2 Eylül 2026
23.5 C
İstanbul

Afganista’a geri gönderilen altı milyon kişinin Taliban ile yaşama mücadelesi

Yaşlılar, koltuk değnekleriyle topallıyor ve yüzlerini buruşturuyor, gözleri fal taşı açılmış çocuklar ise geride bırakmak zorunda kaldıkları evlerinden getirdikleri tavukları kucaklarında taşıyarak etrafa bakıyorlar.

35 yaşındaki Nazia, doğduğu Pakistan’dan Afganistan’a geçtikten sadece birkaç dakika sonra, “Kendi ülkemde olmak çok güzel bir duygu” diyor.

“Sıfır Noktası” olarak bilinen Torkham geçidi, zorlu bir hayatın sona erdiği ve bir diğerinin başladığı yer.

Nazia, iki çocuğuyla birlikte beyaz ve siyah Taliban bayraklarıyla süslenmiş kayıt masalarına doğru ilerlerken “Ama daha önce hiç Afganistan’a gitmedim ve buradaki birçok insanın yiyecek ekmeği bile yok” diye iç çekiyor.

Sekiz kız kardeşi ve çocukları da dahil neredeyse tüm ailesi bu yıl Pakistan veya İran’dan Afganistan’a sınırdışı edildi.

Bunlar, dünyanın en büyük sınır ötesi insan hareketinin bir parçası.

Onlarca yıl milyonlarca Afgan, sığınma veya iş arayışı içinde Pakistan ve İran’a kaçtı. Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana Afganistan’dan kaçanların sayısı artmaya devam ediyor.

Ancak komşu ülkelerin kayıtsız göçmenlere yönelik sert önlemleri nedeniyle çoğu geri dönmeye zorlanıyor.

Nazia ve ailesinin kaydı yoktu ama BM ve insan hakları kuruluşları, operasyonun düzensiz göçmenlerin çok ötesine geçip, kayıtlı Afganlara da uzandığını söylüyor. Hatta Pakistan artık kayıt belgesi olan Afganların bile muaf olmadığını açıkça söylüyor.

Sınırdışı işlemlerinin duracağına dair hiçbir işaret yok.

Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) göre, bu yıl Pakistan ve İran’dan geri dönmek zorunda kalanların sayısı bir milyona ulaştı.

Afganistan’daki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği sözcüsü Charlie Goodlake, “Üç yıldan biraz daha kısa bir sürede, küçük bir ülke nüfusuna denk gelen altı milyon insanın Afganistan’a geri döndüğünü gördük” diyor.

Sınıra yakın çadırlarla dolu köyde, kavurucu sıcağın altında durarak, “Yakın geçmişte bu ölçekte bir geri dönüş hareketi hiç görmedik” diye vurguluyor.

Burası, Birleşmiş Milletler ve diğer yardım kuruluşları tarafından, gidecek yeri olmayan insanlara birkaç gece sığınak sağlamak için kurulmuş, çoğu artık yıpranmış ve parçalanmış branda ve plastik barınaklardan oluşan ıssız bir yer.

Geri dönen birçok kişi onlarca yıldır Afganistan’a ayak basmamış, Nazia gibi birçoğu ise buraya hiç gelmemiş.

“45 yıl önce Sovyetlerin Afganistan’ı işgali sırasında ayrıldım ve kardeşlerimin çoğu Pakistan’da doğdu” diye açıklıyor Sarwar. Birkaç gün önce yedi kardeşi ve aileleriyle birlikte 40 kişilik bir konvoyla ve tüm eşyalarını hantal bir Pakistan kamyonuna doldurarak gelmiş.

“Orada uzun süre geçirdik, bu yüzden bizi evimizden zorla çıkardıklarında elbette çok üzüldüm” diyor.

“Ama tüm bu acıya rağmen, Pakistan polisinin tacizinden nihayet kurtulduğum için de mutluyum.”

Karşılaştığımız her aile, Pakistan’daki yetkililer tarafından önyargı ve tacize maruz kaldıklarını söyledi.

Pakistan hükümeti BBC’nin sorularına yanıt vermedi, ancak Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Pazar günü İslamabad’da düzenlediği basın toplantısında, “Pakistan hükümeti, Pakistan’da Afgan vatandaşlarına yönelik her türlü taciz veya kötü muamele olayını önlemek için gerekli önlemleri almaktadır. Bu tür olaylar yaşanmışsa, bunlar münferit olaylardır ve kanunlara uygun olarak tamamen ele alınmaktadır” dedi.

Hem Pakistan hem de İran, Afganların evlerine dönmelerinin çoktan vaktinin geldiğini söylüyor ve bazılarını güvenlik riski oluşturmakla, diğerlerini ise mali yük olmakla suçluyor.

Pakistan’dan sınırdışı edilme ve kötü muamele iddiaları, geçen Ekim ayında Pakistan ve Afganistan arasında çatışmaların büyük ölçüde tırmanmasının ardından yoğunlaştı.

Şubat ayında İnsan Hakları İzleme Örgütü, “kapı kapı yapılan baskınlardan, gece geç saatlerde ev aramalarından ve tutuklama emri olmaksızın yapılan tutuklamalardan” bahsetti.

Geçen yıl dört milyondan fazla belgesiz Afgan’a ev sahipliği yaptığını iddia eden İran’da da Haziran 2025’te İsrail ve ABD ile yaşanan 12 günlük savaşın ardından kitlesel sınırdışı işlemleri hızlandırıldı.

New York merkezli İran İnsan Hakları Merkezi, yetkilileri savaş sonrası ortamı kullanarak “Afgan göçmenleri casuslukla suçlamak ve İsrail için potansiyel casus olarak damgalamakla” suçladı.

Birleşmiş Milletler mülteci kurumu, her türlü geri dönüşün “gönüllü, güvenli ve onurlu” olması gerektiği ilkesinin altını çizmeye devam ediyor.

Ancak Torkham’da, Sarwar’ın baldızı Zarina, karşı karşıya oldukları belirsiz gelecekten duyduğu kaygıyı, “İş kurmak veya geçimimizi sağlamak için hiçbir kaynağımız yok, hatta yaşayacak bir çadırımız bile yok” sözleriyle anlatıyor.

41 derecelik kavurucu sıcaktan pek kaçış imkanı sunmayan geçici çadırın içinde Zarina, endişeli bir grup kadın ve çocukla birlikte oturuyor.

Taliban’ın kadınları ortaokul ve üniversite de dahil olmak üzere kamusal hayatın büyük bir bölümünden dışladığı bir ülkede, kadınların ve kız çocuklarının geleceği konusunda endişeliler mi?

40 yaşındaki Zarina, “Bakın, hepsi kız. Tabii ki endişeliyim” diyor.

Bazı geri dönenler sadece endişeli değil, dehşete kapılmış haldeler.

Önce İran’dan, sonra da Pakistan’dan sınır dışı edilen eski bir Afgan güvenlik görevlisi, sınırın çok uzağında, güvenli bir ev olduğunu umduğu yerde onunla buluştuğumuzda, tedirgin bir şekilde “Bu evden dışarı çıkmıyorum” diyor.

“Eşim ve çocuklarım da dahil hepimiz korku içinde yaşıyoruz, onlar da dışarı çıkmaktan korkuyorlar.”

Taliban hükümeti iktidara dönüşünden günler sonra eski hükümet yetkilileri, güvenlik personeli ve memurların misillemeyle karşılaşmayacaklarını ve işlerine geri dönmeye teşvik edilmelerini öngören af kararı açıklamıştı, ancak konuştuğumuz eski güvenlik görevlisi buna inanmıyor.

“Meslektaşlarımın birçoğu öldürüldüğü için onların af politikasına güvenmiyorum.”

Durumunun BM’ye haber verildiğini ancak daha güvenli bir ülkeye geçmeden önce sınırdışı edildiğini söylüyor.

Maddi zorluklar acıyı daha da artırıyor. Dünya genelinde dış yardımlarda yapılan büyük kesintiler, özellikle Taliban’ın terör ve insan haklarıyla bağlantılı yaptırımlara takılıp kaldığı Afganistan’da çok daha belirgin.

Pakistan Pazar günü, insani gerekçelerle 16 bin savunmasız Afgan’a sınırdışı edilmekten geçici muafiyet tanındığını duyurdu. Bu karar BM tarafından memnuniyetle karşılandı.

Ancak kaynaklar, Pakistan’da ciddi zarar görme riski altında olan Afganların sayısının, 250 bine kadar çıkabileceğini tahmin ediyor.

Kabil’deki zarif Dışişleri Bakanlığı yerleşkesinde, Taliban Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki cesur bir tavır sergilemeye çalışıyor.

“Yardıma ihtiyacımız olduğu konusunda hiçbir şüphe yok” diye kabul ediyor.

“Geri dönüşler nedeniyle bir baskı var, ancak uzun vadede bu hem onlara hem de Afganistan’a fayda sağlayacak.”

Taliban’ın 2021’de iktidara gelmesinden sonraki ilk yıllarda, bazı bakanları insani sorunları hafife almış ve “Allah ihsan edecektir” demişlerdi.

Birleşmiş Milletler’in tahminlerine göre, ülke nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan 21,9 milyon insan bu yıl hayatta kalabilmek için yardıma ihtiyaç duyuyor.

BM Çocuk Fonu (UNICEF) geçen hafta bir milyon çocuğun “hayati tehdit edici” derecede yetersiz beslenmeyle karşı karşıya olduğunu açıklamıştı.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği sözcüsü Goodlake, Taliban hükümetinin geri dönenlere yardım etme çabalarını kabul ederken, “Dünyada hiçbir ülke bu tür bir krizi tek başına atlatamaz” değerlendirmesini yaptı.

Ancak, “Özellikle kadınlar ve kız çocukları üzerinde getirdikleri kısıtlamaların ve kararnamelerin birçoğunun uluslararası destek almamıza yardımcı olmadığını da biliyoruz” diye ekliyor.

Muttaki, kız çocuklarının eğitimi gibi konuların Afganların çözmesi gereken “iç meseleler” olduğu yönündeki hükümet çizgisini yineledi.

Taliban’ın kız çocukları ve kadınların yaşamlarına getirdiği ağır kısıtlamalar, uluslararası ilişkilerindeki en önemli sorunlardan biri ve bu durum pahalıya mâl oluyor. Beş yıl sonra, sadece bir ülke, Rusya, Taliban yönetimini resmen tanıdı.

Ancak bu konuda soru sorulduğunda Muttaki, Çin ve Hindistan gibi komşu ülkelerle ve Orta Asya ülkeleriyle derinleşen diplomatik ve ekonomik bağlara işaret ediyor.

Kabil’in batı ülkelerinden göreceli izolasyonuna gelince, “Son beş yıldır bizimle ilişki kurmayanlar ne kazandılar?” diye soruyor.

Kendi sorusuna şu cevabı veriyor: “Hiçbir şey.”

Sıfır noktasında karşılaştığımız her aileden “hiçbir şey” kelimesini duyduk, ancak çok farklı bir anlamda.

Hepsi de en zorlu eve dönüş yolculuğuna çıkıyordu, neredeyse hiçbir şeyleri olmadan, her şeye yeniden başlıyorlardı. BBC Türkçe

Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlandık. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. Yapay zekayı nasıl kullandığımız hakkında daha fazla bilgi burada.

Son Haberler

Petrol yükseldi, altın üç haftanın en düşük seviyesine geriledi

Ortadoğu'da ABD ile İran arasındaki gerilimin yeniden tırmanması küresel piyasalarda petrol ve altın fiyatlarını farklı yönlerde etkiledi. ABD'nin İran'a yönelik yeni saldırıları ve İran'ın ABD'nin bölgedeki müttefiklerine füze ve drone saldırıları düzenlemesinin ardından petrol fiyatları yükselirken, artan enflasyon ve ABD Merkez Bankası'nın faiz artırabileceği beklentileri altın fiyatlarını aşağı çekti. Kuzey Denizi Brent petrolünün varil fiyatı yüzde 2'den fazla yükselerek 96,59 dolara, ABD Batı Teksas türü ham petrolünün (WTI) varil fiyatı ise yüzde 1,73 artışla 91,78 dolara çıktı. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), saldırıların İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemilere ve ABD askerlerine yönelik saldırı hazırlıklarının ardından gerçekleştirildiğini açıkladı. İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi de pazartesi günü bir petrol tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında üç bilinmeyen cisim tarafından vurulduğunu bildirdi. ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, İran'ı müzakere masasına dönmeye zorlamaya çalışmadığını belirterek, “Şu anda konumumuz çok daha iyi. Hürmüz Boğazı'nın neredeyse tamamen kontrolüne sahibiz ve ekonomileri tamamen çöküşün eşiğinde” ifadelerini kullandı. İran, ABD'nin son saldırılarına yanıt olarak Kuveyt, Ürdün ve Bahreyn'e füze ve drone saldırıları düzenledi. Finans piyasaları uzmanı Edward Rosenberg, İran'la savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının yüksek ve dalgalı kalacağını söyledi. Altın üç haftanın en düşük seviyesinde Öte yandan altın fiyatı bugün yüzde 0,6 gerileyerek ons başına 4 bin 290 dolara düştü. Bu, 7 Ağustos'tan bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu. Altın fiyatları böylece üst üste dördüncü işlem gününde geriledi. Aralık vadeli altın kontratlarının fiyatı da yüzde 1 düşerek 4 bin 350 dolara geriledi. Doların değer kazanması da diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından değerli metallerin alımını pahalılaştırarak altın üzerindeki baskıyı artırdı. ABD ile İran arasındaki çatışmaların yeniden tırmanması petrol fiyatlarını yükseltirken, yüksek petrol fiyatlarının enflasyonist baskıları artıracağı ve ABD Merkez Bankası'nın faiz oranlarını yükseltebileceği beklentisi altın fiyatlarını olumsuz etkiledi. DHF Capital İcra Direktörü Bas Koeyman, petrol fiyatlarındaki yükselişin daha fazla enflasyon endişesine yol açtığını belirterek, ham petrolün pahalanmasının para politikasının sıkılaştırılmasına ve faiz oranlarının yükselmesine neden olabileceğini, bunun da altın fiyatlarının yükselme ihtimalini sınırladığını söyledi. CME FedWatch verilerine göre piyasalar, ABD Merkez Bankası'nın bu ayki toplantısında faiz artırma ihtimalini yüzde 67 olarak görüyor. ABD Merkez Bankası yöneticilerinden Michael Barr, enflasyonun hızlı şekilde düşmemesi halinde faiz artırımının gündeme gelebileceğini söyledi. Geçen hafta da ABD Merkez Bankası Başkanı Kevin Warsh, faiz artırımı ihtimaline işaret etmişti. Piyasaların gözü bugün açıklanacak özel sektör istihdam verisi ADP ile cuma günü ABD hükümeti tarafından açıklanacak tarım dışı istihdam (NFP) verilerinde olacak. Koeyman, istihdam verilerinin zayıf gelmesi halinde altın üzerindeki baskının azalabileceğini, güçlü veriler veya Merkez Bankası yetkililerinin sert açıklamalarının ise altındaki düşüşü sürdürebileceğini ifade etti.

Lahur Şeyh Cengi ve 10 kişi hakim karşısına çıkacak

 Lahur Şeyh Cengi, kardeşi Polat ve Lalezar olayları kapsamında gözaltına alınan 10 kişi hakkında Süleymaniye Ceza Mahkemesi’nde duruşma yapılması kararlaştırıldı. Gözaltına alınanların avukatlarından oluşan ekibin sözcüsü, sanıkların Irak Ceza Kanunu’nun 56. maddesi kapsamında cinayet işlemek için anlaşma yapmakla suçlandığını belirtti. Lahur Şeyh Cengi daha önce birkaç kez hakim karşısına çıkarıldı. İlk duruşması 12 Ocak 2026’da, son duruşması ise 14 Mayıs’ta yapıldı. 1 Haziran’da yargılanması planlanmış ancak duruşma gerçekleşmemişti. Mahkemeye üç kez çıkarılan Lahur Şeyh Cengi’nin iki duruşması yapılırken, birinde ise kendisinden herhangi bir ifade alınmadı. Lalezar olayları kapsamında gözaltına alınanlar ile Lahur Şeyh Cengi’nin avukat ekibinin sözcüsü Dana Takiyeddin, bugün 1 Eylül 2026 Salı günü Rûdaw’a yaptığı açıklamada, “Lalezar olayları kapsamında 27 kişi cezaevinde bulunuyor. Ancak 3 Eylül’de yapılacak bir sonraki duruşmada bunlardan 12’si yargılanacak” dedi. Lahur Şeyh Cengi, kardeşi Polad ve Rêbwar Hamid Hacı Halid, bu perşembe günü hakim karşısına çıkacak kişiler arasında bulunuyor. Sanıklara yöneltilen suçlamalara ilişkin konuşan Dana Takiyeddin, “Irak Ceza Kanunu’nun 56. maddesi ile cinayetle ilgili 406. madde kapsamında suçlanıyorlar. Ancak 3 Eylül’deki duruşmada yalnızca, cinayet suçu işlemek üzere anlaşmayı düzenleyen 56. madde kapsamında yargılanacaklar” dedi. 56. madde ne diyor? 56. maddede şu hükümler yer alıyor: 1-Suç işlemek üzere yapılan bir anlaşmanın her üyesi, üzerinde anlaşmaya varılan suçu bizzat işlememiş olsa dahi cezalandırılır. Anlaşmaya varılan suç “cinayet” (cürüm) niteliğindeyse, 7 yılı aşmamak üzere hapis cezasıyla cezalandırılır. Suç “kabahat” niteliğindeyse, 2 yılı aşmamak üzere hapis veya 150 dinarı geçmeyen para cezası uygulanır. 2-Anlaşmanın amacı belirli bir suçun işlenmesi ise ve söz konusu suç için öngörülen ceza birinci fıkrada belirtilenden daha hafifse, sanıklara verilecek ceza, söz konusu suç için belirlenen azami cezanın dörtte birinden fazla olamaz. 27 Ağustos 2025’te, Lalezar olaylarından beş gün sonra, Süleymaniye Asayiş Müdürlüğü bir grup kişinin video görüntülerini ve itiraflarını yayımlamıştı. Görüntülerde, Lahur Şeyh Cengi ve arkadaşlarının yardımıyla farklı silahlar kullanılarak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Bafil Talabani’ye yönelik saldırı planlandığı iddia edilmişti. Rûdaw’ın araştırmasına göre perşembe günkü duruşma bu suçlamayla ilgili. Lahur Şeyh Cengi ve arkadaşlarının avukat ekibinin sözcüsü, “Yayımlanan şey yalnızca bir suçlamaydı ve ardından herhangi bir suç işlenmedi. Ancak suçlama kanıtlansa dahi, yasaya göre sanıkların 3 ila 7 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması gerekir. Eğer ortada bir cinayet olsaydı, cezası farklı olurdu” dedi. Avukat, önceki duruşmalara dayanarak karşı tarafın davayı sonuçlandırıp sanıklara hüküm vermek için güçlü bir delile sahip olmadığını savundu. Avukat, “Söz konusu görüntülerde, girişim için kullanılan keskin nişancının halının içine yerleştirildiği iddia ediliyor. Ancak videolarda halıların kenara çekildiği açıkça görülüyor ve içerisinde silah bulunduğuna dair herhangi bir işaret yok” ifadelerini kullandı. Avukat Dana Takiyeddin, “3 Eylül’deki duruşmada nihai bir karar verilip verilmeyeceği belli değil. Ancak bu suçlamanın yanı sıra dosyada cinayetle ilgili 406. madde de bulunuyor. Bunun nedeni, 22 Ağustos’ta Lalezar Oteli’ne düzenlenen saldırıda her iki tarafta da can kaybı yaşanmış olmasıdır” dedi. Lalezar Oteli baskını 22 Ağustos 2025’te, Lahur Şeyh Cengi’nin teslim olmayı reddetmesinin ardından Süleymaniye güvenlik güçleri Lalezar Oteli’ne operasyon düzenledi. Yaklaşık üç saat süren çatışmanın ardından Lahur Şeyh Cengi, kardeşi Polad ve Lahur Şeyh Cengi’ye bağlı güçlerin üyeleri gözaltına alındı. 22 Ağustos 2025’teki çatışmalarda resmi olarak 5 kişinin hayatını kaybettiği, 20’den fazla kişinin de yaralandığı açıklanmıştı.

Kemal Öztürk’e gözaltı kararı: Nusayrilere yönelik sözleri nedeniyle ifade verecek

Gazeteci ve yazar Kemal Öztürk hakkında, NTV'de yayımlanan bir...

İlham Ahmed: Entegrasyon tamamlandı ama mücadele bitmedi

Rojava TV’ye konuşan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi...

İran, Kürtlere karşı yeni gözaltı furyasını başlattı

İran istihbarat görevlileri, Merivanlı Kürt çevre aktivistinin ailesiyle yaşadığı eve baskın düzenleyerek mahkeme kararı olmaksızın tutukladı. Kaçırılan aktivist halkta korku uyandırmak amacıyla son haftalarda gerçekleştirilen bir dizi kapsamlı keyfi tutuklama dalgasına paralel olarak bilinmeyen bir yere götürdü. Kürdistan İnsan Hakları Ağı (KHRN) tarafından bildirilen olaya göre, Devrim Muhafızları Ordusu istihbarat görevlileri 20 Ağustos'ta Merivanlı Kürt çevre aktivisti Hadi Roboseh'in evine baskın düzenledi. KHRN’ye göre, Roboseh'in ailesi, oğullarının nerede olduğu, durumu, tutuklanma nedeni ve yeri konusundaki ısrarlı takiplerine rağmen, resmi kurumlardan hiçbir cevap alamadı. Keyfi gözaltılar, İranlı yetkililer tarafından halk protestolarını bastırmak ve muhalefeti ezmek için “terörle mücadele” kisvesi altında uzun süredir bir araç olarak kullanılıyor. Yetkililer; kültür ve toplum aktivistleri, dil öğretmenleri, sanatçılar ve gazeteciler de dahil olmak üzere muhalif olduğundan şüphelenilen kişileri sık sık hedef alıyor. İran’da zorla kaybedilmeler, yetkililerin halk arasında korku uyandırma çabalarının belirgin bir özelliği. 5 Kürt vatandaş tutuklandı KHRN, Merivan'ın Kürdistan Bölgesi sınırındaki Sardoş köyünde 5 Kürt vatandaşın tutuklanmasını içeren başka bir olayı daha bildirdi. Edinilen bilgiye göre çok sayıda araçla köye baskın düzenleyen onlarca güvenlik gücü, vatandaşları mahkeme kararı olmaksızın gözaltına aldı ve bilinmeyen yerlere götürdü. Bu tutuklamalar, İran'ın Kürt vatandaşlar üzerindeki baskıların devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Aynı gün Kürdistan haber ajansı Kurdpa, Urmiye eyaletinin Piranşehr kentinde yaşayan 29 Kürdün, geleneksel Kürt dansı ve kıyafetlerini içeren 2024 yılındaki bir düğün törenine katıldıkları gerekçesiyle Urmiye'deki mahkeme tarafından mahkum edildiğini bildirdi. Mahkeme, bu kişileri "dans ve sembolizm yoluyla devlete karşı propaganda yapmak" suçundan mahkum ettikten sonra, üç ay hapis veya 20 milyon tümen (yaklaşık 97 dolar) para cezası verilmesini öngören kararları onadı. Geçen ay 62 Kürt vatandaş gözaltına alındı Kurdpa tarafından toplanan aylık istatistiklere göre, temmuz ayında 15 şehirde en az 62 Kürt vatandaş İran güvenlik kurumları tarafından keyfi olarak gözaltına alındı. Bu tutuklamaların "büyük çoğunluğu" adli karar olmaksızın ve ev baskınları yoluyla gerçekleştirildi. Kurdpa; gözaltına alınanlar arasında sivil ve çevre aktivistleri, eski siyasi mahkumlar, kadınlar, reşit olmayanlar, sanatçılar ve siyasi aktivistlerin aile üyelerinin bulunduğunu; birçoğunun bilinmeyen yerlere nakledildiğini ve nerede olduklarına dair bilgi verilmediğini belirtti. Hak grubu, temmuz ayındaki tutuklamaları "günde ortalama en az iki tutuklama" şeklinde tanımlayarak, bu yüksek hacmin; ev baskınlarını, bilinmeyen yerlere nakilleri ve avukata erişim veya aile ziyaretlerinin engellenmesini kapsayan "süregelen ve sistematik bir eğilimin" göstergesi olduğunu ifade etti. Ayrıca güvenlik güçlerinin yasal yetki olmaksızın rutin olarak telefonlara el koyduğu belirtildi. BM insan hakları uzmanları ağustos ayı başında Tahran'ı, Kürtler de dahil olmak üzere "azınlık topluluklarına yönelik giderek artan hedef almalara" son vermeye çağırdı.

İlk toplantısı bugün İstanbul’da yapılacak olan Mekke İttifakı’nın yol haritası nasıl şekillenecek?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından 7 Ağustos'ta kurulan...

ABD, İran’a bir kez daha saldırdı

Dünya piyasalarında petrol fiyatları yüzde 2’den fazla yükseldi. Artış, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki İran’a ait bir adaya saldırmasının ve Tahran’ın bu saldırıya karşılık vermesinin ardından geldi. Böylece Orta Doğu’daki çatışmalar altıncı ayına girdi. Kuzey Denizi Brent petrolünün varil fiyatı 2,51 dolar veya yüzde 2,85 artarak 90,61 dolara yükseldi. ABD’nin Batı Teksas türü ham petrolünün (WTI) fiyatı da yüzde 2,55 artışla 85,53 dolara çıktı. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim petrolü etkiledi Pazar gecesi ABD güçleri, Hürmüz Boğazı'ndaki İran'a ait Lark Adası'nda bulunan iki füze fırlatma platformunu hedef aldı. Bu, geçtiğimiz temmuz ayının sonundan bu yana ABD'nin İran topraklarına yönelik duyurduğu ilk saldırı oldu. Buna karşılık İran medyası, Devrim Muhafızları Ordusuna dayandırdığı haberlerde Tahran'ın Ürdün'deki iki ABD hava üssüne saldırı düzenlediğini bildirdi. IG şirketinin finans piyasaları analisti Tony Sycamore, "Görünen o ki gerilimlerin tırmanmasında yeni bir aşamadayız. Bu durumun ne kadar süreceğini bilmek imkânsız. Birkaç gün veya birkaç hafta sürebilir." dedi. Sycamore ayrıca teknik grafiklerin, savaşın tırmanması ve WTI petrolünün 85,80-85,90 dolar seviyesindeki direnci aşması halinde daha fazla yükselişin önünün açılabileceğini gösterdiğini belirtti. Petrol fiyatının önce geçen haftanın en yüksek seviyesi olan 87,69 dolara, ardından temmuz ayının en yüksek seviyesi olan 93,50 dolara ulaşabileceği öngörülüyor. Savaşın sona erdirilmesine yönelik görüşmeler çıkmaza girdi Öte yandan savaşı sona erdirmeye yönelik müzakereler çıkmaza girdi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD'nin İran'a yönelik her hafta yeni yaptırımlar uygulamasının beklendiğini açıkladı. Söz konusu yaptırımların, İran İslam Cumhuriyeti'nin dolara dayalı küresel finans sisteminden bağlantısını tamamen koparmayı amaçladığı belirtildi. Petrol fiyatları bugün yükselse de Brent ve WTI petrolünün ağustos ayında sınırlı bir düşüş kaydetmesi bekleniyor. Her iki petrol türünün fiyatı geçen hafta yaklaşık yüzde 4 gerilemişti. ANZ Bankası uzmanları, yatırımcılara yönelik bir notta, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda bir anlaşmaya varılmasının yolunun belirsiz olduğunu belirtti. Ancak petrol akışının boğaz üzerinden devam etmesinin, petrol arzının kesintiye uğrayacağı yönündeki endişeleri bir ölçüde kontrol altına aldığı ifade edildi. Hürmüz'den geçen tanker sayısı azaldı Denizcilik verileri, hafta sonunda Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi sayısının günde 5'e kadar düştüğünü gösterdi. Bunun, saldırı korkusu nedeniyle gemilerin boğazdan büyük bir dikkatle geçtiğine işaret ettiği belirtildi. İngiltere Deniz Ticari Operasyonlar Birimi (UKMTO) de cumartesi günü bir petrol tankerinin körfeze giriş yaptığı sırada bilinmeyen bir cisim tarafından çarpıldığını açıkladı. Trump: Venezuela petrolü stratejik rezerv için kullanılacak ABD'de ise Donald Trump, yeni bir anlaşma kapsamında Venezuela'dan gelecek petrolün ülkenin stratejik petrol rezervlerini doldurmak için kullanılacağını açıkladı. ABD'nin stratejik petrol rezervlerinin şu anda son 44 yılın en düşük seviyesinde olduğu belirtildi.

Türkiye Gündemi

Kemal Öztürk’e gözaltı kararı: Nusayrilere yönelik sözleri nedeniyle ifade verecek

Gazeteci ve yazar Kemal Öztürk hakkında, NTV'de yayımlanan bir...

Bakırhan: Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rojava’da Kürtlerle Şam yönetimi arasında varılan uzlaşmaya dair, “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu” dedi. Bakırhan Resmi Gazete'de yayımlanan çerçeve yasaya ilişkin de “Silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır” dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Urfa’da düzenlenen halk buluşmasında konuştu. Hiçbir sözün evlat acısını gideremediğine dikkati çeken Bakırhan, “Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Anneleri’nin, Cumartesi Anneleri’nin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir” diye konuştu. “Meclis’te tarihi bir yasa geçti” Çerçeve yasaya dair de görüşlerini paylaşan Bakırhan, özetle şunları söyledi: "İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına 'bilinmeyen dil' diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir. “Taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz” Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil. “Diyor ki Selahattinler, Figenler dışarı çıkacak” Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK'nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı. Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve Meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt'ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt'ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi'nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı.” “Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu” Şimdi gelelim Rojava'ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam'da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye'nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte.” “Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye'nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye'de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor. “Bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var” Kobani'de, Afrin'de değil, Halep'te de Şam'da da Suriye'nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz.”

Netanyahu: Çatışma arayışında değilim, Güneye geldiğini görmek istemiyorum

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Türkiye ile olası bir çatışma ihtimaline ilişkin soruyu İsrail televizyonunda ilk kez doğrudan yanıtladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail televizyonuna verdiği röportajda Türkiye ile olası çatışma ihtimalinden Suriye'deki gelişmelere ve Gazze'ye yönelik saldırılara kadar Tel Aviv yönetiminin bölgesel politikalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.    “Çatışma arayışında değilim”   Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında olmadığını söyleyen Netanyahu, İsrail'in güvenliği için askeri kapasitesini sürekli geliştirmesi gerektiğini ifade etti.     "Çatışma arayışında değilim" diyen Netanyahu, İsrail'in güçlü askeri kabiliyetlere sahip olması gerektiğini belirtti. Netanyahu, "Çünkü niyetler değişir; özellikle de zayıf olduğunuzda. Zayıfsanız size saldırırlar, güçlüyseniz size saygı duyarlar. Barışı da güçlü olanlarla yaparlar. Bu nedenle gücümüzü sürekli artırmak zorundayız" ifadelerini kullandı. Bölgedeki güç dengelerinin değiştiğini ileri süren Netanyahu, "Bir güç zayıflıyor, başka bir güç yükseliyor. Ancak yükselmesi gereken en önemli güç bizimki olmalı" dedi. Türkiye'ye açık mesaj: Güneye geldiğini görmek istemiyorum Suriye'deki gelişmelere de değinen Netanyahu, İsrail'in bu ülkede bir "güvenlik bölgesi" kurmaya karar verdiğini açıkladı.    Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin de bulunduğunu belirten Netanyahu, Ankara'nın daha güneye ilerlemesini istemediklerini açıkça ifade etti. Netanyahu, "Türkiye'nin güneye geldiğini görmek istemiyorum" dedi.   İsrail Başbakanı, Suriye'deki Türk askerlerinin konuşlanmasına ilişkin mesajların ABD aracılığıyla, farklı kanallar üzerinden ve doğrudan Şam yönetimine iletildiğini vurguladı. Netanyahu, Suriye'de daha önce belirli bir statükonun bulunduğunu ifade ederek bu düzenin değiştiğini veya değiştirilmeye çalışıldığını iddia etti.      "Mesajımızı kinetik yollarla vermek zorunda kaldık"   Netanyahu, İsrail'in Suriye'deki askeri havalimanına yönelik saldırısına ilişkin de açıklamalarda bulundu. İsrail Başbakanı, "Görünüşe göre mesajımızı almamışlardı. Bizim tabirimizle 'kinetik yollarla' mesaj vermek zorunda kaldık" dedi.    İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğusunda bulunan terk edilmiş Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.   Suriyeli bir yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirtmişti. Saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumda bulunan bir yapının hedef alındığı kaydedilmişti. Saldırıda can kaybı veya yaralanma olup olmadığına ilişkin ise bilgi paylaşılmamıştı.  

Bakırhan: Amed halkımız Trabzonspor’u Kürt’e yakışan bir ev sahipliğiyle karşılasın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun” dedi.   Bakırhan, partisince Kağıthane'de düzenlenen "İstanbul Halk Buluşması Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum" etkinliğinde konuştu.Türkiye'de demokrasinin, hukukun, adaletin tam anlamıyla uygulandığı "demokratik cumhuriyet" yaratmak için çalışacaklarını belirten Bakırhan, "Türkiye'nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye'nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedelleri sadece tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne'deki acı da bizim, Hakkari'deki acı da bizim. İnşallah bir daha ne Şırnak'ta ne Tekirdağ'da, Edirne'de annelerimiz gözyaşı dökmez, gençlerimiz yaşamını yitirmez. Birlikte barışçıl ve demokratik bir Türkiye'de yaşarız" diye konuştu. Sürecin annelerin evlatlarını yitirmemesi süreci olduğunu dile getiren Bakırhan, şöyle devam etti: "Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, bunu önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir ama Diyarbakır ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran, Ankara'da Güvenpark'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları bence empati etmek ve tahmin etmek gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. İnşallah Allah'ın izniyle çözümü için de birlikte bir yol bulacağız." “Barış Anneleri'ni ziyaret edecek” Bakırhan, Diyarbakır'da Barış Anneleri'ni ziyaret edip acılarını paylaştıklarına değindi. Asker ve gazi ailelerinin acılarının kıymetli ve değerli olduğunu kaydeden Bakırhan, "Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar 'Cumartesi Anneleri', 'Barış Anneleri', şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol bol konuşur ama bir de evlat acısı yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır, bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır." ifadelerini kullandı. “Sabotajlar karşısında da yürümeye devam" Bakırhan, süreç kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın çok kıymetli olduğunu anlattı. Bu yasaya ilişkin en başta "Şiddeti durduracak, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartışacak bir yasadır" dendiğini aktaran Bakırhan, tam da içeriğe uygun bir yasa çıktığını söyledi. Tuncer Bakırhan, "Şimdi ilk defa Meclis'te 467 milletvekili, ‘Artık bu meseleyi siyasetle, hukukla, Meclis zemininde çözelim.' dedi. O açıdan bu mesele önemlidir” diye konuştu. Bu yasanın çözümün önündeki ilk adım olduğunu ifade eden Bakırhan, Meclis’te kurulan, "çerçeve yasa" kapsamındaki Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun çok önemli olduğunu belirtti. “Kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü” Çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin birilerini rahatsız ettiğine dikkati çeken Bakırhan, "Sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Bakın, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bu günlerde siz de takip ettiniz, kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü, belki okudunuz. İçeriğine girmeye gerek yok. Tam Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki, bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır” değerlendirmesini yaptı. Bakırhan, operasyonlara alet olunmamasını tavsiye ederek, sabotajlar karşısında bu sürecin sahiplenilerek yürümeye devam edeceğini vurguladı. Stadyumlardaki ırkçı tezahüratlara son verilmesini isteyen Bakırhan, "Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun. Amedspor’la Trabzonspor o sahada duruşuyla, yaklaşımıyla birlikte bu bozgunculara bir cevap versin” dedi.  

Kani Torun, Demirtaş’la görüşmesini anlattı: “Ankara’da görev almak istiyorum”

Bursa Milletvekili Kani Torun, yaklaşık üç ay önce Selahattin...

DEM Parti’den Öcalan’a atfedilen ‘görüşme notları’na açıklama: Metinlere müdahale edildi!

DEM Parti, "İmralı Heyeti'nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmî bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir" açıklamasını yaptı. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, çerçeve yasa sürecinde DEM Parti heyetleriyle yaptığı görüşmelerin dökümü olduğu iddia edilen metinlere ilişkin DEM Parti İmralı Heyeti'nden açıklama geldi. Heyet, "görüşme notu" adı altında paylaşılan metinlerde ekleme ve çıkarmalar yapıldığını belirterek, resmi kanallardan paylaşılmayan belge ve bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti, son günlerde sosyal medyada Öcalan'a atıfla "görüşme notu" ve "tutanak" adı altında bazı metinlerin dolaşıma sokulduğunu belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Son günlerde bir kez daha sosyal medyada Sayın Abdullah Öcalan’a atıfla “görüşme notu” ve “tutanak” adı altında bazı metinler dolaşıma sokulmaktadır. Bağlamı ve mesnedi belirsiz bırakılarak “görüşme notu” adıyla paylaşılan metinlerde ekleme, çıkarmalar yapılmakta, bir kez daha şahsiyetlere ilişkin kimi ibarelerin yerleştirildiği görülmektedir. “Tutanak” adı altında paylaşılan diğer bazı metinlerde de kamuoyunu yanıltmaya ve süreci provoke etmeye yönelik iddialar ortaya atılmaktadır. Bu girişimleri, Sayın Öcalan’ı ve önemli bir eşiğe ulaşan süreci doğrudan sabote etmeye dönük tehlikeli bir faaliyet olarak değerlendirdiğimizi ve bunun hiçbir şart altında kabul edilebilir olmadığını açıkça ifade ediyoruz. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; İmralı Heyeti’nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmi bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. DEM Parti İmralı Heyeti 23 Ağustos 2026”

İsrail Dışişleri Bakanı Katz’tan ‘Türkiye’ açıklaması: Net istihbarat almıştık

İsrail savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'nün vurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık” dedi. Bakan Katz, Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırıyla ilgili açıklama yayımladı. Katz açıklamada İsrail ordusunun üsse birden fazla kez saldırı önerdiğini, “Türkiye’nin orada İsrail güvenliğini tehlikeye atacak faaliyetler planladığına dair net istihbarat alındığını” söyledi. Katz, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte Suriye’ye üst düzey uyarı yapıldığını, istihbaratın ABD ile paylaşıldığını ve uyarılar dikkate alınmayınca saldırının onaylanıp başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti. İsrail Savunma Bakanı Katz’ın açıklamasından öne çıkanşar şöyle: “İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık. Güvenlik birimleriyle yapılan istişarelerin ardından Başbakan Netanyahu ve ben, Suriye yönetimine en üst düzeyde doğrudan bir uyarıda bulunmaya ve bu hamleyi engellemeye karar verdik. Bu istihbarat, ABD'deki ilgili makamlarla paylaşıldı. Uyarılarımız dikkate alınmayınca saldırıyı onayladık ve operasyon başarıyla gerçekleştirildi. “Barrack'ın açıklaması çok sayıda yanlış barındırıyor” Erdoğan, Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli maceralara sürüklüyor. Buna izin vermeyeceğiz. Erdoğan için en iyisi, İsrail'in kendini savunma kararlılığını sınamaya çalışmak yerine, Meclis'te İsrail'e yönelik boş ve hayalperest konuşmalar yapmaya devam etmesidir. Erdoğan eli kurabiye kavanozundayken yakalandı ve geri çekilmek zorunda kaldı. ABD Özel Temsilcisi Barrack'ın açıklaması, çok sayıda yanlışlık ve Trump'ın Golan Tepeleri konusundaki kendi tutumuyla çelişen görüşler içeriyor."

İdris Naim Şahin’den Kuriş açıklaması: ‘Kiraladığım araç benden izinsiz kullanılmış’

Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş'e yönelik soruşturmada aranan kardeşi...