23 Eylül 2026
15.9 C
İstanbul

HÜDA PAR: HDP’nin kapatılmasına karşıyız

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, partilerin kapatılmasını partilerin darağacına götürülmesi gibi gördüklerini ve bu çerçevede HDP’nin kapatılmasına karşı olduklarını söyledi. HDP’li belediyelere kayyım atanmasını da eleştiren Yapıcıoğlulu, “Ankara kayyumları geldi, Kandil’in kayyumlarını kaldırarak onların yerine oturdu” dedi. Yapıcıoğlu, Türkiye’de Kürt sorunu olmadığını, devletin Kürtleri inkar zihniyetinin söz konusu olduğunu belirterek, “Kürt dili Türkiye’de hem ikinci resmi dil hem de eğitim dili  olmalı” diye konuştu.

HÜDAPAR 4’üncü Büyük Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Zekeriya Yapıcıoğlu, kongrede yeniden partinin Genel Başkanlığına seçildi. Bu Yapıcıoğlu’nun Genel Başkan olarak üçüncü dönemi.

Zekeriya Yapıcıoğlu, bu özel söyleşide, HDP’nin kapatılmasından Afrin operasyonuna, Kürt sorunundan Filistin sorununa, kayyum politikalardan Kerkük’ün kaybedilmesine kadar bir çok konuda görüş ve fikirlerini Rûdaw’a anlattı.

Siz kamuoyunda HÜDAPAR’ın ılımlı yüzü olarak tanınıyorsunuz. HÜDAPAR’da başkanlar ve yönetim değişir ama partinin politikası hep aynı kalır. Yeni dönemde HÜDAPAR politikasında önemli bir değişiklik yapacak mısınız?

HÜDAPAR, başkanı değiştiğinde politikası tamamen değişen bir parti değildir. Bu partide yaptığımız işler hakkında önce kendi aramızda istişare ediyoruz. Bizim işimiz istişaredir. Biz bir birimize danışmadan çalışmıyoruz, işlerimizi istişare yaparak yürütüyoruz. Bu nedenle başkan değişse bile masada ortak akıl, istişare sonucu ortaya çıkan akıl kalır. Önümüzdeki sorunlar nasıl tespit edilir, nasıl bir siyaset izlenir, nasıl bir çözüm bulunur, halkımız ve memleketimiz için neler iyidir? Biz tüm bu konularda kararı birlikte alırız ve politikamızı bu şekilde yürütürüz. Bu nedenle radikal bir değişiklik olmuyor. Doğru bulduğumuz çizgimizde yürüyeceğiz.

Son toplantıda görev dağılımını yaptınız. Başkan yardımcılarının yüzde 99’unun erkek olduğunu görüyoruz. Sadece bir kadın var o da kadın kollarından sorumlu. HÜDAPAR eril bir parti midir? Kadınlar neden ön planda değil?

Doğrusu kadın kollarımız da var. Onlar da siyaset alanında kadınlar içerisinde siyaset yürütüyorlar. Ancak bizim partimizde kadınlar diğer partilerde olduğu gibi yoğun değil. Önlerinde bir engel olduğundan değil. Partideki kadınlar bu görevleri almak istediklerinde, eğer kendilerinde o seviye ve çıta varsa, önleri açılır. Biz kadınların önünde engel değiliz.

Kadınlar neden yok, neden sayıları az?

Kadın var ama sayıları az. Kadınlar irade gösterip öne çıkmak istediklerinde önlerinde hiçbir engel söz konusu olmaz. Yüzde yüz önleri açıktır.

HÜDAPAR denildiğinde Mustazaf-Der ve 90’lı yıllar geliyor akla. Hoş olmayan olaylar hatırlanıyor. Siz artık HÜDA PAR olarak siyaset sahnesine çıktınız. Eski gömleğinizi çıkardınız mı yoksa o çizgide ısrarcı mısınız?

HÜDAPAR 2012 yılında kuruldu. 1990’larda HÜDAPAR yoktu. Sorduğunuz soru HÜDAPAR ile ilgili bir soru değil.

Peki. İddialara göre; bir kişi Hizbullah üyesi değilse HÜDA PAR’ı temsil edemez…

Kim söylemişse yalan söylüyor.

Siyasetinizde hükümetten ve iktidardan çok HDP’ye karşı muhalefet yaptığınızı görüyoruz. Oysa siyasi partilerin doğası gereği, muhalefet partileri daha çok hükümete yani iktidara karşı muhalefet yapar. Bu tutumunuz partiler açısından bir çelişki değil mi?

Çelişki sorduğunuz sorunun kendisindedir Maşallah kardeş. Biz her hafta iktifdara karşı, yaptıkları hatalara karşı muhalif olduğumuzu gösteriyoruz. Ama muhalefetin de hataları olduğu zaman, örneğin CHP’nin hataları olursa, onu da dile getiriyoruz. HDP’nin varsa onu da dile getiriyoruz. Yılda bir defa veya altı ayda bir PKK’nin saldırılarına, HDP’nin bize yönelik saldırılarını dile getirdiğimizde bunu muhalefetin muhalefeti diye adlandırırsanız bu adaletsizlik olur. Bu vicdansızlıktır. Katıldığımız televizyon kanallarında bizi izleyenler hükümete de muhalefet yaptığımızı görür. Biz hatalarını söyler onlara doğru yolu da gösteririz. Biri uyuyorsa onu uyandırabilirsiniz ama biri uyuyor gibi yapıyorsa onu uyandıramazsınız. Yani birileri hakikate gözlerini yummuşsa, ne yazık ki ona gösterseniz de ya görmez ya da gördüğünü farklı bir şekilde tanımlar. Bu da bizim sorumuz değil. Yanlış gören gözlerin sorunudur.

HÜDAPAR ve HDP de 6-7 Ekim olaylarında çok konuşuldu. Hoş olmayan olaylar yaşandı. Birçok insan hayatını kaybetti. HDP şu anda bu olaylar nedeniyle kapatılmak ile karşı karşıya. HÜDA PAR olarak siz HDP’nin kapatılmasını istiyor musunuz?

Defalarca söyledik. Ne kadar sorulmuşsa aynı şeyi söylemişiz. Bizim bir ilkemiz var. Siyasi partiler kapatılmamalı diyoruz. Parti yöneticileri hukuka aykırı bir harekette bulunmuşsa, yasalara karşı bir şey yapmışsa, suçları ne ise bu kişilerin cezalandırılması gerekiyor. Bu ceza partiye kesilmemeli. 6-8 Ekim’de bize çok fazla saldırı oldu. HDP’nin de çok sayıda insanın hayatını kaybettiği bu kötü olaylarda sorumluluğu bulunuyor. Hendek savaşında yine binlerce Kürt genci hayatını kaybetti. HDP’nin bu olaylarda da sorumluluğu olduğuna inanıyoruz. Ama bu olaylarda bir suç veya sorumluluk varsa bu kişisel bir suçtur. Türk hukukuna göre ölüm cezası yok, idam cezası yoktur. Madem öyle parti de manevi bir şahsiyettir. Madem ki insanlar için darağacı ve idam cezası yoktur partiler için de olmamalı. Partilerin kapatılması onların darağacına götürülmesi gibidir. Yani bir kişi parti yöneticisi ise, o kişi genel başkan dahi olsa, yine de bir sorumluluğu veya suçu varsa hesabı ondan sorulmalıdır. 6-8 Ekim olaylarının hesabı sorumlularından sorulmalıdır. Çünkü halkı sokağa çıkmaya çağıranlar onlardır. Sokaklara çıkanlar da insanların evlerini yakıp yağmaladı. Suç işleyenler cezalandırılmalı ama partileri destekleyen taraftarları cezalandırılmamalı. Bir partinin peşinden gidenlerin suçu ne? Bu partiyi takip edenlerin suçu ne? Parti yöneticilere ait değildir. Parti, onlara oy verenlerindir ve onları takip edenlerindir. Bu yüzden parti kapatılmamalı diyoruz. HDP bize karşı düşmanlık yapmış olsa da biz HDP’nin siyaset sahnesinde kalmasını ve varlığını sürdürmesini diyoruz.

HÜDAPAR’ı İslami parti olarak mı yoksa Kürt partisi olarak mı tanımlıyorsunuz?

Biz İslami bir partiyiz. Biz insani bir partiyiz. Diyoruz ki, nerede insan varsa, İslam onun hakkında bir şeyler söylemiştir. İslam’ın hükmü vardır. Nerede insan varsa bu HÜDAPAR’ı ilgilendirir. Nerede bir Müslüman varsa HÜDAPAR’ın ora ile alakası vardır. Nerede bir Kürt varsa HÜDAPAR’ın onunla bir alakası ve ilişkisi vardır. Kendimizi siyasi bir parti, İslami bir hareket olarak tanımlıyoruz. Ama biz asıl meselelerimizden birinin de Kürt meselesi olduğunu söylüyoruz. Kürt olduğumuz için bu sorunun çözülmesi gerektiğini vurguluyoruz.

Sosyalistler de sosyalizm gelirse herkes eşit olacak diyor. Tüm sorunlar otomatik olarak çözülür. Ne Kürt sorunu, ne Türk sorunu, ne Arap sorunu kalır diyor. Ancak bu ne kadar doğrudur? Siz de onlara yakın düşünüyorsunuz ama bunu İslam adına söylüyorsunuz…

Onlara yakın düşündüğümüzden değil. Yani bir yandan da haklısınız, kendi açımızdan öyle bakıyoruz. Alemlerin Rabbi tarafından tüm peygamberlerin gönderilmesinin asıl amacının adaletin sağlanması olduğunu söylüyoruz. Yani adaletin tesis edilmesidir. Bu nedenle mevcut sorunu biz Kürt sorunu olarak adlandırmıyoruz. Çünkü Kürt sorunu dediğinizde Kürtler sorunmuş gibi, yani Kürtler sorun çıkarıyorlarmış gibi bir manaya geliyor. Belki de öyle anlaşılıyor. Bunu bu şekilde tanımlamak istemiyoruz. Bu bir zihniyet sorudur. Kürtleri inkar eden devlet zihniyetidir. İslam hiçbir kavmi inkar etmez. Hiçbir dili inkar etmez. Hatta Alemlerin Rabbi renk ve dillerimiz arasındaki farkların Cenab-ı Hakk’ın ayetlerinden olduğunu söylüyor. Yine Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de her ümmete o ümmetin diliyle konuşan bir elçi gönderdik diyor. Alemlerin Rabbinin insanlığa verdiği emir bütün peygamberlere de verilmiştir diyoruz. Göreviniz insanlara adaleti getirmek, adaleti uygulamaktır demiştir. Kürtlerin varlığı, dili, kültürü kabul edilir inkar edilemezse ve eşitlik sağlanırsa bu kriterlere göre olacaktır. İslam “Kendin için ne istiyorsan kardeşin için de istemelisin” diyor.

Kürt sorununu bir siyasi statü sorunu mu yoksa sadece kültürel bir sorun olarak mı görüyorsunuz?

Kültürel bir sorun değil. Elbette siyasi bir sorundur. Kürt dili, Kürtlerin varlığı, Kürt kültürü neden yok sayılıyor? Bu siyasi bir sebep değil mi? Bu nedenle bu sorunun siyasi bir sorun olduğunu söylüyoruz. Bu insani bir sorundur, hukuki bir sorundur.

Bir statü sorunu mu?

Evet tabii ki bir statü de gereklidir. Türkiye’deki Kürtlerin Türkler gibi bu devletin asli kurucuları olduğunu söylüyoruz. Eşit olmaları gerekiyor. Kürtçe de Türkiye’de ikinci resmi dil olmalıdır. Eğitim dili olmalı diyoruz. Bu devlet sadece Türklere aitse o zaman Kürtler “bu devlet Türklerindir öyleyse biz de kendi devletimizi kuralım” diyecekler. Atalarımız birlikte bu devleti kurmuşsa eğer, o zaman iki halkın da devleti olmalıdır. Türklerin de olsun, Kürtlerin de. Peki bu devletin sorumlulukları paylaşılırken Kürtler nerede? Kürtlerin neyi var? Bu sorunun yanıtlanması gerekiyor.

Sizin için Filistin sorunu mu Kürdistan sorunu mu daha önemli ve daha öncelikli?

Kürdistan meselesi ayrı bir mesele, Filistin meselesi ise ayrı bir meseledir. İkisi birbiriyle bağlantılı değil. İkisi de sorundur. Her ikisinin de çözülmesi gerekiyor. Ancak Kürt meselesi İslam ümmetinin yaşadığı  coğrafyanın ortasında ve Filistin’e de yakındır. Bu sorunun birkaç devletle ilgisi vardır. Filistin meselesi ise, aslında Filistin demeyelim, Mescid-i Aksa meselesi diyelim, kutsal Kudüs meselesi diyelim, İslam ümmetinin tümünün meselesidir. Her iki sorun da bizimdir ve her ikisinin de çözülmesi gerekiyor. Biri diğerine alternatif değildir. Birine ağırlık verirseniz diğerine sırtınızı dönmenize gerek yok. Her ikisinin de çözülmesi gerekiyor.

Sizin için hangisi daha önemli?

Her ikisi de önemli.

Yani sizin için her ikisi de aynı önemde mi?

Her ikisi de önemlidir. Her birinin yeri ve ağırlığı ayrı. Su önemlidir ama ekmek önemli değildir diyebilir misiniz? Her ikisi de gereklidir. Ekmeksiz de olmaz, susuz da.

Seçmenleriniz, destekçileriniz çoğunlukla Kürt. Yüzde 90’dan fazlası Kürt. Kürtlerden oy alıyorsunuz. Filistin için sokaklara çıkıyorsunuz, mitingler toplantılar yapıyorsunuz. Afrin, Serêkaniyê ve Girê Spî Kürtlerden alındı ama hiç ses çıkarmadınız. Onlar da Kürt ve Müslümandı…

Her şeyden önce, oralar Kürtler tarafından Kürtlerin elinden alındı.

Bu durum o şehirlere yönelik operasyonları meşrulaştırıyor mu?

Bunun gibi operasyonlar, bir yerde askerliğiniz başka taraf için ise, avınız Kürtler için değilse, o zaman öldürüldüğünüzde Kürtler öldürüldü demeyiz.

Fakat siviller de öldü…

Evet, siviller de öldürüldü. Siviller öldürülüyor… Hendek olaylarında 7 bin Kürt genci öldürüldü. Neden öldürüldüler? Öldürülmesin diye bağırdık. Çağrıda bulunduk. Bunu yapmayın, millete bu kötülüğü yapmayın dedik. Yaptıktan sonra, bu olaylar yaşanırsa kimi eleştireceksiniz? Onları ateşe itenler mi yoksa öldürenler mi suçlu?

Sizce hangisi?

İkisi de suçlu. Bilerek, kendinize siyasi bir zemin oluşturmak için, Kürdistan topraklarına kendi ideolojinizi yerleştirmek için, Kürt çocuklarını, Kürt evlatlarını kasten, bilerek ölüme gönderiyorsanız, öldürtüyorsanız, Kürtlere hizmet etmek için değil, daha çok oy almak için bunu yapıyorsanız, kendiniz Kürtlerin düşmanı olmuş olursunuz. Şunu söyleyeyim; PKK Kürdistan’ın hangi parçasında olursa olsun, orada iki Kürt grup çatışıyorsa mutlaka biri PKK’dir. İki Kürt grup çatışıyorsa bilin saldıran taraf PKK’dir. Dört parçada da bu böyledir. Yani Kürtler oradan çıkarıldı ama bugün Batı Kürdistan’da (Rojava) veya Suriye Kürdistan’ında iktidar olanlar orayı nasıl isimlendiriyor? Orası Batı Kürdistan mıdır, Kuzeydoğu Suriye mi? Oranın ismi nedir? Yani toplantılarda Kürtçe konuşunca “Arap kardeşlerimiz rahatsız oluyor lütfen Kürtçe konuşmayın” diyorlar mı? Kürt çocuklarını kaçırıp zorunlu askerliğe alanlar kimlerdir? Kendilerini Kürt olarak görüyorlar. Kendileri dışında başka bir politika izleyenleri Kürt saymıyorlar. Nerede iki Kürt birbirine girse, Kürt kültüründen uzak, Kürt ahlakından uzak olanlar saldırgan taraf. Komünizm fikirlerini Kürdistan coğrafyasına yerleştirebilmek için Kürt adını kullanıyorlar ama Kürtlere düşmanlık yapıyorlar, onlara doğru gidenlere saldırıyorlar. Peşmerge bugün Güney Kürdistan’da onlara doğru gittiğinde saldırıyor. Kürt kim?

Afrin operasyonu döneminde bu savaş Kürtlere karşı değil dediniz. Amerika’ya karşıdır dediniz…

Biz mi öyle dedik?

Evet, çok iyi hatırlıyorum, siz öyle dediniz. Ancak Afrin’de ABD yoktu. Ruslar vardı. Bu açıklamanızdan pişman mısınız?

Hayır bu açıklamadan pişman değilim. Demek ki açıklamam iyi anlaşılmamış. Tekrar ediyorum, PKK’nin avı ABD içindir. Amerika, “onlar benim kara birliklerim” diyordu. Utanmaları için, “savaşacaksanız halkınız için savaşın, Amerika için değil” dedim. Amerika’nın petrolünü çıkarıp kendisi için götürdüğü kuyuları korumak için değil. “Bunun için Kürt gençlerini öldürmeyin” dedim.

Türkiye de Afganistan’a asker göndermek istiyor. Amerika’yı desteklemek için. Bu sert eleştirileri Türkiye’ye de yapıyor musunuz?

Biz onu da yanlış görüyoruz. Biz bu eleştirileri Türkiye’ye karşı da yapıyoruz. NATO’dasın, neden Amerika için milletinizin çocuklarını götürüp öldürtüyorsunuz diyoruz? Türkiye’nin Güney Kore’de ne işi vardı? Bunu da söylüyoruz. Biz bu eleştiriyi de yapıyoruz. Ama bu eleştirilerimiz görülmüyorsa o başka bir şeydir. Eleştirilerimiz bize kulak tıkayanların kulaklarına ulaşmıyor. Zulüm nerede olursa olsun, kime yapılıyorsa zulme karşı olduğumuzu söylüyoruz. Kürtler bir başkasına zulmederse, biz ona da karşı dururuz. Ama onlar kendi kavmine büyük bir zulüm uyguluyorsa, silah doğrulttuğu diğer kavimlere ne söyleyebilirsiniz ki.

Kerkük kaybedildiğinde ve Haşdi Şabi’nin kontrolüne geçtiğinde de büyük bir tepki göstermediniz?

Tepkimiz var mıydı yok muydu?

Ben şahsen görmedim.

Eğer anlamamışsanız, şimdi söylesem bile yine görmek istemeyeceksiniz.

Kerkük’ün Kürdistan Bölgesi’ne bağlanmasını destekliyor musunuz?

Kerkük neyse o olsun istiyoruz.

Kerkük ne?

Irak anayasasının 140. maddesine göre o bölgelerde referandum yapılması gerekiyordu. Yapılmadı. Bunu eleştiriyoruz. Bu zulümdür diyoruz. Bunu yapmıyorsunuz, Kürtleri oradan çıkarıyorsunuz ve oradaki Kürtlerin sayısını azaltıp referandum yapmak istiyorsunuz. Kürtleri uzaklaştırıp diğerlerinin sayısını arttırdıktan sonra mı referanduma gideceksiniz? Hayır diyoruz. Kerkük’te kim varsa, Kerkük hangi tarafın hakkıysa oraya bağlansın. Bizdeki bilgi ve verilere göre, gözlemlerimize göre Kerkük’ün çoğunluğu Kürt’tür. Referandum yapılsaydı Kürdistan’a bağlı olurdu. O yüzden de referandum yapılmadı. Sözlerim açıktır sanırım.

Belediyelere kayyım atanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu yasal olsa bile meşru ve hukuki değildir. Biz şunu söylüyoruz; daha önce Kandil’in kayyumları vardı. Ankara kayyumları gelip Kandil kayyumlarını görevden alıp yerlerine oturdular.

Kayyumların Kürtçe isimleri sokaklardan ve tabelalardan kaldırılmasını nasıl görüyorsunuz?

Yanlış bir siyasettir. Doğru bir şey yapmıyorlar. Belki de kendi politikalarına göre büyük bir siyaset yaptıklarını sanıyorlar ama hayır. Bu siyaset onlara da fayda sağlamaz

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”