23 Eylül 2026
15.9 C
İstanbul

15 Temmuz gecesi kritik noktalarda neler yaşandı?

Genelkurmay Karargâhı, hem darbecilerin ordunun kontrolünü ele geçirme çabaları hem de Karargâh dışındaki protestolar nedeniyle 15 Temmuz gecesinin en kritik merkezlerindendi.

TBMM Darbe Araştırma Komisyonu’nun raporuna göre, MİT’e gelen ihbar ardından saat 16.03’te MİT Müsteşar Yardımcısı, 16.30’da ise Müsteşar Hakan Fidan Karargâh’a gitti. Karargâhta Fidan, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in de katıldığı bir toplantı yapıldı.

Toplantı ardından Akar, Türk hava sahasında askeri hava araçların havalanmaması, zırhlı araçların hareketlerinin durdurulması gibi bazı kararları tebliğ etti ve çalışma odasına geçti. Akar, Çolak’ı da kontrol için Kara Havacılık Komutanlığı’na gönderdi. Çolak, herhangi bir olağanüstü duruma rastlamadığını bildirecekti.

Fidan ise darbecilerin Karargâh’ta harekete geçmesinden yaklaşık 10 dakika önce, o dönem Genelkurmay Protokol Şube Müdürlüğü’nde görevli eski Üsteğmen Kübra Yavuz tarafından uğurlanarak buradan ayrılacaktı.

15 Temmuz Çatı Davası’nın iddianamesine göre darbe faaliyeti saat 20.30 sıralarında başladı. İddianameye göre 03.00’te başlayacağını düşünerek 20.07’te Karargâh’tan ayrılan eski Tümgeneral Mehmet Dişli (İfadesinde kendisini klima çarptığı için eve gittiğini söyleyecekti), 20.46’da yeniden Karargâh’a döndü ve bu saatten sonra faaliyet Dişli, Mehmet Partigöç, Orhan Yıkılkan ve Ramazan Gözel tarafından yürütüldü.

Dişli, saat 21.00’de Genelkurmay Başkanı Akar’ın makam odasına girerek, “Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz” diyerek darbeyi tebliğ etti. Verdiği ifadeye göre, söylenenlere tepki gösteren Akar, kısa süre sonra bir grup asker tarafından derdest edildi. Saat 21.20 civarında, Akıncı Üssü’nden gelen Özel Kuvvetler Komutanlığı personelini taşıyan bir otobüs Karargâh’a ulaştı. Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Güler de bu sıralarda makam odasında etkisiz hale getirildi.

Genelkurmay Nizamiyesi’ndeki Üsteğmen Muhammet Reşit Budak, Güler’i Akıncı Üssü’ne götürmek isteyen Güler’in emir subayı Mehmet Akkurt’u beylik tabancasıyla vurarak öldürdü. Akkurt, o gece öldürülen ilk şüpheli oldu.

Aynı sıralarda, Akar tarafından Kara Havacılık Komutanlığı’na gönderilen Çolak, Akar’ı aradı. Telefonu Akar’ın emir subayı, darbe şüphelisi eski Yarbay Levent Türkkan açtı. Türkan, ‘Genelkurmay Başkanı bekliyor’ diyerek Çolak’ı Karargâh’a çağırdı. Çolak, Karargâh’a girerken darbecilerin saldırısına uğradı. Yakın koruması Topçu Kıdemli Başçavuş Bülent Aydın buna karşılık verince darbeciler tarafından öldürüldü. Aydın, darbecilerin öldürdüğü ilk isim oldu.

Kısa süre içinde Karargâh darbecilerin eline geçti. Yakın saatlerde, Akıncı Üssü’nden kalkan ilk parti uçaklar da Ankara üzerinde alçak uçuş yapmaya başladı. Akar, Güler ve Çolak, Akıncı Üssü’ne götürüldü.

İlerleyen saatlerde Genelkurmay önünde binlerce kişi toplanacak ve bazıları bir süreliğine içeri girecekti. Darbeciler hem Karargâh içinde, hem de helikopterlerden kitleye ateş açacak, birçok kişi yaşamını yitirecek veya yaralanacaktı.

Darbeciler, uzun gecenin ardından saat 09.40’tan itibaren teslim olmaya başladı. Genelkurmay Başkanlığı içinde darbeye katılmadığı için elleri bağlı olarak odalar içinde kilitli tutulan askerler de, sabah saatlerinde tahliye edildi.

“Türkiye’yi Suriye’ye, Mısır’a çevirdiklerini söyledim”

Hulusi Akar

“İçeriye girenlerden birisi ayağa kalktığım esnada beni iterek sandalyeye oturmamı sağladı ve o sırada arkadan bir başkası elinde el havlusu tarzında bir şeyle hem ağzımı hem burnumu kapatarak nefes almamı engelledi. Ellerimle burnumu açmaya çalışırken bir başkası ise plastik kelepçeyi bileklerime taktı. Bu arada tekrar bağırmaya başladım ve kelepçeyi açmalarını istedim. Bunun üzerine tahminen Mehmet Dişli’nin onayıyla ağzı kör bir komando bıçağı ile kelepçeyi kesmeye çalıştılar, fakat kesemediler. Tekrar bağırmam üzerine epey uğraştıktan sonra kesmeyi başardılar. Tüm bu yaşananlar esnasında hareket özgürlüğümü kaybetmekle birlikte konuşma özgürlüğümü sonuna kadar komutan tavrı içinde sürdürdüm. Türkiye’yi Suriye’ye, Mısır’a çevirdiklerini, Balkan Savaşı’ndan beter ettiklerini, hendeklerdeki asker-polis kardeşliğini tahrip ettiklerini sabaha kadar birçok kez tekrar ettim”.
– Akar’ın Meclis Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’na gönderdiği yanıttan

Akıncı Hava Üssü

Ankara’nın yaklaşık 35 kilometre dışında, Kazan ilçesi yakınlarında yer alan Akıncı Hava Üssü, 15 Temmuz gecesi darbe girişiminin komuta merkeziydi. Kalkışmaya karşı çıkan birçok üst düzey asker bu üsse getirildi, girişimi yönetmekle suçlanan bazı asker ve siviller burada gözaltına alındı, girişimde kullanılan birçok uçak da bu üssü kullandı.

Darbecilerin, İstanbul’da katıldıkları düğüne yapılan baskın ardından eski Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ve bazı üst düzey TSK mensuplarını alıp götürdükleri adres de Akıncı Üssü oldu.

Tutuklu yargılanan eski YAŞ üyesi Akın Öztürk geceyi üste geçiren başka bir kritik isimdi. 15 Temmuz çatı iddianamesinde Fethullah Gülen ardından girişimin iki numaralı şüphelisi olarak yer alan Akın Öztürk’ün, gece boyunca Akar’ı, darbe girişiminin başında olması için ikna etmeye çalıştığı iddia ediliyor.

İddianameye göre ikna çabasının başarısız olması ardından Öztürk, darbeciler tarafından Genelkurmay Başkanlığı ve Yurtta Sulh Konseyi Başkanlığı’na getirildi. Akıncı Üssü’nü darbe açısından kritik kılan özelliklerden biri de 16 Temmuz sabahı üs çevresinde yakalanan sivillerdi.

Adil Öksüz

Adil Öksüz

‘Arsa bakma, belgesel çekme, sosyal etkinlik’ savunmaları

Bu sivillerden, ‘Gülen Hareketi’nin Hava Kuvvetleri imamı’ olduğu öne sürülen Adil Öksüz, 15 Temmuz’da Kazan’a arsa bakmaya gittiğini söyleyecekti. İddianamedeki baz ve HGS kayıtlarına göre ise Öksüz, 27 Aralık 2015’ten itibaren 15 Temmuz’a kadar 12 kez Ankara’daki üs yakınlarına gelmişti.

Akıncı Üssü iddianamesine göre, Yine Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olmakla suçlanan Kemal Batmaz (Batmaz, Adil Öksüz’le 11 Temmuz 2016’da aynı uçakla ABD’ye gidip iki gün sonra aynı uçakla ABD’den dönmüştü) ve Harun Biniş de bu bölgeye arsa bakmak için gittiklerini iddia edecekti.

Şüpheli Nurettin Oruç, o gün, hayvan yetiştiriciliğiyle ilgili belgesel çekmek için bu bölgede bulunduğu belirtti. Anafartalar Koleji sahibi Hakan Çiçek ise öğrencilerinin velisi Albay Ahmet Özçetin’in ‘sosyal etkinlik’ daveti üzerine üsse gittiğini söyleyecekti.

Darbe girişiminin ilerleyen saatlerinde Kazan sakinleri, üsteki lojman nizamiyelerinin önünde toplandı. Askerlerin ateşi nedeniyle hayatını kaybedenler ve yaralananlar oldu.

Girişimin başarısızlığı ardından sabah saatlerinde darbeciler, Akar’ın üsten ayrılmasını kabul etti. Akar dışında, girişimin önemli isimlerden olmakla suçlanan Mehmet Dişli’yi de taşıyan helikopter, üsten havalanarak Çankaya’daki Başbakanlık Köşkü’ne gitti. TBMM’nin 15 Temmuz raporuna göre, darbeciler 10.41’de üssü terk etmeye başladı.

Sabah saatlerinde jetler, Akıncı Üssü’ndeki pist ve taksi yollarını vurdu. 15.30’da Orgeneral Ünal ve serbest kalan 10 havacı general Karargâh’a geçti. Akın Öztürk daha sonra Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na gitti. Saatler sonra Hulusi Akar kamuoyunun önüne çıkacaktı. Adil Öksüz ise savcılık sorgusunun ardından tartışmalı şekilde serbest bırakılacaktı.

Akar’ın talebiyle darbecileri sabah kadar ikna etmeye çalıştım”

“(Akar’ın) ‘Bunlar bu işi yaptılar. Bunlarla konuş, bunları ikna et’ demesiyle konuya vakıf oldum. (…) Sabaha kadar üç, dört, beş defa üsse giderek, yaptıkları işten vazgeçirmeye çalıştım. (Akar) 143. Filo’dan müspet cevap alınca Başbakan ile görüştü. ‘Bu işi bitiriyoruz, beraber Başbakanlığa gidiyoruz’ dedi. Sonra ‘Akın, sen kal. Bir saat daha burada arkadaşlara göz kulak ol’ dedi. (…) Benim için helikopter gelmeyince ben de Başbakanlığa gitmek için oradaki helikoptere bindim. Ancak 4 – 5 metre yükseldikten sonra helikopterin vurulması sonucu yaralandım, helikopter kalkamadı. Bu inişten sonra Yaşar Güler’in Akıncı Üssü’nde rehin tutulduğunu öğrendim. Karargâh’a gidip, elindeki ve ayağındaki bağları kestim. Abidin Ünal’ı buldum ve birlikte diğer generalleri kurtarıp, diğerlerini askeri savcıya teslim ettim”.
– Akın Öztürk’ün Genelkurmay Çatı Davası’ndaki ifadesinden

MİT Müsteşarlığı

MİT’in TBMM Darbe Araştırma Komisyonu’na sunduğu rapora göre bir pilot binbaşı, 14.20 sularında ihbarda bulunmak üzere Ankara Yenimahalle’deki MİT Müsteşarlığı’na gitti. Rapora göre, güvenlik prosedürleri ardından 15.30 sularında görüşülen bu kişi, ‘Kara Havacılık Okulu’nda görevli bazı şahıslarca MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a saldırı yapılacağını’ söyledi.

İlk olarak Yeni Şafak gazetesinin yayımladığı savcılık ifadesinde ise binbaşı, MİT görevlilerine bir darbe olabileceğini belirtti. Bu ifadeye göre üzerine dinleme cihazı takılan binbaşından, görev yeri komutanlığına geri gitmesi istendi.

MİT’in raporuna göre ihbar ardından Fidan, 16.20 civarında eski Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler’i arayarak konu hakkında bilgi verdi ve bir yardımcısını ayrıntıları aktarmak üzere Genelkurmay Karargâhı’na gönderdi. Daha sonra Fidan da MİT’ten ayrılarak Karargâh’a gitti. Rapora göre, MİT Müsteşarlığı’nda saat 20.30’da Suriye Ulusal Koalisyonu eski başkanı Muaz Hatip ile randevusu olan Fidan, saat 20.20’de Karargâh’tan ayrıldı.

Müsteşarlığa yönelik ilk saldırı Yenimahalle Yerleşkesi’ne helikopterler tarafından saat 22.38’de havadan ateş açılmasıyla gerçekleştirildi. Yerleşke, sabaha kadar beş defa tarandı. MİT mensupları saldırılara hafif silahlarla karşılık verdi. Rapora göre, ‘gösterilen mukavemet nedeniyle MİT Müsteşarı’nı almaya gelen helikopter yerleşkeye inemedi’.

Büyük bir faaliyet hatta darbe olabileceğini söyledim”

“Kapıdaki görevliye kimliğimi göstererek ‘TSK içindeki paralelcilerle ilgili bilgi vermek için geldim’ dedim. 14.30’u biraz geçe beni içeri aldılar, güvenlik kapılarından geçtik ve toplantı odasına vardık. Gelen iki kişiye ‘bir helikopter Hakan Fidan’ı alacak, diğer helikopterin ne yapacağını bilmiyorum’ dedim. Bana ne olabileceğini sordular. Ben de büyük bir faaliyet olabileceğini hatta darbe faaliyeti olabileceğini söyledim”.

– MİT’e giderek ihbarda bulunan Binbaşı O.K.’nın savcılık ifadesinden

TBMM

Darbe girişimi devam ederken TBMM Genel Kurulu, saat 01.39 sıralarında açıldı. Dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman ve AKP, CHP, HDP ile MHP’den milletvekilleri Genel Kurul’da yerine aldı. TBMM’ye saat 02.42’de bir bombalı saldırı düzenlendi. Bazı polis memurlarıyla, meclis görevlileri yaralandı. Kulis camları kırıldı. Yaklaşık yedi dakika sonra meclise yeni bir bomba daha atıldı. Bunun üzerine milletvekilleri meclis sığınağına indi.

Rapora göre 02.50’de Meclis’e havadan asker indirme girişimi başarısız oldu ve bunun ardından Meclis’e takviye kuvvet gönderildi. Saat 03.24 sıralarında Meclis yeniden bombalandı.
Milletvekilleri gece yarısı girdikleri sığınaktan ancak sabah saatlerinde çıkabilecekti.

“Genel kurul içindeyken bir bomba ile sarsıldık. Büyük gürültü, toz, duman içinde kaldık. Sabah artık tehlikenin geçtiği kanaatiyle oğlumu tahliye etmek için Meclis binasından dışarı çıkmak istedik. Çıktığımda kurşun sesleriyle geri çekilmek zorunda kaldık”.

-Oktay Vural, Eski MHP Milletvekili

TRT

Bir grup asker, saat 22.00 civarında darbeyi kamuoyuna duyurmak için TRT binasını ele geçirdi. Askerler, 00.05 sıralarında, darbe bildirisini zorla TRT spikeri Tijen Karaş’a okuttu. Kısa süre sonra TÜRKSAT, TRT’nin yayınını kesince bu kez darbeciler, helikopterlerle TÜRKSAT’ın Gölbaşı’ndaki tesislerine saldırdı.

Bildiri ardından TRT Genel Müdürlüğü önünde darbeyi protesto edenler toplandı. Buraya yapılan operasyonla saat 02.00’ye doğru askerler, polis ile yurttaşlar tarafından etkisiz hale getirildi ve yeniden normal yayın başladı.

Baktım halk büyüyor, teslim oldum”

“Ben bildiri odasına gittim. Önce insanlar korktu. Onları rahatlatmaya çalıştım. Yani, ‘TSK yönetime el koymuştur. Güvende olunuz. Benim de sizler gibi çoluğum çocuğum var. Bu iş bitince ben de gitmek istiyorum’ diye… Elbisemi değiştireceğim zaman telefonla, ‘Sen okuma, sivil okusun’ şeklinde emir geldi. Bu sefer oradaki Tijen spiker çağrılmıştı. Heyecanlanmıştı. Sigarasını, suyunu içti, rahatladı. Sonra birkaç kere bildiriyi okudu.(…) TRT binası ile nizamiye arası 300-400 metreydi. Geri geri buraya kaçarken birkaç el havaya ateş ettim. Sonra baktım halk büyüyor, ben de orada teslim oldum”.
 TRT’deki darbe bildirisini okuması planlanan eski Yarbay Ümit Gençer’in savcılık ifadesinden

Gölbaşı

Özel Harekât Daire Başkanlığı

Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki Özel Harekât Daire Başkanlığı, 15 Temmuz gecesi en yoğun çatışmaların yaşandığı yer oldu.

Tuğgeneral Semih Terzi’nin Astsubay Ömer Halisdemir tarafından öldürülmesinin buradaki süreci önemli oranda etkilediği düşünülüyor. Halisdemir’in öldürülmesiyle ilgili iddianameye göre Korgeneral Zekai Aksakallı, emir subayı Halisdemir’i arayarak karargâhın komutasını Terzi’ye bırakmamasını istedi.

Bunun üzerine Halisdemir, helikopterle karargâha giden Terzi’yi beylik tabancasıyla vurdu. Özel Harekât’ın merkezine ilk saldırı saat 23.16’da gerçekleşti. Başkanlık, gece F-16’lar tarafından da bombalandı. 51 polis yaşamını yitirdi.

Evlerden tabanca, sopa, av tüfeği getirdik”

“Buluştuğumuz arkadaşların hepsi sivildi. Elimizde silahlar da yoktu. Teçhizatlarımız Birlik’te kaldığı için evlerinden tabanca, sopa, av tüfeği ne varsa toplamışlardı. İçeri gönderdiğimiz kişiler, ‘Komutanım ateş ediyorlar’ diyerek döndüler. Silahlı arkadaşların bir grubunu topladım. Yukarı doğru yaya intikale devam ettik. İlerlerken Kobra ve F-16 havadaydı, onlar yaklaşınca dağılıyorduk, uzaklaşınca toplanıyorduk. Nizamiyeye yaklaştık, ateş yoğunluğu başladı. Hirfanlı Barajı bölgesinde bir tabur olduğunu hatırladım. Tabura, ‘Bize yardımcı olun, süratle kışlaya gelin’ emrini verdim. Elimizde silahlar yok, ateş devam ediyordu. 5-6 saat ateş altında kaldık”.

 Ömer Halisdemir’in öldürülmesi davasının tanıklarından Tuğgeneral Ömer Faruk Bozdemir’in mahkemedeki ifadesinden

İstanbul

Boğaziçi Köprüsü

15 Temmuz akşamı Türkiye’de TV kanalları, saat 22.00 sıralarında, Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin tek taraflı olarak trafiğe kapatıldığı gelişmesini son dakika haberi olarak geçmeye başladı. Bunun üzerine köprülerin giriş noktalarında protestolar başladı.

İlerleyen saatlerde askerler, Boğaziçi Köprüsü’ndeki kitlenin üzerine ara ara ateş açtı. Sabah saatlerinde bir TOMA, tank ateşiyle vuruldu. TBMM raporuna göre köprü ve çevresinde gece boyunca yaşanan olaylarda ikisi polis, 32’si sivil 34 kişi hayatını kaybetti. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde yaşananlarla ilgili iddianameye göre ise burada üç kişi hayatını kaybetti.

Sabah 06.40 civarında Boğaziçi Köprüsü’nü kontrol eden askerler teslim oldu ve polis tarafından gözaltına alındı. Bu sırada bir grup gösterici, askerlere linç girişiminde bulundu. Köprünün adı, ilerleyen günlerde 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirilecekti.

Binbaşı ‘Halka ateş edin yoksa sizi vururum’ dedi”

“(Tatbikat var denerek kışladan çıkarıldık). Boğaziçi Köprüsü’ne vardığımızda herhangi bir askeri araç yoktu. Ahmet Taştan Binbaşı yanımıza gelerek, ‘Sıkıyönetim ilan edildi’ diyerek bunu halka söylememizi istedi. ‘Sıkıyönetim ilan edildi’ şeklinde bağırıyorduk. Bu esnada bize küfür eden vatandaşlar oldu. Ahmet Taştan Binbaşı onları korkutmak için havaya ateş ediyordu. Bu sırada motorlu sivil bir vatandaş bize doğru gelmeye başladı. Ahmet Binbaşı tüfeğiyle onu vurdu. Askere de ‘Halkın üzerine doğru ateş edin’ talimatı verdi. Asker önce bu talimata uymak istemedi. Ahmet Binbaşı elindeki tüfeği askere doğrultarak, ‘Yoksa sizi vururum’ diye tehdit edince asker de halka ateş etmeye başladı”.

– Kuleli Askeri Lisesi’nden köprüye götürülen er H.Y’nin ifadesinden

Marmaris

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 15 Temmuz’da, ailesiyle Marmaris’teki Grand Yazıcı Club Turban Oteli’nde tatildeydi.

Erdoğan, 15 Temmuz gecesi Atatürk Havalimanı’ndaki açıklamasında, girişimden ne zaman haberdar olduğuyla ilgili, “Bugün bildiğiniz gibi öğleden sonra bir hareketlilik, silahlı kuvvetlerimizin içinde ne yazık ki mevcuttu” diyecekti.

Erdoğan ilerleyen günlerde CNN’e, “O gece saat 20.00 civarında bir haber aldım, bazı bölgelerde gelişmeler olduğunu öğrendim” diyecek, Reuters haber ajansına ise ‘saat 4, 4 buçuk civarı kendisini arayan eniştesinin, Beylerbeyi civarında hareketlilik olduğunu söylediğini’ aktaracaktı.

Girişim karşısında Erdoğan, saat 00.04’te kaldığı otelin giriş kapısında yaklaşık yedi dakika süren bir basın açıklaması yaptı. Yerel gazeteci Temel Irmak’ın Facebook sayfasından canlı olarak yayınladığı, Anadolu Ajansı dahil bazı ulusal ajansların da kaydettiği bu görüntüler ilk aşamada ana akım medyada yayımlanmadı. Erdoğan saat 00.28’te CNN Türk’te Facetime üzerinden bir açıklama yaptı. Aynı dakikalarda TV kanalı A Haber de Whatsapp yoluyla ulaştırılan Marmaris konuşmasını bir cep telefonu görüntüsü şeklinde yayımladı.

Erdoğan, CNN Türk’ün hemen ardından A Haber’e de Facetime üzerinden bağlandı. TBMM raporuna göre Cumhurbaşkanı, ailesiyle birlikte saat 01.15’te helikopterle Marmaris’ten Dalaman’a hareket etti. Dalaman Havalimanı’nda ise kendisini İstanbul’a götürecek ATA uçağına geçti.

Cumhurbaşkanı CNN röportajında, “Marmaris’te 15 dakika daha kalsaydım öldürülecektim” diyecekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast davası iddianamesine göre ise SAT ve MAK timlerinden oluşan darbeci askerler, 03.30 sularında otel bahçesine giriş yapıp Erdoğan’ın kaldığı villayı aramaya başladı. Darbeci askerler bir grup polisi bir süreliğine etkisiz hale getirerek yere yatırdı.

Erdoğan’ın otelde olmadığını anlayan askerler burayı terk etmeye karar verdi ancak kendilerini getiren helikopterler yakıt ikmali yapıp gelmek üzere buradan ayrıldı. Bunun üzerine helikopterleri beklemek üzere ilk indikleri yere gitmeye başlayan askerler, Marmaris Emniyet Müdürlüğü ve Özel Harekât Şube Müdürlüğü polisleri ile karşılaştı. Bu sırada çatışma çıktı. Çatışmalarda iki polis öldü. Askerler, daha sonra sahil kesimine gidip bir evde bekledi ve kendilerini alacak helikopteri gördüklerinde ise sahile gitti. Ancak helikoptere polislerden ateş açıldı. Helikopterden de aşağı ateş edildi.

Helikopterin iniş yapamaması üzerine kumsal boyunca koşmaya başlayan askerler, ayrı gruplarla etrafa dağıldı. İlk günlerde bazı şüpheliler yakalanırken biri ise güvenlik güçlerine teslim oldu.

Marmaris planında tuzağa düşürüldük”

“Marmaris’e giden ekibin başında yer aldım. Bize verilen emir, Cumhurbaşkanı’nı Marmaris’ten aldıktan sonra Ankara’ya güvenli bir şekilde getirmekti. Tim olarak saat 22.25’de göreve hazırdık ve görevi beklemeye başladık. Dört saat boyunca Çiğli Üssü’nde bekledik. Kalkışımız saat 02.25 civarıdır. Cumhurbaşkanımızın otelden ayrılışı saat 00.30-00.40 civarıdır. Cumhurbaşkanı orada yok iken, bütün dünya İstanbul’da olduğunu bilirken, verilen emir gereği biz Marmaris’e yönlendirildik. Birileri bizi orada 4 saat bekletti. Kim olduğunu halen bilmiyorum. (…) Biz gitmeden orada bir askeri hareketlilik olmuş. Delil dosyasında olan silahlar ve şarjörler bize ait değildir. Cumhurbaşkanı’nın kıl payı kurtulduğu operasyonu yapan timi ya bu davalarda öğreneceğiz ya da tarihe bırakacağız”.

 Cumhurbaşkanına suikast davasında tutuklu yargılanan eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş’ın mahkemedeki savunmasından

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”