23 Eylül 2026
15.9 C
İstanbul

Bozan Aksoy | Bir çocuğun hayali Ararat Dağı tırmanışı

Akşam üzeri köy meydanındaki damın üzerinde amcamın oğlu Celal ve birkaç arkadaşımla oyun oynadığımız bir sırada, köyün meydanına doğru atına binmiş bir çerçi geliyordu. İçimizi bir sevinç kaplamıştı köye çok az yabancı geliyordu. Gelen çerçi olunca rüyalarımızda bile göremediğimiz lokum, şeker vb. gibi yiyeceklerden yeme şansımız olurdu. Çerçi atından indi. Sağına soluna baktı, köy çeşmesindeki kadınların meraklı bakışlarına aldırmadan yükünü indirmeye başladı.

Babamı sordu? Koşar adım eve gittim. Babamın çerçi arkadaşı gelmişti. Babamla geldiğimizde katırından yükü indirmişti. Ağzına kadar lokumla dolu küpten gözümü alamadım.

“Amca babamı getirdim.”

Sıkı bir tokalaşmadan sonra küpün içinden bir lokum ve iki bisküvi alıp avucuma koydu. Celal ve diğer arkadaşlar caminin önüne gelmiş bana bakıyorlardı. Lokumu ağzıma atıp afiyetle yemek vardı ama Celal beni bir daha yanına yaklaştırmaz ve hiçbir oyun da oynatmazdı. Çaresiz avucumdaki lokumu ve bisküvileri alıp Celal’e uzattım. Cimri pinti gibi bir şeyler söylendi. Lokum ve bisküvi bölüşülünce ufacık kalmıştı. Koklayarak yedik.

Pala dayı ceketini omuzuna atmış bıyıklarını okşayarak meydana geldi.

“Çekirdek var mı?

“Var ama sende çekirdek çıtlatacak diş yok”.

“Benim dişlerim Alaman çeliğinden hele sen çıkar bakalım.”

Çerçi küpün ağzındaki lokumları çıkardı. Özenle küpün altından tilki kürkünden bir torba çıkardı. Pala dayı elini torbanın içine daldırdı. Avuç dolusu mermiyi iyice gözlerine yaklaştırdı.

“Bunlar sanki kalp (nem almış) mermi.”

Çerçi belinden çektiği tabancayı pala dayının gözüne sokarcasına şarjörünü çıkarıp içine mermilerden doldurdu. Bütün köylüye malının ne kadar iyi olduğunu göstermek için on dörtlü tabancayı havaya boşalttı. Meydana gelen köylüler kimi yirmi, kimi otuz, kimi yüz mermi aldı. Arkadaşlarımla boş kovanları topluyorduk. Güneş battığında köylüler tabancalarını denemiş, çerçi dayı da yüzlerce mermi satmıştı.Ortalık durulunca satıştan memnun olan çerçi bana lokum ve bisküvi verdi. Biraz yüzsüzlük yaparak arkadaşlarıma da istedim. Lokumu iki bisküvilerin arasına sandviç yapıp afiyetle yedik. Bir ara Celal bana şöyle dedi.

“Keşke senin baban bu gece benim babam olsaydı.” Nedenini sorduğumda:

“Valla sabaha kadar lokum yerdim.”

Babamı şalvarından sımsıkı tuttum. Çerçi dayı keyfinden dört köşe olmuştu.Karanlık çökünce yükü katıra yükleyip bizim eve geldik. Hayvanların önüne samanı ben koydum Aferinin yanında birazda şekerleme ile annemin dizinin dibine oturdum. Çerçi sedirin üzerinde oturmuş hafif uzamış sakallarını sıvazlayarak babamla sohbete başlamıştı. Annem ailesini ve çocuklarını sorunca:

“Bacı akrabalarım çok uzakta, dedem, amcalarım General İhsan Nuri’nin yanında öldürüldüler. Aşiretimizin yüzlerce üyesi Ararat Dağı’nda karlar altında kaldı.Ararat isyanından sonra babam ve annem acem ülkesine kaçtı, zar zor hatırlıyorum küçük kız kardeşim Tahran’da açlıktan öldü. Acem ülkesinde dayanamadık kaçak yolardan Lice’ye kadar geldik. Bir göz ahırda kışı geçirdik.

Ararat Dağı’nı ilk defa duyuyordum çok yüksek bir dağ, öylesine yüksek bir dağ ki başındaki kar hiç erimezmiş etrafını saran buz vadilerinde yatan binlerce ceset hala canlı gibi duruyormuş, en çok şaşırdığım bu dağın başına hiçbir insanın çıkamamış olması. Gecenin karanlığında gözlerim uyku ile savaşırken çerçi dayı, Evdal’eZeyne’den Sürmeli Mehmet Paşa’dan ve en çok da General İhsan Nuri’den bahsetti. İhsan Nuri’den bahsederken” Ararat kartalı” demesi beni daha fazla meraklandırmıştı. Kendi kendime “Ararat kartalı” kanatları çok büyük olmalı, çerçi kimse Ararat Dağı’na çıkmadı dese de bence Ararat kartalı mutlaka dağın tepesine çıkmıştır… Gece uykuya yenik düştüğümden anlatılan birçok şeyi kaçırdığıma çok üzülmüştüm.

O sabah atına binip köyümüzden ayrıldı.

“Sen merak etme bir daha geldiğimde sana Ararat kengerinden sakız getireceğim.”

Benim kafamda Ararat kartalı ve Ararat Dağı. Arkadaşlarıma Ararat Dağı’nı ve Ararat kartalını anlattım. Arada bir “benim adım Ararat kartalı” diye bağırınca Celal bana kızıyordu.

İlkokulüçteydim, Ararat Dağı’nı ve Ararat kartalını merak ediyordum. Bir fotoğrafını görmek umuduylakorkarak Şehmuz öğretmene gittim. Arkamdan gelen celal ve diğer arkadaşların alaylı bakışları arasında korkarak Ararat dağını ve Ararat kartalının fotoğrafını görmek istediğimi söyledim. Öğretmen bir süre yüzüme baktı. Yüzüme sert tokat attı. Canım çok yanmıştı, yüzüm uyuştu. köy çeşmesine yüzümü yıkamaya gittiğimde büyük ablam gördü öğretmene çok kızdı yüzümü yıkamama yardım etti. Ve ben bir daha kimseye ne Ararat Dağı’nı nede Ararat kartalını sormadım.

Yıllar sonra Ararat Dağı’nın Ağrı Dağı olduğunu öğrendim. Hatta bir fotoğrafını özenle saklamıştım. Çerçi dayının hapse düştüğünü öğrendiğimde üzülmüştüm. Köye gelmemiş olmasının başka nedeni de olamazdı.

Birkaç yıl sonra babama bir haber geldi çerçi arkadaşı Doğu Beyazıt’ta hastalanmış ölmeden babamı görmek istemişti. Bu habere babam üzülse de ben içten içe sevinmiştim. Babama arkadaşını mutlaka ziyaret etmesini söylemiş, ziyarete yalnız değil birlikte gitmemiz gerektiğini de. Fakirdik çok fazla paramız yoktu, babam kafasını salladı tamam dedi. Buğday biçip samanı eve getirirsem birlikte Ararat Dağı’na bile gidebileceğimizisöyledi. İçimde sevinç fişekleri patlıyordu. Buğday biçildi bir hafta sonra patoz’a verilecek sonra ver elini Doğu Beyazıt…

***

Ben Ağrı Dağı’nı hayal ederken bir sabah babamın silahlı saldırıda vurulduğu haberi ile yıkıldım. Dünya başıma yıkılmıştı yaz sıcağında yaralı halde hastaneye yetiştirmek için çabaladık ertesi gün babam öldü… Babamın öldüğü gün çocukluğum bitti. On beş yaşımdaydım kısa bir süre sonra firar ve hapis hayatımınbir parçası olmuştu. O günlerde yirmi beş yaşına kadar yaşarsam çok uzun bir hayat yaşamış olacağımı düşünüyordum

Hapiste bir süre MusaAnter ile aynı koğuşta kaldım. Ve Musa amcadan Ararat kartalını, Ararat Dağı’nı dinledim. Ararat Dağı’na her sene dağcıların tırmandığınıda orada öğrendim. Özellikle Doğu Beyazıtlı birini bulursam hemen arkadaş oluyordum. Her şeye rağmen şanslıydım idamla yargılanmama rağmen yaşım küçük olması 27 yıl gibi bir ceza almama vesile olmuştu hapiste okumak için çok zamanım olmuştu. Birkaç yıl sonra şartlı salıverilme yasası ile beş yıl yattıktan sonra dışarıdaydım. Zorunlu askerlikte doğu Beyazıtlı asker OsmanAşan ile tanıştım. Askerlik sonrası Ankara’da sosyalist çevreden ODTÜ dağcılık kulübünde olan Burçak Özoğlu, Erdem Tunç gibi dağcılarla tanışma fırsatım oldu. Dağcılık pahalı bir spordu Ankara’ya yeni taşınmıştık,yaşama tutunmamız birazda benim çalışmama bağlıydı. Hep erteledim 2004 senesinde bir girişimde bulundum sonuç alamadım.2007’de ağır bir hastalık geçirdim 2009 senesinde dağa çıkışların yasaklandığını söylediler…

2012 senesinde sırt çantamı alıp doğu Beyazıt üzerinden İran’ı gezmeye karar verdim. Yıllar sonra dostum OsmanAşan’la oturup sohbet ettik Ağrı Dağı’na bakıp bana şöyle dediğini hatırlıyorum. “Dağcılar bu dağa üçdört günde zor tırmanıyor”

2013’te Trakya bölgesine tayin oldum Ağrı İsyanından sonra Trakya bölgesine sürgün edilmiş ailelerin ikinci kuşaktan değerli insanları ile tanıştım. 2016, 2017,2018 yine olmadı. 2019’da Barzani Ceylan’la irtibata geçtim. Tırmanış için hazırlıklara başladım geliş gidiş uçak biletine kadar bütün programı hazırlamıştım eşim oğlumuza hamileydi beş günlük bir program yaptım gitmeye hazırlandığım hafta eşimin tansiyonu fırladı riskli bir gebelik süreci yaşıyordu.Doktorun tavsiyesi ile her şeyi iptal etmek zorunda kaldım.

Barzani Ceylan’a durumu anlattığımda sakin bir ses tonu ile başka zaman dedi. Ağrı Dağı yerinde duruyordu.2020’desalgın hastalık koşullarından dolayı tırmanış yine olmadı. Bu arada yaş elliye dayandı.

Çok da kilo aldım ufak tefek rahatsızlıklar da başladı. 2021 Mart ayında Barzani Ceylanı aradım her zamanki gibi güven veren sesi ile pahalı malzemeleri almamamı söyledi. Çadır, krampon hatta baton gibi şeyleri bana tedarik edebileceğini söyledi.BarzaniCeylan beni kalabalık olmayan bir ekibe dâhil edeceğini söyledi. Her gün uzun yürüyüşler yapıyordum kilo vermeye başladım. Günde beş km koşmaya başladığımda sevinçten uçuyordum. Yüksek irtifa tırmanışı üzerine ne bulduysam okuyordum. Anneme Ağrı dağına tırmanışa gideceğimi söyledim kısa bir sessizlik yaşandı…

Sonra…

“O filimdeki gibi mi?”

“Yok anne o filimdeki gibi değil Ağrı daha rahat”

Yıllar önce birlikte izlediğimiz Dikey Limit filmi! O filmi birlikte izlemiş film sonrası bu adamların kollarında mutlaka demir var demişti…

Ankara’dan Tatvan’a 1200 km yol var gün boyu araba sürüyorum mola verdiğim her yerde çevredeki dağlara bakıyorum Ağrı dağı ile kıyaslıyorum. Gece yarısı Tatvan ilçesine geldik, ertesi gün araba ile Nemrut Dağı’na çıkıyorum.VanGölünü izliyorum.Amacım vücudumu yüksekliğe alıştırmak.Gece oğlumun ateşi çıktı, kusuyor hastaneye götürdük. Doktor içme sularından kaynaklı diyor. Sabah olduğunda oğlum biraz daha iyi. Ve ben öğleden sonra Doğu Beyazıt’a gitmek için yola çıkıyorum. Ahlat, Adilcevaz kıyı boyunca yol alıyorum. Tendürek geçit ’inde 2600 rakımda inip biraz bekliyorum uzakta heybetli duruşuyla Ağrı Dağı duruyor yollar sakin ben heyecanlıyım. Ararat bana çok yüksek ve korkutucu görünüyor. Dostum Osman Aşan beni bekliyor arabadan indiğimde gülümsüyor.

“Yahu! Benim doğduğum köy Ağrı Dağı’nın eteklerinde ben daha çıkmadım”.

Otelde eşyalarımı kontrol ediyorum. Eksik bir şeylervar mı diye çantamı tekrar tekrar boşaltıp dolduruyorum… Çay içmek için resepsiyona geldiğimde üç dağcının gelip odalarına çıktıkları haberini alıyorum.Tanışmak için can atıyorum ama odalarına çekilmişler. Sabaha kadar odanın içinde debelenip duruyorum. Sabaha çok az bir uyku ile kalktım, kahvaltıya indiğimde ortalıkta kimse yoktu, dağcıları soruyorum inmediklerini söylüyor.

Odama çıkıyorum eşyalarımı kontrol ediyorum akşamdan beri birkaç defa çantamı boşaltıp dolduruyorum. Çantamı sırtlayıp aşağı iniyorum resepsiyonda rehberimiz Barzani Ceyla’nın yerine  kardeşiReşit Ceylan’la karşılaşıyorum elinde Barzani’nin benim için gönderdiği baton var. birer çay içiyoruz minibüsse doğru gittiğimizde karşıma yaşlı bir amca çıkıyor gözleri ışıl ışıl. Afyonkarahisar doğa sporları kulübünden emekli öğretmen Feyzullah Bey, Avukat Bekir Bey ve Barış Bey ayaküstü tanışıyoruz; Eşyalarımızı minibüse yükleyip 2200 metreye geliyoruz tüm teçhizatlarını atlara yüklenecek şekilde hazırlamışlar her şey ellerinin altında oyalanmadan yola çıkıyoruz birlikte tırmanacağım arkadaşlar ve rehberimiz çok uyumlu esprili ve yaptıkları işin bilincinde 3200 kampına doğru yolda verdiğimiz molalarla bir birimizle kaynaşıyoruz. Feyzullah Hoca aslen Keşanlı, Avukat Bekir esprili ve grubun en genci pırıl pırıl bir hukukçu Barış sigortacı ismi gibi sakin esprili mesleğindeki gibi grubumuzun sigortası…bir ara şöyle diyor:

“Dağda demokratik yöntemlerle hareket edilmez.” Bu sözü aklımın bir köşesine kazıyorum tırmanış boyunca bana çok faydası olacak. Sıcak ve patikada tırmanmak bizleri yormaya başlayınca rehberimiz Reşit sırt çantasında taşıdığı çayı bardaklarımıza döküyor inanılmaz lezzetli oluyor, kumanyalarımızdan bir şeyler atıştırıp yola devam ediyoruz. Geriden gelen atlar bizi geçip gidiyor yaşlı bir amca ”verygoodverygood“ diyor, amca bizden çok hızlı onun hızına benim gibi birinin yetişmesi imkânsızbiz yavaş yavaş tırmanıyoruz. Sürekli azar azar su içiyorum ana kampı gördüğümde içimden az kaldı varacağız diyorum yakın görünen yere tam 2 saat yürüyerek geliyoruz. Kamp hareketli rehber Reşit’in yardımı ile çadırımı kuruyorum. Barış ve arkadaşlarının çadırını gördüğümde benim çadırın aslında çok basit bir çadır olduğu gerçeğinide kavrıyorum ne yapayım üç günlük tırmanış için paraya kıyıp dağcı çadırı almamıştım.

Çadır ve dinlenme faslından sonra zirveden dönenleri izledik. Aralarında mankenlik ajansından fırlamış gibi ojeli tırnakları ile iki güzel bayanın gözlerindeki sevinç görülmeye değerdi, zirveye çıkmış ve ana kampa dönmüşlerdi. İnsan ister istemez onlar yaptıysa bende yaparım demekten kendini alamıyor. Barış aklimitasyon için tırmanmamız gerektiğini söylüyor vücudum gitmekten yana olmasada aklım Barış’ı dinliyor. Dördümüz rehberimiz olmadan yukarı doğru tırmanıyoruz. Karanlık çökmeden geri dönüyoruz aşçımız çok lezzetli bir çorba pişirmiş karnımızı doyurup çadırlarımıza çekiliyoruz.Karanlık çöktüğünde Doğu Beyazıt’ın ışıkları harika görünüyor. Barışların çadırından Ahmet Kaya’nın sesi geliyor ara ara. Bekir’in sesi ve kahkaha sesleri ben tek kişilik çadırımda tulumun içinde uyumaya çalışıyorum. Maalesef uyuyamıyorum gece ilerledikçe hava soğuyor şiddetli bir yağmur başlıyor…Yağmursesi bana ninni gibi geliyor, gözlerim kapanıyor, bir ara tulumun dışında kalan kolum soğuk bir şeye çarpıyor, çadırım su alıyor…

Birkaç damladan bir şey olmaz diyorum yağmur tekrar şiddetleniyor o an botlarım aklıma geliyor çadırın dışında botlarım ıslanmış.Uyku tulumunun ayak kısmındaki ıslaklık beni rahatsız ediyor. Dışarı çıktığımda ayaklarım uyuşmuş durumda.  Aşçımız kalkıyor beni öyle görünce gece olanları anlatıyorum galiba buraya kadar diyorum. Bana moral vermeye çalışıyor bir çaresine bakarız falan diyor ama 4200 metrede kim bana uyku tulumunu verir. Barışın sesi geliyor, Çadırın durumunu anlatıyorum, bana kızıyorlar gece neden haber vermediğimi en azından yemek çadırında uyuyabilirdim ama kimseyi rahatsız etmek istememiştim.

“Bak!Biz seni çok sevdik sen zirveye çıkmayı çok istiyorsun bende yedek çadır var uyku tulumunu çözdüğümüzde eksiğin kalmaz.”Barış benim zirveye çıkmamdan çok mutlu olacağınısöylemişti. Dağcılık öyle bir hayat ki daha 24 saat önce tanıştığınız bir insana canınızı emanet edip yedek çadırınızı hiçbir karşılık beklemeden verebiliyorsunuz. Oysa Barış o çadırı bir aksilik olduğunda kullanmak için buraya kadar taşımıştı en büyük sürpriz aşçımızdan geldi bana uyku tulumunu verebileceğini söyledi geriye ıslak botlar kalıyordu onlarıda Ağrı Dağı’nın siyah taşlarının üzerine bıraktım mı güneş yarım saate kuruturdu. Kahvaltıdan sonra çadırımı ve tulumu ana kamptaki arkadaşlara bıraktığımı söyleyip kuruyan botlarımı alıp yola çıktık. 

Barış bilge yaşlılar gibi bildiklerini bizimle paylaşmaya devam ediyor. Arada Bekir’in,“Barış abi beni bugün hiç övmedin” serzenişlerine bile ağabey şefkati ile yaklaşan Barış bizim grubun doğal lideri olmuştu. Rehberin işine hemen hemen hiç karışmadı ama gözlerinin sürekli üzerimde olduğunu hissediyordum belkide ben ona çok güvendiğim için öyle hissediyordum. FeyzullahHoca 63 yaşında bir delikanlı, ben ve Barış 50 ye merdiven dayamış, Bekir ise 30 yaşına yaklaşmış. Feyzullah hoca çok rahat… Dışarıdan gören sanki oğullarını alıp Ağrı Dağı’na tırmanışına çıkmış bir baba derdi. İki kızı varmış, ikiside doktor, küçük kızından bahsederken gözleri ışıldıyor Feyzullah Hoca’nın.Böyle bir etkinliğe katılmış olması bana göre müthiş bir olaydı. Öğlene kadar ara ara dinlenerek sohbet ederek fotoğraflar çekerek bazen Barış’ın sevgiyle baktığı Ağrı Dağı’nın volkanik kayalarının arasındaki çiçeklere dokunarak kamp alanına yaklaştık. Bir tarafta uçurum bir tarafta sarp kayaların arasına yerleştirilmiş çadırların olduğu 4200 kampı…Bu arada Barış bizi birkaç defa üstüne basa basa uyardı.

“4200 kampında insan sinirlenebilir lütfen kimse aldırmasın baş ağrısı, mide ağrısı gerginlik olabilir kimse kimseye kızmasın.”

Atlar yine bizden önce kamp alanına vardı bu kamp alanında atların yiyebileceği ot olmadığından tekrar 3200 kampına dönecekler. Barış arkadaşları ile hemen çadır kurmaya başladı. Çok kısa sürede eşyalarını çadırın içine aldı. 4200 kampı çok dik bir yamaçta, benim çadırıda Barış kuruyor.Bir şeyler yemeye çalışıyoruz sonra dinlenmek için çadırlarımıza çekiliyoruz. Yüksek irtifada benim uyku düzenim tamamen bozuluyor yine de şanslıyım baş ağrısı ve mide bulantısı bende yok.

Akşama doğru Barış’ın önerisi ile aklimitasyon için tırmanışa geçiyoruz. 4200 kampının üst tarafında İranlı dağcıların Saman Nemati adına kaya duvarına yaptıkları anıt levhanın yanına gidiyoruz. Karlı zirveye biraz daha yaklaşmış bulunuyoruz tekrar aşağıya döndüğümüzde gece yarısı yapacağımız tırmanış benim gözümü korkutmaya başlıyor. Çadırlarımıza çekiliyoruz gece boyunca uyumakta zorlanıyorum, ama bu gece Barış’ın sayesinde çadırım sağlam, tulum sıcak ve dışarıda ıslanacak hiç eşyam yok. Gece bir de kalkıyorum tırmanış için kat kat elbiseler giyiyorum. Barış’ın önerisi ile gereksiz elbiseleri çıkarıyorum. Hava soğuk tırmanışa başladığımızda üzerimdeki yağmurluk bile fazla geliyor, vücudum ısınıyor,kafama bağladığım fener karanlıkta yolu görmemizi sağlıyor.Karanlıkta durup Doğubayazıt şehir merkezine bakıyorum,sanki yakınlaşmış gibi oysa bizler 5000 metredeyiz.

Gece yağan kar patikayı kaplamış, başka gruplarda tırmanışa başlamış ışıklı çizgiler gibi zirveye çıkıyoruz. Bir ara takatim kesiliyor aniden sinirleniyorum sırt çantamdan tatlı bir şeyler çıkarıp acele ile yiyiyorum. Çok geçmeden tekrar eski gücüme dönüyorum.Yorgunluk takatsizlik, birkaç sefer geri dönmek istiyorum her seferinde sıranın en arkasındaki Barış’ın gözlerine bakıyorum.

Barış, AğrıDağı’na üçüncü defa gelmiş bu sefer benim gibi bir acemi ile tırmanıyor zirve yapma isteği gözlerinden belli oluyor ama benim zirve yapmamBarış’ı ve arkadaşlarını o kadar mutlu edecek.Bunu hissettiğim için tırmanışa devam diyorum ve her seferînde aklıma gelen “vazgeç” fikrini Afyonkarahisar Doğa Sporları Kulübü’nün bu çıkarsız dağcıları sayesinde kovmayı başarıyorum. Kar kalınlığı artıkça zirveye bir adım daha yaklaşıyoruz, hava aydınlanıyor geriye dönüp baktığımda Doğubayazıt ovasında ağrı dağının devasa gölgesi… İnanılmaz görüntü üzerimize çöken duman arasında kayboluyor.

Her adımda zirveye biraz daha yaklaşıyoruz. Buzula ayak bastığımızda rehberimiz Reşit duruyor. Yeni yağan kar sayesinde krampon takmaktan kurtuluyoruz. İleriden sesler geliyor bizden önde olan grubun ayak izlerini takip ediyoruz etraf duman ve kar ben iyice yorulmuşum. RehberimizReşit işte zirve orası diyor, Bekir genç olmanın cesareti ile zirveye koşuyor Feyzullah hocanın gözleri ışıldıyor Barış dağcı olmanın ağır başlılığıyla heyecanlı Bekir’e bakıyor onlar kardeşten öte iki dost sırdaş yoldaş…

 …Ve ben zirvenin tam dibinde Anadolu coğrafyasının bu en yüksek tepesinde bulutların üstünde çocukluğuma dönüyorum. Babamı hatırlıyorum nefesim kesiliyor göz yaşlarımı içime akıtırken boğazım düğümleniyor.Barışın dost eli omuzlarıma dokunuyor. Barış’a babamla o son günlerimizi anlatıyorum. Duygusal bir an… Barış her zirve yaptığında annesine armağan ettiğini söylüyor. Benim de bu zirveyi babama adamamı söylüyor. Babam gideli otuz iki yıl olmuş ve ben bir zamanlar yirmi beş yaşıma kadar yaşarsam çok uzun yaşamış olacağım dediğim günlerden elli yaşıma merdiveni dayamışım.

Zirvedeyim güneş arada bir yüzünü göstersede duman etrafımızı kapatıyor ama en tepedeyiz kısa bir süre zirvenin tadını çıkarıyoruz birbirimizi kutluyor fotoğraflar çekiyoruz ve Barış’ın “dağ kazaları iniş sırasında oluyor onun için tırmanışta nasıl geldiysek inişte daha disiplinli ve dikkatli ineceğiz.” Uyarısına uyduk. Zirve dönüşü karşılaştığımız gruplar bizleri tebrik ediyor. İçim içime sığmıyor Barış’ın söyledikleri aklımda altı saat süren zirve tırmanışından sonra dört saat iniş sürüyor. Kendimi çadıra bırakıyorum. Uyumak için gözlerimi kapatıyorum sevinç heyecan içinde bir turlu uyuyamıyorum zirve giysilerimi değiştiriyorum çadırları eşyalarımızı toplayıp 3200 kampına doğru yürüyüşe geçiyoruz aşağıdan çok kalabalık gruplar geliyor yanımıza yaklaştıklarında heyecanla bizleri tebrik ediyorlar. 3200 kampına ulaştığımda diz kapaklarındaki ağrının dozu iki katına çıkmıştı. aşçımızın yaptığı menemeni afiyetle yedik. Biraz dinlendikten sonra 2200 metreye iniyoruz.

Ağrı dağı tırmanışında organiztör ve Rehber Barzani Ceylan’a Rehber Reşit Ceylan ve Afyonkarahisar Doğa Sporları Kulübü’nün değerli dağcıları Barış Seçer, Bekir Arabacı ve Feyzullah Eren’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

@iznewsagency | bozan aksoy

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”