9 Kasım 2026
7.3 C
İstanbul

KGB Ajanlığından Rusya Devlet Başkanlığına

İZNEWS- Bilal AKPINAR – 18 yıldır Rusya’yı yöneten eski KGB ajanı Vladimir Putin, iktidarını kurgusal tehdit ve düşmanlar icat ederek pekiştirdi. Ülkesindeki muhalifleri hapse atan, aleyhine yayın yapan basın kuruluşlarını susturan Putin, George Orwell’ın 1984 kitabında yazılanlar gibi iktidarda kalmayı başarıyor.

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası yeni lider arayışı

Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasıyla birlikte, Moskova merkezli siyasi oluşum, tarihteki yürüyüşüne Rusya Federasyonu adıyla devam etmeye başladı. Ancak Boris Yeltsin liderliğindeki Sovyet sonrası dönem, Rusya açısından çok büyük çalkantılara sahne oluyordu. Özel teşebbüsün yasaklandığı, tamamen merkezi planlamaya dayalı ekonomik yapı ve tek parti yönetiminden serbest piyasa ekonomisi ve demokrasiye geçişin sancılarıyla baş etmeye çalışan Rusya’nın uluslararası alandaki nüfuzu giderek zayıflıyordu.

Avrupa Birliği (AB), ABD ve NATO, Rusya’nın yakın coğrayasındaki devletlerle yakın ilişkiler kurmak suretiyle Rusya’yı çevreleyerek, bu ülkenin hareket alanını daraltma stratejisini hayata geçirmeye başlamıştı. Diğer yandan Rusya Federasyonu’na bağlı Çeçenistan Cumhuriyeti’nin ayrılma girişimi, ülkeyi büyük bir siyasi ve askeri krizle karşı karşıya getirdi.

KGB Ajanlığından Devlet Başkanlığı’na

Rus halkının geleceğe yönelik endişelerinin giderek yoğunlaştığı böylesi bir ortamda sahneye çıkan yeni bir aktör, ülkenin kaderinin değişmesinde başat rol oynayacak ve 21. yüzyılın başlarındaki dünya sahnesine damga vuracak liderlerden biri haline gelecekti. Sovyetler Birliği döneminde KGB ajanı olarak görev yapan Vladimir Putin, halkın tam da aradığı lider profiliydi.

Tam adıyla Vladimir Vladimiroviç Putin, 7 Ekim 1952’de, o zamanki adı Leningrad olan St. Petersburg’da doğdu. Babası bir asker olan Putin, 1975’te Leningrad Devlet Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden mezun oldu.

Aynı yıl Sovyet Gizli Servisi’ne (KGB) katıldı. Kısa sürede KGB Dış Operasyonlar Sorumlusu olan Putin, 1985-90 yıllarında, Doğu Almanya’nın Dresden kentinde faaliyet gösterdi. Doğu Almanya’daki sosyalist rejimin çökmesi üzerine geri çağrıldı. Döndükten sonra bir süre, Leningrad Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Putin, Sovyetler Birliği’nin dağılmaya başladığı 1990 yılından itibaren St. Petersburg Valiliği bünyesinde farklı pozisyonlarda görev almaya başladı. Hırslı ve çalışkan Putin’in siyasi kariyeri ise gerçek anlamda St. Petersburg Belediye Başkanlığı’nda çalıştığı sırada başladı.

Mart 1997’de Kremlin’in iç idaresinden sorumlu başkan yardımcılığına getirildi, 1998’de KGB’nin yerine kurulan Federal Güvenlik Birimi’nin (FSB) başına geçti. Bu görevi sırasında Putin, Çeçenlere karşı gösterdiği sert tavır ile birlikte kamuoyunda tanınmaya başladı.

9 Ağustos 1999’da, Başbakan Sergey Stepaşin’in yardımcılarından biri olarak atandı. Aynı gün Stepaşin hükümeti düştü ve dönemin Devlet Başkanı Boris Yeltsin, Putin’i ülkenin yeni başbakanı olarak atadı. Yeltsin ayrıca kendisinden sonra ülkeyi Putin’in yönetmesini istediğini de açıkça ilan etti. Putin, Yeltsin’in 1999 yılının son günündeki istifasının ardından devlet başkanlığını vekaleten üstlendi.

Basında sansür dönemi

2000 yılında önce NTV, ardından TV-6 ve son olarak TVC olarak bilinen Vladimir Gusinski ve Boris Berezovski’nin muhalefet kanalı ekonomik açıdan verimsiz ve zararına çalıştığı gerekçesiyle Rusya Basın ve Enformasyon Bakanlığı tarafından kapatıldı. Özel TV kanallarının susturulması sürecini yorumlayan TVC’nin Genel Müdürü Yevgeniy Kiselov, ‘‘Tüm elektronik medyanın devlet kontrolüne geçmesi hayırlı alamet değil. Devlet kontrolünde olmayan tek biz kalmıştık ve ben kanalın çalışabilmesi için elimden geleni yaptım. Maalesef devletin belirlediği politikayı değiştiremedim’ dedi.

Rus halkı, Yeltsin döneminde itibarı ve etkisi zayıflayan Rusya’yı yeniden ayağa kaldıracak isim olarak gördüğü genç siyasetçiye büyük ilgi gösterdi. Mart 2000’de yapılan devlet başkanlık seçimlerini ilk turda kazanmayı başaran Putin, Rusya Federasyonu İkinci Devlet Başkanı olarak Kremlin’in yeni sahibi oldu.  Putin’in devlet başkanlığında, Yeltsin’in başlattığı reform çalışmaları hız kazandı. Rus ekonomisinin liberalleşmesi için yeni kanunlar çıkarıldı. Yeltsin döneminde daha güçlü olan komünist muhalefetin etkisinin azalmasıyla Putin’in önü daha da açılmıştı.

Putin sonrası dış politika

Dış politikada etkinlik ile ekonomik güç arasındaki doğru orantının farkında olan Putin, ülkeye bir yandan daha fazla dış yatırımın gelmesini sağlarken, diğer yandan Rusya’yı uluslararası alanda daha fazla söz sahibi haline getirmeye çalışıyordu. Bu bağlamda ABD ile ticari ve ekonomik anlaşmaların sayısını arttırdı.

Mart 2004’te seçimlerinde yüzde 71 oy alarak yeniden başkan seçilen Putin, bu dönemden itibaren muhalefete baskı uyguladığı ve ülkedeki diğer siyasi grupları güçsüzleştirdiği yönünde eleştirilere uğraşmaya başladı. Batı ülkeleri ve Rusya muhalefeti, bu eleştiriye ilerleyen dönemde basın özgürlüğünün kısıtlanmasını ekledi.

İkinci Putin Dönemi

Rusya Anayasası gereği üçüncü defa seçilemeyen Putin farklı bir senaryoya imza atarak koltuğunu Başbakan Dimitri Medvedev’e bıraktı. 2 Mart 2008’de yapılan seçimleri ilk turda kazanan Medvedev, beklendiği üzere Putin’i başbakanlığa atadı. Putin bu dönemde ülkenin bir numaralı koltuğunda oturmasa da Rusya’nın asıl lideri olarak görüldü. Devlet Başkanı Medvedev, Putin’in önüne geçmedi ve onun politikalarını takip etti.

Putin, Kremlin’e dört yıl sonra yeniden döndü. 24 Kasım 2011’de düzenlenen Birleşik Rusya Partisi (BRP) Kongresi’nde, görev süresi dolmak üzere olan Medvedev, devlet başkanlığına Putin’i aday gösterdi. 4 Mart 2012 tarihinde yapılan seçimleri yüzde 63 oyla kazandı. Putin karşıtları 5 Martta yapılan seçimi protesto etti.  Putin, 7 Mayıs 2012’de düzenlenen yemin töreni ile üçüncü defa Devlet Başkanı oldu. Medvedev de yeniden başbakanlık koltuğuna oturdu.

Muhaliflerin şüpheli ölümleri

Putin’in rakiplerinden politikacı Boris Nemtsov  27 Şubat 2015’te Moskova sokakları yürürken yakın mesafeden 4 el ateşlenen silahla öldürüldü. Nemstov’un Moskova’da yapılacak Ukrayna’daki savaş karşıtı gösteri öncesi öldürülmesi dikkat çekiciydi. Nemstov son verdiği mülakatlardan birinde, muhalefet yapması nedeniyle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in kendisini öldürmesinden korktuğunu söylemişti. Kremlin’den yapılan açıklamada Putin’in de cinayeti kınadığı aktarıldı. Nemstsov’un yakınlarını arayarak başsağlığı mesajı ileten Putin’in, cinayetin aydınlatılması için İçişleri Bakanlığı, Soruşturma Komisyonu ve Federal Güvenlik Servisi’ne talimat verdi.

12 Haziran 2017’de yolsuzluğa karşı yürümek isteyen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in siyasi rakibi Aleksey Navalny, 30 gün hapis cezasına çarptırıldı. Rusya’da binlerce kişinin katıldığı yolsuzluk karşıtı gösterilerde Navalny yanlısı yaklaşık 1.500 protestocu da gözaltına alındı.

Bugüne geldiğimizde

100 milyondan fazla kayıtlı seçmen 11 farklı zaman dilimine yayılan ülkede devlet başkanlığı seçimi için sandık başına giderken, muhalifler ve bazı seçim gözlemcileri seçimlerde usulsüzlük yapıldığını iddialarını dillendirdi. Bağımsız seçim izleme ekibi bazı sandıkların oy verme işlemi başlamadan kullanılmış mühürlü oylarla doldurulduğunu rapor etti. Muhaliflerde de Rusya Seçim Komitesi’nin oy verme işlemlerini canlı yayımladığı webcam’lerden sandık görevlilerinin çekmecelerden çıkardıkları pusulaları sandığa atarken görüldüğü görüntüler paylaştı. 7 adaya karşı yarışan Putin, Rusya’da Pazar günü yapılan devlet başkanlığı seçiminin resmi sonuçlarına göre, Devlet Başkanı Vladimir Putin oyların yüzde 76,68’ini alarak seçimi büyük farkla kazandı. 4. kez 6 yıllığına aynı koltuğa oturacak olan Putin’in görev süresi 2024’e kadar uzamış oldu.

 

 

Son Haberler

GS’den ‘sarı torba’ göndermeli paylaşımı: Bölge barolarından sert tepki!

Galatasaray-Amedspor maçı sonrası GS Store’un resmi sosyal medya hesabından...

Hizbullah’tan Irak Başbakanı’na gözdağı: Gizli dosyaları açıklarız

Irak Başbakanlığı’nın Musul Havalimanı’ndaki milis bağlantılı şirketlerin sözleşmelerini iptal...

“Süreç tıkanmadı, bir biçimiyle ilerliyor ancak somut adımlar atılmalı”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel...

İstanbul’daki Amedspor Dayanışma Gecesi’ne kimler katıldı? Rûdaw Rûdaw

Amedspor, Galatasaray maçı öncesinde İstanbul Ortaköy'deki Esma Sultan Yalısı'nda...

Trump İsrail’e askeri yardımı kesiyor: Muhalefetten Netanyahu’ya istifa çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 4...

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Irak Başbakanı Zeydi, Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack ile görüştü

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak...

Türkiye Gündemi

‘Edebiyat ve Barış Konferansı’ düzenleniyor

Edebiyatçıların bir araya geldiği konferansta konuşan katılımcılar, barış sürecine...

Barış Annesi Elif Aslan yaşamını yitirdi

Barış Annesi Elif Aslan, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...