9 Kasım 2026
7.3 C
İstanbul

Türkiye, İdlib’e müdahale edebilir mi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afrika seyahati dönüşü, Suriye’nin İdlib’teki operasyonları konusunda son dönemdeki en sert açıklamalarından birini yaptı.

Erdoğan’ın hedefinde, Beşar Esad rejimi kadar, Suriye konusunda en çok işbirliği yaptığı Rusya da vardı. Türkiye ve Rusya, 17 Eylül 2018 tarihinde 4 milyona yakın kişinin yaşadığı İdlib’te insani bir trajedi yaşanmaması için gerginliği azaltma bölgesi kurulması için anlaşmaya varmışlardı. Soçi Mutabakatı olarak bilinen anlaşma uyarınca, muhalif gruplar ile rejim ordusu arasında ateşkes uygulanacak ve Türkiye ile Rusya oluşturacakları gözlem noktaları aracılığıyla sahadaki gelişmeleri denetleyeceklerdi.

Anlaşma, daha önce varılan uzlaşılar kapsamında bu bölgeye gelmelerine izin verilen El Nusra ve Tahrir el-Şam gibi örgütlerin mensuplarını kapsamıyor. Rusya, rejimin İdlib’e dönük saldırılarını engellemek Türkiye de “teröristlerin sivillerden ayrılmasından” ve böylece “insani sorun yaşanmadan terörle mücadelenin gerçekleşmesini sağlamaktan” sorumluydu. Her iki taraf da birbirlerini anlaşmayı tam olarak uygulamamakla suçluyor.

Suriye’nin son haftalarda artan saldırılarıyla ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üç önemli mesajı öne çıkıyor.

‘Rusya anlaşmaya uymuyor’

Rusya ile Suriye konusunda Soçi ve Astana’da görüşmeler yapıldığını ve bunun sonucunda bir mutabakata varıldığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu an itibarıyla maalesef Rusya Astana’ya da Soçi’ye de sadık değil,” ifadesiyle Moskova yönetiminden duyduğu rahatsızlığı açık bir dille gündeme getirmiş oldu.

Rusya tarafından vurulduğu iddia edilen İdlib'in Serce Köyü'nde bir hastane

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuda Rusya da eğer biz birbirimize sadık ortaklarsak, tavrını belli edecek. Ya Suriye ile olan süreci farklı yürütecek ya da Türkiye ile olan süreci farklı yürütecek, bunun başka yolu yok,” diyerek de Rusya açısından karar vaktinin geldiği uyarısında bulundu.

Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin en son 19 Ocak’ta Berlin’de yapılan Libya Konferansı kapsamında bir araya gelmişlerdi. Ama daha önce de 8 Ocak’ta İstanbul’da görüşmüşler ve 12 Ocak’tan itibaren İdlib’te ateşkes uygulanması kararını almışlardı. Ancak ateşkes kararından sadece 72 saat sonra Suriye ordusunun operasyonlara başlaması ve bu operasyonlara Rusya hava kuvvetlerinin de katılması Ankara’nın rahatsızlığını artıran bir unsur oldu.

Erdoğan ve Putin 19 Ocak'ta Berlin'de bir araya geldi

İdlib konusunda en son Türkiye ve Rusya Dışişleri Bakanları, Mevlüt Çavuşoğlu ve Sergey Lavrov, 27 Ocak günü telefonda görüşmüşlerdi. Rusya basınına göre Lavrov görüşmede, radikal grupların anlaşmayı ihlal ettiklerini, operasyonların “terörle mücadele kapsamında” gerçekleştirildiğini söyledi.

Türkiye ise Rusya’dan gelen bu açıklamaları gerçekçi bulmuyor. Erdoğan, “Rusların söylediği şey; ‘Teröristlere karşı mücadele ediyoruz.’ Kim terörist? Kendi toprağını savunanlar mı terörist? Bunlar direnişçi. Şu anda bunlara sorarsan Türkiye’deki yaklaşık 4 milyon Suriyeli de terörist,” sözleriyle Ankara-Moskova arasındaki görüş farklılığını ortaya koymuş oldu.

‘Astana Süreci bitti’

Erdoğan’ın ikinci önemli mesajı, Ocak 2017’de Türkiye, Rusya ve İran tarafından oluşturulan Astana Süreci’nin işlevsiz hale geldiği. Suriye Süreci’nde kendilerini “garantör” olarak tanımlayan üç ülke, attıkları adımlar sayesinde şiddetin azalmasını sağlamışlardı. Bunun neticesinde, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı kapsamında siyasi bir çözüm bulunması için anayasa komitesinin kurulmasına da liderlik etmişlerdi.

Ancak İdlib konusunda verilen sözlerin tutulmaması, Erdoğan’ın Astana Süreci’ne olan inancını sarsmış görünüyor:

“Şu anda Astana Süreci diye bir şey de kalmadı. Astana Süreci şu anda sessizlikte veya sessizliğe büründü. Astana’yı yeniden ayağa kaldırmak ve yeniden ayağa kalkışı ile birlikte Türkiye, Rusya, İran ne yapabilir, bakmak lazım.”

Erdoğan, bu açıklamasıyla Astana Süreci’ne “yeni bir format atılması” çağrısını da Rusya ve İran’a iletmiş oldu. Bunu iletirken BM liderliğinde yürütülen Cenevre sürecine atıfta bulunması ve asıl odağın buradaki sürece verilmesi gerektiğini söylemesi de dikkat çekti.

Türkiye’den müdahale tehdidi

Suriye ordusunun sürdürdüğü operasyonlar, Türkiye açısından önemli insani ve güvenlik sorunları yaratıyor. Yaklaşık yarım milyona yakın Suriyelinin evlerini terk ettiği ve bunların büyük çoğunluğunun Türkiye sınırına ulaştığı biliniyor. Sadece bu hafta başından bu yana 50 bini aşkın insanın sınıra doğru harekete geçmesi insani bunalımın boyutunu gösteriyor.

İdlib'den kaçışlar sürüyor
İdlib’den kaçışlar sürüyor

Güvenlik açısından da son dönemde özellikle Halep tarafından Türkiye’nin kontrol ettiği bölgelere dönük atışlar yapıldığı, Türk askerinin de buna yanıt verdiği haberleri geliyor. Erdoğan basına yaptığı açıklamada, bu gelişmelerin Ankara’nın sabrını tükettiği uyarısını dile getirirken, Rusya’ya “İdlib’de bu bombalamaları vesaire durdurdunuz durdurdunuz, durdurmadığınız takdirde bizim artık sabrımız tükeniyor. Bundan sonra ne gerekiyorsa biz de bunu yapacağız,” mesajının verildiğini iletti.

Ankara’da diplomatların yaptığı değerlendirmelerde, Erdoğan’ın Rusya’yı hedef alan bu güçlü mesajının Rusya Devlet Başkanı Putin’i harekete geçirme ve Suriye yönetimi üzerindeki etkisini kullanmaya sevk etme amacıyla verildiği değerlendirmesini yapıyorlar.

Türkiye’nin askeri güç kullanma olasılığı zayıf

Her ne kadar Erdoğan, “Bunlara biz bir yere kadar sabrederiz, sabrettik ama ondan sonra da biz göbeğimizi keseriz,” ifadeleriyle İdlib’teki duruma fiilen müdahale edebileceği uyarısında bulunsa da diplomatik kaynaklar bunun zayıf bir olasılık olduğu değerlendirmesinde bulunuyorlar.

Türkiye’nin zaten karmakarışık bir halde bulunan İdlib’e dönük müdahalesinin doğrudan Suriye ordusunu ve ona destek veren Rusya’yı hedef almak anlamına geleceğini kaydeden kaynaklar, Ankara’nın hedefinin Moskova’yı etkileyerek operasyonların durdurulması olduğunu kaydediyorlar.

Maarat El Numan'dan dumanlar yükseliyor (26 Ocak 2020)

Ankara’nın bir diğer hedefi de son dönemde İdlib konusunu fazlaca gündeme getirmeyen Batı ülkelerini bölgede yaşanan gelişmeler konusunda harekete geçirmek.

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in İstanbul ziyaretinde konunun hem güvenlik hem de mülteci akını boyutlarıyla ele alınması ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun son açıklaması bu kapsamda değerlendiriliyor. Özellikle Merkel’in, Türkiye’nin İdlib’ten kaçan Suriyelileri sınırı geçmeden barındırma planlarına siyasi ve ekonomik destek vermesi önemli bir adım oldu.

Türk gözlem güçleri ne olacak?

Suriye ordusunun Manaat El Numan ve civarındaki 30’a yakın yerleşim yerini ele geçirmesi ve ilerleyişini sürdürmesi, İdlib’te ateşkesi gözlemek amacıyla oluşturulan 12 gözlem kulesinin ve oralara konuşlanan Türk askerinin durumunu yeniden gündeme getirdi.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan 28 Ocak günü yapılan açıklamada, “Astana ve Soçi Mutabakatları kapsamında görev yapan Gözlem ve Kontrol Noktalarımızın güvenliğini tehlikeye atacak her türlü girişime meşru müdafaa çerçevesinde en sert şekilde tereddütsüz karşılık verilecek ve mukabele edilecektir,” dendi. Suriye ordusu geçen sene yaz aylarında yaptığı operasyonlar sırasında Türkiye’nin İdlib güneyinde yer alan bazı gözlem noktalarını hedef almıştı.

İdlib'deki Maar Hitat yakınında bulunan Türk gözlem noktası

Suriye ordusunun İdlib’in en büyük kentlerinden biri olan Manaat El Numan kentini de ele geçirmesiyle, Türkiye’nin 12 gözlem noktasından 2 tanesi tamamen rejimin denetimindeki bölgede kaldılar. Suriye ordusunun kısa vade hedefinin Halep-Lazkiye arasını bağlayan M4 ve M5 karayollarının kontrolünü ele geçirmek olduğu bu nedenle kuzeye doğru ilerlemeye devam edeceği kaydediliyor. Bu hedefin gerçekleşmesi durumunda, rejim İdlib’in yarısından fazlasında denetimi sağlamış olacak ve Türkiye’nin toplam yedi gözlem noktası rejim tarafından çevrelenmiş olacak.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Ocak ayında yaptığı açıklamada, Türkiye’nin gözlem noktalarını takviye ettiğini kaydetmiş ve bunların geri çekilmesinin pazarlık konusu dahi olmadığını söylemişti. Ancak Ankara’daki diplomatik kaynaklar, sahadaki durumun daha da kötüleşmesi durumunda Türk gözlem noktalarının daha fazla o bölgede kalmalarının gerçekçi olmadığını, Türkiye’nin buradaki askeri varlığı ile ilgili yeni bir değerlendirme yapma durumunda kalabileceğini kaydediyorlar.

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...