24 Eylül 2026
19 C
İstanbul

Aramızda Kalmasın: ‘Ben de kürtaj oldum’

Kürtaj konusu her gündeme geldiğinde birbirinden farklı fikirler ortaya atılıyor.

“Kürtaj cinayettir” deniyor, “Kadınlar güçlü olmalı, doğurmalı” önerileri yapılıyor, “Babası istemiyorsa doğurmak bencilliktir” yorumları yapılıyor. Kürtaj konusunu kadınlar kadar erkek yazarlar da köşelerine taşıyor ve erkek siyasetçiler de kürsülerinden kadınların bedenleriyle ilgili kararları hakkında çağrılar yapıyor.

Peki bu kararı alan kadınlar ne hissediyor? Kürtaj kararını nasıl ve neden alıyorlar, sonrasında neler yaşıyorlar?

‘Ben de kürtaj oldum. Ben de oldum! Biliyor musun, ben de kürtaj olmuştum…’

Kadınların ağzından dinlemek için çevremde kürtaj olmuş kadınlar aramaya başladığımda, yıllardır tanıdığım, kimiyle beraber okuduğum kimiyle beraber iş yaptığım birçok kadın arkadaşımın da kürtaj olduğunu ve gizlediklerini öğrendim. Çevrelerinde böyle bir tanıdığı var mıdır diye sorduğumda “Biliyor musun, ben de kürtaj oldum” yanıtını aldım.

Çoğu, en yakınları dışında kimseyle, aileleriyle dahi yaşadığı şeyi paylaşmamıştı.

Kadınların kürtaj deneyimini onların kaleminden, hiçbir noktasına dokunmadan aktarıyoruz:

*İsimler, mektupları yazan kadınların gerçek isimleri değildir, güvenlik gerekçesiyle değiştirilmiştir.

Kadın

MİNA, İstanbul

Anne olmak istediğimi fark ettiğimde sanırım 12 yaşımdaydım, genç anne olmaya karar vermiştim. Ama tahmin ettiğimden yaklaşık 10 yıl sonra evlendim.

Uzun bir süre denemelerle geçtikten sonra doktorum bana yumurta sayımın sınırlı olduğunu ve menopoza girmemin yakın olduğunu söyledi, tüp bebek yöntemini denememizi önerdi. Anne olamayabilirdim, bununla yüzleşmek çok zordu.

Aylar süren hormon tedavileri, kendi kendine iğne vurmalar, sürekli kontroller ve çevreye söylenen bin bir yalanın organizasyonu, ümit dolu bekleyişler, hüsranla sonuçlanan denemeler derken 3. denemede hamile kaldım.

Bir yıl sonra yine tüp bebek yöntemiyle ikinci kez hamile kaldıktan sonra nasılsa bizim normal yollarla çocuğumuz olamıyor diye korunmaya gerek görmedik. Ama 2 yıl sonra hamile kaldım.

Ne yapacağımı bilemedim. 2 ve 4 yaşlarında iki küçük çocuğum, çok yolunda gitmeyen bir evliliğim ve işsiz bir kocam vardı. 41 yaşındaydım. En önemlisi, çocuk bakımında eşimin yardımı yok denecek kadar azdı.

Sağlıklı bir karar verebilmek için duygularımı bir kenara bırakıp rasyonel düşünmeye çalıştım. Ben doğurarak mı doğurmayarak mı o cana haksızlık ederdim?

Sonunda, 42 yaşımda üçüncü bir çocuğa yetecek enerjimin ve gücümün olmadığına karar verdim. Kürtaj, hayatımda olacağını, yapabileceğimi asla düşünmediğim bir şeydi. Ama oldu. Çok üzüldüm ama pişman olmadım.

Kadın kürtaj

Türkiye’de kürtaj yaptırma oranı düştü

2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre, Türkiye’de 2018’de kürtaj yaptıran hamile kadınların oranı yüzde 6.

Bu oran 2008’de yüzde 10, 1998’deyse yüzde 15’ti. Yani kürtaj yaptıran hamile kadınların oranı, son 20 yılda 3’te 1 oranında düştü.

Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın desteğiyle yaptığı araştırmasında, bu düşüşün sebeplerinin neler olabileceğine dair bir bilgi yer almıyor.

Short presentational grey line

DİLEK, İstanbul

20 yaşında hamile kaldığımı öğrendim. Evli değildim, bu ailem için kabul edilemez bir durumdu, böylesine büyük bir sorumluluğu alabilecek durumda da olmadığım için önümde tek seçenek vardı: Kürtaj.

Erkek arkadaşım öğrendiğinde ne hissettiğimi, düşüncelerimi sormadan tek çözüm olarak kürtajı masaya koydu. Her ne kadar ben de bu kararı kesin olarak kendi içimde almış olsam da “Sen ne düşünüyorsun, ne istiyorsun?” sorusunu duymak isterdim. Oysaki bana sormadan korunmayan ve hamileliğime sebep olan oydu.

Suçluluk duygusu ve endişe içinde erkek arkadaşım ve yakın bir arkadaşım ile hastaneye gittim. Sanırım toplumsal baskı nedeniyle hastabakıcının bana bakışlarıyla, tavırlarıyla kötü davranmasından da çok korktuğumu hatırlıyorum. Ama tam aksine çok şefkatliydi ve baş başa kaldığımızda beni teselli etti.

Operasyondan sonra arkadaşımın evinde dinlendikten sonra ailemin evine gitmek zorundaydım. Evde ne kardeşlerime ne de başka arkadaşlarıma uzun yıllar bu olaydan bahsedemedim. Uzun yıllar tekrar eden kabuslar gördüm ve yıllar sonra gittiğim bir psikologdan kabuslarımın kürtaj ile ilgili olduğunu öğrendim. Sonra da bir daha aynı kabusu görmedim.

Sanırım birine anlatabilmek, paylaşabilmek iyi geldi.

Bekleme odası

Türkiye’de kürtaj 10. haftaya kadar yasal, evlilikte eşin de izni şart

Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un 5. maddesine göre, “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir.” [Rahim tahliyesi, toplum içinde “kürtaj” olarak bilinen operasyon]

6. maddeye göre de “müdahale, gebe kadının iznine, küçüklerde küçüğün rızası ile velinin iznine bağlıdır… rızaları aranılacak kişiler evli iseler, sterilizasyon veya rahim tahliyesi için eşin de rızası gerekir.”

Short presentational grey line

ZEYNEP DENİZ, Ankara

30 yaşındaydım ve annemi meme kanserinden yeni kaybetmiştim. Hayatımın oldukça zorlu bir dönemiydi. Arkadaşlarım vasıtasıyla tanıştığım bir adamın bana olan ilgisi bana çok iyi gelmişti. Birlikte vakit geçirip sonra sevişiyorduk, sevgili değildik.

Geri çekilme yöntemi ile korunuyorduk, tabii aslında bunun bir yöntem olmadığını test yapıp hamile olduğumu öğrenince anlamış oldum. En ufak şüphe duymadan hamileliği sonlandırma kararı aldım. Birlikte olduğum kişiye bunu söyleme ihtiyacı duymadım çünkü sevgilim değildi, hayatımdaki pozisyonunu önemsemiyordum. Söyleseydim de durum değişmezdi.

Özel bir hastaneden randevu alıp çok sevdiğim iki kadın arkadaşımla gidip kürtaj oldum. Çok kısa ve zahmetsiz bir işlem zaten.

Kürtaj olmaktan hiç pişmanlık duymadım. Güvenli bir ilişki içinde değildim, bir çocuğa bakıp sorumluluk alacak bir duyguda hissetmiyordum. Her şeyden önce çocuk istemiyordum ki halen istemiyorum.

Çocuk istemeyen kadınların sırf hamile kaldıkları için çocuk sahibi olmaya zorlanması tam bir zorbalık. Kişi kendisini hazır hissediyorsa ve gerçekten istiyorsa çocuk yapmalı. Dünyaya bir insan getirmek oldukça büyük bir sorumluluk.

Ufuk Akın quote

GÜNER, Lefkoşa

Hayatım boyunca kendimi anne olarak düşünmedim. Zaten birden kendimi 40 yaş üzeri bir kadın olarak buldum. O dönem uzak ilişki yaşadığım biri oldu.

Adetim gecikince içime bir kurt düştü. Hastanede kan testi yaptırdım. Sonuçlar birkaç saat sonra çıkacaktı. Eve gidemiyordum. Evde annem ve babamla yaşıyordum. Arkadaşımla oturup sonucun çıkmasını bekledim. Doktor arayıp sonucun pozitif olduğunu, ancak gebeliğin daha çok başında olduğumu, bunun çocuk sahibi olabilmem için son şansım olabileceğini ve düşünmek için daha zamanım olduğunu söyledi.

Kendimi tüm sorumluluğu bana ait bir çocukla hayal edemiyordum. Bu arada sevgilim istersem doğurabileceğimi söyledi. Ama ben yapabileceğimi düşünmüyordum.

Tuhaf duygular içindeydim. Bu benim başıma gelmiş olamazdı. Sanki ben hamile kalamazdım. O sabah erkenden kalkıp annemle babama bir arkadaşımla kahvaltıya gideceğimi söyleyip evden çıktım. Bir arkadaşım da yanımda olacaktı. Beni neyin beklediğini bilmediğimden çok tedirgindim. Sonra beni tekerlekli sandalyeyle doğumhaneye aldılar.

Kendime geldiğimde odadaydım. Başka bir arkadaşım beni alıp evine götürdü.

O arada duygusal olarak nasıl hissettiğimi bilmiyorum. Büyük bir boşluk vardı içimde. Sevgilim yanımda olamadı ama manevi açıdan beni yalnız bırakmadı. Zaten onu hiç suçlamadım. Sonra konuyu konuşursam üzüleceğimi düşündüğünden konuyu açmamaya çalıştığını fark ettim. Oysa konuşmak bana iyi gelebilirdi. Üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra konuştuk. Doğursaydım 3 yaşında olacaktı…

Kürtaj hamile

Kürtaj karşıtları “yaşam hakkını savunduklarını” söylüyor

Kürtaj karşıtı grupların bazıları dini gerekçelerle, bazıları da yaşam hakkını savundukları gerekçesiyle bu operasyonların yasal olmasına karşı çıkıyor. Örneğin Türkiye’de Hayat Sağlık ve Sosyal Hizmetler Vakfı’nın internet sitesinde kürtaj için “Kürtaj, insanın en temel hakkı olan yaşama hakkının, anne karnında oluştuğu ilk dönemlerde elinden alınmasıdır.” ifadelerine yer veriliyor.

LEYLA, İzmir

Hamile kalana kadar kürtaj olan birini duyduğumda bu kararı nasıl verdiklerine, kendi bebeklerine nasıl kıydıklarına inanamıyordum. Ertesi gün hapı bile yanlış geliyordu. Yine de yargılamamaya çalışıyordum, kimsenin ne yaşadığını bilemeyiz.

Benim ne yaşadığımı da kimse bilmiyor.

Doğum kontrol hapı kullanırken hamile kaldım. Tabii ki bebeği doğurmak istedim. Kıyamazdım, benim için bu insan öldürmekle bire birdi. Erkek arkadaşıma haberi vermek için büyük bir umutla gittim.

Korkunç bir tepki verdi. Bir daha beni asla görmek istemediğini, “cahil kadınlar gibi kazara olan bebeği doğurursam” ülkeyi terk edeceğini, onu bir daha asla bulamayacağımı buyurdu bana bağıra çağıra, ben kendimi tutamayıp ağlarken.

O gün bırakıp gittikten sonra bir daha hiç iletişime geçmedik. Kürtaj olup olmadığımı sormak için bile aramadı beni.

Ben kürtaja karşıydım, hamile kalırsam bebeğimi doğuracaktım, kıyamazdım. Çareler aradım, arkadaşlarıma sahte evlilik tekliflerinden, ülkeyi terk edip aileme söylemeden kendi kendime anne olmaya kadar bin bir düşünce geçti kafamdan. Bu esnada düzenli kontrollere gittim, ultrason fotoğraflarını aldım, kalp atışlarını dinledim.

Planların hiçbirini olduramadım. Aileme açıklayamazdım. Hayatımda kendimi daha yalnız, daha çaresiz hissetmemiştim. O dönem en çok yapmak istediğim şey, yaşadıklarımı annemle paylaşmaktı. Tabii ki onu da yapamadım.

Kürtaj yalnız

İnancımla ailem arasında gidip gelirken başıma gelebilecek en kötü şey geldi. Bebeği sevmeye başladım. Ona bağlandım. Anne olmuştum. Bebek de 15 haftalık olmuştu.

Bebeği sevmeye başlayınca fark ettim ki; ailem filan değil, bebeğimin hayatı mahvolacaktı. Ortadan kaybolan bir ‘baba’nın travmasıyla doğup büyüyecekti. O telaşla, Türkiye’deki yasal süreyi de aştığım için, yurt dışında yaşayan bir arkadaşımın yanına gittim.

Hastanenin bekleme odasında tir tir titriyordum. Adım söylendi, çoğunluğu kadın arkadaşıyla hastaneye gelmiş olan, kürtaj olmayı bekleyen bir sürü kadının arasından kalkıp ameliyat odasına gittim.

Hemşire, emin olup olmadığımı sordu. Kürtaj olmak istemediğime emindim ama başka çarem yoktu. “Eminim” dedim.

Narkozu verip 10’dan geriye say dediklerinde kaskatı kesildiğimi, kanımın her damlasının, göz bebeklerimin bile buz kestiğini hissettim.

Gözümü açtığımda ağlıyordum. Başımda iki hemşireyle birlikte benden önce kürtaj olmuş olan yabancı bir kadın vardı. Hastane önlüğü giymiş o kadın elimi tutup ağlamamın çok normal olduğunu, istediğim kadar ağlayabileceğimi söyledi.

Üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Ultrason fotoğrafını atamadım. Kendimi tutamayıp internette kürtaj videoları izliyorum ve bunu nasıl yapabildiğime inanamıyorum. Doğurmaktan korktuğum için bazen kendime çok kızıyorum. Eski sevgilimi hatırlatacak bir şey olduğunda da öfkeden deliriyorum.

İşte o zaman, böyle bir adamın ‘baba’ olmasına engel olmakla en iyisini yaptım galiba, diyorum. Ama bunun sonucunda ben de anne olamadım. Sürekli vicdan azabı çeken bir kadına döndüm.

Short presentational grey line

BAHAR, Ankara

Olduğum kürtajların sayısı söylemeye utanacağım kadar çok. Ben onları ikiye ayırıyorum: İstemediğim gebelikler ve doğurmayı istediğim halde yaptırmak zorunda kaldıklarım. Belki bir de ahmaklık ve cehalet ürünü olan ilk kürtajım.

18 yaşına henüz girmişken, doğum kontrol yöntemleri konusunda yeterli bilgiye sahip değilken son sürat başladığım cinsel hayatımın doğal sonucu. Ben bütün cesaretimle muayenehanede dikilirken, o zamanki erkek arkadaşımın atılıp beni “nişanlısı askerde olan amcasının kızı” olarak tanıtınca, yaşadığım şoku fark eden şefkatli doktor, tam anestezi altında geçirdiğim operasyondan sonra, erkek arkadaşıma avazım çıktığı kadar “senden nefret ediyorum” diye bağırıp, muayenehanesini inletmeme de ses çıkarmamıştı.

Erkek arkadaşımın tavrı nedeniyle yaşadığım ‘bölünerek mi üredim yani?’ hissiyse hiç kaybolmadı.

O minnet duyduğum doktora tekrar gidip spiral taktırdım ama nafile. Spirale rağmen bir kızım oldu, o zaman evliydim.

İkinci evliliğimi yapacağım eşimle flört ederken yine hamile kaldım ve kürtaj oldum. Zaten istemediğim bir gebeliği eşimin deyimiyle ‘diş çektirir’ gibi sonlandırdım. Yurt dışındaydı o sıralarda. Kliniğe yalnız gittiğimde o bildik ‘bölünerek mi üredim yani’ hissi geri geldi.

Kadın koridor

İkinci eşim sperm sayımı yaptırdığını ve kolay kolay çocuğunun olmayacağını, bu ilk hamileliğin bir mucize olduğunu iddia ediyordu.

Ama onun mucize dediği olay, sayısını hatırlamak istemeyeceğim kadar çok tekrarlanan bir rutine dönüştü.

Doğum kontrol yöntemi kullanmama ve bana da kullandırtmama yönündeki ısrarını, beni kontrol etme mekanizması olarak kullandığını nihayet anladığımda ona olan sevgimin büyük bir kısmının da öldüğünü söylemem gerek.

Sonraki hamileliklerimde ikinci bir çocuğa hazırdım. Bana hep, evlenirken birbirimize verdiğimiz “evcil hayvan yok, çocuk yok” sözünü hatırlattı ve sanki tek başıma hamile kalmışım, üstelik bu da çok büyük bir suçmuş gibi davrandı.

Bir keresinde kürtaj izin sürecinin zor olduğu bir ülkedeydik. Ben o süreci hastanede tek başıma geçirirken, gözyaşları içinde aslında doğurmak istediğim bir çocuğu aldırmaya çalışırken, onun bir köşede oturup, hiç ilgisi yokmuş gibi dergi okuduğunu hatırlamak beni hâlâ çok kızdırıyor.

Her seferinde bana henüz onunla evlenmemişken geçirdiğim kürtajı anımsatıp, “Diş çektirmek gibi, ne diye ağlıyorsun” diye azarladığı için de kızgınım.

Boşanalı çok oldu, fakat hayatının en büyük hatasının beni o kürtajlara zorlamak olduğunu, ilk ve son kez gördüğüm gözyaşlarıyla itiraf ettiğinden beri, sanırım onu affetmeyi seçtim.

Kadın sandalye

“Kadın kürtaja kendisi karar verirse duygusal anlamda daha kolay atlatıyor”

BBC Türkçe‘nin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Sosyal Psikolog Dr. Rana Ufuk Akın, kürtaj sonrası yaşanan travmanın kadınların çocuk isteyip istememe kararıyla doğru orantılı olduğu görüşünde:

“Kadın kürtaja kendisi karar verdiği takdirde, hayatı boyunca ya da şu anda çocuk istemiyorsa, bunu duygusal anlamda daha kolay atlatıyor çünkü kendi seçimi.

“Bunu yapmaya mecbur kaldığı, zorunda bırakıldığı, kendi rızası olduğu halde yani bebeği istediği halde durum uygun olmadığı, eşi ya da partneri istemediği için mecbur kaldığı hallerde kürtaj çok büyük travma yaratıyor. Kendi seçimi olmadığı için kadını çok daha güçsüz ve kurban gibi hissettiriyor. Öfkeli bir pişmanlık yaratıyor. Kurban olmuş hissinin içinde suçluluk var, öfke var, pişmanlık var, güçlü bir duygu. Mecbur bırakılmış olmanın getirdiği öfke, istemediği halde vazgeçmiş olmanın getirdiği hayal kırıklığı, sonrasında gelen bebek sahibi olmaktan, anne olmaktan vazgeçmiş olmanın getirdiği suçluluk ve pişmanlık var. Bunun tamamı da aslında kürtajın kendisi gibi görünse de mecbur bırakılmış olmaya verdiği tepkiyle içinde büyüyor.”

İllüstrasyonlar: MARYAM NIKAN / BBC

Short presentational grey line
Aramızda Kalmasın

Ece Göksedef’in BBC Türkçe’deki ‘Aramızda Kalmasın‘ serisi, kadınların cinsel sağlığı ve tercihleri ile ilgili konuları ele alıyor. Toplumsal baskılar ve aile yapıları nedeniyle ‘açıkça konuşulmayan’ ve BBC Türkçe’de yer alan konular arasında ‘kızlık zarı dikimi’ (himenoplasti), vajinismus, kürtaj, lohusalık, erken menopoz, regl, yumurta dondurma, bekar anne olmayı tercih etme de var. Seriyi BBC Türkçe’nin internet sitesi, sosyal medya hesapları ve YouTube kanalından takip edebilirsiniz.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”