8 Kasım 2026
9.4 C
İstanbul

İhsan Kaçar yazdı: ‘Küçük Afganistan’ İdlib Modeli, HTŞ, Türkiye ve SDG-Rojava

İdlib Modeli: “Küçük Afganistan”

İdlib modeli, ortaya çıktığı günden bu yana adeta “küçük bir Afganistan” görünümü sergiliyor. El Kaide kökenli yapılar, cihatçı milisler ve dışarıdan taşınan radikal gruplar tarafından şekillenen bu yapı, hiçbir zaman demokratik bir dönüşüm sürecine uyum sağlayabilecek esnekliğe sahip olmadı. Buna rağmen bazı Avrupalı siyasetçilerin bu modeli Suriye’nin geneline entegre etme fikri, gerçeklikten kopuk bir hayalden ibaret.

HTŞ’nin “Ilımlı” Maskesi

İdlib’in en güçlü aktörü olan Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), son yıllarda Batı’da meşruiyet kazanmak amacıyla “ılımlılaşma” söylemini benimsedi. Liderleri, Batılı medya organlarına röportajlar vererek kendilerini “yerel muhalif güç” olarak tanıttı. Ancak sahadaki gerçek bambaşkaydı: Kadın haklarının yok sayıldığı, ifade özgürlüğünün boğulduğu, toplumsal yaşamın ise tek tipleştirildiği bir düzen hâkimdi. İdlib, HTŞ döneminde adeta kapalı ve kötü bir hale geldi. Avrupa’dan gelen yardımlar ise HTŞ’nin silahlı yapısının güçlenmesine destek oldu.

Esad’ın düşmesiyle HTŞ iktidar oldu ve gerçek yüzünü göstermeye başladı. Kendilerinden olmayan eski muhaliflere karşı yoğun baskılar uyguladı. Son 5–6 ayda yaşananlar, baskıcı yönetim anlayışının daha da derinleştiğini gösteriyor:

Düğünlerde müzik çalındığı gerekçesiyle baskınlar,

Kadınların sosyal alanlardan tamamen dışlanması,

Yerel gazetecilerin susturulması,

“Batı etkisi” bahanesiyle sivil toplum kuruluşlarının kapatılması,

Eğitim sisteminin şeriat esaslarına göre yeniden düzenlenmesi.

Bu tablo, İdlib modelinin Beşar Esad yönetiminden bile daha kapalı ve sert olduğunu ortaya koyuyor.

İdlib modelinin en büyük destekçisi Türkiye ve onun rolüdür. Hem uzun hem kısa vadeli hesapların merkezindeyiz. Bu rol kısa vadede kazanç gibi görünse de, uzun vadede Türkiye için risk teşkil edebilir.

Türkiye, Astana sürecinden bu yana İdlib’de hem askeri hem siyasi olarak etkili bir aktör konumunda. Resmi söylemde amaç sivilleri korumak ve göçü önlemek olsa da, sahada HTŞ ile fiili bir statüko oluşmuş durumda. Bu durum, İdlib’deki radikal yapının varlığını korumasına ve güçlenmesine zemin hazırlıyor. Ankara’nın kısa vadeli güvenlik hesaplarını, uzun vadeli bölgesel istikrarın önüne koymaktan vazgeçmesi şart. Aksi halde, bugünkü “küçük Afganistan” yarın tüm bölgeye yayılabilir.

SDG-Rojava: Seküler ve Çoğulcu Alternatif

Suriye’nin geleceği için en umut verici seçenek, Rojava ve Doğu Suriye’de uygulanan yerel özerklik esaslı, çoğulcu ve seküler modeldir. Burada Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve diğer topluluklar görece daha özgür ve eşitlikçi bir sistem içinde yaşıyor. Kadınlar siyaset, güvenlik ve yerel yönetimlerde aktif rol alıyor.

Tıpkı Kobani savaşında olduğu gibi bugün de tercih, SDG ile HTŞ arasında yapılmak zorunda. O dönemde Batı tercihini seküler Kürtlerden yana kullanmıştı. Aynı netlik bugün de gerekiyor.

Sonuç olarak;

Avrupalılar ve bölgesel aktörler, iki model arasında açık bir seçim yapmak zorunda:
Ya koyu şeriatın gölgesinde baskıcı bir gelecek, ya da seküler ve kapsayıcı bir yapı.
Bu tercih ertelenirse, İdlib’deki “küçük Afganistan” tehdidi tüm bölgeyi kuşatabilir.@ihsan kaçar

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...