8 Kasım 2026
8.1 C
İstanbul

1 milyon Türk Alman vatandaşlığından çıkarıldı mı?

Türk basınında yer alan haberlerde Almanya’da yaşayan 1 milyon Türk’ün Alman vatandaşlığından çıkarıldığı, çıkarılanların listesinin de YSK’dan alındığı iddia edildi. Peki bu iddialar doğru mu?

default

Türk basınında geçen hafta yer alan bir haberde, Almanya’da yaşayan 1 milyon Türk’ün Alman vatandaşlığının iptal edildiği ileri sürüldü. Haberde, Türkiye kökenlilerin yoğun yaşadığı Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki vatandaşlık dairelerinin “gizli çifte vatandaş” olduğu iddia edilen Türklere vatandaşlığının iptal edildiğini bir mektupla ilettiği de yer aldı. Mektupta, “Türk hükümetinden alınan bilgilere göre Almanya’dan izin almadan Türk vatandaşlığını aldığınız anlaşılmıştır” yazdığı, ayrıca vatandaşlıktan çıkarılanların isimlerinin de Türkiye Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) alındığı da iddia edildi. Peki bu iddilar doğru mu?

1 milyon Türk’ün Alman vatandaşlığı iptal edildi mi?

Almanya Federal İstatistik Dairesi’nin verilerine göre, 2018 yılı itibarı ile ülkede yaşayan Türkiye kökenlilerin sayısı 2 milyon 769 bin. Bu rakam, hem Alman hem Türk hem de çifte vatandaş olan Türkiye kökenlileri kapsıyor. Diğer yandan Almanya Yabancılar Kayıt Merkezi’nin (AZR) verilerine göre de 31 Aralık 2018 tarihi itibarı ile Almanya’da 1 milyon 476 bin 410 Türk vatandaşı bulunuyor. Yani toplam 2 milyon 769 bin Türkiye kökenli göçmenden 1 milyon 476 bin 410’u Türk vatandaşı.

Alman hükümetinin güncel bir soru önergesine verdiği cevapta ise Nisan 2018‘de Berlin’deki Türk Büyükelçiliği’nin kendilerine Almanya’da toplam 1 milyon 432 bin 12 Türk seçmeni bulunduğunu ilettiği bilgisi yer alıyor. Bu rakam içinde hem Türk vatandaşları hem de çifte vatandaş olan seçmenler bulunuyor.

Hem Türk hem de Alman vatandaşı, yani çifte vatandaş olan Türklerin sayısı ise belli aralıklarla yapılan Mikrozensus nüfus sayımına göre de 2018 yılı itibarı ile 240 bin.

Federal istatistiklere bakıldığında da vatandaşlık yasasının değiştiği ve çifte vatandaşlığın sadece özel izinle mümkün hale geldiği 1 Ocak 2000 tarihinden sonra Alman vatandaşı olanların rakamı yaklaşık 690 bin 657. Bu rakamın içinde vefat eden veya Almanya’dan ayrılanların sayıları yok.

Dolayısıyla söz konusu zaman diliminde 690 bin 657 kişi Alman vatandaşlığına geçmişken, bu zaman diliminde gizlice tekrar Türk vatandaşı olduğu için Alman vatandaşlığından çıkarıldığı söylenen kişi sayısının 1 milyon olduğu iddiası gerçeği yansıtmıyor.

Türklerin yoğun yaşadığı KRV eyaletinde neler oldu?

DW Türkçe’den Elmas Topçu’nun haberine göre, irili ufaklı 396 kenti bulunan Kuzey Ren Vestfalya’da Gelsenkirchen ve Bünde kentleri Türkiye kökenlilere mektup yazdı ve onlara vatandaşlık statülerini sordu.

Gelsenkirchen Belediyesi basın sözcülüğünden DW Türkçe’ye yapılan açıklamada, eyalet içişleri bakanlığından gelen bir talimatta 1996-1999 yılları arasında Alman vatandaşlığına geçenlerin güncel vatandaşlık statüsünün sorgulanmasının istendiği bildirildi. Konudan sorumlu resmi dairelerin işinin kolaylaştırılması adına da bunun toplu bir mektupla yapılması yoluna başvurulduğu ve 3 bin 800 vatandaşa mektup gönderildiği belirtildi. Sözcülük ayrıca hiç kimsenin vatandaşlıktan çıkarılmadığını, zaten mektubun amacının da bu olmadığını, kimlik veya pasaport çıkartırken gerekli bir prosedür olduğunu belirtti. 

Mektupta ne yazıyor?

Gelsenkirchen’in Temmuz ayı başında yolladığı mektupta, “İlişikte Türk vatandaşlığına ilişkin bir form var” deniyor ve Temmuz sonuna kadar doldurulup, imzalanıp, çifte vatandaşlar ise nüfus kayıt örneğiyle birlikte iletilmesi” isteniyor.

Kentteki Türkiye kökenli göçmenlerin vatandaşlık statülerine dair formda ise 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren, Alman vatandaşlarının, sorumlu resmi makamlardan müsaade almadan başka bir ülkeninin vatandaşlığına geçmiş olmaları halinde Alman vatandaşlıklarının geçerliğini yitirdiğine dikkat çekiliyor. Bu durumda Alman vatandaşlığını kaybetmiş kişilerin nüfus dairelerinde hâlâ yanlışlıkla Alman vatandaşı olarak kayıtlı göründüğü belirtiliyor.

Formda, “Türk hükümetinin bildirdiğine göre, pek çok Türk vatandaşı, Alman vatandaşı olduktan sonra yeniden Türk vatandaşlığına geçmiştir” deniyor. Ve hem Türkçe hem de Almanca “1 Ocak 2000 tarihinden itibaren Alman vatandaşı olmanıza rağmen, bunun yanı sıra müsaade almayarak Türk vatandaşlığına geçtiniz mi?” diye soruluyor. Vatandaşlara ayrıca, emin olamadıkları durumda yabancılar veya vatandaşlığa geçiş dairelerine başvurmaları tavsiye ediliyor ve daha önce Alman vatandaşı olanların oturum almalarının görece kolay olduğu hatırlatılıyor.

Yasa için kontroller neden şimdi yapılıyor?

Federal İçişleri Bakanlığının, kopyasını Federal Emniyet Teşkilatı’na da yolladığı 26 Ağustos 2019 tarihli bir yazısında Türkiye’deki Alman dış temsilciliklerinin, çifte vatandaş bazı Türklerin, Alman vatandaşlığının geçerliliğine ilişkin şüpheler bulunmasına rağmen Almanya’dan pasaport çıkarttıklarının tespit edildiği ifadesi yer alıyor.

DW Türkçe’nin ulaştığı yazıda, 31 Aralık 1999’a kadar Alman vatandaşlığına geçmek için izinle Türk vatandaşlığından çıkanların, Alman olduktan sonra tekrar Türk vatandaşlığına geçmesi halinde Alman vatandaşlığının kaybolmadığı hatırlatılıyor. Ancak 1 Ocak 2000’den itibaren geçerli olan yeni yasayla bu durumun değiştiği ve sadece Alman makamlardan alınan müsaade ile çifte vatandaşlığın mümkün olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle pasaport işlemi için başvuru yapan Türkiye kökenli Almanların hangi tarihte çifte vatandaş olduğunun sorulması talep ediliyor.

Federal İçişleri Bakanlığının bildirdiğine göre, bu adımın nedeni, Alman dış temsilciliklerinin, çifte vatandaşların pasaport işlemlerinde sundukları nüfus kayıt örnekleri arasında tahrifat yapılmış olanların sayısının giderek artması. Bakanlık, normalde çifte vatandaşların nüfus kayıt örneğinde hem Türk vatandaşlığından çıkış hem de tekrar giriş tarihlerinin bulunduğu bakanlar kurulu kararı numarasının olması gerektiğini, son yıllarda bu numaraların bulunmadığı belgeler sunulduğunu, bunun da belgelerle oynanmış olma ihtimalini güçlendirdiğini belirtiyor. 

İki kentte mektup gönderildi

Federal İçişleri Bakanlığının, bu bilgileri içeren 26 Ağustos 2019 tarihli talimatnameyi eyalet içişleri bakanlıklarına gönderdikten sonra Kuzey Ren Vestfalya İçişleri Bakanlığı da bunu 6 Kasım 2019’da kent yönetimlerine iletiyor.

Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti İçişleri ve Uyum Bakanlığı, DW Türkçe’nin sorusuna verdikleri ortak cevapta, kendilerine Federal İçişleri Bakanlığından gelen ve çifte vatandaşların verdiği tahrifatlı nüfus kayıt örneklerindeki artış üzerine yapılması gerekli görülen kontrolün, sadece pasaport ve kimlik işlemleri gibi yeri geldiğinde yapılmasının istendiği, yoksa mektupla genel bir sorgulamayı öngörmediği vurgulandı.

Eyalet İçişleri Bakanlığı, 23 Temmuz 2020’te ikinci bir talimat göndererek öncekinin birkaç belediye tarafından yanlış yorumlandığını da belirtti. DW Türkçe’nin ulaştığı bu yeni talimatta Bakanlık, kimi belediyelerin somut bir gerekçe olmaksızın vatandaşlara form göndererek Türk vatandaşlıklarına dair açıklama talep ettiklerinin anlaşıldığını, oysa geçen Kasım ayında yollanan talimatın sadece yeni kimlik veya pasaport işleminde bunu öngördüğü vurgulanıyor ve sorumlu dairelerin bu konuda yeniden bilgilendirilmesi talep ediliyor.

KRV Uyum Müsteşarı Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) üyesi Serap Güler de DW Türkçe’ye verdiği demeçte, iddia edildiği gibi YSK’dan alınmış bir listeyle “gizli çifte vatandaş avı” yapıldığı yönünde medyada çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını, 1 milyon Türkiye kökenlinin Alman vatandaşlığından çıkarıldığı iddiasının da doğru olmadığını belirtti.

Almanya’da çifte vatandaşlığın sadece özel izinle mümkün hale geldiği 1 Ocak 2000 tarihinden sonra Türk vatandaşlığından çıkıp Alman vatandaşlığına geçen çok sayıda Türk’ün, Alman makamlarına bildirmeden gizlice tekrar Türk vatandaşı olduğu ortaya çıkmıştı. Kamuoyunda “gizli çifte vatandaş” diye nitelenen bu grubun sayısı tam olarak bilinmiyor.

DW, IZNEWS

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...