23 Eylül 2026
17.9 C
İstanbul

Doğu Perinçek: CHP’liler bonzai ve esrar içip, HDP’ye oy verdi

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, “Milyonlarca CHP’linin, bonzai, esrar içip HDP’ye oy verdiğini, Vatan Partisi tabanının da duman altı kaldığını” söyledi.

BBC Türkçe’ye konuşan Perinçek, seçmenlerin 24 Haziran’da “ekmekten önce vatan” dediğini belirtti.

Perinçek’in BBC’de yer alan söyleşisi şöyle:

Partinizin aldığı oylar açısından seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizimkiler öncü oy. Seçmen “Önce vatan” dedi ama teröre karşı mücadelede esas olarak AKP ve MHP mevzisine yığıldı çünkü onlar hükümette ve gelecek hükümetin sahipleri olarak gözüküyor. Vatan mücadelesini en tutarlı, en kararlı Vatan Partisi yönetebilir diyen öncü, dar, küçük bir kesim Vatan Partisi’ne oy verdi. Bir de daha stratejik olarak sürece bakanlar, yani önümüzdeki dönemde üretim ekonomisi mecburiyeti var oy verdi.

Vatan Partisi’nin oyları bütün Güneydoğu illerinde beş kat ile on kat arasında büyüdü. CHP’nin güçlü olduğu Ege ve Trakya’da da düşüş oldu. Büyük kentlerde de daha zengin kesimlerin oturduğu Çankaya gibi, Beşiktaş, Kadıköy gibi Vatan Partisi’nin oylarını düşürürken varoşlarda yükseldi.

 

Sizce Güneydoğu’da oylarınız neden artttı?

Vatan Partisi’nin teröre karşı mücadeledeki kararlılığı halk içinde oy topladı.

 

Sizce oy verenler yerel seçmenler mi güvenlik görevlileri miydi?

Güvenlik görevleri AKP ve MHP’ye verdi halk ise Vatan Partisi’nde verdi. Ama güvenlik görevlileri içerisinde de Vatan Partisi’ne karşı çok büyük bir ilgi ve beğeni var.

 

Sahada, İzmir gibi kentlerde kampanyanızın çok görünür olduğunu görmüştük. Oylarınız Ege’de neden düştü?

Tayyip Erdoğan düşmanlığı, Ege’de, Trakya’da o kadar ağır ki, “Aman bu adamdan kurtulalım” fikriyle oylarımız CHP’ye kaydı. Mesela İzmir’den iki köyle konuştum. Sarılar köyündeki 60 oyumuz 16’ya düştü. Dediler ki, “Erdoğan geliyor, aman kurtulalım bundan’ korkusuyla ağırlıklı olarak Muharrem İnce’ye yöneldiler. ‘CHP, PKK’yı meclise sokuyor’ korkusu olanlar da AKP’ye yöneldi”. 44 oyumuz CHP ve AKP arasında paylaşılmış oldu.

 

Türkiye’de en fazla oyu alan AKP’den sonuçlar üzerinden “Eksiklerimizi araştıracağız” yönünde açıklamalar geldi. Sizin de eksikliklerinizle ilgili böyle bir iç tartışmanız olacak mı?

Tabii ki. Şu anda Türkiye’nin her yerinde Vatan Partisi örgütleri bu seçim sonuçlarını tartışıyor ve Merkez Karar Kurulu’nu da Cumartesi günü topluyoruz. Ama şunu görüyoruz. Seçmen şu anda “Ekmekten önce vatan” diyor. Ama şimdi Türkiye’nin gündemine ekmek geliyor.

 

Seçim sonrası ilk açıklamanızda, esrar çeken CHP’liler tabirini kullandınız. Bunu açar mısınız?

CHP’nin tabanı bonzai çekti. Ben onu ilk olarak Ankara-İstanbul yürüşü sırasında söyledim. FETÖ’yle, PKK ile yürüyorlar. Dediğim doğru çıktı, bonzai içmişler, milyonlarca CHP’li, bonzai içmese gidip, HDP’ye, PKK’ya oy verir mi? Bir de duman altı olanlar var: Vatan partisi tabanı. Mesela bu odada esrar çekildiği zaman siz esrarı çekmeseniz de duman altı oluyorsunuz. Siz CHP ile aynı mahalledeyseniz, orada esrar, bonzai çekildiği zaman duman altı olursunuz. CHP intihar gibi bir şey yaptı. Kendi seçmenini PKK’ya yönlendirdi. Bizim tabanımız da bundan etkileniyor, bizim tabanımızda da Tayyip Erdoğan düşmanlığı var. O Erdoğan düşmanlığı seçmenimizin bir kısmını CHP’ye oy vermeye sürükledi. Yani duman altı oldular.

 

Seçim sonuçlarıyla ilgili en fazla CHP’yi eleştiriyorsunuz.

Ben tahlil yapıyorum, CHP’ye bir eleştiri yapmıyorum. CHP sırtına alıp PKK’yı meclise soktu mu? Bu bir gerçek. Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır, CHP seçmeninden bu seçimde HDP’ye yüzde 0,5 oy gittiğini söyledi.

Konda’nın bu işleri bilmediği gözüküyor. HDP’li ne yapar? Hem Selahattin Demirtaş’a hem de HDP’ye oy verir. HDP oyunu Demirtaş’ta görürüz. Ama millet meclisi seçiminde alınan HDP oyları birden bire büyüyor, onu yüzde 11’in üzerine çıkaran bir yüklenme var, o yüklenme işte CHP’den gelen bir yüklenme.

 

Bu, yukarıdan aşağı empoze edilen bir CHP politikasından ziyade CHP seçmeninde, Ege’deki köyden verdiğiniz örnek gibi, AKP’yi zayıflatmak adına HDP’yi meclise sokma isteğinden kaynaklanmış olamaz mı?

Hayır, yukarıdan aşağıya oldu. Sözcü, Cumhuriyet, CHP liderleri, CHP’nin seçim bildirgesi açık açık bunu söylediler. “Eğer biz HDP’yi meclise sokarsak, AKP 60, 70 milletvekili daha az çıkartacak. Öyleyse HDP’yi meclise sokalım” diyerek bunu bir seçim stratejisi yaptılar. Erdoğan düşmanlığı, CHP’yi Amerika ve PKK’nın yanına itti.

 

Liderlerin ağzından HDP’ye oy verme yönünde bir açıklama gelmedi ama…

Nasıl olmaz? Bütün gazeteleri, liderleri bu hesabı yaptılar. Bizle beraber ittifak yapmaları söz konusuydu. Bizi reddettiler sebebi bizim HDP’yle ittifakı kabul etmememiz. HDP’yi bize tercih ettiler.

 

İYİ Parti’ye de PKK desteği eleştirisi yaptınız. Bunun nedeni nedir?

O da o cephede. CHP üzerinden o ittifakın içinde.

 

Ama sonuçta Millet İttifakı’nda HDP yoktu.

Nasıl yoktu? İkinci turda beraberler. Saadet Partisi ve İYİ Parti birden cinsiyet değiştirdi. Meral Akşener’in konuşmasını dinliyorum. Ne diyor? HDP, Kürt siyasi hareketinin partisi. Bir milliyetçi bunu söyler mi? Hemen cinsiyet değiştirdiler.

 

Yani buradaki eleştiriniz, ikinci tur durumundaki olası bir ittifakla mı bağlantılı?

Zaten o ittifakın içindeler. Siz Tayyip Erdoğan’a karşı herşeyle birleşirim dediğiniz an kaçınılmaz olarak Amerika’nın projesine giriyorsuuz ve HDP ile müttefik oluyorsunuz. Onlar Amerika ve İsrail’le birleşen bir strateji kuruyorlar biz de Amerika ve İsrail’e karşı herkesle birleşen bir strateji.

İyi Parti’nin dolaylı olarak iddia ettiğiniz bu projenin parçası olduğunu mu öne sürüyorsunuz? Çünkü onların açıklamalarında da bir HDP savunması yok.

Niye MHP’yi böldüler? Amerika’ya direniyor diye. MHP’yi böldüler, bir tarafa bir kısmını çektiler, onu CHP’nin yanına kattılar. Biz onlara CHP, İYİ Parti, Vatan Partisi ittifak yapalım, HDP’yi almayalım, iktidar olalım diye önermiştik. Hakikaten o proje iktidar olurdu çünkü o, karşı tarafın siz PKK ve ve FETÖ ile işbirliği yapıyorsunuz, suçlamalarını yok eden bir projeydi.

 

HDP kapatılmalı söyleminiz devam ediyor mu?

Evet. O hem hukukun gereği ama esas da vatanın gereği. Hiçbir ülke bir terör örgütüne hiçbir ülke yasal zeminde fırsat vermez.

 

“HDP’nin kapatılması Türkiye’deki Kürtler arasında şiddet odaklı mücadele anlayışını güçlendirir” yorumları yapılıyor.

Bu da yanlış. Güneydoğu oylarına bakalım, HDP oyları düştü. CHP orada hiç oy almadı. AKP, MHP oyları yükseliyor, Vatan Partisi oyları sekiz misli, on misli yükseliyor. Kim veriyor bize oyu orada? Halk veriyor, ne için veriyor? Onlar PKK’ya çok kararlı tavır alıyor diye. Bunu CHP’ye anlatamadık.

 

Eski partiniz Sosyalist Parti de (Kürt meselesiyle bağlantılı olarak) kapatılmıştı, onu düşününce sizin HDP kapatılsın çağrınızda ilgili bir çelişki yok mu?

Hiçbir çelişki yok. O zaman da biz etnik temelde parti kurulmasına karşıydık. Liderlerimizin bir kısmını PKK bir kısmını da Gladyo öldürdü. Kürtler bizim halkımız, milletimizin bir parçası. Onların hakkını, hukukunu can siparhane savunduk. Kendim de büyük tehlikelerden geçtim. Diyarbakır Cezaevi’ne atıldım. Kürt halkımız uğruna, partimizle o mücadeleleri verdik ama artık o sorunlar çözüldü. Ne kaldı? Ayrı devlet kurmak. O olmaz. Etnik temelde, ayrı parti kurmak ayrı devlet kurmak içindir.

 

HDP kapatılsın darken ona oy verem 5,5 milyon seçmene ne çağrı yapıyorsunuz?

Ama oyu düşüyor. HDP kapatılsın diyerek ben orada oy alırım. Oraları kimse benim kadar tanımaz. Oradaki ilk serhıldanları 1990’larda yapan benim. Köylülere yapılan baskılarda jandarmanın karşısına biz dikildik. Ben oraları çok iyi tanırım.

 

Önümüzdeki dönem idamın geri gelmesi ve Abdullah Öcalan’ın asılması yönünde bir tartışma başlarsa bunu destekler misiniz?

Hayır idam cezasına karşıyız. O bir acizlik. Öcalan’ın asılması da gündeme gelemez. İdam cezası kalktı, idam cezası geri getirilene kadarki eylemlerden dolayı kimse kimseyi asamaz. Vatan Partisi yönetimi Öcalan’ı eğitir ve bir Türkiye vatanperveri yapar. PKK’yı silahla ezdin mi, bütün PKK liderleri Türkiye vatanperveri olur.

 

MHP bu seçimlerde kilit bir parti oldu. Bahçeli’yi son dönemde çok eleştirdiniz. Sizin tabirinizde MHP sizin açınızdan millici bir konumda mı?

Yanlış millici diyelim. MHP şu anda millici bir mevzide ama Kerkük’ü alacağım, Halep’i alacağım, Kıbrıs’ı alacağım, Tebriz’i alacağım diyor. Bu tutumla Diyarbakır’ı verir.

Bahçeli PKK’ya karşı duruyor ama Kürdistan projesini Amerika ve İsrail’i önleyecek siyasetle bütünleştiremiyor; bağnaz, şoven, yobaz milliyetçiliği onu en sonunda Türkiye’yi bölmeye götürür.

 

Bahçeli’yi son dönemde “15 Temmuz neredeydin” diye de eleştirdiniz.

O da öyle CHP de öyle. Meral Akşener vs… Hepsi o gece saklandılar. Bir darbe oluyor, ben çıktım, televizyonlardan gümbür gümbür, “Bunlar ezilecek” dedim. Türk ordusunu göreve çağırdım. Onlar da deliklere saklanmış durumdaydılar.

 

Sizin partinizden 15 Temmuz’da sokağa çıkan oldu mu?

Tabii, ama sokağa çıkmaktan evvel biz şu kritik tespiti yaptık, ordu hiyerarşisi bu darbede değil. Biz bunu gördük, çıktık ve şunu söyledik: “Bu darbe Amerikan darbesidir, FETÖ’nün darbesidir ve TSK bu darbede değildir ve onu bastıracaktır.” Bunu AKP çok iyi bilir, hükümet ve Cumhurbaşkanı da tereddüt içindeydi. Bakın o gece bir Tayyip Erdoğan’ın telefona konuşurkenki yüzüne bakalım bir de Doğu Perinçek’in yüzüne bakalım. Beti benzi atmış bir Tayyip Erdoğan, gümbür gümbür konuşan bir Doğu Perinçek. Biz onları da direnmeye yönlendirdik, aradık, “Dik durun, merak etmeyin, bu ordunun darbesi değil” dedik.

 

Hükümetin Gezi eylemleri, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz’u Türkiye’ye yönelik bir komplo olarak tarif eden bir söylemi var. Bugünden siz de Gezi’ye böyle bakıyor musunuz?

Hayır. Gezi Hareketi en sonunda bizim önderliğimize geldi. Başta “Mustafa Keser’in askerleriyiz” diyorlardı biz onu “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”e getirdik. Liderliği en son biz aldık ve Anadolu’ya yaydık. Gezi’nin ilk başlarında PKK vs. vardı ama sonra çekildiler ve “Bu Gezi Hareketi İşçi Partisi’nin eline geçti ve AKP’yi yıkma çizgisine girdi, biz orada yokuz” dediler. Türk bayrağını biz Gezi’ye soktuk, hem de kavga ederek. Her Türk bayrağını gören kırmızı görmüş boğa görmüş gibi saldırıyordu. Hepsini etkisiz hale getirerek Türk bayrağını hakimiyet altına soktuk Gezi Hareketi “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye bitti. 15 Temmuz ise tamamen bir Türk-Amerikan savaşıydı.

 

Size son dönemde sol içinden AKP’yi destekliyorsunuz eleştirileri yapılıyor. Sizse AKP’nin sizin çizginize geldiğini söylüyorsunuz. Bunu hala savunuyor musunuz?

Amerikan ve Avrupa basınından birçok örnek var, Doğu Perinçek değişmedi ama AKP Doğu Perinçek’in çizgisine geldi, Avrasyacı oldu diye yazıyorlar.

 

Peki AKP hangi sizce hangi alanlarda çizginize gelmedi?

Gelmediği alanlar çok. Zaten gelse tamamen bize katılır. Gelmediği alan bir ekonomi, iki Suriye. Dış politikası tutarsız.

 

Demokratikleşme, yargı bağımsızlığı gibi konularda?

Türkiye’nin oralarda bir sorunu yok. Yargı bağımsız. Yargıdan şikayet ne için? Dört bin FETÖ bağlantılı savcı ve hakim temizlendi. Yargı bağımlı diyenler bundan şikayet edenler.

Ben hukuk faükltesi hocası olduğum için çok sayıda öğrencim şu anda yargının en üst kademelerinde. Sürekli onlarla görüşüyorum. Yargıda şu anda solcu, Atatürkçü ve millici olanlar duruma hakim.

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”