1 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Özgür Suriye Ordusu’nun Çöküşü

Özgür Suriye Ordusu, (ÖSO) Türk Ordusu Ile Birlikte Afrin’e Girdi. Bir Dönem Esad’a Karşı Demokrasi Için Mücadele Eden ÖSO, Desteğin Azalmasıyla Başka Bir Yola Girdi.

Kersten Knipp’in Analizi:

<Syrien FSA Kämpfer Angriff auf Afrin (Getty Images/AFP/N. Al-Khatib)

Ocak ayında bir delegasyon Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO)temsilen Washington’daydı. Delegasyon, Trump hükümetinin askıya aldığı desteğin mutlaka tekrar gündeme getirilmesini istediğini dile getirdi ve uyardı: “Eğer bizi desteklemezseniz, İran’ın Suriye’deki nüfuzu daha da genişler. Biz tek başımıza buna karşı koyacak durumda değiliz.”

Açıklamayı yapan ÖSO komutanlarından Mustafa Secari kısa süre sonra Reuters Haber Ajansı’na da benzer açıklamalarda bulundu. Zamanın git gide daraldığının altını çizen Secari, “Artık verilen sözleri tutmanın zamanı geldi. İran militanları ciddi bir dirence maruz kalmaksızın bölgede yaygınlaşıyorlar.” şeklinde konuştu. Trump yönetiminin değişken politikalarının farklı riskleri de beraberinde getirdiğini söyleyen Secari, “ÖSO gibi ılımlı güçleri desteklememenin ne kadar tehlikeli olduğunu dile getirdik.” dedi.

Bu açıklamanın üzerinden henüz bir hafta geçmişti ki Secari’nin aslında ne kastettiği ortaya çıktı. Tam 35 bin kişilik bir ÖSO grubu Türkiye ile birlikte Afrin’e girdi. Temmuz 2011’de Esad karşıtı seküler gruplardan oluşan ve Suriye’nin “demokratik ve cumhuriyetçi karakterini” savunan ÖSO, Ocak 2018’de Suriyeli Kürt vatandaşlarına karşı savaşır hale geldi.

Syrien FSA Kämpfer Angriff auf Afrin Operation OlivenzweigZeytin Dalı Harekatı’nda destek veren ÖSO askerleri

Kararın öncesi

ÖSO’nun bu hamlesi oldukça uzun bir geçmişe sahip. Aslında bu karar, Esad karşıtı çatışmaların başladığı günden itibaren süregelen, grup içerisinde anlaşılması zor ve sürekli değişen ittifak ve anlaşmaların bir sonucu. ÖSO geçen yıllarda siyasi ve askeri anlamda o kadar çok arayış ve yeniden yapılanma içerisine girdi ki şu anda aslında ortaya çıkış nedenlerinin tam tersi bir noktada duruyorlar.

Almanya’daki “Tehdit Altındaki Halklar” derneğinde Ortadoğu uzmanı olarak çalışan Kamal Sido, “Pratikte Özgür Suriye Ordusu diye bir şey yok.” diyor. Alman Deutschlandfunk radyosuna konuşan Sido, “ÖSO adı altında birbirinden farklı gruplar var. Bu grupların isimlerine, internette dolaşan videolarına ve o videolarda attıkları sloganlara bakınca onların radikal İslamcı ve cihatçı gruplar olduğunu anlıyorsunuz.” değerlendirmesini yapıyor.

Assad / Syrien / Plakat (AP)

İdeolojik dağılma

ÖSO çatısı altında toplanan grupların büyük bir kısmının kimi ılımlı kimiyse radikal İslamcı akımlardan oluşuyor. Diğer yandan, Bazı gruplar hala seküler değerleri savunmaya devam ediyor. Washington’daki Brooking Enstitüsünde Ortadoğu uzmanı olarak görev yapan Charles Lister, ÖSO çatısı altında yaklaşık 80 farklı birlik ve grubun olduğunu belirtiyor. Bu gruplar, ne ortak siyasi amaçlar güdüyor ne de askeri olarak birlikte hareket ediyor. Aslında “Özgür Suriye Ordusu” uzun zaman önce yok olmuş bir birliğe atıfta bulunuyor.

ÖSO’nun askeri çöküşünü siyasi ve ideolojik çöküş izledi. Suriye savaşında Esad karşıtı ılımlı gruplara destek veren Amerika Birleşik Devletleri, başından beri tam anlamıyla güvenemedikleri bu partner konusunda hep temkinli davrandı. Washington, ÖSO’ya verecekleri yardımların IŞİD gibi cihatçı grupların eline geçebileceği kaygısını taşıdı. Sonuç olarak hem Obama hem de sonrasında gelen Trump yönetimi ÖSO’ya destek ve silah sevkiyatı konusunda çekimser davrandı.

ÖSO’nun trajik güçlü partner arayışı

Peki sonuçta ne oldu? Sonuçta yeni partner arayışına giren ÖSO, daha iyi silahlara sahip cihatçı gruplara yanaştı. Askeri gücüyle kendilerini zora sokan Esad’a karşı kendilerini savunmalarının başka bir yolu da yoktu. Bu durumda ABD’nin yanlış güçleri destekleme konusundaki kaygıları, trajik bir şekilde gerçek oldu: ABD’nin başkalarının işine yarar diye vermeye çekindiği destek, tam da bu önünü almaya çalıştığı grupların oluşmasına neden oldu. Bu radikal gruplardan bazıları ise son günlerde Türkiye ile birlikte Kürtlere karşı aynı safta yer alıyor.

Bu gruplar Türkiye’nin yanında savaşan ÖSO gruplarının sadece bir kısmı. Abu Dabi’de yayınlanan “The National” gazetesinden Faysal Alyafai, ÖSO içerisinde yaşanan farklı ideolojik ve askeri ayrışmalara dikkat çekiyor. Alyafai durumu, “Suriye’de bir zamanlar net olarak çekilen savaş çizgileri muğlaklaşmış durumda. Esad rejimini destekleyenler ve ona karşı çıkanların durduğu saflar artık belli değil” şeklinde özetliyor.

Syrien Operation Olivenzweig FSA Kämpfer (picture-alliance/AP/DHA-Depo)Afrin operasyonuna katılan ÖSO birliği

Cumhuriyet adına savaş

Parçalanan saflar şimdi Türkiye’nin Afrin operasyonunda gün yüzüne çıkıyor. Türkiye’ye destek veren ÖSO grupları arasında sadece cihatçı değil seküler birlikler de var. Ancak Alyafai’ye göre her ne kadar Esad rejimine karşı olsalar da seküler gruplar öncelikle Suriye’nin sınırlarının korunmasını savunuyor. Afrin’deki Kürtlerin bu sınırları tehlikeye soktuğunu yazan Alyafai, Kürtlerin şimdi Esad’ı yardıma çağırmak zorunda kaldıklarının altını çiziyor.

Alyafai, ÖSO’nun en büyük kaygısının, Suriye’nin kuzeyindeki bölgenin bir gün Kürt ya da belki de bir Kürt devletinin eline geçmesi olduğunu belirtiyor. Her ne kadar PYD böyle bir hedeflerinin bulunmadığını belirtse de, ne Türkiye ne de ÖSO bu söze güvenmiyor.

Diğer yandan tüm bu olay ve gelişmeler esnasında ÖSO kendi içinde büyük bir çelişki yaşıyor. Suriye’nin sınırlarını koruma namına saldırdığı insanlar Suriyeli. Suriyeli Kürtler. Ve onlar ÖSO’nun savunduğunu söylediği cumhuriyetin bir parçası. ÖSO’daki siyasi ideolojik ve askeri hamleler birbiriyle örtüşmüyor. Suriye’deki çatışmalar artık amacını yitirmiş gibi görünüyor.

Rusya ve İran tarafından desteklenen Beşar Esad hala yönetimde. İsyancıların kime karşı savaşmaya devam ettiği ise gittikçe daha büyük bir muamma haline geliyor.

Kersten Knipp

© Deutsche Welle Türkçe

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...