8 Kasım 2026
8.1 C
İstanbul

Küresel vahşi hayvan ticaretine karşı ne yapılabilir?

Uzmanlar büyük olasılıkla Çin’de vahşi hayvan satan bir markette başlayan koronavirüs pandemisinin küresel vahşi yaşam ticaretini durdurmak için bir dönüm noktası olduğunu söylüyor.

Dünya çapında insanların diğer hayvanlarla bağını artırmak için çalışan Humane Society International’ın Vahşi Yaşam Müdürü Adam Peyman, Vietnam’da yemek söylemek için bir restorana girdiğinde şok olmuştu.

Menüde nesli tehlikede olan hayvanlardan geleneksel pirinç, erişte ve deniz ürününe kadar yemek vardı. Dikenli vatoz, oklu kirpi, yumuşak kabuklu kaplumbağa, vahşi domuz ve keçi de sunulan yemekler arasındaydı.

Peyman ”Bu yiyecekleri görmek bir sürprizdi. Ancak bu tür vahşi yiyecekler lüks sayılıyor.” diyor.

Egzotik yemekler bazı Asya ülkelerinde statü ve zenginlik belirtisidir. Vahşi hayvanları yemek veya ilaç sektöründe kullanma arzusu, yasadışı yollarla tedarik edilen, hastalıklar için üreme alanı oluşturan ve virüslerin insanlara sıçrama şansını artıran vahşi hayvan ticaretini şekillendiriyor.

Peyman “Vahşi hayvan tüketimi, özellikle türler arası hastalık taşıyan vahşi memeli hayvanlar insan sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu hayvanların yaban hayatından yasal olarak alınıp alınmadığını söylemek zor. Bazıları yasadışı bir halde kaçırılıp bu pazarlarda satılıyor olabilir” diyor.

çin'de bir pazar

Islak pazarlar

Pazarlar Güneydoğu Asya’nın pek çok ülkesinde görülen tanıdık bir manzara.

Canlı balıklar ve vahşi hayvanların yanında taze meyve-sebzeler satılıyor. Bu pazarlar, isimlerini, yiyecekleri ıslak tutmak için kullanılan erimiş buzdan alıyor.

Bu su aynı zamanda zemini temizlemek veya kesilen hayvanların kanlarını yıkamakta da kullanılıyor.

Londra Zooloji Derneği Müdür Yardımcısı Profesör Andrew Cunningham ”Islak pazarlar salgınlar için bir saatli bomba olabilir” diyor ve ekliyor:

“Bu hayvanları sırf kendi erzak anlayışımız, eşyamız olarak talan etme biçimimiz bize bir şekilde geri dönüyor ve bu hiç şaşırtıcı değil.”

Pangolin de yasa dışı ticareti yapılan hayvanlar arasında yer alıyor

İnsanlara sıçrıyor

On binlerce ölüme yol açan güncel koronavirüs salgını Vuhan kentinin deniz ürünleri pazarında ortaya çıktı

Bir rapora göre adına rağmen pazarda balıktan daha çok yılan, oklu kirpi ve geyik satılıyordu.

Pazarla ilişkili başlayan vakalar çemberi, dünyaya yayılmadan önce Çin’in içinde önemli ölçüde yayıldı.

Yeni tip koronavirüsün kökeni bilinmiyor ancak büyük olasılıkla bir yarasada ortaya çıktı, oradan bir diğer vahşi hayvana ve sonra da insana geçti.

Bilim insanları yıllardır hayvanlarda başlayan ve insanlara geçe salgınlara dikkat çekiyor. Bunlar arasında Ağır Akut Solunum Sendromu (Sars), Orta Doğu Solunum Sendromu (Mers) ve Ebola da var.

New York merkezli Vahşi Yaşamı Koruma Derneği’nin mesajı çok açık:

“Canlı hayvan pazarlarını yasaklayın, yasadışı kaçakçılığı ve vahşi hayvanların izinsiz avlanmasını durdurun.”

Dernek “Bu sadece hastalığın yayılmasını engellemekle kalmayıp, ayrıca nesli tükenmekte olan hayvanlara neyin sebep olduğunu gösterecek” diyor.

Çin’in Vuhan kentinde başlayan salgın bu yıl yasa haline gelmesi beklenen kararla tüm vahşi hayvanların çiftçiliğini ve tüketimini yasakladı.

Oklu kirpi, Afrika misk kedisi ve kaplumbağa gibi hayvan yetiştiren vahşi yaşam çiftlikleri kapatıldı.

Yine de vahşi hayvanların ilaç, evcil hayvan veya bilimsel deneylerde kullanılmalarını sağlayan boşluklar da mevcut.

Aynı zamanda vahşi hayvan üretimli ürünleri kullanan geleneksel Çin ilaç sanayisi var.

Çin'de bir pazar

Yakın zamanda Çin hükümeti koronavirüse karşı ayı safrası içeren tedavinin kullanımını onadı.

Hayvan hakları savunucuları bu boşlukların geçmişte kaplan ve leopar etlerinde olduğu gibi yasadışı vahşi hayvan eti ticaretine olanak sağlayacağından endişeleniyor.

Karıncayiyen eti halen ulaşılabilir vaziyette ve hayvanın pulları ilaç, tırnakları ise süs olarak kullanılıyor.

Tüm gözler yakın zamanda değişecek olan vahşi yaşam koruma yasasına ve bu boşlukları nasıl giderebileceğine çevrildi.

Komşu ülke Vietnam’da da hükümet pazarlarda ve internette yasadışı vahşi hayvan ticaretine göz açtırmamak için yasaları hızlandırıyor.

Bazıları bu pazarların yerel kültürün bir parçası olduğunu ve yasaklar getirerek değişmesinin kolay olmayacağını söylüyor.

Arz ve talep

Hong Kong Şehir Üniversitesi’nden Profesör Dirk Pfeiffer asıl meselenin talep olduğunu belirtiyor.

“Bunları piyasaya arz eden kişiler, hayvanlar çiftlik hayvanı olsun olmasın, asıl kazanç kaynağı onlar. Bu sorunu halının altına süpürmek çözüm değil. O yüzden bunun aşamalı bir süreç olması gerekiyor.”

Bu bir salgının ilgiyi vahşi hayvan ticareti üzerine ilk çekişi değil. Çin’de 2002 yılında başlayan ve 700’den fazla can alan Sars salgını yarasalarla ve misk kedileriyle ilişkiliydi. Ancak kaynak hiçbir zaman doğrulanamadı.

Profesör Cunningham gelecekte bir salgını önlemek istiyorsak bunun sonuçları kadar nedenlerine de dikkat etmemiz gerektiğini söylüyor.

Sorunun kökünde doğanın tahribatı ve insanlarla hayvanları karşı karşıya getirmek yatıyor:

“Korunan ormanlarda, ormanlar, ağaçlar hala orada ancak yaban hayatı pazarlara düştü. Parmakla göstermek kolay ancak sırf Çin’de değil, pek çok Batı ülkesinde de bu yaşanıyor. Egzotik evcil hayvanlarımızın olmasını seviyoruz ve bunların çoğu yakalanan vahşi hayvanlar. Bu yüzden evimizi de ülkemizi de düzene koymalıyız.”

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...