafter, Trablus’taki cephe hattından kısmen çekildiklerini açıkladı.”

Gazete, askeri anlaşmanın yanı sıra deniz yetki alanları anlaşmasının da işe yaradığını söylüyor:

Ancak bu anlaşma uluslararası mahkemelerde onaylanmasa bile, yasal mücadele şimdilik Türkiye’nin hiç de memnun olmadığı bazı adımların atılmasının ertelenmesini sağladı. Örneğin Türkiye’nin bölgedeki rakipleri olan Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail’in inşa etmeyi düşündüğü doğal gaz boru hattının yapımına başlanamıyor.

Bu boru hattı, İsrail doğal gazını Avrupa’ya doğrudan iletmeyi ve bunu yaparken Türkiye’yi saf dışı bırakmayı hedefliyor. Ancak maliyeti çok yüksek ve getirisiyle kıyaslandığında çok da makul olduğu düşünülmüyor. Bu sebeple Türkiye ve İsrail’in 2016’da diplomatik ilişkileri yeniden geliştirmeye başladıkları dönemde olduğu gibi, doğal gaz konusunu yine gündeme alarak, diplomatik ilişkilerin yeniden tamamen kurulması için görüşmelerin sürdüğüne yönelik iddialar var.

Danışmanlık şirketi Dragon Enerji’nin direktörü Mustafa Karahan, “Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol yataklarında hakim olma meselesi aslında ekonomik bir proje değil. Doğal gaz arzı şu an için Türkiye için bir mali zorunluluk ya da Ankara’yı bir şeyler yapmaya zorlayan itici bir güç değil. Bu tamamen siyasi gücün sağlanması çabası.

“Akdeniz’deki enerji projelerine yatırım yapmak aslında milli savunma bütçesine para harcamak gibi. Rakibin adım atmadan senin adım atmanı gerektiren bir silahlanma yarışı gibi.”

Gazeteye göre Türkiye, Libya’daki savaşın içine çekildikçe Mavi Vatan projesinin uygulanabilirliği konusunda daha derin bir çıkmaza girebilir. Aynı anda Suriye’de hem Beşar Esad’ın ordusuna hem de kuzey doğudaki Kürt birliklere karşı savaşıyor; bir yandan da Somali ve Afrika Boynuzu’nda BAE’nin etkisini kırmak için mücadele ediyor.

Erdoğan ve Putin

BAE ve Rusya, Hafter’in performansından memnun değil. Ancak henüz Hafter’in ordusuna verdikleri desteği kesecek durumda değiller, orada hâlâ çıkarları var.

Bu hafta Türkiye’den ve Hafter’in tarafındaki Libyalı yetkililerden karşılıklı tehditler geldi. Hafter’in hava kuvvetleri komutanı, yeni bir hava operasyonunda Türkiye’ye bağlı üslerin hedef alınacağını söyledi.

Türkiye, “bunun çok ağır sonuçları olacağını” söyledi ve “Hafter unsurlarının meşru hedef haline geleceğini” duyurdu.

Libya’nın doğusundaki Rus jetleri de karaya indi. Aslında bu jetler, Hafter’e Türkiye’yi hedef alma konusunda çok büyük bir yardımda bulunabilir ancak Türkiye ile Rusya’nın bu yılın başında Suriye’de karşı karşı geldiğinde yaşanan gerilim, Moskova için de Ankara için de taze. Birçok ticari anlaşmaya imza atan, Suriye’de kırılgan da olsa ateşkesi sağlayan iki başkent, yeni bir gerilime hazır değil.

Guardian, makaleyi şu ifadelerle bitiriyor:

Türkiye’nin Libya’daki savaşı aslında çok büyük bir kumar. Ancak 17 yıldır ülkeyi yöneten Erdoğan, bugüne kadar risk almaktan hiç korkmadığını kanıtladı. Akdeniz’in suları daha da ısınıyor.

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...