23 Eylül 2026
15.9 C
İstanbul

İdlib operasyonu öncesinde Suriye’deki cihatçı örgütlerde son durum ne?

Suriye’nin Rusya ve İran’ın desteğiyle İdlib’e yönelik operasyon başlatma ihtimalinin gündeme geldiği günlerde bölgedeki cihatçılar arasında bölünme gözleniyor.

Ancak mevcut bölünmelere rağmen bölgedeki cihatçı ve muhaliflerin uzlaştığı tek bir konu var: Hükümetle herhangi bir mutabakat anlaşması imzalanmayacak, İdlib tutulacak ve teslim olunmayacak.

Yine de bu uzlaşı, Türkiye gibi dış güçlerin baskısıyla değişebilir.

Eskiden El Kaide’ye bağlı olan Nusra Cephesi militanlarının kurduğu cihatçı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) İdlib’deki en güçlü askeri grup.

Suriye hükümeti ve Rusya, operasyonun amacının İdlib’i “HTŞ teröristlerinden arındırmak” olduğunu söylüyor.

Bu da bölgedeki silahlı gruplar üzerinde bir baskı oluşturuyor: Sivilleri savaştan korumak için bir anlaşma mı imzalamalı, yoksa sonuna kadar savaşmalı mı? Savaşılacaksa hangi örgütün liderliğinde?

Hükümetle müzakere yapma fikri HTŞ’nin iki yıldır desteğini almak için çabaladığı yerel halkı memnun edebilir fakat örgütün “cihatçı namını” geri dönüşü olmayan bir şekilde zedeleyebilir.

İkinci seçenek ise ölüm, yıkım ve göçle sonuçlanma ve yerel halkın da bundan HTŞ’yi sorumlu tutma ihtimalini beraberinde getiriyor.

Konuyu daha da karmaşık yapan bir diğer mesele de HTŞ’nin bölgedeki diğer iki ana gruptan destek alamamış olması.

Bu gruplar El Kaide’yle bağlantılı cihatçılar ve Türkiye tarafından desteklenen muhalifler. Önümüzdeki süreçte HTŞ’nin bu örgütlerden biriyle yakınlaşıp yakınlaşmayacağı ise henüz belli değil.

HTŞ önümüzdeki süreçte nasıl adımlar atacağıyla ilgili net olmayan açıklamalar yapıyor. Örgüt bir yandan kendini feshederek Türkiye’nin desteklediği muhaliflere katılacağı iddialarını reddederken, diğer yandan da çoğunluğun iyiliği için böylesi bir adım atma olasılığını tamamen safdışı bırakmıyor.

İdlib’deki diğer cihatçılar ve muhalifler de muhtelif konularda görüş ayrılıkları yaşıyor. Cihatçılar ideolojik ve örgütsel farklılıklarını gidererek bir araya gelemiyor. Fakat bu yönde bir adım atarak aralarında birlik sağlamaları, Suriye’deki çatışmaların gidişatında beklenmedik değişimler yaratabilir.

Peki sahadaki örgütlerin öne çıkan yanları neler?

Heyet Tahrir Şam

İdlib’in yüzde 60’ı, El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra’dan dönüşen cihatçı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) örgütünün kontrolünde. Lideri, eski El Nusra mensubu Ebu Muhammed Colani.

Suriye uzmanı Fransız akademisyen Fabrice Balance, HTŞ cihatçılarını “çok organize ve savaşa hazırlıklı” olarak tanımlıyor. HTŞ çoğunlukta olmak üzere İdlib’de 30 bin savaşçı olduğunu tahmin ediliyor.

HTŞ militanları eğitim kampında
Image captionHTŞ militanları eğitim kampında

Son dönemde Rus basınında ‘Türkiye’nin HTŞ’yi kendini feshetmeye ikna için zaman istediği’ haberleri de yer alıyor.

El Nusra, Temmuz 2016’da El Kaide ile ilişkilerini sonlandırdığını açıklamış ve adını Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştirmişti.

Ocak 2017’de ise Şam’ın Fethi Cephesi liderliğinde bir araya gelen Ensar el-Din Cephesi, Ceyş el-Sunna, Liva el-Hak ve Nurettin Zengi Hareketi, yeni bir çatı örgüt olarak HTŞ’yi ilan etti.

2017’nin sonlarına doğru El Kaide lideri Ayman Zevahiri’nin El Nusra’nın El Kaide ile ilişkisini kesmesini hiçbir zaman onaylamadığı açıklamasının ardından HTŞ’den ayrılıklar meydana geldi.

Örgütün bazı üst düzey yöneticileri ayrılarak Şubat 2018’de El Kaide çizgisindeki Hurras al-Din’i kurdu.

Suriye’de cihatçıları inceleyen uzman Aymenn Jawad al Tamimi, “Eğer Türkiye HTŞ gibi örgütleri safdışı bırakmazsa, harekât kaçınılmaz olur” diyor.

Al Tamimi, 2017 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) İdlib’e gözlem noktaları oluştururken kendilerine ‘HTŞ’nin refakat ettiği’ haberlerini hatırlatıp şunları söylüyor:

“Bu gözlem noktaları kısmen HTŞ ile işbirliği içinde kurulmuştu (…) Ancak bu gerilimi azaltma bölgelerinin amacı HTŞ gibi grupları safdışı bırakmaktı. Türkiye’nin kendini tartışmalı bir pozisyonda bulduğunu düşünüyorum.”

HTŞ, Türkiye’nin İran ve Rusya ile anlaştıktan sonra İdlib’e gözlem noktaları kurmasına izin vermesi nedeniyle diğer cihatçılardan yoğun eleştiri aldı.

2015 yılında parçası olduğu Ceyş El Fetih’in İdlib’i ele geçirmesiyle bölgede varlık göstermeye başlayan HTŞ bugün Iba adlı ajansından İdlib’de yürüttüğü kolluk faaliyetlerinin reklamını yapıyor.

Son dönemde hükümetle müzakere yanlısı grupların üyelerini ve bireyleri tutuklayan HTŞ, “elit birimlerinin” gücünü gösteren videolar yayınlayarak propaganda yapıyor.

Örgütün Iba ajansına ait Telegram kanalının yaklaşık 70 bin takipçisi bulunuyor.

Diğer cihatçı muhalif örgütler de HTŞ’ye karşı aynı çatı altında birleşti.

Suriye Kurtuluş Cephesi’ni oluşturan Ahrar ür Şam, Nureddin Zengi Hareketi, Ceyş el Ahrar ve Şukur el Şam, bir diğer çatı örgütü Ulusal Kurtuluş Cephesi ile birleşti.

BBC’nin Araştırma ve Analiz birimine göre 2011’de kurulan Nureddin Zengi Hareketi de Şubat 2018’de HTŞ ile çatışında Ahrar ür Şam’la ittifaka giderek bu cephede yer aldı.

Ahrar ür Şam, Suriye hükümetinin Mayıs 2011’de af tanıyarak hapisten çıkmalarını sağladığı Selefi militanlardan oluşuyor.

Ahrar üş Şam ve Nureddin Zengi’nin İdlib’de kontrol ettiği yerleşim yerlerinin önemli bir kısmı Temmuz 2017’de yaşanan çatışmaların ardından HTŞ’nin denetimine girmişti.

Şu anda HTŞ’yi Ulusal Kurtuluş Cephesi de Hurras al-Din de desteklemiyor. Fakat daha önceki örneklerde de görüldüğü üzere bu örgütler sıklıkla ittifak değiştirebiliyor.

Hurras al-Din

Suriye’deki yeni cihatçı gruplardan olan Hurras al-Din, HTŞ’den ayrılanlar tarafından Şubat 2018’de kurulduğundan beri El Kaide ile ilişkilendirilse de iki örgüt de bu ilişkiyi resmi olarak kabul etmiş değil.

Nusra Cephesi de 2012’de ilk ortaya çıktığında uluslararası baskıya daha az maruz kalmak adına El Kaide ile ilişkisini gizlemişti.

Hurras al-Din, kurulduğu günden beri bölgede güçlü bir varlık gösteremedi, söz verdiği güçlü saldırıları gerçekleştiremedi.

El Kaide yanlıları HTŞ karşısında Hurras al-Din’i desteklese de iki örgüt sahada birbirine girmiş değil.

Hükümet güçleriyle uzlaşmaya en fazla karşı çıkan örgütlerden olan Hurras al-Din, müzakere isteyenleri “hain” ve “mürtet” olarak adlandırıyor.

El Kaide Ağustos ayında yayınladığı mesajda İdlib’de hükümete karşı cihatçıların bir araya gelmesini talep etmişti.

Fakat HTŞ de Hurras al-Din de bir araya gelmek adına bir mesaj yayınlamadı.

Hurras al-Din militanları
Image captionHurras al-Din Suriye’deki cihat sahnesinde henüz ışıkları üzerine çekemedi

Örgüt bugüne kadar liderlerini ve yönetici kadrosunu gizli tutmayı başardı. Bunun gerekçesi ise büyük ihtimalle üst düzey El Kaide liderlerine yapıldığı gibi hava saldırılarıyla öldürülmelerinin önüne geçmek.

Türkistan İslami Partisi

El Kaide ile ilişkili tecrübeli Uygur Türklerinden oluşan Türkistan İslami Partisi’nin (TİP) kökenleri, Çin’in batısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yatıyor.

TİP, Suriye’de çatışmaların ilk başladığı dönemden beri ülkenin kuzeyinde varlık gösteriyor.

TİP Suriye'deki cihatçıların iç çatışmalarında taraf olmamayı tercih ediyor
Image captionTİP Suriye’deki cihatçıların iç çatışmalarında taraf olmamayı tercih ediyor

Hem cihatçılar hem de muhalifler tarafından saygı gören örgüt, zaman zaman iki gruptan örgütleri de destekledi ve militanların kendi aralarındaki çatışmalarda taraf olmadı.

TİP, HTŞ ve öncülü El Nusra ile de yan yana savaştı.

Suriye’deki faaliyetlerine dair sıklıkla propaganda videoları yayınlayan örgütün güçlü bir medya ayağı var. Fakat İdlib operasyonu öncesinde, muhtemelen dikkat çekmemek için, TİP paylaşımlarını azalttı. Bu da İdlib’de nasıl bir pozisyon alacaklarını kestirmeyi güçleştiriyor.

Ulusal Kurtuluş Cephesi

Hem Suriye ordusuna hem de HTŞ’ye karşı kurulan Ulusal Kurtuluş Cephesi son dönemde İdlib’deki cihatçı grupların iç dinamiğinde önemli bir role sahip oldu.

Mayıs 2018’de kurulan örgüt Ağustos 2018’de de yeni katılımlarla büyüdü. Ahrar üş Şam, Nureddin Zengi, Feylak el Şam, Ceyş İdlib el Hür, Ceyş al Nasr, Sukur al Şam ve Ceyş el Ahrar gibi örgütlerin üye olduğu ittifakın Türkiye tarafından desteklendiğine dair yaygın bir kanı var.

Bu yüzden diğer cihatçı örgütler, kendilerine karşı savaşmak için kurulduğundan şüphelendikleri bu örgüte karşı mesafeli.

Ulusal Kurtuluş Cephesi de müzakerelere tamamen karşı olduğunu söylüyor.

HTŞ’nin kendini feshederek bu örgüte katılabileceği de söylentiler arasında.

Cihatçılar Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni kendi varlıklarına bir tehdit olarak görüyor
Image captionCihatçılar Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni kendi varlıklarına bir tehdit olarak görüyor

1 Eylül günü bir açıklama yayınlayan örgüt Rus yetkililerle görüştükleri yönündeki iddiaları yalanladı ve “Kanımızın son damlasına kadar savaşacağız” dedi.

IŞİD’in pozisyonu nedir?

IŞİD’in İdlib’de bir tabanı yok. Fakat bölgede hücreleri bulunuyor. Bu hücreler diğer cihatçılara, özellikle de HTŞ’ye rutin saldırılar yapıyor, suikastlar düzenliyor.

HTŞ de bu hücrelere dair operasyonlar düzenliyor.

Örgüt şu an muhtemelen bölgedeki rakiplerinin güç kaybetmesini bekliyor ve sonrasında örgüt üyelerinin kendi saflarına gelmesini umuyor.

Birlik çağrısının sahada henüz karşılığı yok

İdlib’deki ana grupların tümü son dönemdeki saldırıların ardından Rusya destekli Suriye operasyonuna karşı birlik çağrısında bulundu.

Fakat sahada henüz değişen bir şey yok. Halka açıklanan bir ittifak veya çatışmaları yürütmek için ortak operasyon merkezleri gündeme gelmedi.

Bunun arkasında ideolojik nedenler yatıyor. Zira daha tutucu cihatçılar Türkiye veya başka güçler tarafından destek almakla itham ettikleri örgütlere mesafeli.

Bu yıl Suriye ordusunun Deraa’da gerçekleştirdiği operasyon öncesi İdlib’deki örgütler iddialı açıklamalar yayınlamış, bir saldırı durumunda Deraa’daki örgütleri destekleyeceklerini söylemişlerdi. Fakat operasyon başlayınca bu destek gelmedi.

Tıpkı Guta ve Şam çevresinde olduğu gibi, Deraa’da da silahlı muhalif gruplar silahlarını ve ellerindeki bölgeleri hükümet güçlerine verdi.

Bu gelişmeler İdlib’deki cihatçılar için alarm zilleri çalmasına yol açtı.

Hükümetin Deraa’da silah bırakan bazı grupları İdlib’deki örgütlere karşı savaşmaya ikna etmesi ise ikinci bir şok oldu.

HTŞ – El Kaide gerilimi

Muhafazakar El Kaideciler HTŞ’yi “gücünü artırmak için dış güçleri mutlu etmek isteyen ve bunun adına temel cihat prensiplerini satan bir örgüt” olarak görüyor.

Bu durum özellikle örgütün Türkiye’nin İdlib’e gözlem noktaları kurmasına izin vermesinin ardından daha da keskinleşti.

Muhafazakar ve HTŞ karşıtı Ürdün merkezli ideolog Ebu Muhammed el Makdisi ve eski El Nusra imamı Sami Al-Uraydi HTŞ’ye düzenli olarak eleştiri yöneltmeye başladı.

HTŞ ise El Kaide destekçilerini gözaltına alarak buna karşılık verdi. Uraydi de 2017 ve 2018’de iki kere gözaltına alındı.

HTŞ, Maksidi’nin Ürdün istihbaratının çıkarları doğrultusunda Suriye’deki cihatçıları birbirine düşürmek için hareket ettiğini savunuyor.

El Kaide destekçileri ise HTŞ’nin İdlib’de Türkiye destekli bir çözümün parçası olacağını ve “terörist” damgasından kurtulmak için Türkiye’nin desteklediği gruplarla birleşeceğini öne sürüyor.

HTŞ Ağustos sonunda yaptığı bir açıklamada bunu reddetse de “Suriye halkının çıkarına olacaksa bu seçeneği de değerlendirebiliriz” dedi.

Türkiye’nin 31 Ağustos’ta HTŞ’yi “terörist” olarak tanımlaması ise özellikle HTŞ’nin Türkiye ile işbirliğinde olduğunu savunan El Kaideciler açısından tartışmaların seyrini değiştirdi.

Üst düzey El Kaide destekçileri Türkiye’nin bu adımının arkasında HTŞ’yi daha fazla taviz vermeye zorlama isteği olduğunu düşünüyor. HTŞ ise 6 Eylül itibarıyla Türkiye’nin bu hamlesi hakkında bir açıklama yapmış değil.

Sessizliklerinin nedeni, bölgenin güçlü aktörlerinden biriyle gemileri yakmak istememesi olabilir. | BBC – Mina Al-Lami

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”