23 Eylül 2026
17.9 C
İstanbul

Peker’in açıklamalarında isimleri geçen kişiler kimler?

Organize suç örgütü lideri olarak hüküm giyen Sedat Peker, yayınladığı videolarda pek çok kişi hakkında iddialarda bulundu.

Bu kişilerin bazıları kamuoyu tarafından yakından tanınırken bazıları ise adını sadece siyaseti yakından takip edenlerin bildiği isimlerdi.

Peker’in videoları ve etrafındaki tartışmalarda adı geçenlerin kim olduğunu inceledik.

Erkam Yıldırım

Türkiye’nin son başbakanı Binali Yıldırım’ın oğlu. Peker, Erkam Yıldırım’ın Venezuela’ya giderek iki ülke arasındaki uyuşturucu rotasını görüştüğünü öne sürdü. Peker, 2020’de Kolombiya’da 4,9 ton kokain yakalanmasının ardından Yıldırım’ın uyuşturucu için yeni bir rota aradığını iddia etti.

Erkam Yıldırım kuru yük taşımacılığı yapan bir denizcilik şirketi kurmuştu

Bu iddianın ardından açıklama yapan AKP Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, “Oğlum Venezuela’ya gitmiştir. Orada bahsedildiği gibi Ocak’ta, Şubat’ta değil; geçen sene Aralık ayında gitmiştir. Beraberinde de Covid ile mücadele amacıyla orada ihtiyaç sahiplerine test kiti, maske gibi birtakım malzemeler götürüp dağıtmıştır. Ziyaret amacı da bundan ibarettir” dedi.

Erkam Yıldırım da Peker hakkında suç duyurusunda bulundu.

Halil Falyalı

falyalı

Sedat Peker, Erkam Yıldırım’ın Kıbrıs’a gittiğinde Halil Falyalı’nın misafiri olduğunu ve Falyalı’nın “uyuşturucu para trafiğini yönettiğini” iddia etti.

Kıbrıslı iş insanı Falyalı, Ada’nın kuzeyinde otel ve kumarhane işletmecisi olarak tanınıyor. Falyalı kendisinden “1986’da ilk Ferrari’yi ben aldım Kıbrıs’ta, ilk Rolls-Royce’u da ben aldım” diye bahsediyor.

2016’da Türkiye’de bir yasa dışı bahis operasyonuna dair haberde, Falyalı’nın “Türkiye’yi yıllık 12 milyar dolara zarara sokan bahis çetesini koruduğu” aktarılmıştı.

Peker’in iddiaları üzerine Cüneyt Özdemir’in YouTube yayınına katılan Falyalı “Bu bahsi geçen insanların hiçbirini tanımıyorum. Hayatımda 3 kilometre yakınlarına bile gelmedim, görmedim, tanımıyorum” dedi.

Falyalı’nın ABD tarafından kara para aklama ve uyuşturucu ticareti nedeniyle arandığına dair haberler Türk basınında yer almıştı.

Falyalı Özdemir’in yayınında bu konuda şöyle konuştu:

“Bir DEA raporundan bahsediliyor. Doğrudur basından gördük. 30 bin doların aklanmasından dolayı bir soruşturmadan bahsediliyor. Bir adam 30 bin doların aklanmasından böyle bir soruşturma yer mi? FETÖ’den tutuklu olan Metin Topuz aradı, görüşmek istedi. Bizim sizinle görüşecek bir şeyimiz yok dedim.”

Kutlu Adalı

adalı

Peker’in videolarında adı geçen bir diğer Kıbrıslı ise, 1996’da öldürülen gazeteci ve yazar Kutlu Adalı.

Sedat Peker, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve Korkut Eken’in, Kutlu Adalı’yı öldürtmek için kendisinden tetikçi talep ettiğini iddia etti.

Peker, bu talep üzerine kardeşi Atilla Peker’i Kıbrıs’a gönderdiğini, ancak sonradan Korkut Eken ile görüştüğünde “başka bir ekibin Adalı’yı öldürdüğünün söylendiğini” aktardı.

Adalı, ikon müzesi olarak değerli eserlere ev sahipliği yapan St. Barnabas Manastırı’nda 14 Mart 1996’da yaşanan silahlı bir baskını araştırmasının ardından tehditler aldığını açıklamış, 6 Temmuz 1996’da ise 61 yaşında suikaste uğramıştı.

Adalı, baskından dokuz gün sonra yayımladığı haberinde, tarihi manastırdaki baskında Kuzey Kıbrıs’ın Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı’na bağlı araçların kullanıldığını ileri sürmüştü.

Kuzey Kıbrıs makamlarının cinayetle ilgili soruşturmasının sonuç vermemesi üzerine Adalı’yı kimin öldürdüğü belirlenemedi. Bunun üzerine eşi İlkay Adalı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) Türkiye aleyhine dava açtı.

Adalı’nın avukatı, mahkemede, Kutlu Adalı’nın “Türk İntikam Tugayı” ve/veya “Bozkurtlar” hareketi tarafından öldürülmüş olduğuna dair ipuçları bulunduğunu, bu teşkilatların “Türk polisi ve Türk mafyasıyla doğrudan ilişki içinde olduklarını” öne sürdü.

Türkiye adına savunma yapan avukat Zaim Necatigil ise, savunmasında İlkay Adalı’nın “eşinin ölümünden Türkiye’nin sorumlu olduğuna” dair iddiaları “spekülasyon” olarak niteledi.

31 Mart 2005’te AİHM, “cinayet hakkında yeterli ve inandırıcı araştırma yapılmadığı” gerekçesi ile mahkum ettiği Türkiye’yi 95 bin euro para cezasına çarptırdı.

Kuzey Kıbrıs’ta ana muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili soruşturmanın yeniden açılmasını talep etti.

Korkut Eken

Alaattin Çakıcı, Mehmet Ağar, Engin Alan ve Korkut Eken. Fotoğrafın çekildiği Yalıkavak Marina, Peker'in iddiaları sonrası gündeme geldi.

Sedat Peker’in Kutlu Adalı cinayetiyle ilişkilendirdiği Korkut Eken, Türkiye’de 1990’larda adından sıkça bahsedilen bir kişiydi.

O tarihlerde Emniyet Genel Müdür Müşavirliği gibi kritik görevlerde bulunan Eken’in adı, Eylül 1996’da, yani Susurluk kazasından yaklaşık 1,5 ay önce düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklanan İkinci MİT Raporu’nda şöyle geçmişti:

“Emniyet Genel Müdürlüğü’nce PKK ve Dev Sol’a karşı faaliyetler için kullanılıyor görüntüsü ile özel bir suç ekibi teşkil edilmiştir. Tehdit, gasp, haraç, uyuşturucu kaçakçılığı, cinayet gibi suçların içinde olan bu grup genellikle eski ülkücülerden teşekkül etmiştir. Grup doğrudan Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a bağlı olup, Emniyet Genel Müdür Müşaviri Korkut Eken tarafından sevk ve idare edilmektedir. Grup üyelerine Emniyet Genel Müdürlüğü’nce ‘Polis’ hüviyeti ve ‘Yeşil Pasaport’ verilmiştir. Bahsi geçen grup, teröristlere karşı faaliyetlerde bulunma görünümünde Almanya, Hollanda, Belçika, Macaristan ve Azerbaycan’a gidip gelmekte, uyuşturucu kaçakçılığı yapmaktadırlar.”

Susurluk kazasının ardından hazırlanan TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Raporu’nda, Susurluk kazasıyla birlikte gündeme gelen ancak halen tam olarak aydınlatılamamış konuların en önemlileri arasında yer alan kayıp silahlar meselesinde de Eken’in adı geçmişti.

Raporda Eken’in “Silahları nereye verdiğimi söyleyemem. Çünkü devlet sırrıdır” sözleri eleştirilmişti.

Hadi ve Süleyman Özışık kardeşler

Özışık kardeşlerin isimleri, Sedat Peker’in yayınladığı bir videonun ardından Türkiye gündemine girdi.

İkisi de gazeteci olan kardeşlerden Hadi Özışık İnternet Haber’in kurucusu. Süleyman Özışık ise Türkiye gazetesinde köşe yazıyordu.

Süleyman Özışık’ın kendi YouTube kanalında yer alan bir videoda, Özışık eskiden sıvacı ustası olduğunu vurguluyor.

Esra Elönü ile Ülke TV’deki bir programda kendisinden bahseden Özışık, askerlikten sonra gazeteci abisi Hadi Özışık’ın elinden tutmasıyla gazeteci olduğunu söylüyor.

Hadi Özışık ise Süleyman Soylu ile yakın bir gazeteci.

Özışık, 1999’da Soylu’nun danışmanlığını yaptığı dönemi bir videoda şu sözlerle anlatmıştı:

“Soylu bana çok iyi imkânlar sağladı. Altıma bir araç verdi, güzel bir maaş verdi, güzel bir makam verdi. Büyük bir vefa göstermişti bana. Yan ben işsizken, güçsüzken, 100 lira paraya ihtiyacım varken, Süleyman Soylu kapımı çaldı.”

CHP Mersin Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Ali Mahir Başarır Soylu’nun 2017 yılında Özışık’a koruma verdiği gerekçesiyle üç soru önergesi vermişti.

Peker’in YouTube üzerinden videolar yayınlamaya başlamasının ardından Hadi Özışık’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Peker arasında arabuluculuk yaptığı iddia ediliyordu. Özışık bu iddialarla ilgili Cüneyt Özdemir’in programında “Aracılık yaptıysam namussuzum, şerefsizim, haysiyetsizim, alçağım” demişti.

Bunun üzerine Peker, Özışık ile görüşmesinin video kaydını yayınladı.

Peker’in yayımladığı ilk videoda Hadi Özışık’ın Soylu ile görüştüğünü ve o görüşmeye dair diyalogları anlattığı görüldü. Hadi Özışık da “iki sevdiği dostu arasında arada kaldığını” söyledi.

Yayımlanan ikinci videoda ise Hadi Özışık, Peker’in YouTube için çektiği videoda adının çıkarılmasını istedi ve “Süleyman Bey’le görüşmeye giden Süleyman Özışık” dedi.

Özışık daha sonra Twitter hesabından yaptığı paylaşımla Soylu’dan ve kamuoyundan özür diledi.

Videonun ardından Hadi Özışık’ın TV100 ile ilişiğinin kesildiğine dair haberler basında yer aldı.

Süleyman Özışık ise Türkiye gazetesindeki köşe yazarlığını bıraktı.

Feyzi İşbaşaran

Eski ANAP ve AKP Elazığ Milletvekili olan Feyzi İşbaşaran, 2009’da trafik polisleriyle girdiği küfürlü bir tartışmanın ardından kesin ihraç talebiyle AKP’nin disiplin kuruluna sevk edilmiş, bunun üzerine AKP’den istifa etmişti. İşbaşaran istifa ederken parti içinde demokrasinin işlemediğini, şantaj ve tehditlerin yaşandığını söylemiş ve “Başıma bir şey gelirse sorumlusu Erdoğan’dır” demişti.

İşbaşaran 2014 yılında Twitter üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle gözaltına alındığı polis merkezinden çıkışta AKP’li bir grubun protestosuyla karşılaşmıştı. İşbaşaran, daha sonra ifadesinin alınması için adliyeye götürülürken başka bir grubun saldırısına uğramıştı.

Sedat Peker yayınladığı videolarda o olaylar sırasında İşbaşaran’ın “kemiklerini kırdırdığını” öne sürdü.

Bir AKP milletvekilinin nezarethaneye iki kişi göndererek İşbaşaran’ı darp etmeye çalıştığını fakat beceremediğini öne süren Peker, bunun üzerine “avukat kardeşim” diye bahsettiği bir uzak doğu dövüşçüsünü karakola göndererek İşbaşaran’ı darp ettiğini söyledi.

İşbaşaran'a saldırı anı

İddialara yanıt veren İşbaşaran ise şu ifadeleri kullandı:

“Senin muhatabın, hizmet ettiğin Erdoğan, Mehmet Ağar, Korkut Eken ve seni yıllarca kullanan polis teşkilatıdır. -Eşine, çocuklarına yapılanan üzüldüm ama sen de onları bırakıp kaçmayacaktın! Sen nasıl bir delikanlısın ki; Bir AK Parti milletvekili (Metin Külünk), parti teşkilatı ve polisle anlaşarak bir tetikçini gönderip gözaltında elleri kelepçeli birine saldırıyorsun? Benim kemiklerim falan kırılmadı ama bir polisin parmağı kırıldı, o polise üzüldüm

Hakan Çalışkan

Sedat Peker, intihar eden Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan’ın ölümünden Süleyman Soylu’nun sorumlu olduğunu öne sürdü.

Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, 31 Temmuz 2017’de makamında ölü bulunmuştu. Olayın, Soylu’nun oğlunun arkadaşının gözaltına alınması sonrası yaşanan bir dizi olayla ilişkili olduğu iddia edilmişti.

Ahmet Şık’a konuşan Hakan Çalışkan’ın bağlı olduğu İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan bu olayın ardından “Merhum emniyet müdürümüzün başarılı ve kendisini intihara sürükleyecek herhangi bir sorunu olmadığını bildiğimiz bir kişi olduğunu söyleyeyim” demişti.

Reşat Hacıfazlıoğlu

Sedat Peker’in video görüşmesini yayınladığı bir diğer isim Reşat Hacıfazlıoğlu’ydu.

Türk basınında yer alan haberlerde Hacıfazlıoğlu’nun İstanbul Gaziosmanpaşa’daki Gopark alışveriş merkezinin sahibi olduğu aktarılıyor.

Peker daha önce Hacıfazlıoğlu’nun Soylu ile irtibatını sağladığını, Hacıfazlıoğlu’nun bir süredir kendisi aleyhinde açıklama yapması için baskı altında olduğunu öne sürmüştü.

Peker “akrabam” dediği bu kişinin Soylu ile görüştükten sonra kendisini arayarak yurt dışına kaçmasını söylediğini iddia ediyor.

Soylu ise Peker ile ilişkisinin kanıtlanması halinde “idam” dahil her cezaya razı olacağını da söylemiş, “Hayatının bir noktasında benimle temasın var ve bu ispatlanırsa Aziz milletimizin gözü önünde idam dahil her türlü cezaya, aşağılanmaya razıyım” demişti.

Bunun üzerine Peker, Hacıfazlıoğlu ile telefon görüşmesini yayınladı.

Görüşmede Peker, Soylu’nun kendisi hakkında “pislik” demesine sitem edince Hacıfazlıoğlu’nun “Ya ben de bugün şaşırdım valla, ne bileyim ben anlamadım ki, burada çok sıkıştırdılar onu” dediği duyuluyor.

Hacıfazlıoğlu Soylu ile konuşacağını söylüyor, Peker’in Soylu hakkında “Abi bu adamın gençliğinden beri emeğimiz var da abi onda, bize nasıl böyle…” sözleri üzerine “Biliyorum abi işte. Sen bu Ağar’a karşı zaten şey yaptın, biz 6 ay nöbet tuttuk o ilde ya. Böyle bir şeyi nasıl yaptı ben de hayret ettim ya” dediği duyuluyor.

Hacıfazlıoğlu ayrıca Soylu’nun tüm akrabalarının Peker’i haklı gördüğünü iddia ediyor, “Ben onun gerekli cevabını vereceğim ona” diyor.

Hasan Berk Işık

Süleyman Soylu’nun yeğeni. Berk Işık’ın adı ilk olarak kripto para borsası Thodex’teki paraların bir kısmını çalıp yurt dışına kaçtığı gerekçesiyle aranan Fatih Özer’in, Süleyman Soylu ile çektirdiği fotoğrafta yer alan üçüncü kişi olması nedeniyle gündeme gelmişti.

Fakat müzik meraklıları onu daha önceden de tanıyor olabilir. Çünkü kendisi Berk adıyla şarkılar yapıyor. Son olarak Şubat 2021’de BabbaMedia’dan çıkardığı Sen Her Şeyim adlı teklisinin klibi YouTube’da 2,3 milyon kere izlendi.

berk

Peker, Berk’in şarkıcı olması için aracı olduğunu öne sürdü, “Ablanın kocası Abdullah Beyi benim yanıma yollamadın mı? Oğlu şarkıcı olacak diye Polat Yağcı ile enişteni tanıştırdım. Tüm kanallarda yayınlattım. O zaman iyiydim” dedi.

Polat Yağcı, Erkan Oğur’un düzenlemesini yaptığı İbrahim Kalın’ın “Hiç Oldum” şarkısının da yapımcısıydı.

Işık’ın Instagram hesabında SS plakalı lüks araçlarla fotoğrafları, “Gangster cenneti” mesajıyla birlikte yer alıyordu.

Plakasından yola çıkarak aracın kime ait olduğunu araştıran gazeteci Baransel Ağca, İsmet Çelik’e ait galeta unu üreten bir şirkete kayıtlı olduğunu yazmış ve bu şirketin yetkilisinin “Süleyman beyin yeğenleri sigorta işindedir zaten. Bizim araçları da onlar sigortalar. O nedenle araları iyidir, o arabayı kiralamamıştır, rica üzerine alıp kullanmıştır” dediğini aktarmıştı.

Ağca, bu paylaşımının ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ifadeye çağrıldığını duyurdu.

Ali Faik Hacıoğlu

Peker’in yayınladığı bir videoda “1,6 milyon TL’lik arabaya biniyor, Trabzon’da 5 milyon TL’ye ev yaptırıyor” dediği Hacıoğlu, İçişleri Bakanı Soylu’nun danışmanı.

Bu videonun ardından bir açıklama yapan Hacıoğlu, aracı “hemen hemen 1 yıl önce yarısını borçlanarak 877 bin TL’ye aldığını”, bir süre önce de borçlarını ödemek için satışa çıkardığını söyledi.

Hacıoğlu evin maliyetinin ise bahsedilen rakamın 6’da biri olduğunu ve ailesiyle birlikte yaptıklarını belirtti.

Twitter paylaşımının sonu, 2

Sadık Soylu

Sedat Peker, Süleyman Soylu’nun akrabası olduğu belirtilen Sadık Soylu için “Ankara’da müsteşar gibi Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yerleşmiş, sanki bakanlığı Murat Kurum değil Sadık Soylu yönetiyor” dedi.

Peker, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü’nde görevli Erdal Kayapınar hakkındaki “FETÖ soruşturmasının” kapatıldığını ve böylece bunun karşılığında bu kişiye istediklerini yaptıranlar olduğunu öne sürmüştü.

İddiaların üzerine Sözcü gazetesine konuşan Sadık Soylu, Kayapınar için “FETÖ’cü olup olmadığını bilmiyorum. Benim, FETÖ konusundaki hassasiyetimi dünya âlem bilir” dedi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı döneminde Erdoğan Bayraktar’ın, bir yıl öncesine kadar Murat Kurum’un danışmanlığını yapan Soylu, kadrosunun 19 yıldır Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Emlak Konut’ta olduğnu söyledi ve “Bakanlara vurmak için beni yem yaptılar” dedi.

Mübariz Mansimov

Mübariz Mansimov Gurbanoğlu Azerbaycanlı bir işadamı.

Sedat Peker eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ı, Gülen Yapılanması’yla ilişkili olduğu suçlamasıyla ceza alıp tahliye edilen, Palmali Holding’in sahibi Mübariz Mansimov Gurbanoğlu’na kumpas kurmakla ve Mansimov’a ait Yalıkavak Marina’yı ele geçirmekle suçladı.

BBC Türkçe’ye konuşan üst düzey bir hükümet yetkilisi bu iddiayı doğruladı:

“Ağar’ın bu tarz işlerle malına mal kattığı sürekli kulağımıza çalınıyordu. Çok değerli olan o limanla ilgili iddialar doğru. Burada Aliyev’in başlattığı bir operasyonla limanın alındığı ve FETÖ iddiasının asılsız olduğu zaten dillendirilen, parti içerisinde konuşulan bir şeydi. Bu iddia doğru. Limana el koymak için yapmışlar.”

Hakkındaki bu iddiaları reddeden Ağar ise “Biz orada olmasaydık, oraya (marinaya) mafya çökecekti” demişti.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bu açıklama nedeniyle Ağar’a tepki göstermişti. Tepkiler ardından Ağar, 13 Mayıs’ta bu sözleri “dil sürçmesi” olarak nitelendirerek hem Soylu hem de Emniyet Teşkilatı’ndan özür dilemişti.

Gemicilik sektöründeki Mansimov, Türk basınında yer alan haberlere göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın ortak olduğu BMC Denizclilik’ten tanker kiralamıştı.

Palmali Grup adlı şirketinde çok sayıda gemisi olan Mansimov, 15 Temmuz 2020’de “FETÖ üyeliği” iddiasıyla tutuklanmış, 1 yıla yakın cezaevinde kalmıştı.

Mansimov 5 yıl hapis cezası aldıktan sonra tutuklu bulunduğu süre göz önüne alınarak tahliye edilmişti.

Ev hapsine alınan Mansimov’a yurt dışına çıkış yasağı getirilmişti.

Son dönemde Palmali Holding’in gemilerinde işçilerin maaş alamadığına dair haberler basında yer almıştı.

Mehmet Ağar

mehmet ağar

Eski Adalet ve İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü.

Ağar’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görev yaptığı dönemde, sol görüşlü birçok kişinin işkence gördüğü ya da öldürüldüğünün iddia ediliyordu.

Bazı olaylar yargıya da taşındı ve bundan dolayı ceza alan polisler de oldu. Ancak bunların ucu Ağar’a dokunmadı.

Ağar’ın sesini televizyonda duyduklarında basına konuşup Ağar’ın işkencecileri olduğunu öne sürenler oldu.

Ağar 2016’da ise bu dönemle ilgili, “sol örgütlerin arkasında Rusya’nın olduğunu düşündüğünü, öyle şartlandığını ancak sonra Sovyetler’in bir tek TKP’yi desteklediğini gördüğünü, TKP üyelerinin de ellerine bıçak bile almamış, düzgün fikir insanları olduğunu” söyleyecekti.

1993 yılında, henüz 42 yaşındayken Emniyet Genel Müdürü oldu. Uğur Mumcu o yıl öldürüldü. Eşi Güldal Mumcu, bir görüşmelerinde Mehmet Ağar’ın cinayetle ilgili olarak “Öyle bir iş ki, bir duvar gibi. Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” dediğini söyledi. Ağar ise bu sözleri söylediğini inkar etti.

1996’da İkinci MİT Raporu’nda Ağar doğrudan hedef alınmıştı. Rapor “Emniyet Genel Müdürlüğü’nce PKK ve Dev-Sol’a karşı faaliyetler için kullanılıyor görüntüsü ile özel bir suç ekibi teşkil edilmiştir” cümlesiyle başlıyordu.

İkinci cümlede, “Tehdit, gasp, haraç, uyuşturucu kaçakçılığı, cinayet gibi suçların içinde olan bu grup genellikle eski Ülkücülerden teşekkül etmiştir” deniyor ve ardından ekleniyordu:

“Grup doğrudan Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a bağlı olup Em. Gn. Md. Müşaviri Korkut Eken tarafından sevk ve idare edilmektedir.”

Grup üyelerinin “teröre karşı faaliyet” görünümünde yurt dışına gidip gelerek uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı iddiası da yer aldı raporda.

Bu arada raporda, Sedat Peker’in de ismi “Ülkücü faaliyetler” notuyla yer alıyordu.

Öte yandan 1990’ların ikinci yarısında uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giyen Hüseyin Baybaşin de o dönemde Mehmet Ağar’ın uyuşturucu kaçakçılığı içinde yer aldığını, bir marinayı kullanarak, yat limanı yakınlarında demir atan büyük gemilere mal yüklendiğini öne sürüyor ve ısrarla “Ağar, servetinin kaynağını açıklasın” çağrısı yapıyordu.

Sedat Peker Uğur Mumcu cinayetinin sorumlusu olarak Mehmet Ağar’ı işaret etti.

Peker ayrıca kendisine karşı yürütülen operasyon için “taşeronluğunu derin devletin başı Ağar ve Pelikancılar yaptı” dedi.

Tolga Ağar

Mehmet Ağar’ın oğlu, AKP Elazığ Milletvekili.

Sedat Peker videolarında Tolga Ağar’ın Nusret Gökçe’yi kurşunlattığını, Yeldana Kaharman’a cinsel saldırıda bulunduğunu iddia etti.

Tolga Ağar ise bu iddialara “Şahsıma yönelik iftiraları şiddetle reddediyorum. Şaibe yaratarak, ima yoluyla beni suçlamaya çalıştığı adı geçen gazeteciyi tanımam. Konu adli makamlarca soruşturulmuş ve hukuki süreç tamamlanmıştır. Konunun şahsımla uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır” diye yanıt verdi.

Tolga Ağar, Sedat Peker’in yedinci videosunun ardından yaptığı paylaşımda ise “Biz vatan, devlet, bayrak, namus ve şeref için ölmeyi göze alanların torunlarıyız, çocuklarıyız. Varsa aynı şerefte aynı yürekte olan hodri meydan” ifadelerini kullandı.

Atilla Peker

Sedat Peker’in kardeşi.

Abisinin Kutlu Adalı cinayetine dair sözleri sonrasında gözaltına alınıp serbest bırakıldı.

Sedat Peker’in Twitter hesabından paylaştığı savcılık ifadesinde Atilla Peker, Korkut Eken ile Kıbrıs’a gittiğini, Kutlu Adalı’nın öldürülmesi için faaliyet gösterdiklerini fakat başarısız olduklarını anlattı.

İfadede adı geçen ve OdaTV’ye konuşan Eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi ise “Korkut Eken Özel Kuvvetler Komutanlığında görev yapmış bir büyüğümüz. Saygı duyduğum bir kişi. Kahraman bir subay. Beni de ziyaret etti. Yanında da Atilla Peker isimli kişi vardı. Ama o gün adını bilmiyordum. Onun Sedat Peker’in kardeşi olduğunu sonradan öğrendim” dedi.

Süleyman Soylu

Süleyman Soylu

İçişleri Bakanı.

Peker, ilk yayımladığı videolarda kendisine Nisan ayında Türkiye’ye dönebileceği sözünün verildiğini ifade ederken, bazı kişi ve kurumlarla ilgili de birtakım iddialar ortaya attı.

Peker’in videolarına ilk resmi tepki İçişleri Bakanlığı ve Soylu’dan geldi. Bakanlığın 9 Mayıs’ta yaptığı yazılı açıklamada, söz konusu iddialar “iftira ve itham” olarak nitelendirildi ve bunların “güvenlik güçleri ile devlet üzerine yeni bir organize suç faaliyet olarak değerlendirildiği” aktarıldı.

Ancak Peker’in Bakanlığın ve Soylu’nun iddialarına tepkisi çok sert oldu. Bu açıklamaların üzerine çektiği videolarda Soylu hakkında çok sayıda iddia ortaya attı ve hakaretler yöneltti.

Peker, Soylu’yu “Türkiye’ye dönüş biletimdi” sözleriyle tanımladı ve hakkındaki soruşturmaların ilerlemesi halinde kendisine haber verme vaadinde bulunduğunu ima etti.

Soylu, iddialar hakkında 19 Mayıs’ta önce TRTHaber’de, 24 Mayıs’ta HaberTürk kanalında canlı yayında soruları yanıtladı.

Soylu, Peker’in iddialarını “saçmalık” olarak nitelendirdi ve Türkiye üzerine “bir operasyon düzenlendiğini” öne sürdü.

Soylu, Peker’e koruma verdiği iddialarını da reddetti ve bu korumanın kendisinden önceki dönemlerde verildiği, kendi zamanında ise geri alındığını söyledi.

Soylu, “İddiaları ve iftiraları tamamen boş olsa da devleti hedef alıyor. Türkiye’ye güya kendi adına bir vesayet ortaya koymaya çalışıyor, neredeyse herkese ‘İpiniz elimde’ diyor ve bir sessizlik hakim (…) 17-25 Aralık, 6-7 Ekim, 15 Temmuz bütün süreçleriyle Türkiye bir operasyona tabii tutuluyor. Türkiye’nin üzerine getirilmeye çalışılan tam da budur” diye konuştu.

Soylu, yaşananlar üzerine istifa etmeyeceğini belirtti.

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”