24 Eylül 2026
21.2 C
İstanbul

Rojava ile anlaşma imzalayan SHİP Lideri Kadri Cemil: Suriye rejiminin yıkılması fikri artık eskidi

Suriye muhalefet cephesinden Moskova Platformu lideri ve Suriye Halkın İradesi Partisi Başkanı Dr. Kadri Cemil, başından beridir Kürt sorununun Suriye’deki demokratik mücadele çerçevesinde çözülebileceğine savunduğunu söyledi.

Geçtiğimiz günlerde Moskova’da Suriye Demokratik Meclisi (SDM) heyeti ile imzaladıkları mutabakatın ayrınları hakkında bilgi veren Cemil, Moskova’da bir araya gelmelerinin tesadüfi olmadığını, Rusya’nın siyasi çözüm açısından belirgin ve sembol bir yer olduğu mesajını iletmek istediklerini belirtti.

Kadri Cemil, SDM ile imzaladıkları mutabakat hakkında, “Suriyelilerin kendi arasındaki bir müzakere belgesidir, eksiksiz bir imtiyazdır. Ruslar da imzaladığımız güne kadar bu müzakereden haberdar değildi” dedi.

Rojava Özerk Yönetimi’nin Cenavre’de gerçekleşen Anayasa Komisyonu çalışmalarına alınmamasını doğru bulmadıklarını vurgulayan Kadri Cemil, Suriye sorununun ancak tüm tarafların katılması ile çözülebileceğine işaret etti.

Suriye Halkın İradesi Partisi Başkanı Dr. Kadri Cemil Irak Kürdistan Bölgesi televizyonu Rudaw’a konuştu.

İlk olarak şunu sormak istiyorum. Siyasi çalışmalarınızın başında neden Suriye’deki Kürt hareketine katılmak yerine Suriye’nin genelini kapsayan bir siyaset izlediniz? Bu sizin Marksist inancınızdan mı kaynaklandı?

Genel olarak Suriye’yi kapsayan bir çözüm olmadan ülkedeki diğer hiçbir sorunun çözülemeyeceğine olan inancımdan kaynaklanıyor. Ben başından beridir Kürt sorununun Suriye’deki demokratik mücadele çerçevesinde çözülebileceğine savundum. Suriye halkının tümü için yürütülecek komple bir mücadele sayesinde bu sorun da çözülebilir. Bu mücadelenin daha etkili olacağına ve diğer çalışmalardan daha fazla sonuç vereceğine inanıyorum.

Yani bu sizin Marksist düşüncenizden kaynaklanmıyor diyorsunuz, ki bugün SDM ile bir müzakere veya mütabakata vardınız. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben sizin sorduğunuz biçimi yanlış vasfediyorum. Çünkü Marksist yorum realiteye en yakın yorundur. Bu görüş diğer görüşlerin izin vermediği mekanizma, görüş ve teorilerin işletilmesine müsaade ediyor. Bu, birleşik bir halk mücadelesinin farklı ulus ve bileşenlerin amaçlarına uygun şekilde yürütülmesine de yol veriyor. Sorun Kürtlerle Araplar arasında değil.Sorun ezilen Kürt ve Araplar arasındadır ki bir olmalı ve kurtuluş için, amaçlarına ulaşmak için bir olmaları gerekiyor ki her iki taraf da onları eziyor. Temelde bu benim Marksist düşüncem. Eğper siz de gözlemleyebildiyseniz sebep ideolojidir ama bu ideolojinin gerçekleri objektif ihtiyaçlara dayanıyor.   

Evet, biz yine son olarak imzalanan müzakere konusuna dönelim. Suriye hükümeti karşıtları Türkiye’ye, Körfez ülkelerine, Mısıra, Batıya yöneldiler. Siz neden Rusya’ya yöneldiniz ve SDM ile anlaşmak için burayı tercih ettiniz?

Suriye’deki durumdan ötürü bir süredir Moskova’dayım. Değişim ve Kurtuluş Cephesi örgütü ve Halkın İradesi Partisi’nden siyasi ve güvenlik sebeplerinden dolayı yurt dışında olan tek kişiyim. Moskova’da bulunmam bu mütabakatı burada imzalamamızın bir nedeniydi. İkincisi Moskova’nın seçilmesi tesadüf değildi. Çünkü mevcut zorlu korona salgını koşulları içerisinde bir araya gelebileceğimiz en uygun coğrafya burasıydı. Üçüncüsü de amacımız da burada bulunmakla Moskova’nın siyasi çözüm açısından belirgin ve sembol bir yer olduğu mesajını iletmekti. Rusya sürekli siyasi çözümden yana ve 1154 sayılı BM kararnamesine göre tüm Suriyelilerin anlaşmasında ısrar ediyor.  Yani Moskova ziyareti tesadüf değildi, amaçlıydı, her iki taraf olarak bizler de tüm taraflara mesajımızı göndermek istedik.

Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) çatısı altında bulunduran SDM ile mutabakatın amaçlarına gelelim. Siz bu mutabakatla SDG’yi ABD öncülüğündeki koalisyondan Rusya tarafına çekmeyi mi hedefliyorsunuz? Böyle bir amacınız var mı?

Biz Suriye Demokratik Meclisi (SDM) ile müzakere yaptık. Bu soruyu bana değil, SDM’ye sormanız gerekiyor. Çünkü benim böyle bir soruyu yanıtlamaya hakkım yok ve bu benim vazifelerim arasında değil. İkincisi; SDM’nin Moskova ziyereti ilk değil, daha önce de onlarca kez ziyarette bulundular. Bu ziyaret diğer nedenlerden dolayı yayınlanmış olabilir. Bir diğeri, imzaladığımız mutabakata kimsenin müdahale etmemesidir. Bu belge hazırlanıp imzalandığında hiçkimse bize arabuluculuk yapmadı. Yani dışarıdan herhangi bir arabulucu rol almadı. Biz iki taraf olarak birlikte, diyaloğumuzun sonuçlarını ve imzaladığımız mutabakatın ayrıntıları hakkında Rusya Dışişleri Bakanlığı ile paylaşmaya karar verdik. Dışişleri Bakanı Lavrov’un da mutabakatın içeriğini beğendiğini söyleyebilirim. Yine Suriyelilerin kendi aralarındaki diyaloğu kolaylaştıracaklarına dair söz verdi.

Rusya imzaladığınız müzakere metnini kabul etti ancak birçok kişi de SDM ile anlaşmanızı eleştirdi. Çünkü Kürtlerin haklarını uluslararası anlaşmalar temelinde sağlamayı vaadediyor. Siz Suriye’de federalizmi ya da Suriye Kürdistanı için özerkliği kabul ediyormusunuz?

Bilmiyorum ama sizin müzakere metnini okumuş olmanız lazım! Müzakere ademi merkeziyetçilik ile merkeziyetçilik arasında yeni bir dengeden bahsediyor. Ne federalizmden, ne ademi merkeziyetçilikten ne de özerklikten bahsedilmiyor. Ama başka da hiçbir yerde olmayan yeni bir dengeden bahsediyor. Merkez yetki sahibidir, bölgeler kendi işlerini yürütebilmek için kapsamlı yetkilere sahiptir. Biz Özerk Yönetiminin olumlu ve olumuz tecribelerinden faydalanılması gerektiğine, genelleştirilmesi için de yeni anayasa taslağında yer verilmesine dikkat çektik. Belgede belirtilmemiş bir konuyu nasıl söylenmiş gibi soruyorsunuz anlamadım. Belgede federalizm, ademi merkeziyetçilik veya özerklikten bahsedilmiyor. Tüm bunlar yok. Biz Özerk Yönetiminin olumlu ve olumsuz tecribelerinden bahsettik.

Ben sizin federalizm ve bunun Suriye Küridstanı’nda uygulanması konusundaki görüşünüzü sordum. Bunların belgede yer aldığını ben de iddia etmedim zaten. Siz uluslararası yasalarda yer alan hakları nasıl değerlendiriyorsunuz? Hangileridir bunlar?

Benim görüşlerim müzakere belgelerinde var. Merkezi ve a-merkezi model üzerinde konuşuldu. Bu benim görüşüm. Benim görüşüme test olan birşey de yok belgede. Bu mesele merkeziyetçilik ile ademi merkeziyetçilik arasındaki sivri uçlar arasındaki ilişkilerde olmuş olabilir. Fakat kardeşçe yaptığımız uzun görüşmelerin ardından bu konuda bir mutabakata vardık, belgede söz edilen biçimini de çözüm olarak öngördük. 

Halkın İradesi Partisi ile SDG arasında imzalanan bu mutabakat, Suriye’de yeni bir süreçle karşı karşıya olduğumuz anlamına geliyor mu? Rusya’nın Suriye’de siyasi çözüme yönelik daha realist yaklaştığını mı gösteriyor? Yine Suriye krizinden çıkışın tek yolu bu mudur?

Rusya’nın krizin başlangıcından şu ana kadar da çözüm konusundaki tavrının değişmediğine inanıyorum. Ruslar hep aynı şeyleri söylüyor, çözümün tek yolunun 2245 sayılı karar uyarınca gerçekleşebileceğini belirtiyorlar ve tüm Suriyelilerin de sürece dahil edilmesini savunuyor. Biz de daha başından beri birçok Suriyeli tarafın Anayasa Komisyonu’na alınmamasını eleştrdik, en başta da DSM’nin yer almamasını. Fakat aynı zamanda şimdiki komitenin de çalışmaların başlangıcı için yeterli olduğunu ancak sonuç açısından yetersiz olduğunu belirttik. Biz daha ilk aşamada, Anayasa Komisyonu çalışmaları başlarken tüm tarafların dahil edileceğine dair söz veridk. Bu konuda müzakere metninde de söz verdiğimizi belirttik.

Anayasa’dan bahsettiniz. Rusya daha önce bir anayasa taslağı hazırlamış ve federalizm hakkında bahsetmişti ancak daha sonra bu taslağı geri çekti. Siz, Suriye’deki Kürtlerin hakları konusunda Rusya’nın tavrından razı mısınız? Siz Kadri Cemil olarak da?

Siz hangi anayasadan bahsediyorsunuz? Ben böyle bir taslak görmedim. Sadece basında bahsedildiğini duydum. Ruslar da böyle bir taslak sahibi değil. Bu nedenle Rusların anayasa yazdığı şeklindeki sözler boşlukta dolaşıyor.  Ruslar Suriye’nin iç meselelerini Suriyelilere bırakıyor. Ruslar Amerikalılar gibi değil, Fransızlar veya Türkler gibi değil ki Suriye’nin iç içlerine müdahalede bulunsun. Ruslar çok ciddidiler ve Suriye meselesi hakkında Suriyelilerin karar vermesi gerektiğini savunuyorlar.

Daha somut sorayım, siz Suriye Kürdistanı’nda federalizmin uygulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriyelilerin kendileri bu konuda bir karar verecek. Rusya’nın bu mesele ile bir ilişkisi yok. Eğer onlar buna karışırlrsa tıpkı Amerikalılar gibi başka halkların iç işlerine karışmış olurlar. Macron gibi Lübnan’a gidip siyasi bir çözüm dayatmış gibi olurlar. Ruslar kendilerini başka milletlerin davalarına, başka ülkelerin içişlerine karışmaktan uzak tutuyor. Ülkelerin kendi kaderini tayin hakkını o ülkde yaşayanlara bırakıyorlar.

Başka bir meseleye gelelim. Ruslar daha önce Kürt taraflar ile Suriye rejimi arasındaki görüşmelere destek verdi. Hem Şam’da hem de Hmeymim’de görüşmelere Rus heyetler de katıldı ancak görüşmelerden elle tutulacak bir sonuç çıkmadı. Peki yakın zamanda Rusya’nın Türkiye ile SDG arasında arabuluculuk yapma gibi bir girişimi olur mu sizce?

Bugün medyada, özellikle de Şarkul Avsat’ta okudum, Moskova’nın Türkiye ile Suriyeli Kürtler arasında arabulucu olmaya hazır olduğu belirtiliyor. Ben bu bilgisi basından edindim. Bu şartlarda Rusya’nın böyle bir rol oynamaya layık olduğunu düşünüyorum.

Sizce ikna edici sonuçları olur mu? Çünkü Rusya Suriye’de çok önemli bir role sahip?

Bunu bekleyip göreceğiz. Fakat şunu belirtebilirim ki; bu mutabakat bir çok sorunun çözümünün önünü de açtı. Yani Suriye’nin kuzeydoğusu ile Şam merkezi ile olan ilişkilerinden tutun Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye ile ilişkili sorunlarıdan SDM’nin temsilcilik meselesi yüzünden Anayasa Komisyonu’ndan yer alan diğer siyasi taraflarla yaşanan sorunlara kadar, birçok mesele bu mutabakatın imzalanması ile tartışmaya açıldı. Size söyleyeyim, bu müzakere metni tamamen Suriyelilerin kendi arasındaki bir müzakere belgesidir, eksiksiz bir imtiyazdır. Ruslar da imzaladığımız güne kadar bu müzakereden haberdar değildi. 

Evet, Suriye’de halkın beklentisi de bu yönde… Fakat Rusya bir şekilde Efrin ve Sere Kani’yi Türkiye’ye teslim etti. Bugün Semelka kapısını Türkiye ile anlaştıkları çerçevede kontrol etmek istiyor. Siz Suriye Kürdistanı’nın geleceği için ne tür bir talepte bulunuyorsunuz?

Bu söyledikleriniz doğru ve ciddi değil. Çünkü Lavrov’la gerçekleştirdiğimiz toplantıda Savunma Bakanlığı yetkilileri de mevcuttu ve ellerindeki haritaya göre şunu söylediler; Rusya olmazsa Türkiye hazırladığı haritayı hayata geçirmek için Suriye sınırlarını 100-150 kilometre derinlikte kontrol edecekti. Rusya’nın bu bölgeye geçişi Türkiye’yi şu anki sınırlarda durmasına neden oldu. Ruslar Kürtlerden Suriye ordusunu davet etmesini ve bu Türk güçlerinin Efrin’e girişini engellemelerini istedi. Fakat bu konuda çok geç kalındı, Türkiye Afrin’e gelip yerleşti. 

Rus ve Amerikan güçlerinin Semelka sınır kapısı yakınlarında karşı karşıya gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanırım karşı karşıya gelme sözcüğü biraz ağır olmuş, olanlar aslında biraz kalabalıktır. Rus basınında bir uzmanın yazısını okudum; Rus ve Amerikan askerleri kendi silah ve araçlarını denemek için böyle bir yarışa giriyor ve bu kaza yaşanıyor.  Fakat Rus ve Amerikan güçleri arasında karşı karşıya gelme diyebileceğimiz ciddi bir durum yaşanmadı. ABD ile Rusya arasında o bölgede ciddi bir trafik var ve bu çok normal bir şey.

Başka bir meseleye daha gelelim. Sizce Rusya’nın Kürtlere yakınlaşma gibi samimi bir stratejileri var mıdır, bu yakınlık doğalgaz kaynakları bakımından zengin olan Fırat’ın doğusunda etkinliğini arttırmak için bir taktik midir? Siz bunu nasıl görüyorsunuz?

Ruslar için güney sınırlarının huzurlu olması çok önemlidir. Huzur olması için de o bölgede yaşayan halkların güven ve huzur içinde olması gerekiyor. O bölgenin tüm sorunlarının çözülmüş olması gerekiyor. Bunun yanındaki diğer tüm sorunların çözümünün de Ruslar açısından önem teşkil ettiğini görüyorum. Siyasi ve ulusal meseleler de dahil. Gördüğünüz gibi Suriye’nin IŞİD tarafından işgal edilmesinden çekindiği için Suriye’ye müdahalede bulundu. Bu nedenle Ruslar için bölgedeki tüm etnik farklılıklar arasındaki sorunların siyasi ve barışçıl çözümü önem taşıyor. Siz bu sorunuzu Ruslara sorabilirsiniz, çünkü ben onların temsilcisi değilim. Ben Halkın İradesi Partisi ve Moskova Değişim ve Kurtuluş Platformu temsilcisiyim.

Bahsettiğiniz ciddi bir meselenin açığa kavuşturulması açısından sordum…

Bu benim işim değil. Benim işim bizim tavrımızın açığa çıkarılmasıdır, Rusların değil.

Size bir soru daha sormak istiyorum…

Rus tarafı resmi bir taraftır ve tavrı da açıktır…

Siz mutabakat metninde SDG’nin Suriye ordusuna katılacağından söz ettiniz. Bu konuda bizi aydınlatabilir misiniz? Ne zaman ve nasıl olacak bu iş. Rejimin devrilmesinin ardından kurulacak orduda mı, öncesinde mi?

Rejimin devrilmesi çok eski bir mesele. Kimse rejimin yıkılmasından bahsetmiyor. Söz konusu olan 2245 sayılı kararname ve geçiş sürecidir ki tüm taraflar bu sürece dahildir. Tüm farklı taraflar arasında ortak çalışabilecek bir yönetimin kurulması meselesidir. Bunun temel taşı ordudur, ordu tek meşru silahlı güçtür. SDG teröre ve IŞİD’e karşı çok önemli bir rol oynadı. Bu nedenle bu oluşuma katılmalıdır. Bunun formül ve mekanizması daha sonra Suriyelilerin kendi aralarında tartışılacak. Sadece SDG ile rejim arasında da değil. Bu durumda çözülemeyeceği için Suriyeliler arasında açılacak geniş diyalog masasında gündeme gelecek. O masada bu şekil sorunlar ele alınacak. Bunun ayrıntıları veya geniş izahati şimdilik faydalı değil aksine daha fazla zarardır. Arabayı atın önüne bağlamak sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirir.

Suriye Ulusal Kürt Konseyi (ENKS) ile ilişkilerinize gelelim. Onlarla da böyle bir müzakere imzalamak istiyor musunuz?

Bizim tüm taraflarla ilişkilerimiz var, ENKS ile de normaldir ilişkilerimiz. Biz tüm güçlerle diyaloğa açığız. Bir taraf bizimle bir müzakereye varmak istiyorsa biz de bunu tartışmaya açığız.

Halkın İradesi Partisi’nin ABD ile ilişkileri ne durumda?

Doğrusunu isterseniz ben Halkın İradesi Partisi’nin genel sekreteri değilim. Halkın İradesi Partisi’nin 10 sekreterinden bir tanesiyim ve şu ana kadar da ABD ve Avrupa’nın yaptırım uyguladığı isimler listesindeyim. Cenevre’de bazen Amerikalılarla bir araya gelip görüş alışverişinde bulunuyoruz. Ama aşırı farklılıklarımız var. Benim şu ana kadar yaptırım listesinde olmam objektif bir tutum değil. Aynı zamanda daha önce Başbakanlık yapan kardeşim Riyad Hicab da benimle birlikte yaptırım listesindeydi. Kardeşim yaptırım listesinden çıkarıldı ama şu dakikaya kadar beni listeden çıkarmadılar. Mevcut durumda bu çok acayip bir durum. Çünkü biz 2011 olaylarından önce de tanınan bir muhalif partiyiz ve siyasi ve barışçıl muhalefetimizi devam ettiriyoruz. Silahların kullanılması yanlışlığı tutumuzun doğruluğunu ortaya çıkardı. 2254 sayılı karar gereği müzakere heyetinde yer almamıza rağmen ABD ve Avrupa bize karşı olumsuz tavrını ısrarlı bir şekilde devam ettiriyor. Yakın bir gelecekte bu  yanlışlarını düzeltmelerini umut ediyoruz.

Son bir sorumuz olacak Dr. Kadri. Tecrübeli politikacı Kadri Cemil’in yaşamında demokratik bir Suriye’nin geleceğini inşa etmede ana aktör olacağı ve temelini oluşturacağı yeni bir süreç mi olacak?

Bu benim için o kadar önemli değil. Önemli olan yeni bir siyasi sürecin başlamasıdır. Suriye halkını yaşanan krizden kurtararak insani faciayı sonlandırmak ve devletin yapısının değişeceği ve halkla devlet arasındaki ilişkinin yeniden düzenlendiği yeni bir döneme geçmek önemli. Ya da yeni bir anayasa ile yürütülecek demokratik ve çok renkli bir topluma geçmek. Bunlar benim için önemli. Diğer ayrıntılar benim için anlamsız. Biz devrimciyiz ve devrimcilerin düşündüğü en son şey makam ve mevkidir.

Ama ulusunuzdan hiç bahsetmiyorsunuz ve genel olarak halkınızdan uzaksınız, neden?

Ulusal sloganlar atan kimselerden daha çok halkıma hizmet ettiğime inanıyorum.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”