8 Kasım 2026
9.4 C
İstanbul

Başak Demirtaş: Sadece hukuk değil aynı zamanda hakikat mücadelesi yürütüyoruz

Başak Demirtaş, “Selahattin her konuşulduğunda yalanlar söyleniyor. Dolayısıyla biz sadece bir hukuk mücadelesi yürütmüyoruz, aynı zamanda bir hakikat mücadelesi yürütüyoruz” dedi.

Eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu 108 sanıklı 6-8 Ekim Kobani eylemlerine ilişkin davanın ilk duruşması 26 Nisan’da Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanacak.

6-8 Ekim 2014 yılında gerçekleşen Kobani olayları nedeniyle 6 yıl sonra iddianamesi hazırlanan dava HDP hakkında açılmak istenen kapatma davasında da ana suçlamalar arasında yer almıştı. Dava aynı zamanda Demirtaş’ın 31 fezlekeden oluşan ana davası ile de birleştirilmek isteniyor. Gelecek hafta görülmeye başlanacak dava öncesi Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman ve HDP Hukuk Komisyonu Başkanı Ümit Dede zoom üzerinden basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

‘İKTİDAR SÖZCÜLERİ BÜYÜK BİR ALGI ÜRETMEYE ÇALIŞIYOR’

Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, toplantının açılışında katılımcılara eşi Demirtaş’ın selamlarını iletti, “Bizler yaklaşık 5 yıldır sadece bir hukuk mücadelesi yürütmüyoruz. Çünkü hem Selahattin hem Figen Hanım’a kamuoyunda bilinen belli başlı kişilere karşı suçlamalar sadece mahkemelerde yapılmıyor. Gazetelerde televizyonlarda da yapılıyor. Özellikle Selahattin her konuşulduğunda yalanlar söyleniyor, iftiralar atılıyor. İktidar sözcüleri büyük bir algı üretmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla bizler sadece bir hukuk mücadelesi yürütmüyoruz, aynı zamanda bir hakikat mücadelesi yürütüyoruz” dedi.

Yürüttükleri hukuk mücadelesinde son AİHM kararı ile Selahattin Demirtaş’ın siyasi nedenlerle cezaevinde tutulduğunun da tescillendiğini anlatan Başak Demirtaş, “Ancak şu anda Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargıdan söz etmek mümkün olmadığı için tek başına haklı olmak ya da hukuken haklı olmak yetmiyor. Selahattin’in son tutuklanmasına dayanak gösterilen 3 bin 530 sayfalık iddianame hukukla alakası olmayan bir iddianame. Hakikatleri biz de anlatmaya çalışalım ve sizlerle de paylaşalım istedik” değerlendirmesinde bulundu.

Çok sayıda gazete, televizyon ve internet sitesinden gazetecinin katıldığı toplantıda sorular ve yanıtlar şöyle oldu:

-AİHM kararının bağlayıcı olduğunu, uygulanmaması halinde Konsey’den çıkarılmasının gündeme gelebileceğini söylemiştiniz. Durum nedir? Bir gelişme var mı?

mahsunikaraman
Avukat Mahsuni Karaman

Mahsuni Karaman: Var. Türkiye yokmuş gibi davranıyor ama bürokrasi harıl harıl çalışıyor. 9-11 Mart’ta Bakanlar Komitesi ilk toplantısını yaptı ve Demirtaş’ın derhal bırakılması çağrısını yaptı. Bu önümüzdeki dosyanın da düşürülmesini istedi.

‘KARŞI İDDİANAME İLE GERÇEK FAİLLERİN KİM OLACAĞI ORTAYA KONULACAK’

-Davadan ne bekliyorsunuz?

umitdede
HDP Hukuk Komisyonu Başkanı Ümit Dede

Ümit Dede: AİHM’in Demirtaş kararından sonra bu iddianamenin hiç yazılmamış, davanın hiç açılmamış olması gerekiyordu. Davaya çok sıkı bir şekilde hazırlanıyoruz. İki aşamada olacak. Bir, bu iddianame aslında bir iddianame değil. Hükümetin yönlendirmesiyle hazırlandığı gerçeğini ortaya koyacağız. İkincisi, adeta bir karşı iddianame hazırlayacağız. Gerçek faillerin kim olacağı mutlaka ortaya konulacaktır. HDP kurulduktan sonra toplumun geniş kesimlerinin ilgisini çekti 2015’te AKP’nin iktidarı kaybetmesinin temel sebebidir. AKP, HDP karşısında yenilmiştir ve bugün yargı arenasında HDP’yi yenmeye çalışıyor. AKP güdümü altındaki yargı eliyle kazanmaya çalışıyor ama yargıda da kaybeden hükümet olacak.

‘FIRAT HABER AJANSI OLMASA İDDİANAME OLMAYACAKTI’

-İddianamede içeriğinde neler var?

Ümit Dede: İddianamedekilerin tamamı düşüncelerle ilgilidir, hiçbir fiil yok. Konuşmalar, röportajlar, açıklamalar dışında iddianamede herhangi bir şey yok. Fırat Haber Ajansının yaptığı haberleri toplayıp iddianameye koymuşlar. Fırat Haber Ajansının olmasaydı iddianame de olmayacaktı.

8 MART KUTLAMA MESAJLARI DELİL OLARAK ALINMIŞ

Mahsuni Karaman: İddianamede 108 sanıkla ilgili suçlamalar yaklaşık 250, 300 sayfa. İddianamenin diğer kısmı ülke genelindeki olay tutanakları, müşteki isimleri ve olayların anlatımından oluşuyor. İddianame gerçekten boş. Telefonlardaki resimler, 8 Mart kutlama mesajları delil olarak alınmış.

Kitapçıkta iki tanık var 4 Aralık 2019, 7 Ocak 2020’de. Demirtaş ne zaman tutuklandı, 20 Eylül 2019’da. Yani Demirtaş’ı önce derdest ettiler, sonra da bir şeyler buluruz dediler. Savcı her yere yazı yazarak “bu konuda beyan verecek tanık yok mudur şeklinde yazışmalar görüyoruz, bula bula iki kişiyi buluyorlar. Onlara ne söyletiyorlar: Demirtaş 30 Eylül 2014’te Kobani’ye gitti, döndü, çağrı yaptı. 30 Eylül 2014 konuşması, ilk kez bu tanıklar konuşuna ortaya çıkıyor. Peki tutuklamaları ne üzerine verildi? Fake bir Twittter hesabı. Demirtaş ikinci kez tutuklanırken hakkında bu suçlamaların hiçbiri yok. Sonradan bulup bulup ekliyorlar.

Demirtaş’ın çok sayıda fezlekesi var. Bir de Kobanê var. Bunlar birleşiyor mu?

Demirtaş’ın ana dosyası 31 fezlekeden oluşuyor, biri de Kobani. Suçlama, 2911, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet. Ölümler yok.

Kobanê olayları yönünden mükerrer bir yargılama olmayacak mı?

Reddi hakim sebebinde bulunmak istenmesinin tek sebebi bu değil AİHM kararından sonra özel statülü bir rehine gibi tutuluyor. Zaten mükerrer yargılama var.

SADECE DAVUTOĞLU DEĞİL, 6-8 EKİM’DE GÖREVDE OLANLARIN TAMAMININ DİNLENMESİNİ TALEP ETTİ

– Ahmet Davutoğlu’nun tanık olarak çağrılmasını düşünüyor musunuz?

Ümit Dede: Mahkemede ilk olarak usul tartışmaları yürüteceğiz. Tanıklarla ilgili öncelikli bir talebimiz olmayacak. Esasa girilirse o dönemin asıl sorumlularının kim olduklarının açığa çıkarılması için elimizden geleni yapacağız. Özel olarak Davutoğlu için söylemiyorum. Bizim tarafta da çok tanık var. O dönemde çözüm süreci vardı. Elbette, o dönem tartışılmaya başlanırsa söz söyleyecek çok kişi olacaktır.

Mahsuni Karaman: Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesindeki Demirtaş davasında Biz Davutoğlu’nun dinlenmesini talep ettik. 6 Ekim 2014’te 11 dakika 20 saniyelik telefon görüşme kaydının olup olmadığının sorulmasını istedik ama bu taleplerimiz karşılanmadı. Sadece Ahmet Davutoğlu değil, süreci yürüten, 6-8 Ekim’de görevde olan görevlilerin ve bürokratların tamamının dinlenmesini talep ettik.

DEMİRTAŞ’I İÇERİDE TUTAN 3 YARGIÇ MI?

– Ahmet Altan’ın tahliye edilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mahsuni Karaman: Demirtaş ve Kavala için 18. madde ihlali kararı verilmiş olması, ana müsebbibin siyasi iktidar olduğunu ortaya koyuyor. Ahmet Altan hükümle tutuklamıştı ve dosyası Yargıtay’daydı. Yargıtay bir ihlal kararı verdi. İnfazı bitiyordu neredeyse. Hukuken zorunlu bir durum ama siyaseten anlamını bilemiyorum, belki de birilerinin kişisel kini durulmuştur, Ahmet Altan’a karşı. Cumhurbaşkanı’nın kini Demirtaş’a karşı durulsa Demirtaş iki saat sonra dışarıdadır. Demirtaş’ı içeride tutan 3 yargıç mı? AİHM, Demirtaş için içeride tutulmasını gerektiren bir durum yok dedi, Cumhurbaşkanı buna karşı çıktı. “AİHM terör sevicidir, karşı hamlemizi yapar işin bitiririz” diyen kendisidir.

15 BİN HDP’Lİ TUTUKLANMIŞ

– Cezaevlerinde toplam kaç HDP’li var. Çözüm süreci bittikten sona çak HDP’li cezaevine girdi çıktı, davası devam eden kaç kişi var?

Ümit Dede: Takip edebilmek çok zor ama dönem dönem yayımladığımız raporlar var. Kaç belediye başkanımız, MYK ve PM üyemiz tutuklandı, kaçı tahliye edildi, biliyoruz. Ama ilçelere doğru gidildikçe sayı net olamayabilir. 15 bin kişi tutuklanmış ama durum değişken. Birileri tutuklanırken birileri serbest bırakılıyor. Dolayısıyla tam sayıyı tespit etmek mümkün değil. Bununla birlikte yakın zamanda bir çalışma yapıp kamuoyuna açıklayacağız.

HDP MYK’NIN DOSYAYA DAHİL EDİLMESİ 2018’DE İSTENİYOR

– Bu dava HDP ile de kaderi birleşen bir dava. Bu iddianame HDP kapatma davasının da birinci nedeni. Demirtaş’ı içeride tutmak için neredeyse HDP kapatılacak. Bu hukuki durumu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?

Mahsuni Karaman: Demirtaş ile HDP’nin hukuki kaderinin kesişmesi 11 Haziran 2018 tarihine denk geliyor. Bu tarih Cumhurbaşkanı, “teröristten cumhurbaşkanı adayı mı olur, engellenmeli” diye meydanlarda “Yasin Börü kardeşim” diye Demirtaş’ı onun katili olarak lanse ettiği günlerdi. Cumhurbaşkanlığı seçimleri dönemi. Tam da o günlerde 11 Haziran 2018 tarihinde savcı, Demirtaş’ın ana davasındaki savunmayı istiyor. Yani bu operasyonun Cumhurbaşkanının talebi doğrultusunda 52 kişinin katili olarak soruşturma çıkıyor. 2-3 ay sonra nereden geldiği belli olmayan bir evrak görüyoruz dosyada, bu dosyanın genişletilmesi ve HDP MYK’nin dosyaya dahil edilmesi gerekiyor ve HDP’nin odak olduğu belirtiliyor. MİT ya da Emniyet’ten gelen bir yazı. Yazıyı kimin gönderdiği belli değil, yazı imzasız.

İDDİANAMEDE OTOPSİ TUTANAKLARI YOK

– 6-8 Ekim Kobani olaylarında yaşamlarını yitirenlerin Kim oldukları, nasıl öldürüldükleri belli mi? Her biri için hukuki süreçler olmuş mu?

Mahsuni Karaman: Sizce Cumhurbaşkanı neden tam bir sayı veremiyor, ölümlerin ne zaman ve nerede olduklarını söylemiyor, çünkü devlet de bilmiyor. Basit bir cinayet dosyasında bile ilk yapılacak olan otopsi tutanağıdır. 37 kişiyi öldürmekte azmettirme davası açılmış, evet birileri ölmüş ama bir tek otopsi tutanağı bile yok.

HDP KAPATMA İDDİANAMESİ GİBİ İADE EDİLMELİYDİ

– Bu isimlerin ailelerine ulaşıldı mı? Soruşturma açılıp açılmadığı tespit edildi mi?

Ümit Dede: Yargılamada bunları ifade edeceğiz. Ama iki örnek vermek isterim. O dönemde milletvekili olan Ayla Akat Ata’nın, silahlı sivil kişiler tarafından yolu kesildi, alıkonuldu, daha sonra serbest bırakıldı. Bugün bu dosyada o olayın azmettiricisi olarak yargılanıyor. O sivil silahlı kişilerden kurtulduktan sonra derhal savcılığa suç duyurusunda bulunuyor ama hiçbir araştırma yapılmamış, hiçbir şüpheli bulunmamış. Yana yakıla tanık, delil arayan savcı, Ayla Akat Ata’yı müştekiler arasına almıyor. O dönemde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı olan Gültan Kışanak, 7 Ekim’deki olayların şiddet boyutuna varması üzerine Diyarbakır Valisi ile konuşuyor, Vali, “Siz çıkarsanız sizin güvenliğinizi sağlayamayız. Evinizden çıkmayın” diyor. İddia ne? Olayları HDP’lilerin çıkardığı. Şayet öyleyse Gültan Hanım’ın HDP’lilerden kendisini korumasına gerek olur muydu? Olayların HDP ile ilgisi olmadığını tam tersine 27 kişinin HDP’li olduğu yönünde. Savcı nereden ne bulmuşsa koymuş dosyaya. Mahkeme iddianameyi gerçekten titizlikle incelemiş olsaydı Anayasa Mahkemesinin yaptığı gibi iddianameyi kabul etmezdi. İddianame iade edilmeliydi. 2018’e kadar yedi savcı değişiyor dosyada. Son savcı atandıktan sonra gizlilik kararı alınıyor ve sonra da böyle ucube bir dosya çıkıyor karşımıza.

CMUK BİR DE CUMHUR İTTİFAKI USUL HUKUKU VAR

– Olası bir erken seçimde ne olur? HDP kapatılırsa ne olur? Demirtaş aday olur mu?

Ümit Dede: Demirtaş ile görüşüyor, sürekli istişare ediyoruz. Ama şu günlerde bir seçim olmadığından adaylık bir durum söz konusu değil. Ama olursa ihtimal dahilindedir, üzerinde spekülasyon yapılacak bir konu değildir.

– Selahattin Demirtaş serbest bırakılırsa üçüncü bir tutuklama olur mu?

Mahsuni Karaman: Türkiye’de yazılı olarak CMUK var ama bir de yazılı olmayan Cumhur İttifakı Usul Hukuku var. Buna göre, her şey iktidara hizmet etmelidir. Ben üçüncü bir tutuklanma beklemiyorum. 

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...