Bir erkek tarafından dolandırılan şantajdan, tacizden, şiddetin türlü hallerine maruz bırakılan ve bu erkekten kurtulmak isterken trajik bir süreçle yüz yüze kalan Kürt müzisyen Raperin’le konuştuk;
Raperin, kendisini dolandıran, ardından şantaj yapan, kendisine tecavüz girişiminde bulunan Cüneyt Pala isimli erkeği öldürmekten 12.50 yıl ceza aldı. Şuan Koronavirüs tedbirleri kapsamında izne çıkarıldı.
Raperin yakın zamanda tekrardan cezaevine dönmek zorunda kalacak.
Söyleşi: Çiğdem Ay
Yaşadığınız, yaşamak durumunda kaldığınız olayları bilmeyen, yanlış ya da eksik bilen insanları birinci ağızdan duyması için, tam olarak ne yaşadınız? Sizi bu duruma sürükleyen süreci paylaşabilir misiniz?
‘’Bu olay beni her şeyden koparan psikolojik tramvaya dönüşmüştü’’
Yaşadığım süreç benim için çok ağır ve sancılı bir süreçti. Birçok problemle bir anda baş etmeye çalıştığım bir süreçte bu belayla karşılaştım, ne yapacağımı bilemedim. Dolandırıldım, bu benim için maddi bir konu değildi, tamamen manevi bir duruma evrilmişti. Evet dolandırılırsın, üzerine dalga geçilmesi, üzerine aşağılanmak bunlar kabul edelebileceğim şeyler değildi.
Şöyle; Evet, ben o kişiyi bulmaya çalıştım ve bulduğum yerde de onun bana saldırması üzerine yaşanan ölüm meşru müdafaa olayıdır.
Türkiye basınında yaşadığınız bu durum objektif yansıtıldı mı? Yoksa daha çok magazinselleştirildi mi?
Ya da taraflı mı verildi:
Benim Raperin kimliğim, müzisyen kimliğim ve politik kimliğimden ötürü avukatım dahil adil bir yargılanma olduğunu düşünmüyoruz. Normal şartlarda böyle bir durumda ceza almamam gerekirdi. Ama bu kader mi? Şans mı? Yani tabi buna şans denmez, şanssızlıktır bu.
“Ceza almamda Türkiye’deki basının payı var, medya olayı yalan yanlış lanse etti.’’
Türkiye basınını biliyoruz….
Yaşadığım bu olumsuzluklar basında tamamen magazinselleştirmeye yönelik haberler yapıldı. Türkiye basınında, “iki kadının aşk cinayeti,” “tecavüz edilmiş, birlikteliği varmış’’ gibi içeriği bambaşka gerçekliliği olmayan haber içerikleriyle verildi.
Dosyaya hakim olan bir çok avukat var, dosya gizlilik kapsamında değildi. Bakmak isteyen bütün avukatlar dosyayı inceledi zaten. Basında çokça yalan yanlış haberler üretildi. Basın organları meşru müdafaa şeklinde bir yaklaşım sergileseydi, ben bu cezayı almazdım.
Basın bunu öyle bir haber yaptı ki; sanki tasarlanmış, planlanmış bir cinayet var gibi yansıtıldı.
‘’Ben ölmediğim için 12.50 yıl ceza aldım.’’
Oysaki ortada bir kadının meşru müdafaası, savunması var. İşte biz bugün görüyoruz her gün Türkiye’de birçok kadın öldürülüyor.
Durum bu şekilde iken orada bir kadının ölmediği için cezalandırılmış olması ne kadar ahlakidir? Ne kadar anayasal ya da evrensel ilkelere uygundur. Ben bunu insanların vicdanına bırakıyorum.

Yaşadığınız olaydan ötürü Meşru Müdafaadan indirim alamadınız, 12. 50 yıl onanmış bir ceza verildi, Sizin için adil bir yargılanma olduğunu düşünüyor musunuz?
“Meşru Müdafaa durumum göz önünde bulundurulmadı, olay Meşru Müdafaayken 12.50 yıl ceza aldım.’’
Adil bir yargılanma olmadığını bence herkes biliyor, kimsenin şüphesi yok. Hukukta hakim vicdani kanaati diye bir şey var. Yani şimdi hakimin vicdani kanaati bu mudur? Benim duyduğum kadarıyla beni yargılayan hakim öncesinde “Benimde vicdanım el vermiyor içeride tutmaya ama kamuoyu adına ceza vermek durumundayım” demiş.
Sen orada ceza vermek durumunda değilsin, orada bir kadının mağduriyeti söz konusu, karşında her şeyini kaybetmiş bir kadın var. Üzerine sende kalkıp vicdani kanaat da kullanmıyorsun. Aslında bizim beklediğimiz vicdani kanaat falan da değildi. Biz her duruşmada şunu ifade ettik; Biz şefaat istemiyoruz, biz merhamet istemiyoruz, biz adalet istiyoruz. Bugün yine öyle, o kadar adaletsiz yargılandım ki bu süreç hiç bitmedi, bu sürecin cezası da bitmedi, bu cezanın sürecide devam ediyor.
Benim önümde 3.50- 4 yıla yakın ceza süreci var. Yaşadığım şeyler çok ağır, nasıl üstesinden gelinir bilmiyorum. Yaşadığım şeyler sadece cezaevinde olan birinin anlayacağı şeylerdir. Kâbus gibi, berbat bir ortam. Birçok farklı insan var. İyiler de var elbette fakat ciddi anlamda bir mağduriyet söz konusu.
“Davam adli bir dava gibi gözükse de politik bir tarafı olduğunu düşünüyorum, Kürt sanatçı kimliğimden kaynaklı çok zarar gördüm.’’
Cezaevi idaresi senin Raperin olduğunu bildiği zaman sana karşı olan tavırları değişiyor. Memurların sana olan yaklaşımı, Kürt bir sanatçı olmam bu süreçler sıkıntılıydı. Misal açık cezaevinde bir çok hak ihlali yaşadım, hakkımda bir çok tutanak tutularak tekrar kapalı cezaevine gönderildim. Bunu baskı uygulayarak zorla yaptılar, bu tutanaklardan kaynaklı ayrıca birçok dava açtılar. Bu süreçte hala devam ediyor. Ben bu süreçle ilgili de sosyal medyadan hiç destek alamadım…
Cezaevinde neler yaptınız, günleriniz nasıl geçiyordu, Tanınmış Kürt bir sanatçısınız, cezaevinde müzik yapabiliyormuydunuz?
Cezaevinde bütün zamanımı olabildiğince nitelikli geçirmeye çalışıyordum. İnsanların yapabileceği şeyler kısıtlı tabii. Muhabbet ederek zaman geçiriyorlar. Ben spor yapıyordum, birçok kitap okudum, Müzik dinlemeye çalışıyordum. Radyo var fakat dinleyebileceğin müzik çeşidi kısıtlı. Misal Kürtçe dinlemek istediğim vakit, dinleyebileceğim tek bir kanal vardı. Burada dinlemek zorunda kaldığım müziklerde tarzım değildi. Bunların dışında, yazılar yazdım, hikâyeler, şiirler yazdım. O süreci verimli ve nitelikli geçirdiğime inanıyorum.
“Cezaevinde müziğe devam edebilmem noktasında destek göremedim’’
Müzik yapmak için çok uğraştım fakat cezaevi idaresi bu konuda izin vermedi bana . Yaptığınız müziği kayda alma şansınız olmadığı zaman müziği yapmanın bir anlamı yoktur, Netice de kayda alınmayan bir şarkı ne olur? Kaybolur, gider. Ben birçok şarkımı unuttum, buda benim canımı çok sıktı. O noktada bana destek olmadılar. Bu da bir sanatçıdır gibi bir yaklaşım sergilemediler.
Eee tabi biz bir Deniz Seki değiliz, onun gördüğü o elit, özel muameleyi göremeyiz. Ben aslında bu durumu Deniz Sekiye yapılan ayrıcalıklar, özel muamele değil de. Benim de bir sanatçı olarak müziğime devam edebilmem için aynı imkânların sağlanması noktasında bir destek beklerdim. Destek oldurlar mı ? Tabii ki hayır . Hatta köstek oldular, sen bu ülkede Kürt bir sanatçıysan devlet seni asla tanımıyor.

“Cezaevinde güzel dostluklar da edindim.”
Cezaevinde çok güzel dostluklar edindim, güzel insanlar tanıdım. Çünkü ben çok acılı bir süreç yaşadım ve her insan acı çeken bir insanın yanında olmak istemez. Bide dar bir yerde, zor bir yerde, acı çeken bir insanın yanında olmak istemezler. Benim için birkaç dostumun olması yeterlidir. Bir çok insan, sevenlerim herkes benim acımı paylaştı. Hatta benden daha çok üzülenler ve ağlayanlar oldu. Bu benim için çok büyük bir destektir. Yapılan hiçbir iyiliğe sırtımı dönmeyeceğim, unutmayacağım.
Cezaevinde olduğunuz süreçte acı bir durum yaşandı, kızınızı kaybettiniz? Bu ağır tramvayı nasıl yönettiniz?
Evet kızımı kaybettim fakat bu benim henüz üzerine konuşa bildiğim bir konu değil. Nasıl baş ettim? Baş edebildiğimi nereden çıkarıyorsunuz? Baş edebildiğim bir durum söz konusu değil.
‘’Çocuğumu kaybettim. Bir kadın, bir anne için daha kötü ne olabilir ki?’’
İnsanın bu dünyada bir evladı olsun, onu da kaybetsin mi? Cezaevinde mi kaybetsin? Üstelik cezaevinde yokluğumda yani benim yokluğumdan kaynaklı kaybetsin! Kendimi zaten affedemiyorum, ben bu durumu kaldıramıyorum, hala kabul edemiyorum yani ne kadar kabullendiğim tartışılır. Ben birçok psikoterapiler görüyorum, destek alıyorum, ilaçlar kullanıyorum. Baş etme yöntemi buysa evet ben bu şekilde baş ediyorum.
Dışarıdan bakıldığında, evet ne kadar güçlü bir kadın, sağlam duruyor, dik duruyor, atlattı bazı şeyleri gibi gözüküyor. Hiç öyle değil, o dağ gibi duran görüntünün altında acı çeken bir kalp var. Yani ben hala çok acı çekiyorum. Ben ömür boyu acı çekeceğim. Bu dönüşü, bitimi olan bir şey değil, o yüzden atlatamadım, atlatamayacağım. Atlatmak istiyor muyum? İstemiyorum.
Ben bir acıyı yaşayıp, bitirip sindirip, hem de böyle bir acıyı hayatıma kaldığım yerden devam edecek, hiç umursamayacak yapıda olan biri değilim. Duygusal bir yapım var, bu acı geçmeyecek, ben kabullendim.
“Kızımın ölümüyle kıvranıyorum”
Bu acıyla beraber kıvranıyorum, içten içe yanıyorum, pişiyorum, ölüyorum. Fakat ayakta durmak zorundayım, Beni severek dinleyen birçok insan var, ben onlara karşı ayakta durmak zorundayım. Cezaevindeyken sevenlerimden birçok mektup aldım. Beni orada yalnız bırakmayan binlerce insan vardı. Ki bunlar bana ulaşan kısmıydı, ulaşamayan birçok sevenimin olduğuna eminim.
Bunların yanında çok değer verdiğim bide ailem var. Annem, babam, kardeşlerim. Çok güzel dostlarım var. Onlar için ayaktayım, ne yapayım onlar için ayakta durmak zorundayım. Hayat böyle bir şey değil mi zaten? Herkes birbirinin arakasından ölseydi bu dünyada yaşayacak kimse kalmazdı. Yani ölmüyorsun ne kadar yaşıyorsun o da tartışılır. Benim yazdıklarım, söylediklerim hepsi kızıma..
Bu süreçte aileniz, akrabalarınız ve sosyal çevrenizden beklediğiniz desteği görebildiniz mi? İnsanlar nasıl tepkiler aldınız?
“Ailem, dostlarım ve sevenlerim her daim benim yanımda oldular“
En büyük desteği sevenlerimden, dostlarımdan aldım, hiç kimseye nankörlük edebilecek durumda değilim. Benim bir avukatım var, Ahmet Avşar yani gerçekten benim ailem oldu. Benim ailem Van’da yaşıyor ben İstanbul’da yattım cezayı, o adam sahiplendi beni ailem oldu. Gitti, geldi, benimle ağladı, üzüldü, elinden gelen her şeyi yaptı.
Ailem yine öyle, bir gün bile olsun beni yalnız bırakmadılar çünkü benim masum olduğumu en iyi kim bilebilir? Yani seni bir evlat olarak kim en iyi tanıyabilir? Tabii ki ailen tanır, bir insan olarak tabii ki ailen tanır. Bu noktada evet çok şanslıyım çünkü çok güzel bir ailem var.
Gerçekten şükrediyorum, şimdi de yanımdalar, herhangi bir sıkıntıda bende onların yanındayım her daim. Sosyal çevremden, arkadaş, dostlarımdan herhangi bir dışlama, bir yadırgama, kınama hissetmedim. Çünkü herkes mazlumun kim olduğunun, mağdur olanın kim olduğunun farkındaydı.
Benim için önemli olanda budur benim değer verdiğim insanlar, ya da beni dinleyen insanlar benim bir katil olamayacağımı, bile bile böyle bir şeye karışmayacağımı çok iyi bilirler. Başta avukatım ve ailem olmak üzere yanımda olan sevenlerime, dostlarıma herkese bir kez daha sizler vasıtasıyla teşekkür ediyorum.
Pandemiden dolayı izne çıkarıldınız? Bu süreçte müzikal çalışmalarınıza devam ettiniz? Bunun dışında neler yapıyorsunuz? Bu izni nasıl değerlendiriyorsunuz?
“İki ayrı Albüm projem var, ben hayatımın geri kalan kısmını müziğe adamak istiyorum’’
Şuan Pandemiden dolayı izinliyim ve izin sürem çok az kaldı bu durumda beni mutsuz ediyor. Tekrar uzatılacağı söyleniyor net değil. Ama ben bu süreci güzel değerlendirdim, müzikal çalışmalar yaptım. Hala yayınlamadığım birçok çalışma var. Bunlarda yavaş yavaş yayınlanacak. İki ayrı albüm projesi var, onların benimle ilgili olan kısmını hallettim, okumalarımı yaptım. Güzel işler yaptım, bu kadar kısa sürede neler yapılabilirdi onun tamamını yaptığımı düşünüyorum. Onun dışında gitar çaldım, kitap okuyorum, film izliyorum, sevdiklerimle vakit geçiriyorum.
Benim için esas olan şey müzikal anlamda bir şeyler yapmak, onları da yapıyorum, çalışıyorum, çabalıyorum buda kitleye ulaşıyor. Kitle seviyor, mutlu oluyor, bununla beraber bende çok mutlu oluyorum. Umarım bu izin süresi daha da uzar, cezanın geri kalanını yatmama ihtimalimizde var, bu çok konuşulan bir konu böyle bir ihtimalde olursa gerçekten ben hayatımın geri kalanını müziğe adamak istiyorum.
Bunun dışında yaptığım şu var; Cezaevindeyken Açık öğretimden 2 yıllık adalet bitirdim. Şimdi dikey geçiş sınavına hazırlanıyorum ve hukuk okuyacağım. İlerde bir avukat da olabilirim neden olmasın?
Eklemek istediğiniz veya sevdiklerinizle paylaşmak istediğiniz müjdeleriniz var mı?
“Bir sanatçıyı taşıyan, var eden sevenleri ve hayranlarıdır’’
Benim eklemek istediğim; çok güzel çalışmalarla geliyorum hem sanatsal hem de toplumun beklediği müzik ve şarkılarla geliyorum. Mümkün oldukça kliplerle taçlandırmayı çalışıyorum. Benim müjdelerim ne olabilir? Müzik olabilir, şarkı olabilir bende sevenlerime, hayranlarıma bu şekil de geliyorum.
Ben gerçekten onları çok seviyorum, eğer onlar olmasa biz hiç bir şey değiliz, bir sanatçı, bir müzisyen dediğin tevazu sahibi olmalıdır.
Bir müzisyeni bir sanatçıyı veya bir fotoğrafçıyı kendisini taşıyan var eden sevenleri ve hayranları olduğu unutulmamalıdır. Zaman zaman belki biz de farklı havalara, farklı psikolojilere girmiş olabiliriz. Ama o zor süreçte o kadar çok yanımda oldular ki, ben hiçbir vakit onlara nankörlük edemem. Tekrardan sizlere, sizlerin aracılığıyla tüm sevenlerime, hayranlarıma bir kez daha çok teşekkür ederim. @iznewsagency



