23 Eylül 2026
15.9 C
İstanbul

“Ezidi Soykırımında 6. Yıl”

Gece yarısı köyümüze baskın yapıldı kaçmaya fırsat bulamadık. Gecenin karanlığında çok az kişi kaçmayı başardı Berzê babasının ısrarı ile gecenin karanlığında kaçabilenlerdendi daha doğrusu biz öyle zannediyorduk yalın ayak köyün dışına kadar gidebilmişler. 

Yazan: Bozan Aksoy

İŞİD militanları Allaha-u Ekber sesleri ile köye girdiler önce bize karışmayacaklarını söylediler, para ve elektronik cihazları, cep telefonlarını istediler. Ne istedilerse verdik. Sonra hepimizi okulun bahçesine topladılar. Kadınları ve çocukları bir tarafa, erkekleri diğer tarafa ayırdılar. 11 yaşından büyük erkekleri okulun arka bahçesinde sıraya dizdiler, kadın ve çocukları arabalara bindirip uzaklaştırdılar. Biz daha köyün dışına çıkmadan silah sesleri yükseldi. Okulun bahçesindeki erkekleri silahla taradılar. Hepimiz çok korkmuştuk başörtümle çocuklar olanları görmesin diye engel olmaya çalıştım. Bizi önce Telafer şehir merkezine getirdiler. Hepimizi ayrı evlere yerleştirdiler.

Bu olayı yaşlı ve yaslı gözlerle anlatan kadın soykırımdan tesadüfen kurtulmuş beş çocuğunu kaybetmiş bir anne, soykırımın üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen acılı annenin yaraları tazeliğini koruyor. Başını öne eğerek derin bir sessizliğe gömülüyor…

Başka bir kadın söze giriyor; yüzünde derin bir hüzün, konuşmaya başlayınca dudakları titriyor kelimeler boğazında düğümleniyor, bir an kederli gözlerle dağlara doğru baktı. “Keşke Şengal dağı biraz daha yakın olsaydı, keşke dağa ulaşıp susuzluktan ölseydik.”

Yazar Bozan Aksoy

İŞİD Musul şehir merkezini ele geçirdikten sonra yaklaşık bir ay bölgemize saldırmamıştı.  Onun için ilk günlerdeki tedirginliğimiz kaybolmuş rahatlamıştık daha doğrusu buraya saldırmaz diyorduk. Saldırının olduğu gece Sara, Berzê ve ben babasının evinde sohbet ediyorduk. Vakit gece yarısına geldiğinde İŞİD militanlarının Ezidilere saldıracağına dair haberler geldi. Daha önce böylesi haberler çıktığı için kimse inanmamıştı. Berzê’nin babası tanıdığı Müslüman dostlarına durumu sordu. Onlarda saldırı olmayacağını söyleyince rahatlamıştık.

O gece köydeki yaşlılar çok fazla tedirgin olmuşlardı, bazıları bizleri uyardı, kimisi köyü boşaltalım dedi. Yaşlıların sözlerine kimse aldırış etmedi.  Berzê’nin Babası birkaç telefon görüşmesi daha yaptı son telefon görüşmesi ile endişelenmeye başladı. Şengal şehir merkezindeki akrabalarını aradı, köyde arabası olanlar binip gittiler bizim arabamız yoktu.  Berzê’nin babası bizlere derhal evden çıkıp köyün dışındaki kayalıklarda beklememizi söyledi. Uzaktan silah sesleri duyuluyordu. Telaşla üç kız arkadaş köyün dışına kadar koştuk. O telaşta ayakkabılarımı giymeyi unutmuştum diğer arkadaşımız koşarken ayakkabısını düşürmüştü ayaklarımız yara bere içinde kalmıştı. Kayalıkların arasına vardığımızda Berzê nişanlısına telefon açtı nişanlısı bir araba bulup gelene kadar beklememizi söyledi.

İŞİD militanları Ezidilerin yaşadığı bölgeye birçok koldan ve aynı anda saldırmıştı. Şengal ve çevresinde görevli Peşmerge güçlerinin ani bir kararla bölgeden çekilmesi ile birlikte kaos başladı. Köylerden gelen katliam haberleri ile birlikte Şehir merkezinde arabası olanlar şehri terk ederken geride kalan yüz binlerce kişi Şengal dağına kaçmaya başladı.

Zaman çok hızlı geçiyordu İŞİD’ çiler köydeki herkesi evlerinden dışarı çıkarıyordu. Olup bitenleri kayalıkların arasından görebiliyorduk. 

Biz o ana kadar yardım gelecek umuduyla beklerken, Berzê bir kere daha nişanlısını aradı, yolda yakalandığını öğrendik. Bir daha telefonu cevap vermedi. Bizdeki telefonunda bataryası bitti. Hava aydınlandığında bütün köylüleri okulun bahçesinde görebiliyorduk. Kadın ve çocukları kamyonlara bindirip gönderdiler. Okulun bahçesindeki erkeklerin üzerine otomatik silahlarla ateş ettiler. Korkudan dilimiz tutulmuştu, ne yapacağımızı bilemez bir halde öylece babalarımızın, ağabeylerimizin, kardeşlerimizin ve akrabalarımızın kurşunlanmış cesetlerine bakıyorduk. O an kafamı taşlara vurmak istedim Berzê bırakmadı.  Sanırım o telaşta bizleri fark etmişlerdi. Bize doğru ateş ederek gelmeye başladılar. O an kayaların arasından karşı tarafa doğru bir el silah ateş edildi. İŞİD militanları yere yattılar, kayalıkların arasında bizden başka insanların olduğunu anladık.

Sürünerek uzaklaşmak istedik lakin çok fazla uzaklaşamadık sürekli ateş ediyorlardı.  Az ilerideki kayanın dibinden kalkan dayımın oğlu yere yığıldı, acı içinde bağırıyordu. Berzê sürünerek yanına kadar gidebildi. Kısa bir süre sonra tekrar yanımıza geldiğinde elinde bir çakı vardı. 

Ben korkudan dayımın oğluna ne olduğunu soramadan, Berzê öldüğünü söyledi.  Ben, Berzê den bir yaş küçüktüm Berzê cesaretliydi ve korkmuyordu diğer arkadaşımızın dili tutulmuştu sürekli titriyordu. Bize doğru o kadar çok kurşun sıkıldı ki etrafımızdaki kayalara çarpan kurşunlardan seken taşlar her tarafımızı kan içinde bırakmıştı.

Berzê buradan kurtulamayacağımızı söyledi, o güne kadar özenle uzattığı saç örgüsünü dibinden bıçakla kesti. Gözyaşları içinde elinde tuttuğu saç örgüsünü usulca taşın dibine bıraktı. İŞİD militanlarının eline düşmemek için kendisini öldüreceğini söyledi. O ana kadar korkudan konuşmayan arkadaşımız birden elindeki bıçağı alıp göğsüne sapladı her şey o kadar hızlı olmuştu ki ben inanamıyordum. Sonra Berzê aynı bıçakla kendini öldürdü. Ben bıçağı iyi saplayamamışım gözlerimi açtığımda karanlık bir odada yatıyordum.

3 Ağustos 2014 günü yüz binlerce insan Şengal dağına sığınırken, köylerde yaşayan binlerce Ezidi o kadar Şanslı değildi. Özellikle Baas partisi döneminde kurulan köy kentlerde yaşamaya mahkûm edilen insanlardan çok azı kurtulabilmişti. Erkekleri kurşuna dizen cani örgüt kadınları araçlara bindirerek şehir merkezlerine götürdü. Irak Şam İslam Devleti (İŞİD) İlk başlarda hâkimiyeti altına aldığı şehirlerde Ezidi kadınlar için köle pazarları kurup binlerce kadını sattı.

Yaşlı kadın başını kaldırıyor biliyor musun? Müslümanlar bu topraklara 1400 yıl önce geldiklerinde yine ellerinde bizi kesmek için kılıç vardı. O günde kadınlarımızı Musul şehir merkezine kurdukları esir pazarında satmışlardı, o günlerde de onlarca kadın kendini öldürmüştü, işte Berzê o kadınların torunu…

Şengal dağına üç yüz bine yakın insan sığınmıştı yedi gün sonra kısıtlıda olsa yardıma gelenler olmuştu. Geride kalan erkekler öldürülmüş, kadınlar satılmak üzere esir pazarlarına götürülmüş, evler talan edilip ateşe verilmişti. Sonraki günlerde yüz binlerce insan Rojava, Federal Kürdistan ve Türkiye’ye sığındı. Çadır kamplarda uzun ve zorlu bir yaşam başlamıştı. Bugün 6. Yılını geride bırakan Şengal soykırımının acıları ilk günkü gibi tazeliğini koruyor.

Genç kadın devam ediyor “karanlık odada kendime geldiğimde beni savaş esiri olarak bir militan aldı ve defalarca  tecavüz etti. Bir ay sonra beni esir pazarında başka birine sattılar.  Beni satın alan adamın iki eşi daha vardı, tecavüz ettiği gibi evin bütün işlerini bana yaptırıyorlardı. İki kadın her gün dövüyor zorla namaz kıldırıp keyfi oruç tutturuyorlardı. Dayak ve zorla oruç sonucunda hastalandım, defalarca ölmek istedim.  Bir gün bana başkasına hediye olarak verildiğim söylendi. Hediye olarak verildiğim adam bana tecavüz etti. Birkaç sefer canıma kıydım bir seferinde kalbime sapladığım bıçak göğsümde kaldı iyileşene kadar bana dokunmadılar ve bir türlü ölmeyi beceremiyordum. kaç sefer satıldığımı artık bende hatırlamıyorum. En son götürüldüğüm esir pazarında Ezidi bir kadınla konuşma fırsatım oldu, o zaman anladım ki İŞİD eskisi gibi güçlü değil. Beni satın alan adam önce Irak, sonrada Türkiye’ye götürdü. Türkiye de bir sure Urfa’da kaldık, bir sefer markete tek başıma gittim.  Büyüklerimizden Urfa’da Ezidilerin yaşadığını duymuştum, markette çalışan birine Urfa da Ezidiler nerede yaşıyor diye sordum?  Adam bana çok kötü bağırdı o adam Kürtçe konuşmuştu bana yardım edebilirdi lakin Ezidi ismini duyunca kızdı nerdeyse beni dövecekti. Bir sure sonra Ankara’ya taşındık. Ankara’ya geldiğimizde adamın iki eşi ve çocukları da geldi, adamın eşleri ve çocukları orada da sürekli bana eziyet ettiler. Ankara da son zamanlarda bir şeyler olduğunu anlamıştım, ama beş yıldan sonra ailemim beni aradığını da düşünmüyordum doğrusu…         

Adam sürekli Irak’a gidip geliyordu.

O Bağdat’ta iken bana bir telefon uzattılar arayan amcamın oğluydu, beni adamdan satın aldığını söyledi.  Sonra görüntülü konuştuk, amcamın oğlu başka ülkede yaşıyordu beni internetten satın almıştı, güvendiği dostları beni evden alıp başka yere götürdüler. O evde esir pazarından satın alınan başka bir kadın daha vardı ve ikimizi Ankara’dan alıp götürdüler.

Amcamın oğlu beni de yanına almak istedi, ama ben şimdilik gitmek istemiyorum. Burada kalan akrabalarımla köyüme gitmek istiyorum. Berzê o kayaların arasında yatıyor. Ölmeden önce saç örgüsünü bir taşın altına saklamıştı, ben gidip o saç örgüsünü bulacağım. Berzê ve diğer bütün katledilen Ezidiler için Laleş’e gidip dua edeceğim.

Yukarıda anlattığımız olaylar binlerce Ezidi kadının başından geçen sadece kısa bir özet.  3 Ağustos 2014 günü Ezidilerin yaşadığı Şengal bölgesine Irak Şam İslam devleti adlı örgüt saldırmış ve soykırım uygulamıştı.

Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde (SSECS) hukuksal bir tanımı bulunmaktadır. Sözleşmenin 2. maddesi soykırımı “ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir.

Grubun üyelerinin öldürülmesi

Grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi

Grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması

Grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması ve çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi. Şeklinde tanımlar.

Soykırımdan 6 yıl sonra IŞİD üyesi 27 yaşındaki Irak vatandaşı Taha El-C., yabancı bir terör örgütü üyesi olmak, adam öldürmek, insanlığa karşı suç işlemek ve Ezidilere yönelik soykırım iddiasıyla hakim karşısında. Almanya’nın talebi üzerine sığındığı Yunanistan’da gözaltına alınan ve iade edilen zanlının davası, IŞİD üyesi bir kişinin Ezidilere yönelik soykırım suçundan dünya çapında yargılandığı ilk dava olma özelliğini taşıyor.

Soykırımın üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen hala Ezidi kadınlar esir pazarlarında satılırken birçoğu farklı Müslüman ülkelerde zorla tutulmaktadırlar.

Elimizdeki 2019 yılı verilerine göre toplamda 6 bin 417 Ezidi, IŞİD’liler tarafından kaçırıldı. Şimdiye kadar 3 bin 515 kişi kurtarıldı, 2 bin 902 kişi ise hala ellerinde. Kurtarılan 3 bin 515 kişinin bin 190’ı kadın, 339’ü yetişkin erkek, bin 36’sı kız çocuk ve 948 kişi de erkek çocuktur.

IŞİD‘in Şengal bölgesine saldırmasından önce bölgede yaklaşık 600 bin Ezidi yaşıyordu.

Ezidi toplumunun temsilcilerinin yoğun girişimleri sonucu kamplarda yaşayan Ezidiler, merkezi Irak ve Bölgesel Kürt hükümetinin desteği ile evlerine dönmeye başladılar. Altı yıl sonra terk etmek zorunda kaldıkları topraklarına dönmek de ayrı bir travma, özellikle köylerine dönenler mayınlarla tuzaklanmış bölgede yaşamak zorunda kalacak. Birçok evin duvarında hala kan ve kurşun izleri duruyor, her gün yeni bir toplu mezar ortaya çıkarılıyor. Daha da vahimi bölgede siyasi faaliyet yürüten her örgütün kendi Ezidileri var. Parçalanmış farklı yapılar Ezidi toplumunun sorunlarını çözmekten çok uzak. Oysa Ezidilerin geleceklerine karar vermeleri için birliğe ihtiyaçları var.

Ezidiler tarihleri boyunca onlarca katliama uğradılar.  O zaman sorumuzu yineleyelim yeryüzünde bunca vahşete uğramış başka bir halk var mıdır? Bilinen 74 katliama rağmen inançlarından vazgeçmeyen, her şeye rağmen barıştan yana olan, kadim Ezidi inancından vazgeçmeyen bu halk ne olacak?  Yeni bir katliamı mı bekleyecekler?…

Ezidi dininin tarihinde, felsefe ve mitolojilerinde hiçbir zaman diğer inançlara karşı şiddeti teşvik eden bir açıklama göremezsiniz. Başka inançlara karşı her zaman hoş görülü olan kadim Ezidi dinine karşı maalesef tarihin her döneminde zor ve şiddet eksik olmamıştır. İslam öncesinde hâkim olan devletler tarafından Ezidilere karşı korkunç katliam ve zorbalık İslami fetihlerin başlaması ile devam etmiştir. İslam adına fethe çıkanlar bölgeyi istila ettikleri günden bugüne kadar bilinen 74 katliam olmuştur. Nesilden, nesile 1400 yıldır anlatılan vahşet bitmek bilmez bir halde devam etmektedir ve bütün Ezidiler bu vahşetin tekrarlanacağından da kuşku duymuyorlar. Bilinen 74 katliamdan sonra Ezidilerin sığınabildiği tek yer Şengal dağları olmuştur.  Soykırımı İŞİD örgütü yaptı lakin Ezidi kadınlar için kurulan köle pazarlarına İŞİD örgütüne mensup olmayan binlerce Müslüman gidip kadınları satın aldı. Alçakça suça ortak oldu.

 İŞİD örgütüne karşı mücadele ettiğini söyleyen onlarca örgüt ve ülke var. İlginç olan, bu ülke ve örgütler esir pazarlarında kadınları satın alan caniler hakkında hukuki hiçbir işlem yapmamıştır.   Derin internet Esir pazarlarında para verip kadınları satın alanlar aramızda dolaşmaya devam etmektedir. Esir pazarlarının kurulduğu Türkiye, Suriye, Ürdün ve diğer Arap ülkelerinde gerek kamuoyu gerekse aydın kesim sorunu görmezden gelmiş ve seyirci kalmıştır.

@iznews agency-bozan aksoy

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”