23 Eylül 2026
15.9 C
İstanbul

Esad: ABD Tenef’ten tamamen çekilecek!

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad, el-Alem televizyonuna verdiği özel röportajda Suriye-İran ve Rusya ilişkilerinde yaşanan son gelişmelere ve Ürdün ve İsrail sınırındaki duruma ilişkin açıklamalarda bulundu.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’in el-Alem televizyonunun Şam Temsilcisi Hüseyin Murtada’ya verdiği özel röportajın birinci bölümünün çevirisini sunuyoruz.

Suriye ordusunun çeşitli cephelerde kazandığı büyük zaferlere ve başarılara birazdan değineceğiz. Bütün bu zaferlerin sayesinde Suriye’nin güneyi ile ilgili son derece önemli ve bariz gelişmeler söz konusu. Suriye’nin güneyinde neler oluyor? Meselenin gerçekliği nedir?

Basit bir şekilde söyleyeyim. Guta’nın kurtarılmasından sonra, güneye yönelik hareket gündeme geldi. Biz iki seçenekle karşı karşıya kaldık. Yani Suriye’nin diğer bölgelerinde de olduğu gibi, ya barış yapacağız ya da bu bölgeleri kurtarmak için güç kullanacağız.

Rusya’nın teklifi, silahlı gruplara barış fırsatının sunulmasıydı. Bu, birçok bölgede uygulanan bir şeydi. Bununla şartların 2011 öncesine döndürülmesi, yani Suriye ordusunun siyonist rejimle karşı karşıya bulunduğu bölgeye geri dönmesi ve teröristlerin de bu bölgeden çıkarılması hedeflendi. Bu plan ve öneri bizim açımızdan da iyi ve uygundu.

Bu plan şu ana kadar herhangi bir pratik netice vermedi. Bunun sebebi ABD ve İsrail’in doğrudan müdahale etmesi, güney bölgesindeki teröristleri desteklemesi ve şiddeti önleyecek her türlü çözümü engellemesidir. Şu an Suriye’nin güneyindeki durum budur.

Peki şimdiye kadar Suriye’nin güneyinde askeri operasyon ya da barış yönünde bir karar alınmadı mı?

Rusya, hala Amerikalılarla ve İsraillilerle istişarelerde bulunuyor. Şu an teröristlerle ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Onlar hiçbir şey değil, onlar sadece liderlerinden veya komutanlarından aldıkları emirleri yerine getiriyorlar.

Barış fırsatı vardı; ama Amerika ve İsrail, barışın gerçekleşmesine engel oldu.

Bazıları güney bölgesinde bir pazarlıktan söz ediyor. Acaba böyle bir pazarlık var mı ve bu pazarlık için bedel mi ödenecek? İzin verirseniz daha açık söyleyeyim. Amerikalıların Tenef’ten çıkması karşılığında İranlıların güney bölgelerinden çıkarılması meselesi gerçek mi?   

Amerikalıların güney bölgesindeki gerilimin çözümünü kabul etmesi için nasıl bir bedel ödeyeceksiniz?

Amerikalılarla ilgili olarak şunu söylemeliyim ki, bu ülke belirli bir konu veya mekan öngörmeksizin önemli bir ilkeye ve kurala sahiptir o da sulta ve hegemonya kurmaktır.

Kuşkusuz bu bedel bizim tarafımızdan onlara ödenmeyecek. Yoksa bunca yıldır Suriye’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için niye savaşıyoruz?

İran konusunda ise son derece açık söyleyeyim: Suriye ile İran’ın ilişkisi stratejik bir ilişkidir. Güney veya kuzey meselelerinden etkilenmez. Bu ilişki tüm yönleriyle bölgenin bugünü ve geleceği ile ilişkilidir. Uluslararası pazarların fiyatlarından etkilenmez. Ne Suriye ne İran, asla bu ilişkiyi uzlaşma mekanı olsun diye uluslararası siyasetin pazarına sunmaz.

Söz konusu olan İsrail’in planıdır. Onların hedefi de İran’ı hedef almak ve sıkıntıya sokmaktır. Bu mesele, nükleer dosya ile ilgili olarak İran’a yönelik uluslararası propagandalarla birlikte yürüyor ve ondan ayrı değildir.

Şimdiye kadar İran’la ilgili olan her şey, İran karşıtı bir uluslararası hava oluşturmaya yöneliktir.

Bizim açımızdan ise Suriye hakkındaki bir karar sadece Suriyelileri ilgilendirir. Biz aynı savaşta beraberiz. Eğer İran’la ilgili bir karar alırsak bunu İranlılarla konuşuruz, başka hiç kimse ile konuşmayız.

İsrail rejiminin Suriye ordusunun Golan’a geri dönmesine yani 7 yıl sonra durumun yeniden 2011 öncesine dönmesini kabul etmesinin sebebi nedir? Zira siyonistler, 7 yıl boyunca doğrudan veya dolaylı olarak Suriye’nin istikrarına darbe vurmak için çaba gösterdi.

Kuşkusuz İsrailliler için ahlak veya uluslararası yasalar hiçbir anlam taşımıyor. Savaşın başından beri, kriz güney bölgelerinde askeri bir boyut kazandığı andan itibaren İsrailliler doğrudan Suriye ordusuna ateş açtılar ve terörist grupları da desteklediler.

İsrail topçu bataryaları ve hava kuvvetleri teröristlerin ve doğal olarak da Nusra Cephesi’nin topçu bataryaları ve hava kuvvetleriydi. İsraillilerin tutumunu değiştiren hiçbir şey mevcut değil, İsrail’in kabul edip etmemesinin de bizim açımızdan hiçbir önemi yok.

İsrail’in teröristlere verdiği desteğe rağmen biz görevimizi yerine getirdik. Suriye ordusu, güney cephesinde savaşıyor. Bazı bölgeler de kurtarıldı. Sonuç olarak İsrail kabul etse de etmese de bu iş Suriye’nin kararıdır, bizim yerine getirmemiz gereken ulusal bir görevdir.

İsrail, Direniş’in Golan’ı terk etmesini ve Suriye ordusunun dönmesini mi tercih ediyor?

Bana göre her iki seçenek de İsrail için kötüdür. Seyyid Hasan Nasrullah, Suriye ile Direniş’in ilişkisi ve Suriye’nin Direnişteki rolü konusunda birçok konulma yaptı. Peki İsrail, kendisi için ikisi de kötü olan bunlardan birini neden seçsin?

Mevcut haberlere göre İsrail, birçok Suriyeliyi devşirdi, onlardan bazılarını işgal altındaki Filistin topraklarında tedavi ederek kazandı. Kimilerinin yoksulluğunu istismar etti, onlardan bazıları da gelecekte İsrail’le işbirliği yapmaları için seçildi. İlerideki aşamalarda onlara karşı nasıl bir tavır öngörüyorsunuz?

– Bu doğru; ama tüm insanları bir grup olarak göremeyiz. Onların bu yanlış yola gitmelerinin çeşitli sebepleri var. Bu, vatana ve tüm Suriye vatandaşlarına yönelik bir yanlıştır. Ama sonuçta onlar bu vatanın evladıdır.

Biz tüm bu alanlarda sorumluyuz. Yalnızca bu yanlış işi yapan kişiyi kusurlu göremeyiz. Bir ülkede cinayetler yayılıyorsa bunun karşısında sadece güvenlik kurumları değil herkes sorumludur.

Öncelikle bu kişiler kazanılmalı ve ondan sonra da bu durumun ortaya çıkmasına neden olan etkenleri ortadan kaldırmalıyız. Bu etkenler, bu söyleşiye sığmayacak kadar çoktur.

Bir süre önce işgalci siyonistlere karşı koyabilmek için Suriye hava savunmasının modernizasyonundan söz ettiniz. Siyonist rejim liderleri, Suriye’nin derinliklerini vurma tehdidinde bulundu. Buna nasıl karşı koyacaksınız nitekim son dönemlerde Siyonist rejimin saldırılarına cevap verme dengesi oluşmuş durumda.

Biz saldırıları asla cevapsız bırakmayacağız. Mevcut askeri imkanlar çerçevesinde İsrail’e cevap vermeyi durdurmayacağız. Askeri imkanlar ne kadar iyileşirse cevapların düzeyi de o kadar güçlü olacak.

Gerçek şu ki İsrail’e en güçlü cevap, İsrail ordusunun Suriye içinde vurulmasıdır. Bununla açık bir şekilde İsrail çıkarları doğrultusunda hareket eden terörist grupları kastediyoruz.

Onlar en başından beri Suriye hava savunma sistemlerine saldırdılar. Onlara Amerka ve İsrail yol gösteriyor.

İsrail’e siyasi ve askeri düzeylerde ve diğer düzeylerde ilk saldırı, İsrail’in Suriye içindeki teröristlerinin vurulmasıdır. IŞİD, Nusra ve diğer terörist gruplar, İsrail’in planlarıyla doğrudan ilişkilidir.

İsrail saldırılarını arttırırsa, siz de cevap vermeye hazır mısınız?

Şu an zaten böyle oluyor. Siyonist rejim saldırılarını arttırdıkça biz de cevap vermeye devam edeceğiz. Biz, imkanlarımız ölçüsünde her şeyi yapacağız. Cevap verme konusunda siyasi bir karara ihtiyaç yok.

Şunu açıkça vurgulayayım. İsrail saldırılarına cevap vermemiz bir siyasi karar değildir, bir ulusal karardır ve bu karar da ilk günden beri alınmıştır.

Basında S-300 hava savunma sistemleriyle ilgili birçok haber yayımlandı. Moskova önce bu füzeleri Suriye’ye vereceğiz dedi; sonra da kesinlikle vermeyeceğiz dedi. Sizce S-300’lerin Suriye’ye teslimi konusunda neden tereddütler var? Halbuki dışarında bazıları S-400’leri almaya çalışıyor.    

Bildiğiniz gibi askeri meseleler, siyasi işlerin bir parçasıdır. Sonuç itibariyle askeri konularda yapılan açıklamalar bile siyasi mesajlar taşırlar.

Rusya neden S-300’leri Suriye’ye teslim edeceğini veya teslim etmek istemediğini söyledi şeklindeki sorunuzu Rus tarafına sormalısınız. Zira bu mesele siyasi konularla ilgili olabilir.

Suriye’yi askeri açıdan ilgilendirdiği kadarıyla hangi silahın teslim edilip edilmeyeceğini tayin eden biz değiliz.

Son yapılan üçlü saldırıya (ABD, İngiltere ve Fransa saldırısı) daha sonra da İsrail saldırısına karşı koyarken Suriye hangi silahı kullandığını açıklamadı. Biz yerel askeri özelliklerimizi açıklamıyoruz. Dolayısıyla S-300’ler Suriye’ye teslim edilse de edilmese de bi bu konuda bir açıklama yapmayacağız. Mevcut silahlar ihtiyaç halinde kullanılacak.

Belli bir silahı modernize ettiniz mi?

Silah yalnızca kullanmak içindir, biz sahip olduğumuz silahları açıklamıyoruz onları sadece kullanıyoruz.

Güney bölgesindeki durumun karmaşıklığı dikkate alındığında bu mesele sadece Suriye coğrafyasıyla sınırlı değil. Bu bölgede birçok taraf da hazır bulunuyor. Bu meseleyi nasıl çözeceksiniz?

Siz iki eksenden söz ediyorsunuz. Birincisi terörizmi destekleyen eksen. Amerika, İsrail, bazı gruplar, bazı Arap ülkeleri ve Arap olmayan bazı ülkeler bu eksende yer alıyor. İkinci eksen ise terörizme karşı eksendir.

Terörizmi destekleyen birinci eksen, toprak ele geçirmeye; ikinci eksen ise bağımsızlığı elde etmeye çalışıyor.

Dolayısıyla bu iki eksenden biri zafer kazanmadıkça bu karmaşık durumun sonucunu söyleyebilmek zor.

En azından terörizme karşı Direniş Ekseni ile ilgili olarak şunu diyebiliriz ki bu eksen, Suriye topraklarının terörizmden temizlenmesinden taviz vermiyor ve Suriye topraklarında tek bir noktayı dahi teröristlere bırakmıyor.

Karşı eksene gelince, şu soruyu sormalıyız: Acaba temel gerçeklik değişiyor mu? Bekleyip görelim. Ancak içeriğini ve inancını hiç değiştirmiyor. Kim bilir gerçekliklerin dayattığı siyasi adımlarla belki de değiştirir.

Güney cephesi  de bu çerçevededir. “MOC Operasyon odası” Suriye savaşının başından beri, durmadı ve hala aktif durumda. İsrail’le doğrudan irtibat halinde. Son zamanlarda faaliyetlerine yeniden başladığını gördük. Yeniden aktif olması için birçok temas ve çaba gösteriliyor. Acaba bunun anlamı şu mudur: Suriye devleti, doğacak sonuçları bir tarafa bırakarak güney bölgesindeki savaşı askeri yollarla bitirmek yönünde mi gidiyor? Ya da bir çıkmaz mı yaşanıyor? Savaşın işini bitirmek Suriye liderliği açısından mümkün müdür?

“MOC operasyon odasının” bu kararla bir ilgisi yok. Bu operasyon odası, teröristlerin katılımı ve rolüyle Suriye’ye karşı savaşla başından beri ilgilidir. Yani MOC operasyon odası, teröristlerin katılımıyla oluşturuldu ve onları askeri açıdan yönlendirdi. O halde bu operasyon odasının varlığını sürdürmesi, teröristlerin varlığını sürdürmesine bağlıdır. Yani onlar daha fazla terörist eylem yapmaya hazırlar. Yani bu, Suriye devletinin rolüne bağlı olmaktan çok onlara bağlıdır.

Bizim rolümüzün MOC operasyon odasıyla ilgisi yok. Bizim kararımız en başından beri tüm Suriye topraklarının kurtarılmasıydı. Güneye, kuzeye, doğuya veya batıya ne zaman yöneleceğimiz meselesi, askeri bir meseledir.

Biz şu an bu operasyon odasını göz ardı ederek güney tarafına yöneldik ve siyasi sürece fırsat veriyoruz. Eğer bu başarılı olmazsa güç kullanarak kurtarmaktan başka yol yok.

 Amerika Tenef’ten çekilecek mi?

Amerika, Tenef’ten çekilmeye hazır olduğunu söylüyor. Ama herkes biliyor ki ve tarih de ispat ediyor ki Amerika yalancıdır. O halde biz buna neden inanalım? Bekleyip ne olacağını göreceğiz.

Ürdün’de yaşanan olayların güney cephesi ile bir ilgisi var mı? Yani size göre bu bölgede yaşananlarla ilgili mi?

Basından duyduklarımızın dışında bu konuyla ilgili kesin bilgilerimiz yok. Her halükarda Ürdün’e sükunet ve siyasi istikrar arzu ederiz. Bu ülkede kaos yaşanmasını istemeyiz. Çünkü bunun bizim için de olumsuz sonuçları olur.

Filistin direnişi, sizden talepte bulunursa siyasi ve askeri destek vermeye hazır mısınız?

Biz siyasi açıdan değişmedik. Filistin meselesi, bizim için on yıl öncesi, onlarca yıl öncesi gibidir, değişmemiştir.

Vereceğimiz destek iki şeyle bağlantılıdır. Birincisi, şu an Suriye’nin imkanları, hiç kuşkusuz Suriye topraklarının terörizmden temizlenmesine öncelik vermektedir. İkincisi ise Filistin’in durumuyla ve Filistin içinde anlaşılabilecek olan taraflarla bağlantılıdır.

Biz direniş derken diğer taraftan da söz ediyoruz. Teröre karşı savaşında Suriye’nin yanında yer alan ülkelerin yanı sıra Lübnan Direnişi Hizbullah’ın da rolü oldu. Teröre karşı savaşta birçok fedakarlıklar yaptılar. Sayın Başkan, savaşçılar ile şehit ve yaralı ailelerine neler söylemek istersiniz?

Suriye topraklarını ve vatandaşlarını savunmak için gelen Lübnan Direnişi, Irak’tan gelen kardeşlerimiz ve burada isimlerini anmadığım diğerleriyle ilgili olarak bu söyleşi vesilesiyle şunu vurguluyorum ki Iraklı kardeşlerimiz, diğer ülkelerden gelenler, İran’dan gelenler, Suriye’de kan verdiler.

Biz bunların tamamını Suriyeli şehitlerle yaralılarla ve onların aileleriyle aynı noktada görmeliyiz. Onları ifade etmek için tüm kelimeleri, sözleri ve edebiyatı toplasak onların kanlarının bir damlasına denk olmaz. Çünkü söz, onların verdiklerinin yanında çok küçüktür. Tarihin onlar hakkında yazacağı çok daha önemlidir.

Gerçeklik, tarih burada yazılmıştır dediğimiz zamandır. Tarihin stratejiye ve taktiğe ihtiyacı var. Ama stratejik gerçeklik, yeryüzünde pratik olarak uygulanmadıkça bir değeri yoktur. O sadece bir fikir olarak kalır, onu kitaplara, makalelere koyarız. Ama gerçeklik şudur: Tüm bu ülkelerdeki bu insanlar ve direniş grupları, siyaseti değil gerçek tarihi yazdılar.

Sizin sorunuz vesilesiyle tüm sevgi ve hürmetlerimi, savaşçılara, şehitlere, yaralılara ve Suriye’yi savunmaları için onları buraya gönderen kahraman ailelerine takdim ediyorum. Bu aileler, şimdiki ve gelecek nesiller için birer ahlak ve ilke modelidir.

İzin verirseniz biraz siyasi konulara geri dönelim. Suriye’nin güney cephesi, bölgenin genel durumu ve ülke çapındaki genel kazanımlardan bahsedelim. Bunun en barizi de üçlü ittifaktır (Suriye, İran, Rusya). Bu ittifakın mahiyeti nedir? Bu ittifak, terörle mücadeleyle ve Suriye sahasındaki gelişmelerle mi ilgilidir? Son dönemde bu ittifakta çatlaklar oluştuğu yönünde iddialar söz konusu.

Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin bunun hakkındaki görüşünüz nedir? Bu ittifakın pratik gerçekliği nedir?

Öncelikle Suriye-İran ilişkilerinden bahsedecek olursak şunu söylemeliyiz ki iki ülke arasındaki ittifak 40 yıl öncesinde Ortadoğu’daki çeşitli şartlarda ortaya çıktı ve hala da devam etmektedir. Dolayısıyla bunun geçiciliğinden söz etmek için herhangi bir sebep yok.

Yeni dönemde de Suriye savaşına Rusların da girmesiyle sonuçta bu üçlü ittifak meydana geldi.

Bizim Rusya ile ilişkilerimizin geçmişi 70 yıl öncesine dayanır. Bu ilişkiler çeşitli değişimler geçirdi. Sovyetler Birliğinin çökmesi, Boris Yeltsin’in devlet başkanı olması ile ilişkilerimizin seviyesi düştü; ama yine de bu, ilişkilerde bir altüst oluş değildi.

Rusya, her zaman Suriye’yle dostluk ilişkisinde oldu. Biz de ülkemize uygulanan kuşatma ve ambargolar sırsında başta silah olmak üzere birçok malı Rusya’dan temin ettik.

Bu yüzden geçici veya çıkar ilişkisine dayalı ittifaklar veya çıkar hesabı için ilişkilerden vazgeçmek, Rusların tabiatında yoktur. Tam tersine iki ülkenin ilişkisi stratejiktir.

Ama siyasi açıklamalar, bu tür yorumların yapılmasına neden olabilir. Elbette bu tür açıklamalarda hedef çeşitli taraflara mesajlar göndermektir. Ayrıca bazen de dil açısından belirli terimleri seçmekte başarısız olunması mümkündür; bu da açıklamayı kastedilen anlamdan tamamen farklı olan başka bir yöne sevk edebilir. Ancak açıklamaları genel hava içinde göz önünde bulundurmak gerekir.

Rusya’nın İran hakkındaki bakışı stratejiktir. Şam açısından Rusya, Suriye’nin iç işlerine müdahale etmiyor. Böyle bir görüşe sahip olsa bunu söz konusu eder. Ancak bu konudaki nihai karar yönetimin ve Suriye halkınındır. Suriye açısından bu temel bir ilkedir. Bu yüzden iki ülkenin ilişkisi stratejiktir. Görüş ayrılıklarının olması halinde –ki bu da doğaldır- zira Suriye yönetiminin içinde de bazen görüş ayrılıkları olmaktadır. Dolayısıyla birtakım taktik konularda ihtilaflarımız olabilir. Zaten burada şu soru sorulur: Her konuda görüş birliği içindeysek o halde neden müzakere yapıyoruz? Görüş birliğine varmak için müzakereler yapıyoruz.

Peki bu ittifak güçleniyor mu?

Tabi mevcut gerçekliği ve durumu dikkate aldığımızda ve uluslararası çıkarların ve gelişmelerin de hükmüyle karşı eksen terörizmi destekledikçe bu ittifak da güçleniyor. Suriye, İran ve Rusya, terörizmi sadece Suriye’ye değil dünyadaki tüm ülkelere yönelik bir tehlike olarak görüyor.

Suriye, İran ve Rusya, uluslararası yasalara bağlılığın önemini hissediyor ve mevcut durum dikkate alındığında bu ittifak sürmelidir.

Bazıları, İranlıların Suriye’den çıkarılması gerektiğini belirterek Şam’ın bu sayede siyasi tavizler elde edebileceğini söylüyor. Bu konuda siyasi, manevi veya askeri bir fiyat söz konusu mudur?

Başlangıçta da söylediğim gibi bu ilişki pazarlık piyasasına arz edilmeyeceğine göre bunun için herhangi bir fiyat da belirlenemez. Cevap son derece açık:

Başta Suudi Arabistan olmak üzere çeşitli ülkeler, Suriye savaşının başından bugüne kadar çeşitli aşamalarda şu teklifi yaptılar: Şam, Tahran’la ilişkisini keserse Suriye’nin durumu normale dönecek. Ama bu bizim tarafımızdan kesinlikle reddedildi.

Bu çerçevede Arabistan’dan bir teklif yapıldı mı?

Savaş aşamasında mı?

Evet

Evet, birçok defa. Bunu açıkça söz konusu ettiler.

Nasıl yani doğrudan mı?

Evet doğrudan… İran’la ilişki asıl meseleydi. Arabistan’ın bu konudaki tutumu tamamen açıktır. Ben gizli bir meseleden bahsetmiyorum.

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”