24 Eylül 2026
13.4 C
İstanbul

Erdoğan: İdeolojik belediyecilik tekrar hortladı

Belediye çalışanlarının siyasi tercih ve kılık-kıyafetlerine göre ayrımcılığa uğradığını söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “İdeolojik belediyecilik tekrar hortladı. Bilhassa AK Parti’den CHP’ye geçen belediyelerde bazı yöneticilerin adeta bir öç alma, intikam alma hevesiyle hareket ettiğini görüyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, Ankara Congresium’da düzenlenen AK Parti Belediye Başkanları İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu.

Toplantılarının partileri ve Türkiye için hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, AK Parti Yerel Yönetimler Başkanlığı’na toplantıyı düzenledikleri için teşekkür etti.

Geçen hafta AK Parti’nin 19. kuruluş yıl dönümünü Ankara Mamak’ta düzenledikleri mütevazı bir programla kutladıklarını anımsatan Erdoğan, 19 yıllık hizmetlerin özetinin özeti denilebilecek dökümünü ve Türkiye’nin geleceğine dair hedefleri kamuoyuyla paylaştıklarını vurguladı. 

‘AK Parti, Türkiye’nin en büyük partisi’

Erdoğan, 19 yıl önce dualarla, halis niyetlerle diktikleri AK Parti fidanının bugün 83 milyonun tamamını kuşatan ulu bir çınara dönüştüğünü belirterek, AK Parti’nin 10.5 milyonu aşan üye sayısıyla Türkiye’nin en büyük siyasi partisi olduğunu ifade etti.

Girdikleri tüm seçimlerde açık ara milletin teveccühüne mahzar olmuş bir hareket olduklarını dile getiren  Erdoğan, milletin tüm fertlerini, bütün renklerini bünyesinde barındıran güçlü bir kadro olduklarının altını çizdi.

Erdoğan, 19 yıl gibi kısa bir sürede Türkiye’yi başarıdan başarıya taşımış, siyaset tarihine altın harflerle nakşolmuş bir parti olduklarına dikkati çekerek, “Bizlere böyle bir imkanı, böyle bir onuru nasip ettiği için Rabbimize ne kadar hamd etsek azdır” dedi.

‘Elde ettiğimiz bütün başarılar milletimizin eseridir’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Ağustos 2020 itibariyle 19 yılı, hizmetlerle, eserlerle, Türkiye’ye, aziz millete, demokrasiye yaptıkları tarihi nitelikteki katkılarla, ‘alınlarının akıyla’ geride bıraktıklarını ifade ederek, şöyle konuştu:

“Önce millet, önce memleket prensibiyle çalışarak siyasette, diplomaside, enerjide, savunmada uzun yıllar fetret dönemi yaşayan ülkemizi Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımları ile tanıştırdık. Her vesileyle söylüyorum, burada bir kere daha altını çizmek istiyorum, elde ettiğimiz bütün başarılar milletimizin eseridir. 19 yıllık başarı hikayesinin müellifi milletimizin bizatihi kendisidir. Başardığımız her şeyi önce Allah’ın yardımına, sonra davamıza olan sadakatimize ve elbette bu kutlu yolda yaptığımız fedakarlıklara borçluyuz. Hem ülkenin yöneticileri olarak bizler hem de en büyük güç ve moral kaynağımız olan milletimiz son 19 yılda gerçekten büyük bedeller ödedi. Vesayet odaklarının direnişinden darbe teşebbüslerine, terör saldırılarından ihanetlere kadar pek çok badireyle yüzleştik ama yılmadık, tehditler karşısında silmedik, şantajlara prim vermedik. İnanıyorsanız üstünsünüz müjdesine ram olarak hep daha çok çalıştık, daha çok gayret gösterdik.”

‘Yolumuz demokrasi yoludur, hukuk yoludur’

Yola koltuk hırsıyla, makam, mansıp sevdasıyla değil, millete hizmet aşkıyla çıktılarını dile getiren Erdoğan, “Bizim yolumuz Şeyh Edebali’lerin, Hacı Bektaş’ların, Yunus’ların, Fatih’lerin, Yavuz’ların yoludur. Bizim yolumuz ‘Gel, ne olursan ol yine gel’ buyuran Hazreti Mevlana’nın muhabbet yoludur” diyerek, şunları söyledi:

Erdoğan: Demokrasi ve ekonomide kat ettiğimiz büyük mesafe, geleceğimize güvenle bakmamızda güç ve moral kaynağımızdır”Bizim yolumuz, ‘Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda, etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda’ diyen fedakarlık abidesi şehitlerimizin yoludur. Bizim yolumuz, 15 Temmuz gecesi çıplak elleriyle tankları durduran, göğsünü kurşunlara siper eden kahramanların yoludur. Bizim yolumuz, demokrasi yoludur, hukuk yoludur, tevazu, muhabbet, şefkat yoludur. 14 Ağustos 2001’de ‘Bismillah’ diyerek çıktığımız bu uzun, ince ve meşakkatli yolculukta pek çok imtihanla karşılaştık. 19 yıl boyunca defalarca sınandık, tehdit edildik, ihanete uğradık, içeriden ve dışarıdan sayısız saldırıya maruz kaldık ancak milletin emanetini sırtlanlara yedirmedik. Manşetlerle çarpışa çarpışa ülkemize, partimize kurulan tuzakları boza boza bugünlere ulaştık.” 

AK Parti’nin 19 yıllık uzun yolculuğunda sabırla yürüyenler olduğu gibi nefesi yetmeyenler, nefesi kesilenler ve yolunu şaşıranların da olduğunu dile getiren Erdoğan, bu yolculuklarında ‘böbürlenenler, kibre yenik düşenler, zaferi ve başarıyı kendinden menkul görenler’ olduğuna dikkati çekerek, “Bunların hiçbirisine ‘eyvallah’ etmedik. Yolda kalanlara, bizimle yollarını ayıranlara aldırmadan, Hakk’ın ve halkın rızası için kutlu mücadelemize devam ettik” diye konuştu. 

‘Maskeli, gizli ajandalı, kapalı kapılar ardından bir siyaset yolu izlemedik’

Ne için siyaset yaptıklarını ve bu dünyadaki varlık sebeplerinin ne olduğunu hafızalarından bir an olsun çıkarmadıklarını ve çıkarmayacaklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti: 

“Bugüne kadar maskeli, gizli ajandalı, kapalı kapılar ardından bir siyaset yolu izlemedik. Bundan sonra da bu tür yanlış yollara tenezzül etmeyeceğiz. Başkaları ne yaparsa yapsın biz, vefayı, sadakati, yol ve silah arkadaşlığını gözetecek bu ilkeleri kendimize rehber kılmaya devam edeceğiz. Kimseye ayrımcılık yapmayacağız, kimseyi kayırmayacağız, adaletten zerre kadar sapmayacağız. Sadece oy aldığımız muhitlere değil, bize oy versin, vermesin yönettiğimiz şehrin tüm sakinlerine hizmet götürmeyi kendimize prensip edineceğiz. Şov yapmak, medyada gündem olmak yerine eserlerimize projelerimize, milletimizin gönlünü kazanmanın peşinde koşacağız. Şehirlerimiz, ilçelerimiz için gayret gösterirken, hizmetin yanına tevazuyu, tebessümü, muhabbeti, şeffaflığı, nezaketi de eklemeyi unutmayacağız. AK Parti’nin alametifarikası, millete verdiği sözlerin takipçisi olmasıdır. Biz, şartlar ne olursa olsun, taahhütlerinin arkasında duran, ahdine, kavline sadık, sözünün eri olan bir kadroyuz.” 

‘Haliç’i bugün ne hale getirdiğini sizler de görüyorsunuz değil mi?’

Erdoğan, bugüne kadar hep hizmetler, eserler ve yatırımlarla konuştuklarını anlatarak, “Milletimiz bizi sandıkta hesaba çekmeden önce biz, kendi gönül terazimizi kurduk, o nisanda nefsimizi hesaba çektik. İnsanımızın huzuruna uçuk vaatlerle değil üzerinde çalışılmış, emek verilmiş, artısı eksisi iyi düşünülmüş, uygulanabilir programlarla çıktık. Seçim döneminde atıp tutanların düne kadar yunusların gezdiği Haliç’i bugün ne hale getirdiğini sizler de görüyorsunuz değil mi? Onu o hale getiren elhamdülillah bizdik ama şimdi bakın ne hale geldi” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin pek çok yerinde benzer tablolara şahitlik ettiklerine dikkati çeken Erdoğan, “Çöp dağlarıyla İstanbul’u teslim aldık, evet şimdi tekrar İstanbul, çöp dağlarıyla adeta bir rezillik” dedi.

‘İş bilenin kılıç kuşananın’ diyen Erdoğan, daha bir buçuk yıl öncesine kadar belediyecilik hizmetlerinde hiçbir sıkıntının yaşanmadığı şehirlerin toplanmayan çöpler, akmayan sular, bir türlü durağa gelmeyen otobüslerle şu anda gündem olduğunu belirtti. Birçok şehirde insanlara sunulan hizmetlerin hem kalitesinde hem de sayısında ciddi düşüşler olduğunu vurgulayan Erdoğan, ‘çöp, çamur, çukur’ sözlerini hatırlatıp, bazı şehirlerde bunların yeniden insanların kabusu olduğunu dile getirdi.

‘AK Parti’den CHP’ye geçen belediyelerde bazı yöneticilerin öç alma hevesiyle hareket ettiğini görüyoruz’

Erdoğan, kendilerinin de ‘çöp çamur ve çukur’ ile aldıklarını ama ‘tertemiz’ hale getirdiklerini belirterek, şunları söyledi:

“İdeolojik belediyecilik tekrar hortladı. Bilhassa belediye çalışanlarımız kılık kıyafetine göre, dış görünüşüne, siyasi tercihlerine göre ayrımcılığa uğramaya başladı. Bilhassa AK Parti’den CHP’ye geçen belediyelerde bazı yöneticilerin adeta bir öç alma, intikam alma hevesiyle hareket ettiğini görüyoruz. Seçimlerde ‘kimsenin ekmeğiyle oynamayacağız’ diyenler, göreve geldikten sonra binlerce insanımızı işinden, aşından etti. Bay Kemal bu sözleri vermemiş miydi? Verdi bu sözleri, veren Bay Kemal, o garip insanları işinden, aşından, ekmeğinden etmedi mi? Biz ne yarım asırlık mahalli idareler geçmişimizde ne de 18 yıllık iktidarımız döneminde böyle sahnelerin yaşanmasına asla müsaade etmedik. Seçim döneminde söylediklerimizi, sandıklar kapandıktan sonra unutanlardan da olmadık.”

Erdoğan, 31 Mart seçimleri öncesinde büyükşehir, il, ilçe bazında mahalli idarelerle ilgili vizyonlarını ilan ettiklerini, manifesto da nasıl bir belediye başkanı olacaklarını, şehrin, ilçenin hangi sorunlarına öncelikle çözüm arayacaklarını kamuoyuyla paylaştıklarını anımsatarak, “Her birinizin son bir buçuk yıldır yürüttüğü çalışmalarda manifestomuzda ilan ettiğimiz prensip ve ilkeleri rehber edindiğiniz de inanıyorum” dedi.

‘Mahalle ve komşuluk kültürünü ihya eden örnek yerleşim alanları kurulacak’

Gönül belediyeciliğinin bayraktarlığını yapan belediye başkanlarına 11 başlığı tekrar hatırlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şehir planları uzun vadeli ve hakkaniyete uygun şekilde hazırlanacak. Altyapı ve ulaşım sorunları tüm şehirlerimizde tamamen çözülecek. Kentsel dönüşüm çalışmaları bölgelerin özelliklerine ve vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına göre yürütülecek. ‘Benzersiz şehirler’ anlayışıyla şehirlerimiz kendi hikayelerine uygun şekilde geliştirilecek. Akıllı şehirler uygulamalarıyla teknolojinin tüm imkanları, insanımızın ve şehirlerimizin emrine sunulacak. Çevreye saygılı şehirler ile belediye hizmetlerinde tabiattaki canlı veya cansız tüm varlıklarla uyum gözetilecek. Sosyal belediyecilik çalışmalarına önem verilerek, doğrudan insana dokunan hizmetler ve projeler yaygınlaştırılacak. Yatay şehirleşme ile tabiatta bütünleşen, aile, mahalle ve komşuluk kültürünü ihya eden örnek yerleşim alanları kurulacak.”

Erdoğan, bu hafta sonu Rize’de Ayder yaylasını dolaştığını, buradaki alt ve üst yapı çalışmalarının devam ettiğini belirterek, “Bu manifestonun gereğini Ayder yaylasında inşallah hayata geçireceğiz ve ardından Uzungöl, aynı şekilde orayı da ele alıp hayata geçireceğiz. Çünkü belediyecilik AK Parti’nin işidir. Bunu biz yapacağız” diye konuştu. 

‘Yerelde başarılı olmayan, devlet idaresinde varlık gösteremez’

Halkla birlikte yönetim ilkesi ile şehirle ilgili tüm önemli kararların orada yaşayanlarla birlikte alınacağını da aktaran Erdoğan, “Tasarruf ve şeffaflık hassasiyetiyle belediyelerin kaynakları hem doğru hem de açık şekilde kullanılacak. Değer üreten şehirler ile kültür ve ekonomi başta olmak üzere her alanda hayat kalitesini yükseltecek yaklaşımlar geliştirilecek. AK Partili belediyelerimizin tamamında işte bu 11 başlıkta özetlediğimiz ilkeler ve hassasiyetler çerçevesinde hizmet sunmaya devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu. 

Erdoğan, her zaman dile getirdiği ‘yerelde başarılı olmayan devlet idaresinde varlık gösteremez’ sözünü anımsatarak, “Biz önce yerel yönetimlerde millete rüştünü ispat etmiş, ondan sonra ülke yönetimine talip olmuş bir hareketiz” ifadesini kullandı.

‘Dar kapsamlı bir yolculuk gerçekleştireceğiz Ahlat’a’

25 Ağustos’ta Malazgirt Zaferi dolasıyla Ahlat’a gideceklerini belirten Erdoğan, “Dar kapsamlı bir yolculuk gerçekleştireceğiz Ahlat’a. Ahlat’ta güzel bir Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve öğrencilerimizle ilgili de 2 yurt gerçekleştirmiş durumdayız. Derdimiz Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’yle tarihi ayağa kaldırmak. Zira Sultan Alparslan Ahlat’ta geceleyip oradan Malazgirt’e yola çıkmıştır. Biz de şimdi tarihi burada analım istiyoruz. Geceyi Ahlat’ta geçirip 26’sının sabahı da Malazgirt’e hareket edelim diyoruz” diye konuştu.

Programının içeriğine ilişkin bilgi veren Erdoğan, “Çok anlamlı bir Malazgirt, inşallah yine analım istiyoruz. Ahlat’ta kabristan ziyaretleri ve onun dışında orada bir toplantı ve ertesi sabah da yola revan olalım” ifadesini kullandı.

‘Yerelde yaşanacak en küçük sıkıntının bedelini ülke çapında öderiz’

Erdoğan, “İstanbul olmak üzere ülkemizin birçok şehrinde hizmet ve samimiyet sınavını alnımızın akıyla verdiğimiz için daha 1.5 yaşında bir partiyken milletimiz bize Türkiye’nin yönetimini emanet etti. Mahalli idarelerdeki başarı çıtamızı ne kadar yukarıda tutarsak, ekonomiden tarıma, ticaretten eğitim, sağlık, turizme kadar her alanda milletimizin teveccühüne o derece mazhar oluruz. Yerelde yaşanacak en küçük sıkıntının, en küçük bir memnuniyetsizliğin bedelini de ülke çapında öderiz. Bunun için çalışmalarınızı yürütürken ufkunuzu sadece şehrinizin sınırlarına hapsetmemelisiniz. Attığınız her doğru ve yanlış adımın, diğer 80 vilayetimizde de menfi veya müspet yansımaları olduğunu bilmelisiniz. AK Partili bir belediye başkanı olarak sizler, şehrinizle beraber 83 milyonun her bir ferdinin de mesuliyetini omuzlarınızda hissetmelisiniz. İnşallah her birinizin bu bilinçle, bu hassasiyetle çalışmalarınızı devam ettireceğinize inanıyorum” dedi.

Belediye başkanlarına görevlerini hakkıyla yapması için destek vereceklerini belirten Erdoğan, “Genel Merkezimizde çalışmaları yapılan yerel yönetimler reformunu, önümüzdeki yasama yılında gündeme getirmeyi planlıyoruz. Böylece mahalli idarelerimizin pek çok kronik sorununu hal yoluna koymayı ümit ediyoruz” diye konuştu.

‘Gençleri hep el üstünde tuttuk’

Yaptıkları istişare toplantısının temasının ‘gençler’ olduğunu dile getiren Erdoğan, AK Parti’nin 18 yıllık iktidarında gençleri hep el üstünde tuttuğunu, gençlere daima öncelik verdiğini söyledi. Gençleri Türkiye’nin aydınlık yarınlarının teminatı olarak gördüğünü ve politikalarını buna göre belirlediklerini belirten Erdoğan, siyaseti gençleştiren gençleri, Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi yapanın AK Parti olduğunu vurguladı.

Erdoğan, “Biz de biliyorsunuz gençlerle ilgili yaş 30’dur. 30’a gelen genç bir üst sınıfa terfi eder. Bizim şu anda 1 milyona yakın genç üyemiz var. Aynı şekilde kadınlarda da yaklaşık 5 milyon üyemiz var. Kadınlar da ana kademinin en önemli unsurlarıdır. İkisini yan yana koyduğumuz zaman buyurun, 6 milyon. 5 milyon da diğerleri, işte 11 milyon. Diğer partilerin böyle bir üye kaydı söz konusu değil. AK Parti sadece üye kaydında bu noktada. Şimdi bir hedefimiz var: Seçime kadar yılda 1 milyon olmak üzere 4 milyon üye kaydını gerçekleştirmek. Yılda 1 milyon, bunu yapacağız. Seçimlere çok daha güçlü çok daha farklı bir şekilde gireceğiz” değerlendirmesini yaptı.

Eğitimden spora, istihdamdan seçimlere kadar hayal dahi edilemeyen pek çok reformu gençler için gerçeğe dönüştürenin de yine AK Parti olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Gençlerin nüfus içindeki yüksek oranını bildiğimiz için, hizmetlerimizde, planlama ve projelerimizde gençleri her zaman dikkate alıyor, projeksiyonlarımızı genç nüfusa göre yapıyoruz” dedi.

‘Gençlik Faaliyetleri Modellemesi, ortak aklın ürünü’

Yerel Yönetimler Başkanlığının hazırladığı Belediye Gençlik Faaliyetleri Modellemesi’ne ilişkin bilgi veren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“300 belediyemizin gençlik merkezlerinde yürüttüğü çalışmalar incelendi. Akademik uzmanların da içinde bulunduğu bir ekip, gençlikle ilgili çalışma yapan kurum ve kuruluşların faaliyetlerini değerlendirdi. 3 yıllık yoğun ve titiz bir çalışmanın neticesinde ortaya gerçekten kapsamlı, Belediye Gençlik Faaliyetleri Modellemesi çıktı. Ortak aklın ürünü olan bu proje ile gençlerimizin kişilik ve karakter gelişimlerinin desteklenmesi, milli ve manevi değerler ile bezenmesi, spor faaliyetleri ile fiziki gelişimlerine katkı sunulması, alanında uzman eğitimcilerin destekleriyle mesleki ve akademik beceri elde etmeleri, kariyer planlamalarında kabiliyetlerini keşfedip isabetli adımlar atmaları, teknolojiyi ve çağımızın getirdiği her türlü imkanı, ülkemiz ve insanlık için faydalı bir biçimde kullanmaları hedefleniyor. Belediye Gençlik Faaliyetleri Modellemesi’yle gençlerimizin ihtiyaçlarına, taleplerine ve beklentilerine uygun çözümler üretme imkanına kavuşacağız. Bu çalışma ile aynı zamanda belediyelerimizin birbirleri arasında tecrübe paylaşımına da vesile olacağız.” 

AK Parti Genel Merkezi’nde kurulan birimde bu konuyla ilgili çalışmaların koordineli şekilde yürütüleceğini aktaran Erdoğan, kendilerinin de belli aralıklarla çalışmayı takip edeceklerini, sürece dair ilgililerden bilgi alacaklarını ifade etti. Erdoğan, belediye başkanlarından 2023’e giden yolda önemli bir adım olarak gördüğü bu projeye sahip çıkmalarını istedi.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”