24 Eylül 2026
19 C
İstanbul

Gezi Davasında Tüm Sanıklar Hakkında Beraat Kararı Verildi!

Gezi Davası’nda Mücella Yapıcı, “Gezi Direnişi yargılanamaz” derken Osman Kavala da, “Davanın adil bir şekilde yürütülmesinin yanı sıra mahkemenizi olaylara ve olgulara tarafsız bir gözlemci gibi bakmaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı. Can Atalay, savunmasında, “Erdoğan’a yöneltilemeyen soru bize yöneltiliyor” diye konuştu. Mahkeme heyeti avukatlara söz vermeden sanıkların sön savunmasını yapmasını isteyince protesto edildi. Heyet salonu terk edip jandarmaya salonun boşaltılması talimatı verdi. Jandarma salonu zorla boşalttı. Yeniden başlayan duruşmada tüm sanıklar için beraat kararı verildi. 28 aydır tutuklu olan Osman Kavala’nın tahliyesine de karar verildi.

Gezi Davası’nın 6’ncı duruşması bugün Silivri’de bulunan 30’ncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. Silivri Cezaevi’nde görülen duruşmayı izlemek için, aralarında CHP Genel Başkan Yardımcıları Veli Ağbaba, Muharrem Erkek, Orhan Sarıbal, Gökçe Gökçen, Gamze Akkuş İlgezdi, Onursal Adıgüzel, Aykut Erdoğdu ile CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve 20’ye yakın CHP Milletvekili katıldı. Duruşmaya çok sayıda izleyici de katılırken sabahın erken saatlerinde otobüslerle duruşmanın olduğu Silivri’ye gelenler jandarmanın kimlik kontrollerinden geçmek zorunda kaldı.

Gezi Davası’nda savcılığın sunduğu mütalaada Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu ve Mücella Yapıcı ile ilgili ağırlaştırmış müebbet hapis cezası talep ettiği, diğer sanıklar hakkında da 15 ile 20 arası hapis talep ettiği davanın duruşması saat 10.30’da başladı. Duruşmada ilk olarak, davanın tek tutuklu sanığı, iş insanı Osman Kavala salondaki izleyicilerin alkışlarıyla sanık sandalyesine geçti.

AVUKATLAR TANIKLARIN DİNLENMESİNİ TALEP ETTİ

Savcılık makamı celse arasında sunduğu mütalaasını mahkeme heyetine sundu. Mahkeme Başkanı savcılık mütalaasının hemen ardından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan iş insanı Osman Kavala’dan savunma yapmasını istedi. Ancak avukatlar buna karşı çıktı. Sanık avukatları mütalaaya karşı beyanlarda bulunmak istedi. Avukatlar iddianamede suç unsuru olarak iddia edilen ses kayıtlarının incelenmesi için ses kayıtlarının kendilerine verilmesini talep etti. Ayrıca sanık avukatları duruşma salonunda bulunan bazı kişilerin tanık olarak dinlenmesini mahkeme heyetinden talep etti.

‘BU DOSYA MUHTEŞEM GEZİ EYLEMİNİN ALTINDA KALIR’

Avukat Bahri Belen, usule aykırı dinlenen bir tanık olduğunu, yazılı belgelerin tartışılmadığını söyleyerek, “Eğer maske ile Türkiye halkının özgürlükler ve hakları konusunda akıl almaz bir deney yaşadığı Gezi olayını yargılamak istiyorsanız bu mahkemenin yargıçları, biz avukatlar bu pabucun altında kalırız. Türkiye hukukunun bugüne kadar biriktirdiği bütün birikimin altında kalır. Bu dosya muhteşem Gezi eyleminin altında kalır” dedi.

MAHKEME BAŞKANINA ‘MERAKLI SEYİRCİ’ TEPKİSİ

Avukat Turgut Kazan, mahkeme başkanına dışarıda avukatların olduğunu ve bu avukatların duruşma salonuna alınmasını istedi. Mahkeme başkanının Kazan’a, “Eğer böyle bir şey varsa buradaki meraklı seyircilerden birini dışarıya alalım” sözleri tepkiye neden oldu. Mahkeme başkanı bu sefer sözlerini, “Duyarlı seyirci” diye değiştirdi.

Yiğit Aksakoğlu’nun avukatı Kazan şöyle devam etti: “Mütalaada müvekkilimin Osman Kavala’dan finansal destek aldığını söylüyor. Müvekkilim birçok belediyede çalışmıştır. AKP’li belediyeler de çalışmalardan yarar sağladıkları için ona destek sağlamışlardır. Bu kayıtlar Beyoğlu, Gaziantep ve Sultanbeyli belediyelerinin kayıtlarında var” dedi. Kazan, mahkeme heyetine sunduğu dilekçelerin incelenmesini istedi. Kazan’ın sunduğu dilekçelerde müvekkiliyle ilgili bilgilerin yer aldığı dosyalar mevcut… Kazan son olarak şunları söyledi: “Sayın Erdoğan ‘Hükümeti devirme’ suçunun olduğu davaya gelmiyor. Mağdurları haberdar etmeniz kaçınılmaz bir zorunluluk.”

‘DİNLENEN TANIĞIN KİMLİĞİ YANLIŞ TESPİT EDİLMİŞ’

Yiğit Aksakoğlu vekili Aslı Kazan, Beşiktaş Çarşı dosyasının mahkemeye getirilmesini talep etti. Osman Kavala vekili avukat İlkan Koyuncu, “Bu celse savunma yapmayacağız. Bir önceki celse heyetinizi reddetmiştik. Ben şu an kaçıncı celsedeyiz bilmiyorum. Bizden iki celse öndesiniz. Dinlediğiniz Murat Pabuç’un soyadı Eren’dir. Kimliği yanlış tespit edilen kişi tekrar dinlenmelidir. Adalet Bakanlığı AİHM kararı kesinleşmiştir demiyor” dedi.

Avukat Emel Akatürk Sevimli’nin talepleri arasında, avukatsız dinlenen tanığın sesli ve görüntülü aksinin iletilmesi yer aldı. Osman Kavala vekili avukat Tora Pekin, “Davayı kısaltma iradesi mevcut. Bunun kanıtlarını görüyoruz. Müvekkilmiz Açık Toplum Vakfı yönetiminde olduğu için de yargılanıyor. STK (Sivil Toplum Kuruluşu) ile ilgili dosyaların ve müvekkilimizin vakfın başında hangi sürelerde yöneticilik yaptığının incelenmesini istiyoruz.

Tüm sanıklar müdafi Kemal Yücel, “Hemen savunmalara geçme niyetindesiniz. Bunu yapamazsınız. Mahkemenizce bize söylenen ‘Uzatma amacı’ bahis konusu değildir. Tek bir amacımız var. Kazanılmış, üzerine kan dökülmüş kişi haklarını, savunma haklarını yapmaya çalışıyoruz.”

Talepler değerlendirmek üzere mahkeme 15 dakika ara verdi.

‘TARAFSIZ BAKMAYA DAVET EDİYORUM’

Verilen aranın ardından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen iş insanı Osman Kavala konuştu. Kavala şunları söyledi: “Asıl sorun heyetinizin nesnel bir gözlemcinin bakışıyla değerlendirmeye isteksiz olması. Davanın adil bir şekilde yürütülmesinin yanı sıra mahkemenizi olaylara ve olgulara tarafsız bir gözlemci gibi bakmaya davet ediyorum.”

‘BUYRUN HÜKÜM SİZİNDİR…’

Kavala’nın ardından Mücella Yapıcı savunma yaptı. Yapıcı, daha önce hakkında buna benzer açılan davada beraat kararı aldığını hatırlatarak, “Savunma yapmayacağım” dedi ve ekledi: “Çünkü ben savunmamı beraat ettiğim mahkemede yaptım. Beraat ettiğim mahkemedeki savunmamı sizlere verdim. Tekrarlayacağım niçin savunma verdiğimi. İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamada ‘toplantı yürüyüşlerine silahsız katılarak halka, kanuna aykırı gösteri, yürüyüşe kışkırtma ve suç işlemek amacıyla örgüt kurmak’ suçlamalarından beraat ettim. Bu davanın iddianamesi ise bütün davalardan ettiğim beraatlerin aynısıdır ve hukuksuzdur. İşte bu gerekçeli karardır benim savunmam. 24 Haziran 2019’daki ilk celsede yaptığım savunmayı tekrarladım. Bir başka mahkeme heyeti yeniden bu davanın iddianamesine karşı yazılı olarak mahkemenize 1 Haziran 2019’da verdim. İddianameye karşı suç işlediğim kanaatinde değilim ki benim için suç değil onurdur. Savcılık sadece suçluyor. Suçlamalarını gerekçesiz olarak iddianameye çevirmiş. Tüm suçlamaları ve bu iddianameyi reddettim demişim. Şimdi savunmamı istiyorsunuz. Ne değişti? İddianamenin tekrarı niteliğindeki esas hakkındaki mütalaa aynı suçlamalar. Tuhaf ve trajik. Ben yerli yerindeyim. Ama sürekli siz değişiyorsunuz. Ben hep yerimdeyim, hep haklıyım ve aynı savunmayı tekrarlıyorum. Yargılandım… Kesinleşen beraat kararımı okuyayım mı size?” diyerek daha önce almış olduğu beraat kararının gerekçeli kararını okudu.

Yapıcı’nın şu sözleri izleyici sıralarından alkışlarla karşılandı: “Gezi direnişi yargılanamaz. Bir örgütü, lideri yoktur. Ben burada canlarını kaybeden 8 çocuğun ve göz nurunu kaybeden bütün dostlarımın
önünde saygıyla eğiliyorum. Buyrun hüküm sizindir.”

Yapıcı’nın bu sözlerinin ardından Gezi eylemlerinde çocuğu Berkin Elvan’ı polis kurşunuyla kaybeden Gülsüm Elvan, Yapıcı’yı ağlayarak alkışladı. Sanık sandalyesine oturan Çiğdem Mater ise savunmasında, “Hayatlarımızı alt üst eden davada sona gelmiş bulunuyoruz. Taleplerimizin dinlenmeden reddedilmesine, AİHM kararının uygulanmamasına ne yazık ki tanıklık ettik. Son derece ağır bir suçlamayla karşı karşıyayız. Savcılık makamının mütalaası tarafıma iletilmediği için savunma yapmam mümkün değil. Süre talep ediyorum” dedi.

‘BU DAVANIN KURGU OLDUĞU AÇIK…’

Bir diğer sanık Mine Öz Erdem ise savcılığın hazırladığı esas hakkındaki mütalaaya karşı çıktı. Erdem şunları söyledi: “Avukatlarımın talepleri karşılandıktan sonra savunma yapacağım. Bu davanın kurgu olduğu çok açık. 600 sayfanın üzerindeki iddianameyi defalarca okudum. Türkçesi karmakarışık., noktası, virgülü yok. İddianameyle karışık bir mütalaa hazırlanmış. Sadece algı yaratmaya yönelik muğlak ifadeler var.”

‘ZAMAN GAZETESİ’NİN ZİHNİYETİYLE BİZİ KARALAYAMAZSINIZ’

Erdem’in ardından Can Atalay konuştu. Atalay şunları söyledi: “Benim artık sizden bir talebim olmayacak. Sizi tanımam ama savcı beyi de tanımam. Sizin kişisel özelliklerinizi, hukuki görüşünüzü, dünya görüşünüzü bilmem. Benim size, sizin bana bir kininiz yok. Bunu biliyoruz. Sizin bizi sevmenizi, savcı beyin bizi sevmesini istiyoruz. Bu esas hakkındaki mütalaa AKP seçimleriyle Fetullahçı örgütün suç ortaklığının belgesidir. Bu öyle bir yalan ve kirli bohçası ki… Türkiye tarihinde yaşanan en önemli olguyu karalamakla uğraşıyor İstanbul Cumhuriyet Başsavclığı. Beyhudedir, başaramayacaktır. Gezi Direnişi’ni karalamaya çalışıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı o kadar mahcup ki emperyalizm bile diyemiyor. ‘Emperyalizme bilmeden yardım ettiğimizi’ ima ediyor. Reddediyoruz… Emperyalizme uşaklık edenler bize akıl öğretemezler. Hakaret edemezler. Siz bize, ‘Teslim olun’ diyorsunuz. Bu kadar ağır suçlamaların olduğu esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapılmaz. Takdir sizindir. Hukuk konuşmayacağım. Zaman gazetesinin zihniyetiyle bizi karalayamazsınız. Bir kuruş fon almayan TMMOB’u suçlayamazsınız. En fazla fonu muhtemelen AKP seçimleri kullanıyor. Gezi Direnişi’ni fonla, fonculukla yapılan bir şeyle karalayamazsınız. Buna kimsenin gücü yetmeyecek.

Kim yazıyor iddianameyi? Savcı beyin yazmadığı açık. Murat Pabuç’un ifadesinin tamamı sizde yok, savcılıkta yok. Esaslı sorun şudur: İstanbul başsavcılığında yokken ancak polis içerisinde, örgütlü bir grup yapıyor. Savcı bey vebal altına girmektedir. Tarihsel, siyasal bel altına girilmektedir. Hukuk fakültesi ikinci sınıf sorusudur. Şüpheli sıfatı ne zaman sona erer? Bu dosyanın arkasındaki irade savcı beyi o kadar aşıyor ki… Ben avukatım. Gözümü açtım, DGM gördüm. Biz bu iddianamenin asıl sahiplerine yanıt veriyoruz. Soros diyorsunuz… Rabia işareti nereden geliyor? OTPOR, dönemin Başbakanı ile doğrudan ilişkili. Utanmadan sıkılmadan Erdoğan’a yöneltilemeyen soru bize yöneltiliyor. Bizi şeriatçıların yanına yazmak isteyenlerin oyununa gelmedik. Bakınız, bütün Türkiye tarihi bizi darbecilerin yanına dizmeye çalışırken karşısında dimdik durduk. Mahir Ünal’la Yücel Sayman’ı yan yana anmaktan utanıyorum. Bizim taleplerimiz belli, dedik.

Sayın yargıçlar benim sizden talebim yok. Böyle bir davada 6 günlük süre yeterli değildir. Bula bula o çok kıymet verilen düşkün tanığın söylediği bir gaz maskesinin temin edildiğidir. Benim yönettiğim bir toplantıdan aldığını söylüyor. Dağıtsak söyleriz.”

‘GEZİ HALKTIR’

Atalay beyanına şöyle devam etti: “Medeni Yıldırım’ın öldürülüşünü binlerce insan protesto etti. Biz Gezi Direnişi’nin öznesiyiz. Gene olsa gene yaparım. Gezi’nin politik bakiyesini onurla taşıyoruz. Türkiye’nin kapsamlı bir demokratikleşmeye ihtiyacı vardır. Osman Kavala ile ilgili bir delil yoktur.

Tayfun Kahraman savunmasında şunları söyledi: “Mütalaa hakkında savunma veremeyeceğim. 6 günde savunmaya hazırlanamayacağımızı siz de takdir edersiniz. Süre talep ediyoruz ki dersimize iyi çalışabilelim.
Gezi bizim nezdimizde yargılanıyor olabilir, gezi halktır. Gezi aslında bu ülkenin temsil yetkisini yeterince yerine getirmeyenlerin düşünenlerin sesidir. Bunun sorumluluğun ağırdır. Bir tarafta Soros’la ilişkilendiriyoruz. Bir taraftan Occup ile ilişkilendiriyoruz. Gezi tamamıyla antiemperyalisttir. Evet, biz oradaydık. Görevimi de yerine getiriyordum. Dava açtığımız Taksim Yaya Projesi’ne yaptığımız itirazın
arkasındaydık. Kanal İstanbul için de yargılanacağız. İtiraz için dilekçe verenlerden biriyim. Olmayacak bir iş, olmayacak bir iddianame var karşımızda. Fantastik bir kurgu… Elinizi vicdanınıza koyun. Siz şimdi bu insanları fantastik bir kurgu içerisinde ne olduğu belli olmayan bir web sitesinden alınanlarla yargılamaya devam ediyorsunuz. Gezi’ye katılan, bizlerle birlikte olan arkadaşlarımızın da burada bizimle birlikte dinlenmesini talep ediyorum.”

Mahkeme heyeti sanıklardan son sözlerini istedi.

Son sözleri istenen sanıklar süre talep ederek mahkeme heyetini hukuka aykırı davranmakla suçladı. Dinlenen son sanık Osman Kavala şunları söyledi: “Son sözümü deliller inceledikten, tanıklar dinlendikten sonra söylemek istiyorum” dedi. Can Atalay ise, “Müdafilerim söz kullanmadan son sözü istiyorsunuz. Hukukla bağınızı koparttığınız heyetinizi protesto ediyorum” ifadelerini kullandı.

Atalay’ın avukatı Özgür Karaduman, mahkeme heyetinin talepleri dikkate almadığını söyleyerek yargılamanın usule aykırı olduğunu söyledi. Mahkeme heyeti Karaduman’ın salondan çıkartılmasını istedi. Buna tepki gösteren seyirciler için de Mahkeme Başkanı dışarı çıkartma talimatı verdi.

Mahkeme heyeti salondaki yerini terk ederken jandarma görevlileri seyircileri dışarıya çıkartmaya başladı.

Arbedenin ardından yeniden salona gelen mahkeme heyeti tüm sanıklar için beraat kararı verildiğini açıkladı.

Mahkeme heyeti ayrıca, tek tutuklu sanık Osman Kavala’nın başkta suçtan hükmü olmaması halinde tahliye edilmesine hükmetti.

Kararın açıklanmasının ardından salonda alkış koptu.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”