24 Eylül 2026
13.8 C
İstanbul

Ahmet Türk: Ben İmralı’ya yüzerek gitmedim

Kürt siyasetçi Ahmet Türk ve akademisyen Kerem Altıparmak, Ömer Faruk Gergerlioğlu ‘Adalet Nöbeti’nde ziyaret ederek ortak bir basın açıklaması düzenledi. Gergerlioğlu, “3 günlük dünya için bu halkın onurunu çiğnetmem” dedi.

Milletvekilliği düşürülen Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun HDP milletvekilleri ile birlikte Meclis’te yaptığı “Adalet Nöbeti” sürüyor. Nöbete destek vermek amacıyla çok sayıda kişi ve kurum bugün de ziyaretlerde bulundu. Kürt siyasetçi Ahmet Türk ile İHD adına Gergerlioğlu’nu ziyaret eden akademisyen Kerem Altıparmak Gergerlioğlu’yla ortak bir basın açıklaması yaptı.  

Gergerlioğlu, Altıparmak ve Türk’ün açıklamaları şöyle:

DARBE SADECE BOMBA ATARAK OLMUYOR: (Ömer Faruk Gergerlioğlu) Adalet Nöbetimize hoş geldiniz. Biz Adalet Nöbetindeyiz, ve direnişimizi büyütüyoruz. Neden Adalet Nöbeti, hepiniz biliyorsunuz, tüm Türkiye biliyor ve dünya biliyor. Meclis’e darbe yapılırsa vatandaşların adalet ve demokrasi isteme hakları doğar. Biz de darbe yapılan, haksız hukuksuz bir şekilde milletin vekilliği elinden alınan bir kişi olarak demokrasi talebimizi gündeme getiriyor ve direniyoruz. Şahsım ve tüm partim olarak 3 gündür Adalet Nöbetindeyiz. Adalet diyoruz, demokrasi diyoruz, hukuk diyoruz. Türkiye’de partimize yönelik topyekûn saldırılara karşı direniyoruz. Türkiye’de topyekûn tüm STK’lara İHD’ye bugün olduğu gibi diğer tüm demokratik kitle örgütlerine yönelik saldırılara karşı insan hakları hukuk ve adalet diyerek direniyoruz. Meclis’e niye darbe yapıldı? Meclis’e darbe sadece bomba atarak mı yapılır. Hayır darbe sadece bomba atarak olmuyor, işte gördünüz. A’dan Z’ye haksız hukuksuz bir yargı süreci sonrası 90 bin kişinin oyunu almış, Kocaeli halkının oyunu almış Ömer Faruk Gergerlioğlu anayasal bir takım oyunlarla Meclis’ten ekarte ediliyorsa milletin vekili olarak onu getirdiği Meclis’e darbe yapılıp Meclis’ten uzaklaştırılıyorsa, cezaevine gönderilmeye çalışılıyorsa buna karşı durmak bizim en temel meşru hakkımızdır ve barış talebimizdir. Üzücü olan bu toplumun barış talebine darbe vurulmasıdır.

AKİLLER HEYETİNDEYKEN ‘İYİ İNSANLAR’ DİYORLARDI: Biz bu toplumda yıllardır insan hakları, hukuk, adalet diyen insanlarız. Kürt meselesinde çözümden başka bir yolu düşünmeyen, bilmeyen, söylemeyen insanlarız ama dayatılan hep çatışma savaş ve maalesef çözümsüzlük. Benim yaptığım bir barış paylaşımı bahane edilerek hakkımda açılan bir dava vardı. Daha önce insan hakları savunucusu olarak, çözüm sürecinde Kocaeli Barış Platformu’nu yerelde kurarak, ulusalda barış konusunda gayret sarf ederek, çözüm süreci öncesinde söylediklerimizi tekrar ederek bu topraklarda barış umudunu yükseltmeye çalıştık. Biz o zaman bunları söyledik. Marmara Akiller Heyeti’ni Kocaeli’nde ağırlayan kişiyken, Meclis Çözüm Heyetine Kocaeli’nden bilgiler verirken çok iyi işler yapan insan olarak görülüyorduk. Ne zaman çözüm süreci bitti biz aynı şeyi söylemeye devam ettik bu kez bize terörist demeye başladılar. Dün çözüm sürecinde söylenenlerin onda birini söylediğimiz için, çözümden, barıştan, hayattan başka bir çare yoktur dediğimiz için 27 yıllık uzman doktorluk hayatımızdan ihraç edildik. Her türlü sivil ve medeni ölüme uğratıldık. Üyesi olduğumuz derneklerden ihraç ettirildik. İş bulamamamız sağlandı, aç susuz bırakılmaya çalışıldık. Ama sonunda biz bir milim düşüncelerimizden, yolumuzdan şaşmayacağız dedik ve Allah’ın takdiri yolumuza devam ettik. Bir milim bile görüşlerimden geri adım atmadım. Kürt meselesinde yıllardır ne söylediysem onu söylemeye devam ettim. Çatışmasız, anayasal değişimlere bağlı insan haklarına dayalı bir çözüm dedim hep. Sonrasında bu millet bizi tuttu millet meclisine vekili olarak gönderdi, onur duyduğum bir yere gönderdi. Milletin verdiği bu onurun hakkını vermeye çalıştım, insan hakları ve barış dedim. 2,5 yıl burada hep aynı şeyi haykırdım. Millet bize görevleri verdi maalesef o çözümü düşünmeyen devlet anlayışı ve iktidarın ceberrut anlayışı bizi mesleğimizden uzaklaştırdı. Millet bize milletin vekilliği görevini verdi ama yine aynı ceberrut anlayış bizi vekillikten düşürdü cezaevine yollamaya çalışıyor. Bunu anayasayı çiğneyen yargısal ayak oyunlarıyla yapıyorlar.

TEK BİR HUKUKÇU SUÇ UNSURU BULAMAZ: Bir haber yapmak suç değildir, barış çağrısı içeren haber paylaşmak suç değildir. Benim 20 Ağustos 2016’da paylaştığım “devlet adım atarsa barış bir ayda gelir” haberinin içeriği hakkında tek bir hukukçu bile suç unsuru bir fiil ve söylem bulmadı, bulamıyor, bulması mümkün değil, bu haber paylaşımından RT etmekten 2,5 yıl terör örgütü propagandası cezası verildi. Ve haberi yapan yayın organına bir dava ceza, erişim yasağı yok, haber hâlâ yayında. Retweet eden başka birine ceza yok, şu anda ceza alan biziz. Böylesi inanılmaz bir cezadan sonra İstinaf ve Yargıtay’da bir üyenin itirazına rağmen cezamız onaylandı. İtiraz eden üyenin yazdığı hukuk manifestosuna anladığım kadarıyla siyasi birtakım mülahazalar nedeniyle pek bakılmadı ve bu ceza onandı. Ardından bu hukuksuz trajikomik ceza Meclis Başkanlığı’na geldi. Meclis Başkanlığı’nın görevi nedir? Milletvekilliğinin dokunulmazlığını, Anayasa’yı ve milletin iradesini korumaktır. Meclis’in duvarında ne yazıyor? “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diye boşuna mı yazıyor? Yargının iktidarın etkisiyle verdiği hasımane cezalar demokrasinin beşiği olan milletin meclisinde bir saniye bekletilmeksizin uygulanmak için mi?  Allah aşkına Meclis Başkanı niçin oradadır, anayasal suç ve ilkeleri çiğnemek için mi oradadır? Dönem sonuna kadar bu hukuksuz ceza bekletilebilirdi. AYM’nin kararını bekleyebilirdi. Bunlar beklenmedi, Meclis Başkanı milletvekilini korumayacaksa niye oradadır? Meclis Başkanı kendi anlayışıyla bir karar almıyor da başka yerlerden mi etkileniyor? Tüm Anayasa hukukçuları bu kararın Anayasa’ya aykırı olduğunu söylüyor. İsim de vereyim, Osman Can hoca, Tolga Şirin, yine ceza hukukçusu Ersan Şen, Ergun Özbudun, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, hepsi beyanatlarıyla bu verilen cezanın hukuksuz olduğunu söylüyor. Ve bir şekilde Yargıtay da bunu onamış, Meclis’in önüne gelmiş. Meclis Başkanı’nın yapması gereken milletin iradesini, anayasayı ve dokunulmazlığı korumak değil mi? Bunu yapmamıştır. AYM’ye başvurmamıza rağmen alelacele bu karar okutulmuştur. Sayın Berberoğlu kararında olduğu gibi aynı yanlış yapılmıştır. Sayın Berberoğlu kararı okutulduğu zaman bir yanlış karar örneği yoktu, ama şimdi bir yanlış karar örneği var. Sayın Berberoğlu gördüğünüz gibi vekillikten alelacele düşürüldü, cezaevine yollandı ve sonra daha sonra AYM’’nin ihlal kararı üzerine geri döndü. AYM’nin benim kararımı da bu yönde vereceği ortadadır, niye beklenmemiştir. Bu Meclis’in ve milletin iradesi ayaklar altına alınmıştır, bu kabul edilecek bir durum değildir. Bu topraklardaki insanlara haksızlıktır. Beni üç gündür binlerce kişi arıyor tüm farklı inanç ve kimlikten binlerce kişiden destek alıyorum. Uluslararası ve ulusal kurumlardan destek alıyorum. Ve bunun üzerine bir de partimizi kapatarak bir darbe daha vurmaya çalıştılar. Ama tüm dünya, tüm Türkiye partilerini kapatarak da bir yere varılamayacağı mesajını veriyor. 

VEKİLLİĞİMİN DÜŞÜRÜLMESİNİ TANIMIYORUM: Aynı şeyleri tekrar ederek farklı bir yere varmaya çalışıyorlar sonuçta gelinen noktada biz direniyoruz. Adalet üzerine direniyoruz. Ben bu kararı tanımıyorum. Prosedüren vekilliğim düşürülmüştür ama bu Anayasa çiğnenerek yapılmıştır. İkinci bir Enis Berberoğlu utancı bu ülkeye yaşatılmıştır. Biz burada adalet için direniyoruz. 3 gündür buradayız, arkadaşlarımız burada. Dünyada eşi benzeri olmayan bir direniş gerçekleştiriyoruz. Tüm dünya bunu görsün. Türkiye’de bir milletvekili hukuksuz ayak oyunlarıyla Meclis dışına itilmiştir, cezaevine atılmaya çalışılmaktadır, o vekilin partisi de kapatılmaya çalışılmaktadır. Bu partinin tüm geleneğine bir saldırı yapılmıştır ve biz burada hak ve adalet üzerine direniyoruz. Bu direniş adalet yerini bulana kadar devam edecek. Bugün hukuksuzluklar bitmiyor. Türkiye’de her sabah kalkıyoruz hukuksuzluklar devam ediyor. Bu sabah İHD Eş Genel Başkanı değerli arkadaşımız sayın Öztürk Türkdoğan ve onlarca arkadaşımızın Türkiye’nin dört bir tarafında yine gözaltına alındığını ve haklarının gasp edildiğini görüyoruz. Önümüzde Newroz var Newroz’un coşkusunu heyecanını yok etmeye çalışan zihniyet yapıyor, bunlar boşuna çabalardır. Biz hukuk ve insan hakları mücadelemize devam edeceğiz.

İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI HEP HAKLI ÇIKAR: İnsan hakları savunucuları çok önemli şeyler söyler, çok önemli ihlalleri söyler, hem sivil toplumda hem siyasette insan hakları savunuculuğu kolay bir iş değildir. Anında saldırıya uğrarsınız. Büyük haksızlığa uğrar, ama biz insan hakları savunucuların gurur duyduğu bir durum var, en sonunda insan hakları savunucuları hep haklı çıkar. Bugün sayın Öztürk Türkdoğan ve diğer savunucuları gözaltına alabilirsiniz, İHD’yi kriminalize edebilirsiniz ama bunlar boşuna çabalardır. Ben burada sözümü bitiriyorum. İHD yetkilileri sayın Kerem Altıparmak hocamız, sayın değişmez Eş Genel Başkanımız Ahmet Türk burada. 

GERGERLİOĞLU VE TÜRKDOĞAN’IN DURUMU PARALEL: (Kerem Altıparmak): Burada sürpriz bir şekilde bulunuyorum. Her ne kadar Ömer Bey’in avukatlığını yapsam bile İHD adına buradayım. İHD adına Öztürk Türkdoğan burada olacaktı. Ama insan hakları savunucularının kaçınılmaz sonuçlarından biri. Biraz AİHM kararında Demirtaş kararında tespit edildiği gibi öngörülemez bir terör ile mücadele mevzuatı ve örgüt üyeliği tanımı var. Eş Genel Başkanımız da birçok insan hakları savunucusu örgüt üyeliği ile itham edildiği için gözaltına alındı. Pek çok dosyada olduğu gibi dosya üzerinde kısıtlılık kararı var. Ancak Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun başına gelenler Öztürk Türkdoğan’ın başına gelenler çok önemli paralellikler var. Her ikisi de Türkiye’de herkesin hakkını amasız fakatsız, diline dinine ve kimliğine bakmaksızın yıllardır savunan insanlardır. Türkdoğan 13 yıldır İHD’nin Eş Genel Başkanı, insan haklarının değerlerini temsil eden önemli bir figür ve kendisi tıpkı Ömer bey gibi bizzat, derneğimiz İçişleri Bakanlığı tarafından hedef haline getirildi, derneğimize “canı çıkasıca” ifadesi kullanıldı. Biz Türkdoğan’ın gözaltına alınmasıyla bu konuşma ve insan hakları savunucularına yönelik tavrın arasında önemli bir paralellik olduğunu düşünüyoruz. Ömer Faruk Gergerlioğlu insan haklarını savunduğu için vekilliği düşürüldü Türkdoğan da insan haklarını savunduğu için bugün gözaltına alındı. Bütün kamuoyunun Türkdoğan ve Gergerlioğlu’na destek vermesini istiyoruz. İnsan Hakları Derneği başkanları silahlı saldırıya uğradı. İnsan hakları o kadar önemli değerler üzerine kurulmuş ki bütün bu saldırılar bırakın çalışmaları engellemeyi sınır bile getiremedi. İnsan hakları üzerine bir saldırı ve çullanma söz konusu. Meseleyi sadece Türkdoğan meselesi olarak değil, insan hakları hareketinin bir sorunu olarak kavramak zorundayız. 

YARGITAY ONAYLASA BİLE HÜKÜMSÜZ: Ömer Bey’in dosyası ile ilgili kısa bir şey söylemek istiyorum. AYM başvurusu var bir de düşme ihtimaline karşı bir başvuru daha yapılacak. Meclis’in başkanının bir milletvekilliğinin hüküm verilmesi sebebiyle düşürülmesi konusunda karar vermesine dair sınırsız bir takdir yetkisi var mıdır? Bunu sormak istiyoruz. Bir Meclis Başkanı, anayasanın 83’üncü maddesi gereğince kural olarak hangi koşullar altında bu takdir yetkisini kullanmaktadır? Bir hukuk devletinde herhangi bir kişinin hukuki bir denetime tabi olmaksızın keyfi ve sınırsız bir şekilde hareket etmesi kabul edilemez. Bunun için en az 3 husus dikkate alınmalıdır. Birincisi bir milletvekilliğinin dokunulmazlığı gerçekten kaldırılmış mıdır, kaldırılmamıştır. Çünkü Anayasa’nın 14. maddesi uyarınca kaldırıldığı söylenen dokunulmazlık 14. maddenin öngörülemezlik ve sınırsızlığı nedeniyle uygulanamaz bir hükümdür. 14. maddenin son fıkrası bu maddede gösterilen durumların uygulanması için bir kanun çıkarılması gerektiğini söylüyor. Nerededir bu kanun? Onun için Ömer Faruk Gergerlioğlunun dokunulmazlığı kaldırılmamıştır. Kaldırılmadan yapılan bir yargılama bir dava şartı olmaksızın yapılan bir yargılama olduğu için Yargıtay onaylasa da yok hükmündedir. İkincisi, Meclis Başkanı eğer bir takdir yetkisi kullanacak ve sınırsız değilse bir milletvekilinin ifade özgürlüğünü kullandığı bir durum için bu takdiri kullanamaz. Katil için tecavüzcü için kullanır ama ifade özgürlüğünü kullanan bir milletvekili için kullanamaz. 

ŞENTOP DÜŞÜRMEMEYE MECBURDU: Dokunulmazlığın varlık sebebi Avrupa Konseyi’’ne üye olan bütün devletler açısından böyledir; tam da azınlıkta olan milletvekillerini korumak için vardır. Bir takdir yetkisi kullanacaksanız, azınlıkta olan milletvekilini hedef alacak şekilde kullanamazsınız. Bu nedenle Şentop sanki mecburdu gibi bir tablo çizdi. Hayır tam tersine vekilliği düşürmemeye mecburdu. AYM’nin karar vermesini ve Berberoğlu kararı varken beklemesi gerekiyordu. Biz insan hakları savunucuları olarak haklıyı ve doğruyu söylemek zorundayız. Öztürk Türkdoğan için desteğimizi hatırlatıyoruz. 

GEÇMİŞ OLSUNA DEĞİL KUTLAMAYA GELDİM: (Ahmet Türk) Bir söz var “batı cephesinde değişen bir yok” diye. 30 yıldır yaşadıklarımızı bugün tekrar yaşıyoruz. Bildiğiniz gibi 94’lerde Meclis abluka altına alındı, polisler Meclis içine girdi, bazı arkadaşlarımız Meclis’te gözaltına alındı. Bugün aynı şeyleri yaşıyoruz. Çok değerli arkadaşımızı ziyarete geldim. Kendisine geçmiş olsun demiyorum, kendisini kutlamak için geldim. Barış demokrasi ve insan hakları mücadelesinden dolayı kutlamaya geldim. Çünkü biliyoruz ki hiçbirimiz milletvekili ya da belediye başkanı olmak için siyaset yapmıyoruz. Halkımızın demokrasi ve özgürlük mücadelesini desteklemek için, onun taleplerini yerine getirmek için buradayız, bunun mücadelesini yapıyoruz. 94 yılında dokunulmazlıklar kaldırıldı cezaevine girdik, DTP kapatıldı, vekilliğimiz düşürüldü, yasaklı hale geldik. Vekilliklerin kaldırılması cezaevi süreçleri bize bir şeyi gösterdi, hep güçlenerek çıktık. Çünkü halkımız yanımızda oldu, halkımız niçin mücadele verdiğimizi, niçin aday olduğumuzu bildiği için biz güçlenerek çıktık. Bugün de partinin kapatılması için bir dava açıldı, AYM’ye başvurdu. Sonuç ne olursa olsun güçlenerek çıkacağız. Demirel’in dediği gibi çareler tükenmiyor, biz çaresiz değiliz. Elbette ki arkamızda halkımızın desteği olduğu müddetçe bu konudaki siyasetimizi ve halka olan bütünleşme çabalarımızı sürdüreceğiz, bundan kimsenin şüphesi olmasın.

MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİZ: Bugün arkadaşlarımız hukuki gerekçeleri ortaya koydular. Ben hukukçu değilim bu gerekçelere de ihtiyaç duymuyoruz çünkü Türkiye’de hukuk yok neyin tartışmasını yapacaksınız? Hukukun olmadığı bir yerde hukuk tartışmasına girmek gerçekten anlamsızdır. Çünkü evrensel değerlerin ve hukukun ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu ülkede maalesef hukuksuzluğun sürdüğü, Kürt halkının, muhaliflerin, demokratların susturulmaya çalışıldığı bir süreci yaşıyoruz. Birlikte direneceğiz, zorlukları aşacağız. Halkımız ve demokrasi güçleri yanımızda. Bugün sadece Kürt halkının demokrasi taleplerini dile getirmiyoruz, bütün halkların ortak demokratik değerlerde buluşması için bu mücadeleyi sürdürüyoruz ve bu mücadeleyi sürdüreceğiz. 

SORU&CEVAP

İddianameye bakacak olursak Meclis konuşmaları, İmralı’daki görüşmeler gibi birçok konu yer alıyor. Siz iddianameye bakınca ne düşünüyorsunuz bu gerekçeler hakkında?

Gergerlioğlu: Gerçekten büyük bir hukuksuzluk ve akıl tutulması halini görüyoruz. Bu çözüm süreci nasıl yapıldı. İşleri güçleri çözüm sürecinde rol alan aktörleri suçlamak, kendilerini kurtarmak ve temize çekmek. Çözüm süreci bu ülkede hepimizin gözleri önünde yapıldı ama rol alan aktör bizim partiden biri ise suçlu, iktidar partisinden ise hiçbir şekilde kimse suçlanmadı. Çözüm sürecinde ne yapıldıysa devlet bilgisi dahilinde yapılmıştır. İmralı görüşmeleri devlet bilgisi dahilinde yapılmıştır. Daha sonra bunları insanların önüne koyarak suçlamak hukuksuz, akıldışı bir yöntemdir. Kürt meselesi parti kapatarak yıllardır çözülemedi, çözülmez. Giderek artan bir Kürt meselesini, giderek artan bir çözümsüzlük ve hukuksuzlukla çözemezsiniz. Bu halk eşit vatandaşlık istiyor. Sorunun çözümü noktasında atım atılması gerektiğini söylüyor, demokratik siyasetin önünün kapatılmaması gerektiğini söylüyor. Ama getirip getirip yüzlerce kişiye siyaset yasağı konulsun, yeni parti kurulmasın… Siyaset konuşulmayacaksa, biz burada niye varız, partileri kapatarak nereye varacaksınız? Bu kesinlikle çözümsüzlüktür, bu iddianameler çeşitli partilere yapılmıştır. Hiçbir sonuç alınamamıştır. Biz, gelin bu topraklardaki sorunlar için en derine gidelim, kaynağa gidelim, anayasal çözümler üretelim diyoruz. Kavga üzerinden bir çözüm olmuyor, gelin çözelim barışa insan haklarına gidelim. İşin temeline varmadan sonradan oluşan kavga üzerinden, çatışma üzerinden itham etmek suçlamak bunlar kesinlikle sonuç aldırıcı hususlar değildir. Biz diyoruz ki gelin bu yanlış yollardan vazgeçin. 6 milyon kişinin oy verdiği bir partiye karşı bu hasımane tavrı bırakın diyoruz. 

Ahmet Türk: Barış görüşmeleri sürecinde adaya ilk gidenlerden biriydim. Herhalde yüzerek gitmedim, yüzme şansım da yoktu. Herhalde devletin sağladığı yollardan gittik, onların talebi üzerine bu görüşmeler başladı ve bir barış sağlanması konusunda bir mutabakat vardı ama istenilen netice alınmadı ve bu süreç sona erdirildi. Bu görüşmelerin aktörleri şu anda burada değil, arkadaşlarımız bu görüşmeleri sürdürdüler ben ilk görüşmeleri yaptım daha sonra hükümetle bu görüşmeleri yapan arkadaşlarımız gerektiğinde bu gerekli açıklamaları yaparlar. 

Fezlekeler var, bunun karşısında ne yapacaksınız, sine-i millet gibi bir planınız var mı? 

Gergerlioğlu: Sine-i millet diye bir düşüncemiz yok, fezlekeler bizim demokratik siyasetimizi engellemek için bize gönderiliyor. Bu Meclis’e gönderilen fezlekelerin yüzde 90’nı bize geliyor. Neden? Çünkü biz insan hakları sorunlarıyla ilgili çok önemli çözüm önerileri sunuyoruz ve bu yüzden bunlarla bizi susturmaya çalışıyorlar. Buradan hareket ederek partimizi kapatmaya çalışıyorlar. Bunlar defalarca denenmiş boş işler. Sonuç alınamaz. 

Üç gündür buradasınız ve buradan çıkmayı düşünmüyor musunuz. Tabii ki bir talebiniz var ama Meclis’te ihtiyaç karşılayabiliyor musunuz? Vaktiniz nasıl geçiyor? Ev konforunda değil tabii. Zorlanıyor musunuz?

Gergerlioğlu: Ben otuz yıllık doktorum. Nöbet tuttum, sandalye üzerinde uyudum. İnsan hakları savunucusu olarak her türlü sorun ve sıkıntıyla uğraştık, alışkınız. Ama benim sevdam demokrasiye ve millet iradesinin tesisine yöneliktir. Biz burada dünya çapında bir adalet nöbeti başlattık. Burada biz elbette evimizin konforunu bulamıyoruz, rahat bir hayat bulamayabiliriz. Burada biz rahat bir hayat yaşayamayabiliriz, ama temsil ettiğimiz milletin büyük iradesi için her şeye katlanırız. Ben sonuna kadar dayanırım. Çıplak aramayı gündeme getirdiğimde AKP’liler, İçişleri Bakanı bana etmedik hakaret, küfür bırakmadı. Suç duyurusu bırakmadı. Ama kürsüye çıktığımda şunu söyledim; “Haklıyım güçlüyüm ve kazanacağım”. Şu anda benim vekilliğimin alınması benim için bir kayıp değildir, sayın başkanım Ahmet Türk’ün dediği gibi milletvekillikleri bizim için kağıt üstündeki hususlar değildir, biz koltukların vekili değiliz, kalplerin, gönüllerin, halkın vekiliyiz.  Biz büyük sorunları çözmenin vekilleriyiz. Aç kalırız, uykusuz kalırız, insani ihtiyaçlar konusunda sıkıntı çekebiliriz. Evet bunları çekiyorum ama insani idealler benim için her şeyin üzerindedir. Ben ve arkadaşlarım burada çok nitelikli bir direniş başlattık.

Tüm Türkiye ve dünya kamuoyuna sesleniyoruz. Burada bir milletvekili elinden gaspla, zorla vekilliği alındığı için millet iradesi ve anayasa ayaklar altına alındığı için direnmektedir. Partisi ile birlikte, halkıyla birlikte direnmektedir. Seçmenleriyle birlikte direnmektedir. Çünkü biz “sonuna kadar yanınızdayız” diyen o onurlu halkın temsilcileriyiz. Ben o halkı dinlerken gözyaşlarımı tutamıyorum. Çok fazla cefa çekmiş çok onurlu bir halkın temsilcisiyiz. Kürt, Türk, Ermeni, Arap, Alevi, Sünni olmamızın da bir önemi yok. Biz bu ülkenin en büyük sorunların temsilcileri, vekilleri olarak her türlü zorluğa katlanırız. Uykusuz kalırız, aç kalırız ama sonuna kadar direniriz. Eğer ki Meclis Başkanı bu hatayı yapmışsa ben bu milletin kalbine, bağrına sığınıyorum dedim. Bana bu hakkı verecek olan yine o bu halkın onurlu iradesidir. Anayasa niye vardır? Güçlü devlet aygıtına karşı güçlü bir korumadır, milleti korur. Direniyoruz, aç kalabiliriz susuz kalabiliriz ama bu halkın onurunu ayaklar altına aldırmayız. Ben onurumu ayak altına aldırsaydım mesleğimden ihraç edilmezdim.

Ben aynı zamanda dindar bir insanım. Bu dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir diyor Rabbimiz. 3 günlük dünya ve hayat için ben onuru, haysiyeti ayaklar altına aldırmazdım, aldırmadım. Alsınlar işimi, vekilliğimizi alsınlar, canımı alsınlar umurumda değil. Bunu bütün dünya kamuoyu bilsin biz burada zorluklar yaşarız. Bizim halkımız ne zorluklar yaşıyor. Yıllardır ne çatışmalar, sıkıntılar, zorluklar yaşıyorlar. Biz bu ülkede Kürt de Türk de hayatını kaybetmesin diye hakarete uğruyorsak bunun çok bir önemi yok. İnsanlar ölüyor, analar ağlıyor, çocuklar ölüyor. Böyle bir ortamda bizim vekilliğimiz alınmış, burada kanepede yatmışız, ne önemi var? Yatarız biz. Hiç önemli değil. Arkadaşlarımız zindanda boş yere. Sayın Demirtaş ve Yüksekdağ, diğer arkadaşlarımız içerdiler. Umurumuzda değil, ne yaparsanız yapın. Biz diyoruz ki bu ülkede insan haklarına dayalı anayasal bir sistemle ülkenin tüm insan hakları sorunları çözülmelidir. Bunun için a’dan z’ye her şeyi yaparız, yapmaya devam edeceğiz. 

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”