23 Eylül 2026
15.9 C
İstanbul

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı: Seçimlere dışarıdan müdahaleye dair ipuçları var

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, ülkede ekim ayında gerçekleştirilecek seçimlerde dışarıdan müdahaleye dair ipuçları olduğunu söyledi.

euronews’in RÖP programına konuk olan Akıncı, “15 Temmuz’da askeri kalkışma olduğunda Türkiye’de sivil yönetime desteğimizi ortaya koyduk; Türkiye’nin demokrasisine, sivil yönetimine, halkına onun kararına duyduğumuz saygı gereği bunu yaptık. Şimdi biz de Kıbrıs Türk demokrasisine, halkımızın kararına aynı saygıyı bekliyoruz. Seçimde kimsenin bir taraf olmak gibi bir yanlışa düşmemesini bekliyoruz. Bu konuda ipuçları olduğu için söylüyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, euronews’e verdiği demeçte, Doğu Akdeniz’deki güncel olaylardan, Kıbrıs’ta Kuzey-Güney görüşme sürecine kadar birçok konuya açıklık getirdi.

Kıbrıs Türk halkının mücadele dolu tarihine değinen Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye ile “iyi ilişkilerin” tanımı ve üzerine yapıştırılan “Türkiye düşmanı” etiketi hakkında da değerlendirmelerde bulundu.

‘Bölgedeki sıcaklık doğal gazın bulunmasıyla daha da yükseldi’

Doğu Akdeniz’in geçmişten bu yana oldukça sıcak bir bölge olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, doğal gazın bulunmasından sonra bu sıcaklığın daha da yükseldiğini ifade etti.

Akıncı, Doğu Akdeniz’de tüm tarafların ve paydaşların bir araya gelerek, akılcı bir şekilde ortak izleyecekleri bir siyasetin herkesin yararına olacağını savunduğunu dile getirdi. Akıncı, “Bu zenginliğin -ki ne kadar olduğu konusunda tabii ki daha kuşkular devam ediyor. Birtakım ön bulgularla şu an birtakım rakamlar söyleniyor ama günün sonunda daha binlerce metrenin altında bulunan bir kaynaktan bahsediyoruz- yeryüzüne ulaştırılıp, tüm tarafların yararına kullanılması akıl işidir” dedi.

‘Kıbrıs sadece Rumlardan ibaret bir ada değildir’

Türkiye’nin sahilleri uzun önemli ülkelerden bir tanesi olduğunu ifade eden Akıncı, Kıbrıs’ın da Kıbrıs Türk tarafı dışlanarak, sadece Rumlardan ibaret bir ada olmadığını söyledi.

Akıncı, Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminde Türkiye ve KKTC’nin yer almasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı. “Bizleri bu denklemin içerisinde görmek istemeyenler, farklı ülkelerle birtakım uzlaşıya giderek, Türkiye ve Kıbrıslı Türkleri dışlama siyasetine yöneldiler” diyen Akıncı, bunların başında Kıbrıs Rum tarafının Yunanistan ile bir araya gelerek Mısır ve İsrail ile kurduğu ilişkinin geldiğini kaydetti.

Bu ilişkilerde en göze çarpan unsurun, Türkiye ile bu iki ülke arasında zayıflayan ilişkileri olduğuna dikkat çeken Akıncı, “Halbuki bu şekilde ilişkiler kurarak, çok da ekonomik akla uygun olmayan projelerin peşinden gidileceğine, KKTC ve Türkiye de birer aktör olarak düşünülseydi, herkesin yararına olacak, çok daha ekonomik formüller üretilebilirdi” şeklinde konuştu.

Bunun yerine East-Med (Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattı) Projesi’nden bahsedildiğini ifade eden Akıncı şöyle konuştu: “Doğal gazı Avrupa’ya taşımak için İsrail’den Güney Kıbrıs’a, onun üzerinden Girit’e, ana kara Yunanistan’dan İtalya’ya uzanacak bir borudan bahsediyoruz. Ege’nin çok daha derin sularından geçecek, çok daha uzun, maliyetli ve uzun süreli bir projeden bahsediyoruz. Bunun yerine eğer boru seçeneği gündeme gelecekse, Akdeniz sularından Türkiye üzerinden Avrupa’ya intikali çok daha mantıklı olabilirdi. Ancak bunun yerine karşılıklı zıtlaşmalar ve gerginlikler görüyoruz.”

‘Herkesin kendi yoluna gitmesi seçeneğinde gerginlikler yaşanacak’

Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşımı ve enerji şirketleri temelinde üç yol izlenebileceğini hep dile getirdiğinden de bahseden Akıncı, tarafların, bir tarafta Kıbrıs sorunu diğer tarafta Türkiye’nin Yunanistan ile ihtilafları varken, morotoryum ilan ederek, sorunlar hallolduktan sonra enerji faaliyetlerine devam etmelerinin daha akılcı olabilecekken bunun yapılmadığına işaret etti.

Akıncı, “Çünkü en başta Rum tarafı Total, Eni, Exxon Mobil gibi şirketlerle ayrı anlaşmalar yaparak araştırma ve kazıya yöneldi. İkinci yol diyalog ve akıl yoluydu biz bunu masaya koyduk, hala masadadır. Bu önerinin özünü bu doğal zenginliklerin hepimizin olduğu oluşturuyor. Sadece Rumların değil Kıbrıslı Türklerin de hakkı olduğunu teslim ediliyor. AB, BM, ABD de bunu söylüyor. Dolayısıyla bu ortak zenginliği birlikte planlayıp, çıkarıp birlikte adil bir şekilde paylaşalım diyoruz. Ancak Rum tarafı, bizimle uzlaşıya yanaşmıyor. O zaman geriye üçüncü yol kalıyor, bu da herkesin kendi yoluna gitmesidir. Rum tarafı araştırıyorsa, biz de araştıracağız, bu durumda da şu anda olduğu gibi gerginlikler yaşanacak” açıklamalarında bulundu.

‘Türkiye Avrupa’dan, Avrupa da Türkiye’den vazgeçemez’

Güney Kıbrıs’ta Fransa’nın İtalya’nın da dahil olduğu Savunma İşbirliği Anlaşması çerçevesinde gerçekleştirdiği askeri tatbikatlar, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Güney Kıbrıs’a yönelik silah ambargosunu kaldırmasını ve Türkiye’nin bölge politikasını da yorumlayan Akıncı, yaşananların yanlış olduğunu bunu da söz konusu ülkelerin temsilcilerine söylediğini, yaptıkları yanlışları anlatmaya çalıştığını ifade etti.

Akıncı, Fransız Büyükelçisi’nin hem Türkiye’yi iyi bilmesi hem de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kabinesinde yer almasını istemesi nedeniyle Kıbrıs’taki görevinden ayrıldığını ve kendisine de bir veda ziyaretinde bulunduğunu söyleyerek, “Fransa’nın hem bölgede hem AB kurucu ülkeleri arasında önemli bir ülke olduğunu hem de Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden biri olduğunu hatırlattım. Doğu Akdeniz politikasında sadece Rumları ve Yunanistan’ı kayıran bir siyasetin doğru bir siyaset olmadığını, Kıbrıs’ta taraflar arasında daha dengeli bir politika izlemeleri gerektiğinin altını çizdim. Türkiye ile AB münasebetlerinin Fransa için de önemli olması gerektiğini hatırlattım. Ben Türkiye ile AB’nin ilişkilerinin daha iyiye giderek, gelişmesini arzu ediyorum” ifadelerini kullandı.

Akıncı ayrıca Türkiye’nin Avrupa, Avrupa’nın da Türkiye ile yakın ekonomik ilişki içerisinde olmasının da ilişkiler için ayrı bir önem taşıdığına işaret etti. Akıncı, “Türkiye Avrupa’dan, Avrupa da Türkiye’den vazgeçemez, vazgeçmemeli” dedi.

‘AB ve Fransa olaya objektif bakmalı’

Akıncı, olumlu adımların atılabilmesi için AB’nin önemli ülkelerinin olaylara çok daha objektif bakmasının kaçınılmaz olduğunu, Fransa’nın da bu ülkelerin başında geldiğini kaydetti.

Fransa’nın ayrıca Türkiye ile ilişkilerin daha iyiye gitmesinde ve Doğu Akdeniz’deki gerginliklerin azaltılmasında pozitif bir rol oynaması gerektiğinin altını çizen Akıncı, Güney Kıbrıs’a askeri uçak konuşlandırarak ve tatbikatlar yaparak bunu sağlayamayacağına dikkat çekti. Akıncı, Fransa’nın kendisini çok daha objektif bir konuma yerleştirmesi gerektiğini de dile getirdi.

ABD’nin silah ambargosunu kaldırmasında Rum-Yunan lobisi etkisi…

ABD Büyükelçisi’nin kendisini arayarak Güney Kıbrıs’a silah ambargosunun kaldırıldığını söylediğini ifade eden Akıncı, kendisinin de büyükelçiye, ABD’nin bu konuda yanlış içerisinde olduğunu ve bunun vahim bir hata olduğunu, Rumları silahlanmaya teşvik etmenin barışa bir katkısı olmayacağını, Rum tarafını müzakere masasından daha da uzaklaştıracağı yönünde cevabı olduğuna vurgu yaptı.

Silah ambargosunun kaldırılması konusunun uzunca bir süredir gündemde olduğunu ancak ertelendiğini de hatırlatan Akıncı, “Bu defa kaldırdılar” şeklinde konuştu. Akıncı şöyle devam etti: “Burada tabii ki Amerika’nın kendi hesapları söz konusu olabilir. Amerika’da Yahudi lobisinin ötesinde bir de siyaset üzerinde oldukça etkili Rum-Yunan lobisi var. Bu durumun da karara etkisi olabilir. Rusya’nın Kıbrıs üzerindeki etkisine frenleyici bir çaba olarak da algılanabilir. Ama hangi açıdan bakacak olursak olalım, bu karar Kıbrıs’ın geleceği açısından doğru bir karar olmadı.”

Türkiye’nin bölge politikası: Türkiye Antalya körfezine sıkıştırılacak bir ülke konumunda değil

Türkiye’nin bölge politikasına yönelik, “Türkiye Antalya körfezine sıkıştırılacak bir ülke konumunda değil” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Akıncı, Türkiye’nin bölgede diyalog ve çıkış yolu aradığından bahsetti. Türkiye’nin bölge ülkeleri ile zayıflayan ilişkileri üzerinden Rum tarafının avantaj elde etme peşinde olduğuna da değinen Akıncı, “AB içerisinde olmanın getirisi olan dayanışmadan yararlanan Rum tarafı ve Yunanistan görüyoruz” ifadelerini kullandı. Akıncı, Rum-Yunan tarafının enerji çalışmalarına destek oluşturmaya da çalıştığını söyledi.

Akıncı, Türkiye’nin bölge ülkeleri ile zayıflayan ilişkilerinin bir an önce eski seviyesine gelmesini umduğunu söyleyerek, bu durumun hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türkler için büyük bir kazanım olacağına işaret etti. Akıncı, Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere paralel olarak ülkeler arası iyi ilişkilerin ne kadar önem taşıdığının bir kez daha gün yüzüne çıktığını kaydetti.

Türkiye’nin dış politikasını kendi siyasileri aracılığı ile çizdiğine vurgu yapan Akıncı, Türkiye’nin bölge ülkeleri ile ilişiklerinin oldukça önemli olduğunu bir kez daha hatırlatarak aynı şeyin hem AB ülkeleri hem de Yunanistan için de geçerli olduğunu ifade etti. Akıncı, iki komşu ülke olan Türkiye ve Yunanistan’ın geleceğini belirleyecek en önemli şeyin diyalog ve uzlaşı olduğunu dile getirdi. Akıncı, coğrafyaya baktığı zaman enerji politikasının bir kavga nedeni değil, bir işbirliği, bir gerginlik nedeni değil, bir uzlaşama aracı olmasını temenni ettiğini söyleyerek, bu doğrultuda çalışmanın da herkesin görevi olduğunu kaydetti.

‘Doğu Akdeniz’in göbek noktasında Kıbrıs sorunu var’

Kördüğüm şeklinde ortada duran Kıbrıs sorununun çözüm yolunda ilerlemesi ve ilişkilerin iyiye gitmesi durumunda olayların seyrinin de farklılaşacağına işaret eden Akıncı, “Birçok kapıyı da açacaktır. Dışlayıcı değil, kapsayıcı, bölge ülkelerini bir araya getiren yaklaşımlar daha görünür, daha konuşulur hale gelecektir. Şimdi kriz gibi ortamın içerisindeyiz. Bundan fırsat doğabilir. Bu da kendiliğinden olmaz. Bunu yapacak olan devletler, toplumlar ve liderlerdir. Kıbrıs sorunun çözümü hem Türkiye’ye hem bize çok büyük yararlar getireceğini görüyor ve bu doğrultuda çalışma azmiyle hareket ediyorum” diye konuştu.

Akıncı, Doğu Akdeniz’in göbek noktasında Kıbrıs sorununun bulunduğunu söyledi. Bu sorun çözülmedikçe diğer tüm sorunların da kolay kolay çözülemeyeceğine değinen Akıncı, bunun Kıbrıs sorunun çözümünün beklenerek, kısmı anlaşmalar yapılmaması anlamına da gelmemesi gerektiğine işaret ederek, “Tam tersine bizim 13 Temmuz 2019 tarihli önerimiz, Kıbrıs sorununun çözümsüz kaldığı anlar da bile işbirliği arayışının bir ürünüdür. Kasım 2019’da Berlin’de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Nikos Anastasiadis ile vardığımız bir mutabakat var. Taşlar yeniden yerlerine oturtuldu ve bir vizyon çizildi. Genel Sekreter Guterres’in bize verdiği bir taahhüdü vardı. Ancak hesapta olmayan bir pandeminin yanı sıra seçimlerimizi de erteledik. Genel sekreter pandeminin el verdiği ölçüde üç garantör ülke, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafına gayriresmi 5’li konferans çağrısını yapacak, Güvenlik Konseyi raporlarına da girdi bu taahhüt” ifadelerini kullandı.

‘Kıbrıs’ta bize yeniden bir fırsat penceresi açılabilir’

Gayriresmi toplantının resmiyete geçmeden önce Türkiye’nin önerisi ile masaya konulduğunu Kuzey Kıbrıs’ın da buna katıldığını dile getiren Akıncı şunları kaydetti:

“Eteklerdeki bütün taşlar dökülsün, kim Kıbrıs’ın geleceğinde artık ne görüyor ve ne istiyor daha net şekilde ortaya konsun ve bu yol birlikte yeniden yürünmeye başlansın. Ama öyle bir başlansın ki kısa sürede bizi sonuca götürsün. Ucu açık bir müzakere süreci kimse tarafından ön görülmüyordu zaten. Doğu Akdeniz gerginliği ile birlikte bir fırsat penceresi bize Kıbrıs’ta yeniden açılabilir, bu fırsat kapımızı yeniden çalacak bunu görebiliyoruz. Bunun için kararlı ve siyasi irade sahibi olarak yola devam etmeliyiz.”

“Kimi arkadaşlar ‘AB içinde iki ayrı ve tanınmış devlet olalım, konfederasyon olsun, artık federasyonun zamanı geçti’ gibi söylemlerde bulunuyorlar. Böyle bir seçenek yok”

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ışığında, aktör ülkelerin geldikleri son noktadan hareketle, Kıbrıs sorunundaki görüşmelerin aynı noktadan başlama olasılığı ve farklı bir model düşünülme gerekliliği yönündeki soruya karşılık Akıncı, şu ifadeleri kullandı: “Crans Montana’dan ya da başka bir yerden değil. Berlin’de konulan son noktadan bu yol kaldığı yerden yürünmeye devam edecek. İlk durak BM Genel Sekreteri Guterres’in istişarelerini yapıp, 5’li konferansın tarihini ilan etmesi olacaktır. Ondan sonra tarafların rızası ile gidilecek yol belirlenecektir. Bana göre gidilecek yol bellidir, Kıbrıs’ta mümkün olan bellidir. BM parametreleri dışında yürünecek yol göremiyorum. Kimi arkadaşlar AB içinde iki ayrı ve tanınmış devlet olalım, konfederasyon olsun, artık federasyonun zamanı geçti gibi söylemlerde bulunuyorlar. Böyle bir seçenek yok. Böyle gerçekçi bir şey olsa bunu değerlendirelim ama yok. İki ayrı devlet hele AB içinde iki ayrı tanınmış devleti gerekli kılar. Şu anda maalesef KKTC’yi Türkiye’den başka tanıyan bir devlet yok. BM kararları ile de 1983’ten bu yana bunun olmaması çağrılarında da bulunuldu.”

“Bizi tanıdığını dünyaya ilan eden Türkiye Cumhuriyeti bile tanımanın gereklerini tam olarak yerine getiremediği gibi, Güney Kıbrıs’ı tanımamanın gereklerini de tam olarak yerine getiremedi bunca yıldır”

“Bizi tanıdığını dünyaya ilan eden Türkiye Cumhuriyeti bile tanımanın gereklerini tam olarak yerine getiremediği gibi, Güney Kıbrıs’ı tanımamanın gereklerini de tam olarak yerine getiremedi bunca yıldır” diyen Akıncı, gerçekleri söylemekten çekinmediğini ve bu konularda çok net olduğunu vurgulayarak, “Gerçekçi olmamız lazım” şeklinde konuştu. Akıncı sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’nin futbol takımları bizimle dostluk maşı yapmaya bile gelemiyor bu adaya. Siz tanıdığınız bir ülkeye dostluk maçı için bir takım göndermez misiniz? Bu mümkün mü? Ama tanımadıkları Güney Kıbrıs’a resmi takımlarını gönderip maç yapmak durumunda kalıyorlar. Ben bunu Türkiye’yi gücendirmek, yaralamak için söylemiyorum. Türkiye’yi eleştirmek için de söylemiyorum. Türkiye neden böyle yapıyor peki, çünkü konjonktür ve uluslararası koşullar bunu gerektiriyor. Eğer eşleşmiş bir takım gitmezse karşılaşmaya, UEFA ve FIFA’dan ceza alacak. Geçmişte benzeri bir yanlışı Rumlar yaptı, takımlarından biri Beşiktaş’la eşleşti. İstanbul’a gitmem dedi ve caza aldı. O nedenle biz bu konuları konuşurken, neyin mümkün veya mümkün olmadığını bilerek konuşmamız lazım.”

“Rumların hakim olacağı bir devlet içerisinde azınlık hakları ile Kıbrıs Türk halkı var olamaz, bu mümkün değil ama aynı şekilde Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’nin bir alt yönetimi gibi algılanmak da istemiyor”

“Eğer gerçekçi farklı bir model yoksa, biz istemediğimiz farklı bir yöne doğru sürüklenebiliriz ve Kıbrıs Türk halkı bunu istemiyor” şeklinde konuşan Akıncı, “Kıbrıs Türk halkı kendi özgün kimlik ve kişiliği ile bu topraklarda var olmak istiyor, Türkiye ile dostluk ve kardeşlik hukuku içerisinde en iyi ilişkiler geliştirmek istiyor, Kıbrıs Türk halkının yüzde yüzü bile diyebilirim buna, Rumların hakim olacağı bir devlet içerisinde azınlık hakları ile Kıbrıs Türk halkı var olamaz, bu mümkün değil ama aynı şekilde Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’nin bir alt yönetimi gibi algılanmak da istemiyor. Burada kendi bağımsız, özgün, özgür kimliği ile var olmak ve federal bir çatı altında iki ayrı, eşit, kurucu devlet yapılanması içinde kendi devletinde söz sahibi olmak istiyor. Böylesi bir yapı ancak federatif bir yapı ile mümkün. Bunun için de uğraş vermeye devam ediyor Kıbrıs Türk halkı ve onun seçtiği temsilcileri. Ben halkımdan aldığım yetki bu çerçevede olduğu için mücadelemi yaptım. Bu yetki devam edecekse bundan sonra da çözüm odaklı siyaset çerçevesinde hareket etmek durumundayım, hem buna inandığım hem de halkım bunu istediği için. Türkiye bizim için son derece önemlidir. Biz bunun bilincinde olan insanlarız, toplumuz.”

Akıncı ayrıca, Kıbrıs’ın sadece kuzeyinin değil, güneyi ile birlikte tüm Kıbrıs’ın Türkiye ile dost bir coğrafya olmasının, şüphesiz Türkiye’nin de çıkarına olacağını kaydetti.

‘Bir adayı cilalıyor, mevcut Cumhurbaşkanı’nı kötülüyorlar’

“Akıncı Türkiye düşmanı” etiketinin bazı kesimlerce bilinçli bir şekilde algılanıp, algılatıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Akıncı, “Türkiye’deki bir kanalda, KKTC Cumhurbaşkanı Türkiye’yi dışarıya atmak istiyor, Yunanistan ve İngiltere’nin ortak gücünün Kıbrıs’ta güvenlik için yeterli olacağını söylüyor şeklinde beyanda bulunulabiliyor” ifadelerini kullandı.

Yine Rum bir gazetecinin vaktiyle yaptığı asılsız bir haberin 4 yıl sonra yeniymişçesine tekrar gündeme getirildiğinden ve sözcüsü tarafından yalanlanmasına rağmen aynı haberin yakın bir zamanda tekrar gündem olduğundan ve Türkiye medyasına sunulduğundan bahseden Akıncı, tüm bunların bir algı operasyonu olduğunu ifade etti. “Belli bir adayı cilalamak istiyorlar, mevcut Cumhurbaşkanı’nı da kötülemeye çalışıyorlar” diyen Akıncı, bunca yıllık siyasi yaşamında Türkiye ile olan ilişkilerinde bir kardeşlik hukuku talebi olduğunu, ana-yavru edebiyatının bir yana bırakılarak, yavrunun da artık büyümesi gerektiği söylemini kullandığını anlattı.

“Anavatan-yavruvatan bunlar yüreklerimizde kalsın, gerçek hayatta dünyaya ‘biz tanıyoruz, siz de tanıyın’ denilen bir varlıksak, devletsek bu devletin de artık kendi kendine yeten, kendi kendini yönetme becerisine sahip bir varlık olduğunu, olması gerektiğini, ona o çerçevede yardımcı olunması gerektiğini kavramamız lazım” ifadelerini kullanan Akıncı, KKTC’nin sürekli balık verilen değil, balık tutmayı öğrenen bir yapıya evrilmesi gerektiğini savundu. Akıncı, bunu benimsemek istemeyenlerin Türkiye ile KKTC arasında bir ast üst ilişkisi kurmak istediğini dile getirdi.

‘Ganimet ekonomisi üzerine kurulmuş hayatlar da var bu topraklarda’

Üzerine yapıştırılan Türkiye düşmanı etiketinin nedenlerinden birinin “Türkiye ile iyi ilişkiler”in tanımı noktasındaki farklılık, bir diğerinin de Kıbrıs sorununun çözümü noktasındaki çabalarının farklı yorumlanması olduğuna dikkat çeken Akıncı, “İstemiyorlar açıkçası bir çözümün olmasını ve buranın farklı bir şekilde yoluna devam etmesini. Bunlardan çıkar umanlar var, hatta çıkar elde edenler de var. Bir ganimet ekonomisi üzerine kurulmuş hayatlar da var bu topraklarda” dedi. Türkiye’nin yeterince düşmanı olduğu, olmayan bir düşman yaratmaya çalışmanın beyhude olduğuna işaret eden Akıncı, sırf Cumhurbaşkanlığı seçimi uğruna, birilerine yarar sağlamak adına yapılanların tanımının “kendi ayağına kurşun sıkmak”la eşdeğer olduğunu ifade etti.

“Kıbrıs’ta Barış Harekatı yaşandığında 27 yaşındaydım, 8 arkadaşım yanı başımda şehit düştü. Savaşın ateşinin ne demek olduğunu bizzat yaşadım”

“Ben dünyada ve Kıbrıs’ta barışı savunan bir insanım” ifadesini kullanan Akıncı, barışın diplomasi ve uzlaşı ile sağlanabileceğine inandığını kaydetti. Akıncı şunları aktardı: “Barışı çok istememin sebebi, savaşı yaşayanlardan biri olmamdır. Ben Kıbrıs’ta Barış Harekatı yaşandığında 27 yaşındaydım, 8 arkadaşım yanı başımda şehit düştü. Savaşın ateşinin ne demek olduğunu bizzat içinde bulunarak yaşayanlardan biriyim. Bana vatan haini, Rumcu, Türkiye düşmanı yakıştırmasında bulunanların birçoğu; Kıbrıs’ın ne olduğunu, savaşın ne olduğunu, Mustafa Akıncı’nın kim olduğunu bilmeden bu yakıştırmaları yapıyorlar. Bunlar Türkiye ile KKTC’nin ilişkilerine yardımcı olan hususlar değildir, çok yanlış yapıyorlar.”

“Buradaki bazı makamlar tarafından seçimlere taraf olma gayreti var, onlar kendilerini çok iyi biliyorlar. Derhal son bulmalıdır”

Türkiye’de demokratik seçim ile başa gelen ve halkını temsil eden kim olursa olsun hep saygılı olduklarının da altını çizen Akıncı, 15 Temmuz kalkışmasında da Kıbrıs’ta ilk sesini yükseltenin yine Cumhurbaşkanlığı makamı olduğunu hatırlattı. Akıncı devamında şunları aktardı: “Ahmet’e Mehmet’e şeklinde algılanmasın, Türkiye’nin demokrasisine ve sivil yönetimine, Türkiye’nin halkına ve onların kararına duyduğumuz saygı gereği bunu yaptık. Dolayısıyla aynı saygıyı şimdi biz de Kıbrıs Türk demokrasisine ve halkımızın kararına bekliyoruz. Böylesi bir seçim platformunda kimsenin taraf olmak gibi bir yanlışa düşmemesini bekliyoruz. Bunu neden söylüyorum çünkü bu konuda ipuçları var. Adaylık başvurumu yaptıktan sonra da söyledim, Kıbrıs Türk halkı kendi özgür, bağımsız kimliği ile kendi geleceğini belirleme, hakkına, becerisine, yeteneğine ve yetkisine sahiptir ve kendi için en uygun kararı da verecektir. Dolayısıyla bu konularda taraf olma girişimi derhal son bulmalıdır. Buradaki bazı makamlar tarafından seçimlere taraf olma gayreti var, onlar kendilerini çok iyi biliyorlar.”

Seçimlere müdahale riski: Kıbrıs Türk halkı bunu benimsemez, hazmetmez…

Seçimlere müdahale edilme riski olduğuna vurgu yapan Akıncı, “Bunun son derece yanlış bir şey olduğunu adaylık başvurumu yaptığım günden ilan ediyorum ve bundan uzak durulmalıdır, Kıbrıs Türk halkı bunu benimsemez, hazmetmez. Böyle bir şey devam ettiği takdirde, açılacak yaraların sarılması için uzun zamana ihtiyaç duyulacak. Şimdilik bu kadarla yetiniyorum ve temenni ediyorum ki bu mesajlarımız doğru algılanır” dedi.

“Olmayacak duaya amin diyen ve buradaki çözümsüzlüğü, bölünmüşlüğü daha da pekiştirmek isteyenler var”

11 Ekimde KKTC’nin Cumhurbaşkanı’nın belirleneceği seçim için mevcut adayların “federasyon temelli” çözüm modeli ve “iki devlet, iki ayrı egemenlik” çözüm modeli üzerinden iki ayrı seçim propagandası yürütmesinin seçimlere etkisinin ne olacağını da değerlendiren Akıncı, federasyon dışındaki seçeneğin şu an için mümkün olmadığından yola çıkılarak, işin artık karar aşamasında ve tarafların iradesine kaldığının farkına varılması gerektiğine işaret etti. “Bugüne kadar bir sonuca gidilmemişse bunda Kıbrıs Türk tarafının en ufak bir günahı yok” ifadelerini kullanan Akıncı, Kıbrıs Türk tarafının Türkiye’nin de desteğini alarak hep çözümden yana olduğunu vurguladı. Akıncı, “Şimdi gelinen noktada ‘olmayacak duaya amin demek ve buradaki çözümsüzlüğü, bölünmüşlüğü daha da pekiştirmek’ isteyenler olabilir, hayır Kıbrıs Türk halkı buna layık değil, biz dünyaya açılan Avrupa ile de fiilen hak ettiğimiz yeri orada alan ve Türkçe’yi de Avrupa’nın bir resmi dili haline getiren ve orada kuracağımız ilişkilerle Türkiye’nin ilişkilerinin daha iyiye gitmesi için çaba harcayacak olan bir konuma da gelebiliriz. Bunun için de Kıbrıs sorununun çözülmesi lazım” açılamasında bulundu.

“Ben Kıbrıs Türk halkının Cumhurbaşkanlığında bağımsız, tarafsız bir duruş isteyeceğini, benim sergilediğim konumu arzu edeceğini görüyorum”

Kıbrıs Türk halkının gerçekçi olduğunu, mümkün olanı görüp, bildiğini de vurgulayan Akıncı, Kıbrıs Türk halkının bir şeye daha karar vereceğini söyleyerek, “Kendi iradesi ile bu topraklarda kendi özgün kimliği ve kişiliği, kültürel varlığını muahafaza ederek, Türkiye ile de en iyi dostluk ilişkisi kurarak, kardeşlik hukuku içerisinde var olmayı mı seçecek yoksa, ‘bunlar önemli değil’ diyen tarafa mı meyil edecek. Türkiye ile karşılıklı saygıya dayalı kişilikli ilişkiyi mi arzulayacak, Cumhurbaşkanlığının bir parti başkanlığı makamı olmadığını, partizanlığa buralarda yer olmadığını, bağımsız tarafsız bir kimlik sergilenmesini isteyecek yoksa ‘varsın parti başkanlığı gibi hareket edilen’ bir yer olsun mu diyecek Kıbrıs Türk halkı. Ben Kıbrıs Türk halkının burada bağımsız, tarafsız bir duruş isteyeceğini, benim sergilediğim konumu arzu edeceğini görüyorum” şeklinde konuştu.

“Kıbrıs Türk halkının benim adaylığım etrafında kenetlendiğini görüyorum. Şaibesiz bir seçim olması her şeyin üzerinde gelir, buna da her makamın saygılı olması gerekir”

Akıncı, halkın kendi vicdan ve akıl muhasebesini yaparak, çözüm odaklı siyasetlerini desteklediklerini, bağımsız, tarafsız bir kimliği burada tercih ettiğini, iç konularda rehberlik yapan bir Cumhurbaşkanı’nı Türkiye ile de kendi özgün kimlik ve kişiliğini koruyarak, karşılıklı saygıya dayalı bir ilişkiyi istediğini ve desteklediğini vurguladı. Akıncı, “Kıbrıs Türk halkı benim adaylığım etrafında çok ciddi bir kenetlenme göstermektedir. Bunu çok açık ve net görüyorum. Asıl sonuç 11

Ekim’de çıkacak. Hepimiz bu sonuca şimdiden hayırlı olsun demek durumundayız. Müdahalesiz bir seçim, Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini kendinin belirleyeceği ve şaibesiz bir seçim olması her şeyin üzerinde gelir, buna da her makamın saygılı olması gerekir” şeklinde konuştu.

“Bize yeni bir gelecek lazım. İnsanların kaderi değildir savaşlarda ölmek. Bunu kader olarak görmeyelim, biz bu kaderi değiştirebiliriz”

Tarih boyunca hep bir mücadelenin içerisinde olan, stratejik konumu nedeniyle dikkatlerin sürekli üzerinde olduğu, çekişme ve kavgaların arasında kalan Kıbrıs Türk halkının hassasiyetleri ve yorgunları üzerine de konuşan Akıncı, “Hangi toplum var ki çocuklarının barış ortamında yaşamasını, iyi bir işe sahip olmasını, huzur içinde yaşamasını, başını yastığa koyduğu zaman kendini güvende hissetmesini, gelecek endişesi duymamasını istemez. Ama birtakım silah tüccarlarının çıkarları, bütün dünya insanlığını çok farklı yerlere götürmüştür. Milyonlarca insanlar öldü dünya savaşlarında. Biz de burada Türkiye ile birlikte nice şehitler verdik. Her ailede ya bir şehit ya bir gazi vardır Kıbrıs Türk halkında. Ama artık yeni şehitler, gaziler, kayıplar olmasın. Biz hala Kıbrıs’ın toprağından kayıp insanlar çıkarıyoruz Türk’ü ile Rum’u ile. Biz artık bunların bitmesini istiyoruz. Biz artık Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesinin etrafında buluşmak istiyoruz” ifadelerini kullandı. Akıncı, sadece Kıbrıs Türk halkının değil, tüm dünya insanlığının savaşlardan, ekonomik krizlerden, salgından, kötülüklerden yorgun düştüğünü söyledi. “Bize yeni bir gelecek lazım” ifadesini kullanan Akıncı, “Biz diyoruz ki bu yeni geleceği kendi adamızda, gücümüzün yettiğince filizlendirip, buradan başlatalım, bölgeye de yararı olsun, ışık tutsun, örnek olsun. İnsanların kaderi değildir savaşlarda ölmek. Bunu kader olarak görmeyelim, biz bu kaderi değiştirebiliriz” dedi.

“Savaş bize ölümden, acıdan, kandan başka bir şey getirmez”

Bunun kolay olmayacağını meşakkatli bir yol olduğunu belirten Akınca, ancak her bireyin bunun için oynayabileceği rol ve katkısı olabileceğini söyledi:

“El ele verirsek bu ada cennet olur. Bu ada Türkiye için de ilerisi için iyi bir ilişki geleceği sunar, Türk-Yunan ve Türk Avrupa ilişkilerine katkı sağlar. Ama savaşın bize getireceği ne var ölümden, acıdan, kandan başka”

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”