8 Kasım 2026
8.1 C
İstanbul

IMF: Türkiye ekonomisindeki kırılgan zaaflar devam ediyor

Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye’yle istişarelerin tamamlanmasının ardından hazırladığı raporda, resesyonun ardından büyüme yeniden başlasa da şu anki havanın kırılgan olduğu ve ekonomide hala zayıf noktaların bulunduğunu vurguladı.

IMF’nin kurucu anlaşmasının Dördüncü Maddesi uyarınca, fon her yıl üye ülkelerle ikili görüşmeler yapıyor. Bu kapsamda Türkiye’yle de 8 Ekim’de tamamlanan istişarelerin ardından, IMF İcra Kurulu’nun Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ve uygulanan politikalara ilişkin görüşlerini aktaran değerlendirme raporu yayınlandı.

IMF İcra Kurulu Direktörleri, resesyonun ardından uygulanan genişlemeci mali politika ve devlet bankalarının hızlı kredi tedariki sayesinde ekonomik büyümenin yeniden tesis edildiğini ancak şu anki görece sakin havanın kırılgan olduğu ve ekonomideki zaafların devam ettiği uyarısında bulundu.

Raporda ilk olarak, küresel mali krizin ardından Türkiye ekonomisindeki büyümenin, dış destekli kredi ve teşviklere dayandığı, bunun sonucunda görülen yüksek cari açık ve enflasyonun yol açtığı dengesizliklerin de ekonomiyi piyasa duyarlılığındaki değişime karşı daha hassas hale getirdiği belirtildi. Bu durumun, Türk Lirası’nda yaşanan değer kaybını ve 2018 yılında da resesyonu tetiklediği vurgulandı.

“Mali disiplin kademeli bir şekilde zayıfladı”

Resesyondan bu yana, devlet bankalarının hızlı kredi tedariki, genişlemeci mali politika ve daha olumlu dış koşulların etkisiyle, Türkiye ekonomisinin yeniden büyümeye başladığı, piyasadaki baskının azalmasıyla Türk Lirası’nın da toparlanmaya başladığı belirtildi. İthalatın daralmasının ve güçlü bir turizm sezonu geçirilmesinin cari açığın uyum sağlamasında etkili olduğuna, enflasyonda sert bir düşüşün görüldüğüne, Merkez Bankası’nın politika faizini 2019 Temmuz ayından bu yana 1,000 baz puan indirdiğine dikkat çekildi. Ancak ekonomi politikasında uzun süredir çıpa görevi gören mali disiplinin kademeli bir şekilde zayıfladığı vurgulandı.

Devlet bankaları kredi tedarikini desteklerken, özel bankaların sağlanan kredilerde kesintiye gittiği, rezervlerin azaldığı, dış finans ihtiyacının arttığı belirtildi. Kamu borcu düşük olsa da, mali açığın büyüdüğü, olası risklerin boyutuna ilişkin belirsizlik ve olası borç çevirme baskısının da mali açıdan manevra alanını daralttığının altı çizildi.

“Sağduyulu politikalara ve kapsamlı reform paketine ihtiyaç var”

IMF İcra Kurulu Direktörleri raporda, Türkiye ekonomisinde şu anda gözlemlenen sakin havanın kırılgan olduğu ve ekonomide hala zayıf noktaların olduğu tespitine yer verdi. Bu zaafların giderilmesi için de, sağduyulu politikaların uygulanmasının önemi ve orta vadede daha güçlü ve dayanıklı bir büyümenin sağlanması amacıyla kapsamlı bir reform paketine ihtiyaç olduğu vurgulandı.

IMF Direktörleri, mali politikanın önemli bir çıpa olmaya devam etmesi gerektiğinin altını çizdi. 2020 yılı için de bir yandan yeni yeni başlayan toparlanmanın desteklenmesi diğer yandan da kredi ihtiyacının kontrol altında tutulması arasında bir denge kurulması amacıyla, sıkı para politikası ve yarı-bütçesel politikaları kapsayan nötr bir duruş benimsenmesi tavsiyesinde bulundu.

“Para politikasının gevşetilmesinde fazla ileri gidildi”

Raporda Türk yetkililerin, kamu ve özel sektör ortaklıklarının yönetimi ve denetiminin güçlendirilmesi çabaları memnuniyetle karşılandı. Hala yüksek olan enflasyon beklentileri göz önünde bulundurulduğunda, para politikasının enflasyonun kalıcı şekilde düşürülmesine odaklanması gerektiği ve bu sayede faiz oranlarının kalıcı olarak düşürülmesine yardımcı olacağı vurgulandı.

Raporda bu bağlamda son dönemde para politikasının gevşetilmesinde fazla ileri gittiği not edildi. Şeffaflığın ve Merkez Bankası’nın güvenilirliğinin güçlendirilmesi için daha açık bir para ve müdahale politikasının benimsenmedi çağrısı yapıldı. Koşullar izin verdiği takdirde uluslararası rezervlerin yeniden inşa edilmesi tavsiyesi yer aldı.

Devlet bankalarının hızlı kredi artışı karşısında tetikte olunması gerektiğinin altı çizildi. Kredi büyümesinin kontrol altına alınması ve mali istikrarın desteklenmesinin yanı sıra daha güçlü ve dayanıklı büyümenin sağlanması amacıyla banka ve kurumsal bilançoların temizlenmesine yönelik adımların atılması çağrısı yapıldı.

“Bankalar için üçüncü taraf varlık kalitesi incelemesi ve yeni stress testleri gerekli”

IMF Direktörleri, Türkiye’ye, bankaların sağlıklı olup olmadıklarının daha iyi anlaşılması için üçüncü taraf varlık kalitesi incelemesine ve yeni stres testlerine ihtiyaç duyulduğu konusunda mutabık kaldı.

Orta vadede büyümenin güçlendirilmesi ve şoklara karşı dayanıklılığının arttırılması için sırası titizlikle belirlenen yapısal reformların yapılması çağrısında bulunuldu.

“Seçimlerin 2023’te yapılması planlandığından reform için fırsat var”

Raporun “Daha Güçlü ve Dayanıklı Büyümenin Sağlanması” başlıklı bölümünde, Türkiye’nin risklere açık yönlerinin arttığı ancak bir dizi reformla bunların üstesinden gelinebileceği belirtildi. “Kısa vadeli büyümeyi güçlendirmek için politika teşviklerine odaklanılmasının sürdürülemez göründüğü” tespiti yapıldı.

“Bir sonraki seçimlerin 2023’te yapılması planlandığı için siyaset ekonomisi açısından bu reformların yapılması konusunda bir fırsat penceresi olduğu görülüyor” denildi.

“En büyük riskler sürpriz gelişmeler, Ortadoğu’daki güvenlik riskleri”

Raporun dikkat çekici bölümlerinden biri de “Risk Değerlendirme Matrisi” idi. Bu matriste, Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu küresel ve yurtiçi risklerin kaynakları, risklerin gerçekleşmesi olasılıkları, takvimleri, etkileri ve riskler karşısında alınacak önlemler tablo şeklinde değerlendirildi.

Hem gerçekleşme olasılığı hem de ekonomi üzerindeki etkisi “Yüksek” olan küresel riskler arasında, beklenmedik gelişmeler, gelişmekte olan piyasalarda yeniden baş gösteren stres ve düzensiz bir Brexit sürecinin etkisiyle piyasa duyarlılığında meydana gelebilecek ani olumsuz değişikliklerin yol açabileceği “risk priminin yükselmesi” riski yer aldı.

Bu risk karşısında, para politikasının sıkılaştırılması, otomatik mali istikrar araçlarının kullanılması, kurun şok emici olarak kullanılması gibi adımların atılması gerektiği belirtildi.

Bu tabloya göre, Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu bir diğer küresel risk, özellikle Orta Doğu’da coğrafi gerilimlerin ve güvenlik risklerinin yoğunlaşması. Bu durumun sosyo-ekonomik ve siyasi huzursuzluk, düzensiz göç ve dalgalı emtia fiyatlarını beraberinde getirebileceği uyarısı yapıldı.

Türkiye’nin kendi içinden kaynaklı risk değerlendirme analizinde de makroekonomik pozisyonun ve para politikasında gerekenden önce gevşemeye gidilmesi ve bunun da Türk Lirası’nı daha hızlı zayıflatacağı uyarısı yapıldı. Büyük ölçekte bir mali genişlemenin finansal kısıtlamalarla karşı karşıya kalabileceği belirtildi.

Bu risk karşısında da yukarıda ilk kısımda sıralanan önlemlerin dışında “Üçüncü taraf varlık kalitesi incelemesi, kapsamlı stres testlerinin uygulanması”, “Özel sektöre yönelik etkisiyle mücadele için de mali açıdan manevra alanı yaratan orta vadeli bir mali planın devreye sokulmasına yönelik adımların atılması gerektiği belirtildi.

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...