8 Kasım 2026
8.1 C
İstanbul

Analiz: Erdoğan PKK konusunda ne planlıyor?

Türkiye, Sincar’a operasyon düzenler mi? Bağdat ve Erbil ile müzakerelerin odağında hangi konular yer alıyor? Aynı dönemde HDP’ye artan baskı ne anlama geliyor? Uzmanların DW Türkçe’den Değer Akal’a verdikleri analizde şu cümleler kuruluyor.

ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde Kürt gruplara destek vererek aslında PKK’yı güçlendirdiğini, bölgede “PKK’nın güdümünde bir devletleşmeye gidildiğini” iddia eden Türk hükümetinin, son haftalarda gerek Bağdat, gerekse de Erbil’deki bölgesel hükümet ile temaslarını yoğunlaştırması, dikkatleri bu bölgeye çevirdi. 

Türkiye, Irak ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKRG) arasındaki görüşmelerin ardından bölgede yeni bazı askeri adımların atılabileceği belirtilirken, bu kapsamda özellikle Sincar’a yönelik geniş kapsamlı bir askeri harekatın başlayabileceği iddia ediliyor.

Gelişmeler, Suriye’nin kuzeyinde, YPG’nin de dahil olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından da yakından izleniyor. 

Neden Sincar?

Düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu (ICG) uzmanlarından Berkay Mandıracı, DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, Türk hükümetinin Sincar’ı “İkinci Kandil” olarak gördüğüne dikkat çekti.

2015 yılında çözüm sürecinin sona ermesinin ardından PKK ile çatışmaların önce ağırlıklı olarak Türkiye’nin güneydoğusundaki bazı kentsel bölgelerde, ardından 2016 yılından itibaren kırsal alanlarda yoğunlaştığını anlatan Mandıracı, son iki yılda ise çatışmaların ağırlıklı olarak Irak’ın kuzeyinde yaşandığını aktardı.

Berkay Mandıracı

“Ankara, Sincar’daki PKK ve PKK’ya yakın olduğu bilinen unsurların varlığından rahatsız” diyen Mandıracı, Sincar’ın konumu itibariyle, Irak’ın kuzeyi ile kuzeydoğu Suriye arasındaki lojistik geçişler bakımından da stratejik bir noktada olduğunu söyledi. 

Mandıracı, “Ankara’nın Sincar konusundaki hassasiyeti kuzeydoğu Suriye’de PYD/YPG etkisini kırma ve o bölgeden Kuzey Irak’a aktarılan kaynakların akışını kesme stratejisinden bağımsız değil” görüşünü dile getirdi. 

Ankara üçlü mekanizma arayışında

Türkiye’nin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, geçtiğimiz hafta Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler eşliğinde Bağdat ve Erbil’de gerçekleştirdiği temaslarda, Ankara’nın PKK’nın Sincar’dan çıkartılması beklentisini yineledi.

Ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığının sadece Türkiye için değil aynı zamanda Irak için de tehdit oluşturduğunu” söyleyen Akar’ın, hem Irak Hükümeti’ne hem de Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne, Mart ayında olası bir operasyona Türkiye’nin desteğe hazır olduğu mesajını ilettiği duyuruldu.

Türk basınına yansıyan bilgilere göre Ankara, Sincar’da PKK’ya yönelik bir operasyon için üçlü ortak bir mekanizma kurulması üzerinde duruyor.

“Görebildiğimiz kadarıyla Türkiye tek taraflı hareket etmek istemiyor” diyen ICG uzmanı Mandıracı, Ankara’nın hava desteği ve istihbarat paylaşımı ile sınırlı tutması muhtemel askeri desteğini, hem Bağdat hem Erbil yönetimleriyle koordine etme niyetinde olduğunu söyledi. 

Gözler şimdi Biden’a çevrildi 

Türkiye’nin yanısıra Bağdat ve Erbil de PKK’nın bölgedeki varlığından rahatsızlıklarını gizlemezken, bunların bölgeden çıkarılması için ne gibi yaklaşım ve yöntemlerin kullanılması gerektiği konusunda görüş ayrılıkları gözlemleniyor. Mandıracı’ya göre, ABD’de yeni işbaşına gelen Biden’ın bölgeye dönük yaklaşımlarını netleştirmesi, tarafların atacağı olası adımlar üzerinde etkili olacak. 

Ankara ile Washington arasında, SDG’ye ilişkin görüş ayrılıkları ve gerilimler sürüyor. Türkiye, SDG’nin ana omurgasını oluşturan YPG’nin, ABD ve AB’nin terör örgütleri listesindeki PKK’nın Suriye uzantısı olduğunu ve bu nedenle verilen desteğe son verilmesi gerektiğini savunuyor.

ABD ise, IŞID’le mücadelede SDG’yi müttefiki olarak görüyor, ayrıca İran’ın bölgedeki etkisini kırabilmek için SDG ile işbirliğini daha da geliştirmek istiyor. 

Uzmanlar Biden döneminde, tıpkı Trump döneminde olduğu gibi, ABD’nin SDG’ye desteğini sürdürmesini bekliyor. Bununla birlikte Berkay Mandıracı, yeni dönemde Washington’ın Ankara ile SDG arasında “orta yol bulma çabalarının” hız kazanabileceğine işaret etti.

HDP’ye baskı büyük bir denklemin parçası mı? 

ABD’yi, Türkiye’nin sınırları dibinde, PKK güdümünde bir devlet kurmaya çalışmakla suçlayan Türk Hükümeti’nin sınırının ötesinde yeni bazı askeri hamlelere hazırlanırken, iç politikada da daha sert ve baskıcı bir çizgiyi sürdürmesi dikkat çekiyor.

Kristian Brakel

Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin başını çektiği “HDP’nin kapatılması” talepleri, çok sayıda seçilmiş HDP’li siyasetçinin “teröre destek” iddialarıyla suçlanması, yargılanması, hapse atılması, tüm bunlar olurken AKP’ye yakın yeni bir Kürt partisinin kurulacağı iddiaları, gündemin sıcak maddeleri arasında bulunuyor. 

Gelişmeleri yakından izleyen yabancı uzmanlardan olan Kristian Brakel, HDP’ye yönelik baskıların, hükümetin iç siyaset hesaplarıyla ilgili olabileceğini, ancak bunun, Türkiye’nin Irak ve Suriye’de PKK’ya karşı izlediği stratejiden de bağımsız değerlendirilemeyeceği görüşünde.

Meşruiyet kaygısı

Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Brakel, Türk Hükümeti’nin Irak ve Suriye’de, PKK’nın sahip olması muhtemel harekat alanını daraltmaya çalışırken, Türkiye’de de HDP’nin sivil ve siyasi hareket alanını kısıtlamaya çalıştığına işaret ediyor.

Brakel HDP’ye uygulanan baskıyı, “Kanımca hükümet, milliyetçi Kürt hareketinin, meşruiyetini siyaset sahnesinde daha da genişletmesine zemin, alan tanımak istemiyor. PKK’yı yenilgiye uğratmadıkça, daha liberal bir siyasi hareketin kamuoyunda ve yurtdışında meşruiyet, destek kazanması istenmiyor” dedi. 

Ancak Brakel’a göre, AKP Hükümetinin bu çabası, özellikle uluslararası kamuoyu bakımından boşa çıkmış durumda. Kristian Brakel, HDP’yi hedef alan baskı politikalarının, partinin imajını uluslararası gözlemcilerin gözünde daha da güçlendirdiğine işaret etti.

Yeni çözüm süreci mümkün mü?

AB son dönemde, Ankara’ya sınır ötesi askeri harekatlara son verilmesi, Kürt sorununun demokratik yollardan çözümlenmesi ve yeni bir çözüm süreci başlatılması yönündeki beklentilerini iletse de, uzmanlar buna pek ihtimal vermiyor. 

ICG Türkiye uzmanı Berkay Mandıracı, “Hem bölgedeki konjonktür hem de iç siyasi dengeler, önümüzdeki dönemde sert politikaların ve askeri yaklaşımların ağır basmaya devam edeceğine işaret ediyor” görüşünü aktardı.

Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Kristian Brakel ise, “Kürt sorununa çözümün, Türkiye’nin genel anlamda demokratikleşmesi ile ne denli ilintili olduğu gözden kaçırılıyor… Türkiye demokrasisinin içinde bulunduğu durum dikkate alındığında Kürt sorunun çözümünün ne denli güç olduğu ortada” dedi.

“Kararı Türkiye vatandaşları verecek”

HDP’nin kapatılmasının gündeme getirilmesini doğru bulmadığını ifade eden Brakel, “Bu, seçmenlerinin dışlanması anlamına gelir. Oysa hepimiz biliyoruz ki HDP’ye, PKK’ya hiç sempati duymayan seçmenler de oy verdi. Tüm Kürtler nasıl HDP’ye oy vermiyorsa, HDP’ye oy veren Kürtlerin pek çoğu da PKK’yı sevmiyor. Ayrıca HDP’ye sadece Kürtler oy vermiyor” ifadelerini kullandı.

“Evet, PKK bir tehdit ve sivil ölümleri göze alan saldırılarına da tanık olduk. Ama kamuoyu yoklamalarına baktığınızda Kürtlerin çoğunluğunun bağımsız bir Kürt devleti istemediklerini görüyorsunuz” şeklinde konuşan Brakel, “Bağımsız bir Kürt devleti, Türkiye’de kimi çevrelerde çok derin bir şekilde kökleşmiş bir endişe. İşte belki de tüm bu sorunların özünde bu endişe yatıyordur. Türkiye modern bir devlet olarak nasıl bir ulusal vizyon oluşturmak istiyor? Tüm yurttaşların demokratik, özgür, hukukun üstünlüğünün güvence altında olduğu bir ülkede yaşama arzusu var mı? İşte bu sorulara nihayetinde Türkiye vatandaşları yanıt verecek” dedi.  

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...