1 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Ortadoğu uzmanı: Türkiye İdlib’de kaybedecek

Almanya’nın önde gelen Ortadoğu uzmanlarından Steinberg, Suriye’de savaşın sonuçlandığını belirterek İdlib konusunda Türkiye’nin kaybedeceği uyarısında bulundu. Steinberg DW’den Diana Hodali’nin sorularını yanıtladı.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bir hafta boyunca Suriye’de  Beşar Esad’a bağlı birliklere karşı savaştı. Daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Esad’ın en önemli müttefiklerinden olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile 5 Mart’ta ateşkes konusunda uzlaşma sağladı. Bu ateşkes hâlâ sürüyor. Sizce silahlar ne kadar daha susacak?

Guido Steinberg: Bu ateşkesin ne kadar süreceği konusunda öngörüde bulunmak şimdilik mümkün değil. Ama Suriye ile Rus, Lübnanlı ve İranlı destekçilerinin İdlib vilayetini yeniden ele geçirmek istedikleri açık. Halihazırda gördüklerimizin hepsi, Türkiye ile müttefiklerinin geri çekilme hamleleri. Yaz aylarında yeniden çatışmalar yaşanacağını ve Esad’ın 2019 Nisan ayında başlattığı büyük operasyonda eninde sonunda başarıya ulaşacağını düşünüyorum.

Guido Steinberg
Guido Steinberg

İdlib bölgesinde koronavirüs salgınının yayılma ihtimali sizce nasıl bir rol oynuyor?

Suriye’de koronavirüs salgınının yayılması, İdlib vilayetinde savaşçıların muhtemelen daha temkinli olmasına yol açabilir. Özellikle de Esad rejiminin, az sayıdaki birliklerini nasıl savaşır durumda tutabileceğini düşünmesi gerekiyor. Ancak salgının çatışmaların tamamen sona ermesine yol açmayacağını da göz önünde bulundurmak lazım. Esad rejimine bağlı güçler şimdiye kadar büyük ölçüde kayıp vermiş gibi görünmüyor. Fakat bu salgın özellikle kamplarda bulunan, evlerini terk etmiş sivil halkı etkileyecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’in iradesi ve Batı’nın desteği olmaksızın Esad’ın yürüttüğü operasyonu sadece yavaşlatabileceğini ama tamamen durduramayacağını biliyor.

İdlib’deki halkı korumak için, sizce NATO Erdoğan’a destek vermeli mi? Ve yardım etmek Avrupa’nın insani bir yükümlülüğü değil mi?

Avrupalıların insani bir sorumluluğu var. Ancak bu sorumluluğu sadece yardım önlemleri alarak yerine getirmeliler. Bu iç savaş sona erdi. NATO veya Avrupa Birliği müdahale etmek isteselerdi, bu yıllar önce mümkündü. Şimdi koronavirüs salgınıyla zaten artık hiç gerçekçi değil. Türkiye’nin son yıllarda Suriye’de İslamcılara, halihazırda İdlib’e hâkim olan Hayat Tahrir Şam (HTŞ) örgütüne destek verdiğini görüyoruz. Bu, El Kaide’nin desteklediği Nusra Cephesi’nin devamı olan bir örgüt. Batı’nın böyle bir örgütün tarafında müdahalede bulunması doğru olmaz. Avrupalılar ve Amerikalılar bu iç savaşın artık sonuçlanmış olduğunu kabul etmeli. Türkiye de bunu yapmalı ve isyancılara destek vermekten vazgeçmeli. Ve isyancılardan İdlib’den çekilmelerini talep etmeli. Çünkü, Esad kadar onlar da halkın çektiği acılardan sorumlu.

Nisan 2019’dan beri İdlib’de halkı ve hastaneleri bombalayan Esad kadar isyancıların da halkın çektiği acılardan sorumlu olduğunu söylüyorsunuz. Bununla neyi kast ediyorsunuz?

Hayat Tahrir Şam, aralarında Almanya’nın da bulunduğu birçok ülkenin haklı nedenlerle terör listesinde yer alan, terörist bir örgüt. Benim bu değerlendirmemdeki en önemli nokta, iç savaşın kaybedilmiş olması. İsyancıların İdlib’i tutma çabaları ve Türkiye’den aldıkları destek, insanların çektiği acıların süresinin uzamasına yol açacak. Elbette, temelde iç savaşın çıkmasından Esad rejimi sorumlu. Kurbanların büyük çoğunluğundan ve korkunç savaş suçlarından da rejim sorumlu. Buna rağmen, bu çatışmanın artık kazanılmasının mümkün olmadığını bir noktada söylemek gerekiyor. Özgür Suriye Ordusu, savaşın ilk zamanlarında böyle bir durumda nasıl davranılacağını göstermişti. Esad rejimi Humus çevresindeki bölgelere girdiğinde, ağır bombardımandan endişe duyulduğu zaman, sivil halkı rejimin hedefinde bırakmamak için isyancılar geri çekilmişti. Bu şimdi de doğru bir tutum olur. Ancak, Türkiye’nin ve bölgedeki İslamcı müttefiklerinin böyle bir siyaset izlemesi beklenmiyor.

İdlib’de terörist HTŞ’nin yanı sıra diğer isyancılar ve demokratik muhalifler de yaşıyor. Esad’ın yönetiminde bu insanların gelecekteki durumları nasıl olur?

Esad’ın bölgeyi tamamen ele geçireceği son derece açık. Bu nedenle de, isyancıların geleceğinin nasıl olacağı sorulan bir soru. Hayatta kalabilmeleri veya sonuçları belli olmayan tutsaklıktan kaçabilmeleri için tek imkanın Türkiye’ye çekilmeleri olduğunu düşünüyorum. Türkiye onları en azından 2012’den bu yana desteklediği için, bu mantıklı da olur. İslamcıların 2013’ten bu yana isyancılar arasında sivrilmesinde Türkiye’nin de rolü var. Bu nedenle de, isyancılarla birlikte mültecileri de kabul etmesi gerekiyor. Hangi senaryo ihtimal dahilinde olursa olsun, bir göç dalgası engellenemeyecek. İnsanlar Türkiye’ye kaçacak. Buradaki tek soru, Türkiye’nin sınırlarını açıp açmayacağı olacak. Ancak Erdoğan, İdlib’in Esad rejiminin eline geçmesini ne pahasına olursa olsun engellemek istiyor.

Bunda neden bu kadar ısrar ediyor?

2015 yılından beri Türkiye’nin Suriye politikasında yeni öncelikler var. Bu da, orada Halk Savunma Güçleri olarak adlandırılan, PKK’nın uzantısının güçlenmesini ve devlet benzeri bir yapıyı kontrol etmesini engellemek. Türkiye’nin buna odaklanması bana göre de mantıklı olur. Ancak Erdoğan hükümeti, Suriye’de her türlü siyasi düzenlemeye dahil olabilmek için, ülkede kendisi açısından önem taşıyan bölgeleri kontrol edebilmek için, aynı zamanda isyancıları desteklemeye devam etmeye çalışıyor. Savaşın sonucu belli olmasına rağmen bu politikanın izlenmesi, İdlib’de tanık olduğumuz felaketin de ana sebebidir. Bu felaket şimdi koronavirüs salgını ile daha da derinleşecek. Türkiye, isyancıların Esad rejimine karşı savaşı sona erdirmelerini sağlayabilir. Ama bunu yapmıyor. İzlediği Suriye politikasından arta kalanları kurtarmaya çalışıyor, ancak bu bir geri çekilme muharebesi ve Türkiye bu çatışmayı kaybedecek.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, M4 karayolunun güneyinde halihazırda isyancılar tarafından kontrol edilen bölgenin Rusya’ya devredilmesi sinyali verdi. Bu durumda, Türkiye’nin müttefiki olan milisler tarafından kontrol edilen küçük bir bölge geriye kalacak. Ancak bu bölge kendi kendine yetemez ve neredeyse tamamen uluslararası yardıma bağlı durumda. Bu öneri ne kadar gerçekçi sizce?

Türkiye’nin Kuzey Suriye’de isyancıların topraklarını kontrol ettiği çözümlere inanmıyorum. Esad rejimi ülkenin her yerini yeniden ele geçirmekte son derece kararlı. Bu belki biraz zaman alacak, ancak Suriye ile Rus ve İranlı destekçileri toprakların tamamını yeniden ele geçirme konusunda aynı görüşteler. Türkiye’nin İdlib’in kuzeyinde herhangi bir bölgeyi kontrol etmeyi sürdürmesi durumunda bir çözüm olmayacak. Bu, Türk hükümetinin, müzakarelerdeki ağırlığının sürdüğünü gösterebilmek için kullandığı bir geri çekilme hamlesi. Türkiye önemini sürdürecek ancak bu bölgeden çekilmesi için yapılan baskı da sürecek.

Berlin Bilim ve Politika Vakfı’nda Ortadoğu uzmanı olarak çalışmalar yapan Guido Steinberg, 2002-2005 yılları arasında Başbakanlık’ta uluslararası terörizm danışmanlığı görevinde bulunmuştu.

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...