24 Eylül 2026
21.2 C
İstanbul

Temelli: Gençler işsiz, gençler yoksul, neyin evlenmesi!

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, ” Evlenin diyor gençlere. Neyle evlenecek gençler? Gençler işsiz, gençler yoksul, neyin evlenmesi.” diye Erdoğan’a tepki gösterdi.Partisinin Erciş’te düzenlediği halk buluşmasına katılan Temelli, şunları söyledi:

Bugün dönüp baktığımızda hem Erciş’te hem Türkiye’de hem Orta Doğu’da hakim olan nedir dediğimizde karşımıza çıkan adaletsizliktir. Çok büyük bir adaletsizlik girdabındayız. Bu adaletsizliğin en büyük bedelini de Kürt halkı ödüyor. Bu adaletsizliğe karşı verdiğimiz mücadele bu yüzden çok önemlidir. Tüm Türkiye halklarının, tüm Orta Doğu halklarının geleceğinin belirlenmesi açısından tarihsel öneme sahiptir. Bu adaletsizliğe karşı direnen tüm arkadaşlarımı, cezaevinde bulunan tüm yoldaşlarımı Yıldız Çetin şahsında selamlıyorum. Onların direnişi gücümüze güç katmaktadır. Bugün cezaevlerinde binlerce HDP’li var. Bugün cezaevlerinde eşbaşkanlarımız, milletvekillerimiz var. Bugün cezaevlerinde binlerce yoldaşım direniyor, baş eğmiyor. Bu adaletsizliği yıkmanın yolu işte bu kararlı mücadeleden ve direnişten geçiyor.

Adalet için, hukuk için bu iktidar yıkılmalıdır

Neden var bunca adaletsizlik, bunca hukuksuzluk? Sadece yargıda değil, burada, Van’da, Türkiye’nin neresine giderseniz gidin her yerde büyük bir adaletsizlikle karşılaşıyorsunuz. Çünkü hukuk yok; hukuksuzluk, zorbalık var. Bunun nedeni de bu iktidardır. Bu iktidar bütün bu adaletsizliğin, hukuksuzluğun müsebbibidir. O yüzden adalet için, hukuk için bu iktidar yıkılmalıdır. Başka da seçenek yoktur.

HDP’nin yaptığı işte budur. Bir seçenek yaratmaktır, üçüncü yol yaratmaktır. Adalet için, özgürlük için, demokratik bir cumhuriyet için, bir arada yaşamak için demokratik bir seçenek yaratmaktadır. O yüzden de bu iktidar elindeki bütün şiddet aygıtlarıyla, medyasıyla eline geçirdiği her şeyle HDP’ye saldırmakrtadır.

Demirtaş 3 gün boyunca hukuksuzluğu teşhir etti

Arkadaşlarımızın cezaevinde olmalarının nedeni bir suçları olduğu için değil işte bu adaletsizliğe karşı çıktıkları içindir. Üç gün boyunca Selahattin Demirtaş Ankara’da yargılandı. Ama yargılanmadı aslında bütün adaletsizliği ve hukuksuzluğu teşhir etti. Tıpkı diğer arkadaşlarım gibi; Sebahat Tuncel, Figen Yüksekdağ gibi, Gültan Kışanak, İdris Baluken gibi. Saymakla bitmeyecek kadar yoldaşım bugün cezaevindeyse, bugün birçok HDP’li sürgünde yaşamak zorunda kalıyorsa ve bunca yıl boyunca birçok arkadaşımızı yitirmişsek nedeni bu adaletsizlik bu adaletsizliğin sebebi de işte bu iktidardır.

HDP’ye saldırmak dışında seçenekleri yok

Bu iktidar ayakta kalabilmek için düşmanlık hukuku ile yol almaya çalışıyor. Kürt düşmanlığını siyaset yapma haline getirmiş. Sadece Kürt halkına mı? Aslında bütün halklara, insanlığa, doğaya düşman. Çünkü bu düşmanlık hukuku ile ayakta kalıyorlar. Ellerinde kalan yegane şey bu HDP’ye saldırmak dışında başka bir seçenekleri yok.

Tüm saldırılara rağmen bir aradayız, mücadelemizi büyütüyoruz

Peki bütün bu saldırılara rağmen geri adım attık mı, vazgeçtik mi? Aksine daha da güçlendik daha da büyüdük. İşte burada bir aradayız. ‘Mücadelemizi nasıl büyütürüz’ü konuşuyoruz. ‘Bu 3. yoldaki kararlı yürüyüşümüzü nasıl iktidara taşırız’ bunun yolunu arıyoruz. Kimsenin kuşkusu olmasın ki bunun yolunu bulacağız. Çünkü biz onurlu bir barış istiyoruz. Çünkü biz demokratik cumhuriyette bir arada yaşamın mümkün olacağına inanıyoruz. O yüzden yan yanayız, bir aradayız.

Bu iktidar gidebildiği her yere kötülük tohumlarını taşıyor

Bu iktidar barışa karşı. Toplumsal barışı yok etti. Toplumun bir arada yaşama iradesine saldırıyor. Ayrımcılığı adeta bir araç haline getirmiş. Herkesi birbirinin karşısına koyarak, kamplaştırarak, düşmanlaştırarak bu ülkeye en büyük kötülüğü yapıyor. Sadece bu ülkeye de değil. Orta Doğu’ya, Libya’ya da yapıyor. Gidebildiği her yere kötülük tohumlarını taşıyor, ayrımcılık tohumlarını ekmek istiyor. Bu ayrımcılık tohumlarını götürüp oralara ekmek istiyor. Halkların ekmeğine çöreklenmek istiyor.

Afrîn’de zeytine, Girê Spî’de buğdaya çörekleniyor

Afrîn’de zeytine, Girê Spî’de buğdaya çörekleniyor. Bu ayrımcılığı ekme peşinde. Siyasi barışı yok ediyor. Siyasete tahammülü yok. Siyaseten tükendiği için siyasi barış onun için yok edilmesi gereken bir şey. Halkın iradesine saldırıyor. Bir ülkede seçme seçilme hakkını yok ediyorsanız siyasi barış yoktur. Siyasi barışı yok etmek için kayyımları atıyor, kayyım rejimi ile ayakta durmaya çalışıyor. Halkın seçme ve seçilme hakkını yok ederek iradesini elinden almaya çalışıyor. Halkın iradesini terörize ederek, Kürt halkını düşmanlaştırarak aklınca ayakta duracağını sanıyor.

Bunların yaptığı halk düşmanlığıdır

Bunların yönetim anlayışı bu artık. Islahat Planından, Umumi Müfettişlik’ten, 12 Eylül’den geldikleri nokta kayyım rejimidir. Buraya kadar sürüklenerek geldiler. Bu siyaset yapamama halidir. Halktan kopma halidir. Açık söyleyeyim halk düşmanlığıdır. İşte siyasi barışın yok edildiği yer budur.

TÜİK rakamları bile işsizliği saklayamıyor

Bunlar iktisadi barışı da yok ettiler. İşte yoksulluk her yerde. İktisadi barışı da yok ettiler. Rekor kırdılar. TÜİK’in -ki TÜİK onların talimatıyla çalışıyor- rakamları bile işsizliği saklayamıyor. Yüzde 13.4 çıkmış. Bu resmi rakam. Gayri resmi rakam nedir derseniz, Van’da bunun rakamlarını görürsünüz. Ağrı’da, Şırnak’ta, Mardin’de bunu görürsünüz. Bu iller göç veriyor. Bu iller yoksulluk girdabında, yoksulluk zulmü altında. Neden bunca yoksulluk var? Çünkü iktisadi şiddet var. Çünkü iktisadi barışı var etmek yerine ekonomiyi talan eden, halkın kaynaklarını yok sayan, bütçe hakkımızı elimizden alan bir iktidar var. Bu iktidar bütçe hakkımızı elimizden alarak esas ihtiyaçlarımız için kullanılacak bütçeyi savaş baronları ve yandaş müteahhitleri için kullananıyor.

Herkes yoksul çünkü mermi üretiliyor, düşmanlık büyütülüyor

Böyle bir iktidarın olduğu yerde de adalet olmaz, iktisadi barış olmaz. Gelir dağılımdaki adaletsizlik ortada, gelin bakın Van’daki çiftçinin haline gelin burada yaşayan insanın haline bakın. Herkes yoksul. Neden, mermi üretmek için. Ne yapıyorlar bu mermiyle, düşmanlığı büyütüyorlar. Kürt’e ölüm, zulüm, şiddet. Peki bundan diğer halklar da nasibini alıyor mu, alıyor. Savaş varsa ölüm herkesin kapısını çalar.

Kürt’e savaş, Türk’e de intihar düşüyor

Asgari ücrete bakın açlık sınırının altında. Yoksulluk sınırına bakın. İşsizliğe bakın. Bütün bunlar bütün çıplaklığı ile ortadayken halka yalan söylemeye, halkı aldatmaya devam ediyorlar. O yüzden de Kürt’e savaş düşüyor, Türk’e de intihar düşüyor. Bunca ölüm neden? Bunca ölüm işte bu iktidarın zihniyetinden kaynaklanıyor. Bu iktidardan kurtulma zamanıdır. Bu şiddete son verme zamanıdır, savaşa son verme zamanıdır, toplumsal barışı, iktisadi barış birlikte var etme zamanıdır. Bunu başaracağız.

Yargının kadına şiddete ilişkin bir kararını eleştirmiş, kadına şiddetin nedeni bu iktidar

Bunca hukuksuzluk ve adaletsizlik var. Cumhurbaşkanı çıkıyor herhangi bir dava üzerinden bir adalet konuşması yapıyor. Efendim o karar içine sinmemiş. Yargıçlara yine talimat veriyor. Böyle karar alamazsınız diyor. “Kanunda o yazıyor ama siz başka karar verebilirdiniz” diyor. Bir kadına yönelik şiddete dair konuşuyor. Aklınca yine toplumu kandıracak. Aklınca olan biteni o konuşması ile örtecek. 17 yıldır iktidardasınız, 17 yıldır her gün kadına şiddet arttı, 17 yıl boyunca kadın cinayetleri arttı. 2019’da 440 kadın öldürüldü. Kadına şiddetin nedeni bu iktidardır.

Faşistler kadın düşmanıdır

Kalkıp yargıya bunu söyleyeceğine 17 yıldır Meclis’te çoğunluktunuz, neden gereken yasaları çıkarmadınız ve gereken adımları atmadınız. Atamazsınız çünkü faşistsiniz. Faşistler kadın düşmanıdır. Faşistler kadını siyasi yaşamda istemez, sosyal yaşamda istemez. Kadını eve hapsetmek ister. Niyeti de bu. Niyeti bu olduğu için herkesin yaşam hakkına saldırmaya çalışıyor. Irkçısınız, o denli ırkçısın ki saklayamıyorsunuz.

Gençler işsiz, gençler yoksul, neyin evlenmesi!

Kadına, insanlara biçtiği role bakın. İnsanların hayatına karışmasına bakın. Diyor ki “Batıda çocuk sayısı azalıyor”. Araya batıyı da koyuyor ırkçı çünkü. Kürt – Türk ayrımcılığı içine sindiği için batıda çocuk sayısı azalıyor daha çok çocuk yapmak lazım diyerek insanlara karışıyor.

‘Evlenin’ diyor gençlere. Neyle evlenecek gençler? Gençler işsiz, gençler yoksul, neyin evlenmesi. “Evlenin, çok çocuk yapın, yoksulluk işsizlik büyüsün ben de bunun üzerinden iktidarımızı devam ettireyim”.

İnsanlar bir ülkede refah ve huzur varsa dügün kurarlar

İnsanlar bir ülkede refah ve huzur varsa dügün kurarlar. Geçinebiliyorsa düğününü yapar. Neyle yapacak düğününü, neyle evlenecek, neyle geçinecek. Hele hele kadına yönelik şiddetin, ayrımcılığın böyle olduğu bir ülkede insanlar geleceğini nasıl görecek? O yüzden de diyoruz ki yaşam hakkımıza müdahale eden iktidara karşı herkes sesini çıkarmalı ve yan yana gelmeli. Çünkü bu müdahale bu sadece yön verme ve yol gösterme değildir. Bu yaşam hakkının gasp edilmesidir. Tıpkı iktisadi haklarımızın gasp edilmesi gibi. Tıpkı bunca adaletsizlik hukuksuzluk gibi yaşam hakkına doğrudan saldırıdır. Bunlar insana bunu yapıyorlar da doğaya farklı mı davranıyorlar? İşte ekolojik yıkım ve şiddet. Evet ekonomi ve iktisadi barış yok ama bunlar aynı şeyi doğaya da yapıyor. Yerin altını üstüne getirdiler maden ve enerji politikalarıyla. Yakmadıkları orman bırakmadılar.

Avustralya’da develer ölmesin deyip Kanal İstanbul’u halkın önüne getirmeyin

Şimdi çıkmışlar Avustralya’daki develer ölmesin diyorlar. Evet, Avustralya’daki develer ölmesin ama siz ormanları yakmaya talana son verin. Siz de Kanal İstanbul’u halkın önüne getirmeyin. Avustralya’daki develer ölmesin ve yangın sönsün diye birlikte müdahale edelim ama Kanal İstanbul’u da halkın önüne getirmeyin. Madem bu kadar doğaya düşkünüz bu zulüm niye. Bu ülkede hayvancılık bitsin diye yapmadığınız bir şey kalmadı. Geçiminize yönelik bu şiddeti ve zulmü, hem doğaya ve tarıma yönelik bu yıkımı en iyisi siz biliyorsunuz. Neden çünkü bu bölge insanı tarımla geçiniyor. O zaman onun tarıma elverişli arazilerini yok edersem, yaylalarını yok edersem, yayla yasakları koyarsam, hayvancılığını engellersem, eti ithal edersem, onun geçim kaynaklarını elinden alırsam hem doğasını katletmiş hem onu köleleştirmiş hem de yerinden yurdundan etmiş olurum diyor. Zihniyeti budur. Faşist diktatörlük budur. Diktatöryal heveslerle her gün yatıp kalkıyorlar. Buna izin vermeyeceğiz. Bu gidişata hep birlikte zor vereceğiz.

Gittiğiniz her yer huzurun baskı ile dinamitlendiği bir yerdir

Diyor ki arabuluculuk yapacağız. 5 gün önce arabuluculuk mu yapacağız dedi Libya’da? 5 gün sonra diyor ki artık Putin’le ne konuştularsa arabuluculuk yapacağım diyor. Sizden arabulucu olmaz sizden arabozucu olur. Sizin gittiğiniz nerede huzur var. Gittiğiniz her yerde huzuru yok ettiniz. Ya siz bir eve girseniz karı kocayı boşarsınız, ne arabulucusu! Suriye iç savaşı boyunca tek huzurlu yer olan Afrîn’e gittiniz katliamlar ortada. Girê Sipî’de ne işiniz var, Serêkanîyê’de ne işiniz var. Ne arabulucusu. Başur’da ne işiniz var. Başur bir referandum yaptı, açlıkla tehdit ettiniz. Gittiğiniz her yer huzurun baskı ile dinamitlendiği bir yerdir. Bildiğiniz tek şey savaştır, beton dökmektir, o yüzden de bu iktidara son verme zamanıdır. Seçenek HDP’dir Üçüncü Yoldur, demokratik cumhuriyettir, demokratik Orta Doğu’dur.

Rojava gibi Ortadoğu vahasının üzerine çullanıyorlarsa bilin ki ittifak halindeler

Radikal demokrasi mücadelemizle bunu büyütüp yükselteceğiz. Dünden bugüne çok daha kararlı mücadele edeceğiz. Olduğumuz her yerde verdiğimiz mücadele çok kıymetlidir.

Bugün Astana’da masalar kuruyorlar, Cenevre’de masalar kuruyorlar, Berlin’de toplantılar yapıyorlar. Orta Doğu halklarının üzerine çullanmışlar. İran’ı, Rusya’sı, AB’si birbirlerinden hiçbir farkları yok. Bakmayın birbirleriyle savaşıyor gözüktüklerine aslında örtülü ittifaklarıyla halkların geleceği birlikte yaratma hakkını yok etme peşindeler. Rojava gibi Orta Doğu vahasının üzerine çullanıyorlarsa bilin ki bunlar ittifak halindeler. O yüzden İran ABD’yi, ABD İran’ı vuracakmış. Geçin bunları aslolan Orta Doğu halklarına karşı oluşturdukları savaş cephesidir. 3. Dünya savaşı vekalet savaşı diyoruz, bu vekelat savaşlarını neden yapıyorlar? Orada halklar kendi kaderlerini belirlemesin diye yapıyorlar.

Topyekün demokrasi mücadelesi zamanıdır

Kürt halkı orada bir seçenek yaratmasın diye. Orada yaşayan sadece Kürtler değil, Türkmeni Süryanisi Arabıyla bir arada yaşama iradesi açığa çıkmasın diye. Halkları daha fazla zulmetmek, enerji hatlarını kontrol edebilmek yegane ortak dertleridir. Bu vekalet savaşlarıyla 3. Dünya Savaşı anlayışıyla Orta Doğu’da bir kan borsası vardır. Demokratik cumhuriyet ve Orta Doğu için vereceğimiz mücadelemizden geçiyor. Topyekün bir demokrasi mücadelesi zamanıdır. Orta Doğu’nun bütün ülkeleri için Türkiye için, Irak, İran, Suriye için. Toprak bütünlüğü konusunu sürekli önümüze getiriyorlar.

Toprak bütünlüğüne saygıda kimsenin kusuru yok. Hiçbir ülkenin toprak bütünlüğüne saygı duymuyorlar. Sonra da halklar ne zaman kendi iradelerini kurmaya kalksalar. Bunları halkların önüne bir dayatma olarak koyuyorlar. O yüzden de diyoruz ki kapitalist modernitenin ulus devlet anlayışıyla değil yerinden yönetim anlayışıyla, yerel demokrasi anlayışıyla demokratik bir Orta Doğu mümkün. Bir konfederalist yaklaşımla bir arada yaşamak iradesini hep birlikte var edebiliriz. Türkiye’nin demokratikleşmesi için tüm Türkiye’nin demokrasi mücadelesini yükseltebiliriz. Bütün farklılıklarımıza rağmen bir arada ortak çözümleri var etmeliyiz, üretmeliyiz.

Çözüm ancak bizim irademizle mümkündür

Çözüm ancak bizim irademizle mümkün olabilir. Halkların, emekçilerin, kadınların iradesi ile mümkün olabilir. O yüzden de herkesi siyasete davet ediyoruz. Herkesi demokratik çözüm, demokratik anayasa, demokratik cumhuriyet için harekete geçmeye davet ediyoruz. İttifaklar öyle partiler arasında sözleşmeyle yapılacak bir şey değil. İttifaklar öyle halkların fiili durum yaratmasıyla mümkün. O yüzden de diyoruz ki bütün toplumsal kesimler bu toplumsal mutabakatı kabul etmeli. Türkiye’nin de Orta Doğu’nun da önünü açmalı. Bu toplumsal mutabakat bir erken seçimle Türkiye’yi değiştirip dönüştürecektir.

Onurlu barış ve demokratik cumhuriyet için hep birlikte adım atalım

Kelebek etkisi diye bir şey var. Dünyanın bir ucunda bir kelebek kanadını çırparsa öbür ucunda fırtına olur. Ben de diyorum ki ey Orta Doğu halkları çırpın kanadınızı da o dünyanın merkezlerinde bir fırtına kopsun. O Washington’da, Londra’da, Paris’te, Moskova’da fırtına kopsun artık. Gelin birlikte çırpalım kanatlarımızı. Kayaları delen damlaların gücü değil, damlaların istikrarı ve mücadelesidir. O yüzden atacağınız her adım kıymetlidir, önemlidir, büyüktür. Hep birlikte bu adımları atacağımıza inanıyorum. HDP’nin tüm halklarımıza, tüm emekçilere, tüm kadınlara çağrısı budur. Adalet, özgürlük ve onurlu bir barış ve demokratik cumhuriyet için gelin hep birlikte bu adımları atalım.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”