24 Eylül 2026
19 C
İstanbul

Sarraj ateşkesi imzaladı Hafter süre İstedi! Libya krizi bu noktaya nasıl gelindi?

Libya krizine diplomatik çözüm çabaları son günlerde hız kazandı. Rusya, bugün (13 Ocak) ilgili tarafları biraraya getiren uluslararası bir konferans düzenlendi. Almanya Başbakanı Angela Merkel ise 19 Ocak’ta ikinci bir konferans düzenliyor. Haftasonunda Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayiz El Sarrac ile Ankara’da görüşen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Pazartesi günü de İtalya Başbakanı Giuseppe Conte Ankara’da yine aynı konuyu ele aldı, Merkel’le telefonda konuştu.

Bu diplomasi trafiğinden kısa süre önce Türkiye, Libya’da, uluslararası toplumun meşru olarak gördüğü yönetimi desteklemek amacıyla bu ülkeye asker gönderme kararı almıştı. Libya tezkeresinin, beklendiği gibi TBMM’de kabul edilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk askerinin “peyderpey Libya’ya gittiğini” söyledi. Uluslararası basına yansıyan haberlere göre Ankara, Suriye iç savaşında desteklediği rejim karşıtı muhalif grupları da Libya’da kullanma eğiliminde. Peki, çok sayıda ülkenin birbirine rakip tarafları desteklediği Libya’da bu aşamaya nasıl gelindi?

Mevcut durum Libya’da 2011 yılında başlayan iç savaşa dayanıyor.

“Arap Baharı”nın üçüncü durağıydı

Libya, patlak verdiği ilk yıllarda “Arap Baharı” olarak nitelenen, Kuzey Afrika ülkelerinde başlayıp Ortadoğu’ya yayılan protesto dalgasının üçüncü durağıydı. 2011 yılının Şubat ayında, komşu ülkeler Tunus ve Mısır’daki ayaklanmaların ardından Libya’nın Bingazi kentinde başlayan protestolar tüm ülkeye yayıldı. 1969’daki askeri darbeyle yönetimi ele geçirdiğinden bu yana Libya’yı yöneten Muammer Kaddafi’ye bağlı güvenlik güçleriyle, Kaddafi yönetimi karşıtı muhalifler arasında çatışmalar başladı. Aynı yılın Mart ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Libya hava sahasını uçuşa yasak bölge ilan etti. Fransa, İngiltere ve ABD güçleri Mart ayında Libya’yı vurmaya başladı. Sivillerin güvenliğinin sağlanması için icra edilen hava harekatlarının komutasını NATO devraldı. Kaddafi’nin komuta-kontrol unsurlarını vurmaya başladı.

Kaddafi rejiminin devrilmesi ve iç savaş


Ağustos ayında başkent Trablus’taki sarayının silahlı muhalifler tarafından basılmasının ardından kaçan Muammer Kaddafi, protestoların başlamasından sekiz ay sonra memleketi Sirte’de bir tünelde yakalanarak silahlı muhalifler tarafından öldürüldü. Libya’da rejime karşı muhalefetin çatı örgütü konumundaki Ulusal Geçiş Konseyi Libya Uluslararası Temas Grubu tarafından Libya’nın meşru yönetimi olarak tanındı.

Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından baş gösteren kaosta çok sayıda silahlı grup türedi. İslamcılık yeni bir siyasi güç olarak ortaya çıktı. Libya’daki ilk demokratik seçimde seçmen büyük ölçüde laik bir hükümete oy verdi. Ancak geçiş sürecini laik partiler, İslamcılar ve bağımsızlar arasındaki çekişmenin yanı sıra yeni ortaya çıkan milis gruplar arasındaki çatışmalar baltaladı.

General Haftar kim ve iç savaşın ilk yıllarında rolü neydi?

Bugün Libya’nın doğusundaki Tobruk merkezli güçlerin lideri konumundaki General Halife Haftar Libya’daki iç savaşta 2011 yılında sahadaydı. İç savaştaki rolünün daha iyi anlaşılması için ise Haftar’ın askeri kariyer geçmişine bakmak gerekiyor.


Halife Belkasım Haftar, 1969 yılında Muammer Kaddafi’yi iktidara taşıyan askeri darbede yer aldı. Kaddafi’nin genelkurmay başkanlığını yürüttü. Albay rütbesindeyken, 1980’lerin sonunda Libya-Çad savaşında Libya askerlerine komuta etti. Libya’nın yenilgisiyle sonuçlanan savaşta Haftar ve beraberindeki 600-700 asker esir düştü. Çad’da yaşanan bozgunun ardından Muammer Kaddafi, Haftar’la ters düştü.

Kaddafi, Haftar’ın askerlerinin Libya’ya iade edilmesini istedi ancak Amerikalılar Haftar ve ekibinin Zaire’ye gönderilmesini sağladı. Haftar 1988’de ABD destekli muhalif grup Libya’nın Kurtuluşu İçin Ulusal Cephe’nin askeri kanadını kurdu. ABD’den istediği mali yardımı alaayan Zaire, Haftar ve ekibini sınır dışı ederek Kenya’ya gönderdi. ABD, 1990’larda devreye girerek ABD’nin mülteci programı kapsamında Haftar ve ona bağlı 300 askerin ABD’ye yerleşmesini sağladı. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Libya’nın jeostratejik önemi azalınca Haftar’ın tugayına destek vermek için başlatılan ABD programı askıya alındı.

1996 yılında Haftar, Libya’nın doğusundaki dağlarda Kaddafi’ye karşı başlatılan kalkışmaya katıldı. Kalkışma başarısız olunca ABD’ye döndü. 2007 yılına kadar da ABD’nin Virginia eyaletinin Falls Church bölgesinde yaşadı, daha sonra da yine aynı eyaletteki Vienna kentine taşındı. ABD basınında yer alan haberlere göre, bu dönemde Kaddafi’nin devrilmesi girişimlerine dışardan destek verdi.

İç savaşın başladığı 2011 yılında Kaddafi’nin devrilmesi için başlatılan devrime destek vermek amacıyla Libya’ya döndü. Ancak yeni oluşan siyasi yapılarda kendisine istikrarlı bir konum bulamayınca bir süreliğine yeniden ABD’ye gitti.

Libya’da radikal selefi grupların ortaya çıkışı ve Bingazi saldırısı


2012 yılının Eylül ayında, aralarında El Kaide bağlantılı Ensar El Şeria üyelerinin de olduğu radikal militanlar ABD’nin Bingazi’deki konsolosluğunu bastı. Saldırıda ABD’nin Bingazi Büyükelçisi Christopher Stevens, basın sorumlusu Sean Smith ve iki CIA görevlisi hayatını kaybetti.

ABD’li diplomat Stevens’ın saldırının ardından CNN tarafından ele geçirilen günlüğünde kendisinin Obama yönetimini bölgedeki güvenlik koşulları konusunda uyardığı yazıyordu. Bingazi’deki bu saldırı Hillary Clinton’ın Dışişleri Bakanı olduğu döneme damga vurdu.

Haftar iç savaşta ikinci kez devrede


2014 yılı Şubat ayına gelindiğinde, BM destekli seçimlerin ardından kurulan Libya Genel Ulusal Kongresi’nin görev süresi dolduktan sonra kendisini lağvetmeyi reddederek yetkisini tek taraflı uzatmasının ardından protestolar başladı.

Yeniden devreye giren Haftar televizyondan yayınlanan konuşmasında Libya Genel Ulusal Konseyi’nin lağvedildiğini açıkladı, Libya halkına ayaklanma çağrısı yaptı. Yerel destek olmayınca Haftar’ın bu çağrısı ülke genelinde bir ayaklanmaya dönüşmedi, Haftar darbe girişimiyle suçlandı. Libya çapında bir dizi toplantı yapıp eski askerlerin de desteğini alarak gizlice kendi ordusunu kurma çalışmalarını başlattı.

2014 yılı Mayıs ayında Haftar, Bingazi’deki radikal selefi milislere karşı hava ve kara harekatı başlattı. “Onur Operasyonu” adı verilen operasyon sırasında, Libya’nın doğusunda Haftar’a bağlı hava ve kara kuvvetleri destek görüyordu.

Bu esnada ülkede güvenlik durumu iyice kötüleşti. BM personeli Libya’yı terk etti, büyükelçilikler kapandı, Trablus’un uluslararası havaalanı çatışmalarda harabeye döndü. El Kaide bağlantılı Ensar El Şeria Bingazi’nin önemli bir bölümünde kontrolu ele geçirdi.

IŞİD Libya’da sahada

2014 yılı Ekim ayında Libya’nın doğusundaki Tobruk merkezli yönetim ve batıdaki Trablus merkezli yönetim arasında çatışmalar yaşandı. Libya’daki bu bölünme silahlı grupları daha da güçlendirdi. 2014 yılı Temmuz ayı itibarıyla Libya’da faaliyet gösteren 1600 silahlı grup vardı. Bazılarının siyasi parti bağlantısı bulunuyor, bazılarınınsa temeli sadece aşiretlere dayanıyordu. Aralarında radikal selefi gruplar da vardı. Onlardan biri de IŞİD’di.

Libya’nın doğusunda Derna’daki liman IŞİD militanlarının eline geçti. Şubat ayında Mısır Hava Kuvvetleri, IŞİD’in 21 Mısırlı Hristiyanı infaz ettiği görüntüleri yayınlamasının ardından Derna’daki IŞİD hedeflerini vurdu. Libya ordusunun Derna’yı yeniden ele geçirmek için başlattığı saldırı IŞİD’i püskürtemedi. IŞİD, Trablus ve Bingazi arasındaki kıyı şeridinin ortasında kalan Sirte’de kontrolu ele geçirdi.

General Haftar’ın yükselişi ve iç savaşın ikinci aşaması

2016 yılı Ocak ayında BM, merkezi Tunus’ta bulunan geçici bir hükümetin kurulduğunu açıkladı. Ancak ne Tobruk ne de Trablus merkezli meclisler bu geçici hükümeti tanıdı. BM destekli Ulusal Birlik hükümeti, iki taraf hava sahasını engelleyince, Trablus’a gemiyle geldi. Nisan ayında BM personeli yaklaşık iki yıl aradan sonra Trablus’a döndü.

Eylül ayında, Haftar’a bağlı Libya Ulusal Ordusu ülkenin doğusundaki önemli petrol terminallerini ele geçirdi. Aralık ayında hükümet yanlısı güçler de kıyı kenti Sirte’den IŞİD militanlarını püskürttü. 2017 yılı Temmuz ayında da üç yıl süren çatışmaların ardından IŞİD Bingazi’den çıkarıldı. Bir yıl sonra Haftar, ülkenin doğusunda IŞİD’in elinde kalan son kale konumundaki Derna’nın tamamen kendisine bağlı güçlerin kontrolunda olduğunu savundu.

2018 yılının Eylül ayında Libya’nın BM destekli hükümeti, birbirine rakip milis grupları arasında çok sayıda can kaybının yaşandığı çatışmaların ardından Trablus’ta olağanüstü hal ilan etti. 2019 yılının Nisan ayına gelindiğinde, Haftar’a bağlı Libya Ulusal Ordusu Trablus’a doğru ilerlemeye başlayınca, uluslararası toplum tarafından meşru yönetim olarak tanınan Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçlerle çatışmalar başladı. Çatışmalar sırasında yüzlerce sivil öldü ve 140 binden fazla kişinin göç etmek zorunda kaldı.

Trump’ın General Haftar’la telefon görüşmesi

ABD Başkanı Donald Trump, 2019 yılı Nisan ayında General Haftar’la telefonda görüştü. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre Trump ve Haftar “devam eden terörle mücadele çabalarını” görüştü. Trump’ın “General Haftar’ın terörle mücadelede ve Libya’nın petrol kaynaklarının emniyete alınmasındaki önemli rolünü takdir ettiği” ve ikilinin “Libya’nın istikrarlı, demokratik bir siyasi sisteme geçişine yönelik ortak vizyonu görüştükleri” belirtildi. Beyaz Saray bu görüşmeye ilişkin açıklamayı ancak telefon görüşmesi gerçekleştikten birkaç gün sonra yapmıştı.

Haftar’ın terörle mücadeledeki rolünü destkeleyen dönemin ABD Savunma Bakanı Patrick Shanahan, Libya’da askeri çözüm olmayacağını söyledi, Washington’un bölgede demokratik istikrarın tesis edilmesi için Haftar’ın desteğine ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Libya’da uluslararası toplumun tanıdığı El Serraj yönetimine Türkiye, Katar, İtalya destek veriyor. Haftar’a bağlı güçleri de Fransa, Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya destekliyor.

Türkiye ve Libya arasında iki anlaşma birden

Doğu Akdeniz’de, Mısır, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs’ın işbirliğiyle şekillenen enerji oyunun dışında kalmak istemeyen Ankara, Libya ile hem deniz sınırları yetki anlaşması hem de iki ülke arasında askeri işbirliğinin arttırılmasını öngören güvenlik anlaşması imzaladı.

27 Kasım’da imzalanan güvenlik anlaşması, siyasi, ekonomik ve askeri boyutuyla dikkat çeken Doğu Akdeniz geriliminde dengeleri değiştirebilme olasılığı ile dikkat çekti. Türkiye’nin Libya ile anlaşma imzalamasına ABD, AB ve Rusya tepki gösterdi.

Türkiye, Libya ile imzalanan güvenlik anlaşması kapsamında, Libya’nın Birleşmiş Milletler tarafından tanınan meşru hükümetine destek vermek amacıyla asker gönderme seçeneğinin masada olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Libya’dan böyle bir talebin gelmesi halinde, Türkiye’nin davete icabet edeceği” mesajını verdi.

Libya tezkeresi TBMM’de kabul edildi


Libya’dan resmi talebin gelmesinin ardından Türkiye’nin bölgeye asker göndermesinin önünü açacak tezkere de TBMM’de 2 Ocak günü kabul edildi. Uluslararası basında Türkiye’nin Suriye’de desteklediği rejim karşıtı muhalif unsurların bazılarını da Libya’ya göndereceği haberleri yer aldı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah El Sisi, Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme kararına sert bir dille tepki gösterdi, “Kimsenin Libya’yı kontrol etmesine izin vermeyeceğiz. Bu, bizim için bir ulusal güvenlik meselesi” dedi.

Trump-Erdoğan görüşmesinde Libya mesajı

Libya konusu ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2 Ocak günü yaptığı telefon görüşmesinde de ele alındı. Türk tarafından telefon görüşmesine ilişkin yapılan açıklamada Başkan Trump’ın Libya konusunda verdiği mesajın içeriği yer almadı ancak Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada “Başkan Trump dış müdahalelerin Libya’daki durumu karmaşık hale getirdiğine dikkat çekti” ifadeleri yer aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 5 Ocak günü Türk televizyonlarının ortak yayınında, Türk askerlerinin peyderpey Libya’ya gititklerini söyledi. Erdoğan, “Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Libya’daki mevcudiyetinin amacı savaşmak ya da savaştırmak değil. Meşru hükümete destek sağlayarak bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyecek ve insani trajedilere yol açacak gelişmeleri önlemek ve hatta bir an önce anayasayı hazırlamaktır” şeklinde konuştu.

Sarraj ateşkesi imzaladı Hafter süre istedi

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Libya’da koşulsuz ve açık uçlu bir ateşkes anlaşmasına varmak için yapılan görüşmelerde olumlu ilerleme sağlandığını ancak kesin bir sonuca varılamadığını söyledi.

Taslak metin neler içeriyor?

Moskova’daki Libya görüşmesinde ateşkes konusunda bir taslak metin oluşturuldu. Rus haber ajansı RIA’nın bildirdiğine göre, taslak metinde iki tarafın Trablus ve diğer kentlerde durumu istikrara kavuşturmak için adımlar atmayı planladığı belirtiliyor. Metinde, iki tarafa saldırı amaçlı tüm askeri eylemleri sonlandırma çağrısı yapılıyor. Çatışan taraflar arasında temas hattını belirlemek üzere askeri bir komisyonun oluşturulması çağrısını da içeren metinde, iki tarafın da koşulsuz ve açık uçlu bir ateşkesi desteklediği kaydediliyor.

Moskova’daki görüşmeler kapsamında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da Rus muhataplarıyla bir araya geldi.

Lavrov gazetecilere yaptığı açıklamada, çatışmadaki bazı tarafların ateşkes anlaşmasına imza attığını ancak doğudaki Libya Ulusal Ordusu grubunun komutanı Halife Hafter’ın durumu değerlendirmek için biraz daha zaman istediğini belirtti.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayez El Sarraj tarafının ise taslak metni imzaladığı açıklandı.

Çavuşoğlu: “Rusya’yla çalışmaya devam edeceğiz”

Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Hafter’in anlaşmayı gözden geçirmek için Salı sabahına kadar süre talep ettiğini kaydetti. AA’nın haberine göre Çavuşoğlu, “Yarın sabah Hafter tarafı da bu metni imzalarsa daha önce girişimimiz ve iki başkanın çağrısı sonucunda sözlü olarak ateşkese uyacaklarını ilan eden Serrac ve Hafter tarafı yazılı bir şekilde bu taahhüdünü yerine getireceklerdir. Ondan sonra ateşkesin devamı ve siyasi sürecin hızlanması, Berlin ve BM çabaları dahil, neticeye ulaşılması için biz Rusya ile çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Rus bakan Lavrov da, Sarraj tarafından da olumlu bir karar çıkacağını ifade ederek, Türkiye ve Rusya’nın şu anda üzerinde görüşülen anlaşmaların uygulanması için taraflara gerekli desteği sağlamaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Moskova, Libya’daki savaşan tarafların liderleri arasında dolaylı barış görüşmelerine ev sahipliği yaptı. Türkiye ve Rusya, tarafları 9 aydır süren iç savaşı sona erdirmek için bağlayıcı bir ateşkes anlaşması imzalamaya ve böylece bu Kuzey afrika ülkesine istikrar getirecek bir çözümün zeminini hazırlamaya çağırıyor.

Haftasonunda iki taraf da ateşkese bağlı kalacaklarını beyan etmişti.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”