9 Kasım 2026
7.3 C
İstanbul

Avrupa’da milliyetçilerin yükselişi devam edecek mi?

Avrupa haritası

Art arda gelen bu seçim sonuçları kısmen 2008 küresel ekonomik krizinin ve Avrupa Birliği’nin (AB) hâlâ kalıcı çözüm aradığı göç krizinin yansımaları olarak değerlendirilebilir.

Ancak yükselen aşırı sağcı akımların uzun yıllardır süregelen küreselleşme ve AB özelinde ülkelerin egemenlik yetkilerinin bir bölümünü Brüksel’e devretmelerinden de beslendiği düşünülüyor.

Avrupa genelinde yükselişte olan partilerin siyasi görüşleri farklılık gösterse de benzer temalar öne çıkıyor: Göçmen karşıtlığı, İslam’a karşı olumsuz bakış açısı ve AB projesine şüpheyle yaklaşmak.

Avrupa kıtasında dönüşen siyasi iklimi derledik:

İtalya:

Seçimlerden net bir sonuç çıkmaması ve aylar süren belirsizliğin ardından ülkenin iki popülist partisi Beş Yıldız hareketi ile Lig, koalisyon kurmaya karar vermişti.

Siyasi yelpazenin uç noktalarından çıkarak geniş kitlelerin desteğini çeken bu hareketler hem 2008 krizinden en çok etkilenen AB ülkelerinden birisi olan hem de göçmen krizini en belirgin şekilde yaşayan ülkelerden olan İtalya’da yükselişe geçti.

Eski adı Kuzey Ligi olan Lig, İtalya’nın kuzeyinde ayrı bir ülke oluşturma hedefinden vazgeçip ülkeyi yöneten koalisyon ortaklarından birisine dönüşmüş durumda.

italyta seçimleriTelif hakkıGETTY IMAGES

Koalisyonun programında belgeleri olmayan göçmenlerin kitlesel olarak sınır dışı edilmeleri var.

Lig hareketinin lideri ve yeni hükümetin İçişleri Bakanı Matteo Salvini, Sicilya Adası’na gerçekleştirdiği ziyarette, Sicilya’nın ‘Avrupa’nın mülteci kampı olmaktan çıkarılması gerektiğini’ ifade etmişti.

Hem Lig, hem de Beş Yıldız hareketi Euro Bölgesi’nin bir parçası olmaktan da rahatsız.

Almanya:

Almanya için Alternatif (AfD) partisi sadece beş yıl önce kurulmuş olmasına rağmen, federal parlamentoya girmeyi başarmış durumda.

Başlangıçta Euro Bölgesi karşıtı bir hareket olarak yola çıkan AfD, daha sonra göçmen ve İslam karşıtı bir siyasi oluşuma evrildi.

AfD liderleri ise İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin işlediği insanlığa karşı suçları mazur göstermeye çalışmakla suçlanmıştı.

AfD’nin yükselişinin Başbakan Angela Merkel’in göçmenlere yönelik ‘açık kapı politikası’nın yarattığı rahatsızlığın bir yansıması olduğu görüşü yaygın.

AfD protestoları

Göçmen krizinin zirve yaptığı 2015 yılında Merkel sınır kontrollerini gevşetmiş ve sayıları 1 milyonu bulan Suriyeli, Afgan ve Iraklı göçmen Almanya’ya gidebilmişti.

Merkel’in öncülük ettiği Hristiyan Demokratlar bloku geçen yıl düzenlenen seçimlerde son 70 yıldaki en kötü seçim sonuçlarını alsa da Sosyal Demokrat Parti ile koalisyona giden Merkel dördüncü kez Başbakanlık koltuğuna oturmayı başardı.

AfD ise parlamentoda ana muhalefet partisi konumuna yükseldi ve bugüne kadarki en büyük siyasi başarısını elde etti.

Ancak AfD’nin yükselişiyle birlikte Merkel’in tonunda da değişiklikler gözlendi. Hükümeti kurduktan sonra yaptığı ilk konuşmada Almanya Başbakanı 2015’deki ‘insani istisna’nın tekrarlanmayacağı sözünü verdi, sınır güvenliğini artırma vaadinde bulundu.

Avusturya

Muhafazakâr Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ve aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) geçen yılki seçimlerde koalisyon hükümeti kurdu.

Muhafazakârlar, merkez soldaki Sosyal Demokratlarla birlikte uzun süredir Avusturya politikalarında etkisini sürdürüyordu.

Almanya’daki gibi, göçmen krizi Avusturya’daki sağ partiler için de önemli bir kampanya aracı oldu.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, göçe karşı sert bir duruş sergiledi hatta FPÖ Kurz ve partisini söylem ve politikalarını çalmakla suçladı.

Seçimlerden sonra da, önce okullarda başörtüsü yasağı getirilmesi ve göçmenlerin telefonlarına el konulması gibi gibi öneriler getirildi.

İsveç

Pazar günü düzenlenen seçimlerde, resmi olmayan sonuçlara göre İsveç Demokratları (SD) oyların yüzde 17’6’sını aldı. Partinin bir önceki seçimde oyu yüzde 12,9 seviyesindeydi. Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin oy oranı da merkez sağdaki dört partinin ittifakı olan İttifak’ın oy oranı da yüzde 40 civarında.

2015’te Avrupa’ya göç akınının yükselişe geçmesiyle ülkede göçmenlerle ilgili kaygılar artmış, SD’nin oyunda hızlı bir artış gözlemlenmişti.

grafik

Partinin köken Neo-Nazi ideolojisine dayanıyor ancak geçtiğimiz yıllarda yenilenmeye gitti ve 2010’da parti ilk kez parlamentoya girdi.

Sosyal Demokratların azınlıklara hoşgörü politikaları karşısında SD, göç denetiminin sertleşmesini istiyor.

Yalnız İsveç’teki resim birçok ülkeden farklı. İsveç herhangi bir Avrupalı ülkeye göre kişi başına çok daha fazla göçmen barındırıyor. Göçmenlere olan tavrı da çok daha olumlu bulunan ülkelerden.

Macaristan

Nisan ayındaki genel seçimleri, tüm oyların neredeyse yarısını alan sağcı iktidar partisi FİDESZ kazandı.

Seçim öncesi dönemde radikal sağ çizgiden merkez sağa doğru pozisyon alan JOBBİK oylarını arttırarak Macar parlamentosunda ikinci parti haline gelmiş olsa da, seçimlerde aldığı oy oranı beklenenin çok altında kaldı.

Başarının nedeni Başbakan Viktor Orban hükümetinin Avrupa’ya yönelik mülteci akınının sürdüğü bir dönemde kamuoyunda beliren kaygıları zamanında ve doğru okuyarak, buna göre politika belirlemesi olarak gösterildi.

FİDESZ

Orban uzun süredir kendisini Macaristan ve Avrupa’nın Müslüman göçmenler karşısındaki savunucusu olarak tanıtıyor. Bir kez “Karışık nüfuslu bir Avrupa kimliksiz bir Avrupadır” demiş, bu yorumu nedeniyle ırkçılıkla suçlanmıştı.

Orban halen Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya dahil AB’nin kota sistemine dayalı göç politikalarına karşı çıkan Orta Avrupa ülkelerinin sesi olarak görülüyor. | Kaynak – BBC

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...