1 Ekim 2026
18.1 C
İstanbul

Sipan Hemo: SDG’nin 4 tugayı, Suriye ordusuna resmen entegre edildi

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Sipan Hemo, ülkenin askeri ve siyasi geleceğine dair kritik açıklamalarda bulunarak, Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuna entegrasyonu ve yeni askeri yapılanma sürecine dair önemli detaylar paylaştı.

29 Ocak Anlaşması’nın ardından başlayan bu yeni dönemi “ordu inşası aşaması” olarak tanımlayan Hemo, öncelikli hedefin tüm askeri oluşumların tek bir komuta altında birleştiği, disiplinli ve birleşik bir ulusal ordu yaratmak olduğunu vurguladı.

Suriye’nin askeri idari yapısında “Doğu Bölgesi” sorumluluğunu üstlendiğini belirten Hemo, bakanlık nezdinde ülkenin beş ana bölgeye ayrıldığını ifade etti.

“Şu an Suriye ordusunun inşa aşamasındayız”

Rakka, Deyrizor ve Haseke vilayetlerini kapsayan Doğu Bölgesi’nde örgütsel yapının oturtulması için yoğun bir mesai harcandığını belirten Hemo, koordinasyon sorunlarına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Şu an Suriye ordusunun inşa aşamasındayız. Demokratik Suriye Güçleri orduya dahil olduğu gibi, onlarca başka askeri oluşum da katıldı; ancak koordinasyon hâlâ bir sorun ve henüz ordu için genel bir askeri şemaya ulaşmış değiliz. Bu nedenle, genel disiplini sağlamak için kapsamlı bir iç sisteme ihtiyaç var ve ülkenin askeri kurumu için özel bir iç sisteme ulaşmak adına sürekli bir çalışma yürütülüyor. Gelecek aşama ordunun tamamlanması, yerleşimlerin birleştirilmesi ve gruplaşmaların sona erdirilmesi üzerine olacaktır.”

“4 tugay entegre edildi”

29 Ocak Anlaşması kapsamında SDG’nin resmi birimler halinde orduya dahil edildiğini duyuran Hemo, ANHA’ya verdiği Kürtçe röportajda bu sürecin pratik adımlarının atılmaya başlandığını kaydetti.

İlk etapta Kobani, Haseke, Kamışlo ve Derik merkezli 4 tugayın kurulduğunu ve bu birimlerin askeri akademilerde eğitime başladığını ifade eden Hemo, DSG mevcudunun bu tugaylardan daha fazla olduğuna değinerek şu bilgileri verdi:

“Aslında DSG olarak, 29 Ocak Anlaşması uyarınca 4 tugay oluşturuldu ve bunlar resmen yapıya entegre edildi. Kobani tugayı ile Haseke, Kamışlo ve Derik’teki diğer 3 tugay örgütsel ve resmi düzeyde entegre oldular, şimdi ise pratik saha çalışmaları yapılıyor. DSG’nin mevcudu kurulan bu tugayların sayısından daha fazladır ve bunu herkes biliyor. Bu sayıların nasıl yerleştirileceği üzerine; taburlar, mevcut tugaylara ek birimler veya başka tugaylar şeklinde orduya dahil edilmeleri üzerine araştırmalar devam ediyor.”

Efrin’e dönüş

Hemo, özellikle Efrin, Serêkaniyê ve Girê Spî gibi bölgelerin durumuna da değindi.

Efrinli gençlerin IŞİD’e karşı mücadeledeki rolüne vurgu yapan Hemo, bu kişilerin kendi topraklarına dönüş hakkı ve yerel askeri birimlerde görev alması konusundaki inisiyatifini şu sözlerle savundu:

“Halkın çoğu geri döndü ve bunların çocukları SDG’liydi. Benim önerdiğim şey şuydu: Bu savaşçılar evlerine dönmek istiyor, bu onların doğal hakkıdır. İster askeri oluşumlarda mücadelelerini tamamlayarak, ister toplumsal hayata dönerek bunu yapabilirler. Savunma Bakanlığı bunu olumlu karşıladı. Suriye devleti, Efrin halkı dahil tüm göçmenleri yurtlarına geri döndürmekte kararlıdır. Efrinli savaşçılar kendi bölgelerinde, o bölgelerin askeri çerçevesi dahilinde görev yapabilirler; bu onların hakkıdır.”

Tutukluların serbest bırakılması

Görüşmelerde en sancılı başlığın tutuklu ve mahkûm dosyası olduğunu aktaran Hemo, Ramazan Bayramı öncesi verilmiş olan tahliye sözlerinin tam olarak yerine getirilmemesine yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Sürecin yavaş ilerlemesini “gayri ahlaki” bir siyasi pazarlık olarak niteleyen Hemo, tepkisini şöyle dile getirdi:

“Bu konu bizi çok yordu. Sayın Bakan da tüm tutukluları Ramazan Bayramı’ndan önce serbest bırakacağımızı söylemişti. Ancak neden gerçekleşmediğini anlamış değilim. Tutuklu meselesinin siyasi baskılara bağlanması ahlaki değildir. Hiçbir tutuklunun, özellikle de Demokratik Suriye Güçleri savaşçılarının hiçbir yerde kalmamasını talep ediyoruz. Kürt halkının ve tutuklu annelerinin bizden hesap sormaya hakkı var; çünkü biz anlaştık ama çocukları hâlâ hapiste. Bunu hiçbir mantık kabul etmez.”

“Bazıları soruyor, kaybettik mi? Sıfıra mı döndük? Hayır, dönmedik”

Suriye’nin stratejik bir süreçten geçtiğini ve bölgesel çatışmalardan korunması gerektiğini belirten Hemo, çözümün “ayrışmada değil, birleşik bir Suriye içinde hakların garanti altına alınmasında” olduğunu savundu.

Tüm Suriyelilere birlik çağrısı yapan Hemo, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Suriye’deki Kürtlerin korunması, anayasal haklarının güvence altına alınmasıyla sağlanır. Hukuki ve anayasal mücadelemizi artırmalı ve Kürt meselesine öncelik vermeliyiz. Baas Partisi iktidarı döneminde Kürtlerin örgütlenmesine veya adil bir şekilde temsil edilmesine izin verilmedi. Ancak şimdi Kürtlere adil ve etkili bir temsil elde etmeleri için yollar ve fırsatlar var. Şu anda bir inşa aşamasındayız, bu nedenle bu süreci doğru yöne yönlendirmek tarihi bir sorumluluğumuzdur. Suriyeli kardeşlerimize tek bir ideolojiyi dayatma girişimlerini ve daha fazla baskıyı önlemeliyiz.

Suriye çeşitlidir, buna inanıyoruz. Bu nedenle Kürtler de bu fikre inanmalıdır. Biz Suriye Kürtlerinin verdiği mücadele çok kutsaldı. Bazıları soruyor, kaybettik mi? Sıfıra mı döndük? Hayır, dönmedik. Şimdi dünya Kürt meselesini tartışıyor. Suriye’de, istediğimiz her yerde ve her zaman, hatta Suriye’de düzenlenen her etkinlikte Kürtlerin varlığından bahsedebiliriz. Bu, geçmiş yıllarda tüm cephelerde verdiğimiz mücadele, emek ve direnişin ve şehitlerimizin kanının sonucudur. Ancak bu mücadele ve kazanımları kapsamlı bir Suriye anayasası gerektiriyor. Bu nedenle, bu anayasanın yazım sürecine her şekilde ve her biçimde katılmalıyız.”

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...