2 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Halep / İdlib masası sona geliniyor

İhsan Kaçar – İdlib’teki Hayat Tahrir-i Şam (HTS) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) arasındaki çatışmalar, Rusya ve Suriye askerî güçlerinin lehinedir. Stratejik planın temelini Putin ve Esad ortaklaştırarak başlattılar.

Rusya ve Suriye ordusunun geliştirdiği muhalifler arası çatışma stratejisi, olduğu gibi uygulanmaktadır. Bu stratejinin sonucudur, ÖSO ve HTŞ bugün kontrollerindeki toprakların % 35’ini Suriye ordusuna kaptırdılar.

Bu stratejinin temeli, aslında Halep’i boşaltma amacı üzerine atıldı. Gelinen aşamada bu strateji, ÖSO’nun elinde bulunduğu tüm yerler için geçerliliğini koruyormuş.  Halep, muhalif gruplar açısından savaş psikolojisinin merkezi olması dolayısıyla üstünlük gerekçesi bir yerdi. Hatırlayanınız vardır; Uzun bir süre Emevi camisi, Esad ve Erdoğan arasındaki savaş düellosunun meydan okuma alanıydı. Bu düellonun kazananı Esad oldu.

Savaşın düellosu Halep’ten sonra İdlib’e kaydı. Yeni bir senaryo ile Rusya ve Suriye İdlib ‘stratejisini’ çözüm olarak Astana’ya sundular ve ABD’yi de buna ikna ettiler. ABD’nin Kürt Güçleri ile İdlib’e müdahalesini durdurdular. Suriye bilinçli olarak Rusya üzerinden Türkiye’yi İdlib stratejinin bir parçası haline getirilmesini kabul etti.

Üçlü bir zirve gerçekleşti ve daha sonra dörtlü bir zirve halinde devam etti. Astana toplantılarının kendisi bu planın bir parçası ve hatta hayata geçişiydi.

“Türkiye muhalif grupların hepsini ikna edecek ve onları Halep’in dışına çıkaracaktı” Fakat Türkiye’nin de öne sürdüğü bir şart vardı. Kürt koridoru hattında bulunan ‘Cerablus ve El Bab’a müdahale edecekti,’ Rusya ve Suriye’nin de buna sessiz kalmasını isteyecekti. Şam Hükümeti bu plana sıcak baktı ve plan kabul gördü. Şam’ın önceliği Cerablus ve El Bab değildi. Hatta Cerablus ve Azez koridorunun Kürt Güçlerinin eline geçmesi, kendilerini zorlayacağı kaygısı oluştu Şam Hükümetinin kendisini toparlayana kadar, Özgür Suriye Ordusunun Cerablus ve Azez koridorunda jandarmalığı üstlenmesi olduğu gibi uygulandı. Şimdi ise, Cerablus ve Azez için tehlike çanları çalmaya başlandı.

Türkiye, Halep’i muhaliflere kaybettirirken, kendi çıkarına uygun olarak, Kürt koridorunu engelleyip muhaliflere El Bab ve Cerablus’ta yer açtığı savını öne sürdü.

Rusya ve Suriye; Halep’in bu gruplardan alınmasının muhalif açısından çöküntü, kendileri açısından ise zafer olacağını bildikleri için, Kürt koridoru olan Cerablus ve El Bab hattına sessiz kalmayı tercih ettiler.

Bir grup muhalif bu sava inandı, bir grup ise Türkiye tarafından deyim yerindeyse satışa geldiklerini yüksek sesle ima etmeye çalıştılar.

Muhaliflerin bir kesimi Türkiye’nin onları kendi çıkarlarına kurban ettiğini iddia etti. Halep’te teslimiyet ve tahliye başlayınca gruplar arasında mırıldanmalar başladı. Bu, çözülme ve ayrışmanın sesli versiyonuydu.

Gruplar, birbirlerini ihanetle suçladılar ve ikiye ayrıldılar.

Legalleşmeyi kabul edip Astana toplantılarına katılanlar ile legalleşmeyi kabul etmeyen El Nusra vb. gruplar, ÖSO’nun bazı gruplarını ihanetle suçlayarak silahlı mücadeleye devam karar aldılar.

Astana toplantıları 1-2-3-4-5 derken -günlük gelişmeleri etkilemelerinin dışında- her toplantı sonuçsuz kaldı. Bu toplantıların ÖSO açısında bir yenilgi olduğu yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı. El Nusra’nın başını çektiği radikal gruplar, Astana’nın başarısızlığı üzerine daha da güçlenip ÖSO’dan ayrılan birçok örgütü bünyesine kattı. Çünkü Astana görüşmeleri, savaşın devam ettiği sahada her gün biraz daha itibarsızlaştı. El Nusra ve etrafında bulunan birkaç grup, büyüdüklerini görünce Hayat Tahrir-i Şam  (HTS) adında yeni bir oluşuma gittiler.

Yeni merkez, İdlib…

Muhalifler açısından İdlib oldukça stratejik bir yer

Batı’dan Türkiye ile tamamen komşu olan İdlib’in sınır hattında bulunması, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) faktörü için önemli bir avantajdı, silahlı gruplar, lojistik ve diğer tüm ihtiyaçlarını rahatlıkla Türkiye’den karşılayabildiler ve bu avantajı kullanmaya devam ediyorlar.

Hatta arada sınırın olmadığını söylemek daha mantıklı, Hatay’ın bir parçası haline gelmişti. Cihadist grupların arasındaki rekabet de kendisini göstermeye başladı.

İlk başlarda İdlib, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) açısında avantaj olduğu kadar, Hayat Tahrir-i Şam (HTS) açısında dezavantaj oluşturuyordu…

Astana toplantılarının ilerleme kaydetmemesini fırsata dönüştüren ve İdlib bölgesinde güven tazeleyen HTS, İdlib’in sınır hattını ele geçirmek için büyük çapta bir operasyon başlattı. Bu operasyonda da başarılı oldu. Sınır hattının yaklaşık %80’ini ÖSO‘nun elinden aldı. Bu başarı karşısında, ÖSO’nun içerisindeki birkaç grup ÖSO’yu reddederek Hayat Tahrir-i Şam’a (HTŞ) katıldı.

Bir süre mevzi çatışmalarının dışında, karşılıklı, üst düzey yöneticilere karşı suikastlar devam etti.

Bundan sonra ne olabilir?

Astana’yı kabul etmeyen ve başından itibaren ‘ihanet’ olarak ifade eden Hayat Tahrir-i Şam (HTS) İdlib’te iktidar olması, Rusya’nın ve Suriye’nin askeri müdahalesinin önünü açtı.  Geldiğimiz aşamada, İdlib’te sadece Hayat Tahrir-i Şam HTS hedef alınmıyor, ÖSO elindeki topraklarının % 25’i Suriye Ordu Güçlerinin kontrolüne geçti.

Halep’ten sonra, İdlib’te de ÖSO’nun güç kaybetmesini fırsata dönüştüren Rejim ve Rusya, “çatışmasızlık” planın devam etmesi durumunda yakın zamanda, ÖSO müzakere masalarına en güçsüz yapı olarak katılmak zorunda kalabilir. Uzun vadede ise, müzakere masasını görmeye bilir.

Astana ve Soçi toplantılarının “çatışmasızlık” garantörleri olan İran ve Rusya, aynı zamanda Rejim güçlerinin İdlib operasyonuna fiziki destek vermektedirler. Suriye ordusunun bu tempoda saldırılarının devam etmesi halinde muhaliflerin yenilgisi kaçınılmazdır.

ÖSO’nun İdlib’i tamamen kaybetmesi; hem askeri, hem de siyasi olarak gücünü büyük ölçüde kaybetmesi demektir, ÖSO zayıflaması durumunda, Suriye politikasında Türkiye’nin de elini zayıflatacaktır.

Fırat Kalkanı destekli alınan Cerablus ve El Bab hâkimiyeti açısında da tehlike kodlarının oluşması demektir. Türkiye bu durumun farkında olduğu için, Soçi’de masaya güçlü gidebilmesi açısında HTS ile ÖSO arasında arabulucu konumundadır. En son her iki yapıdan da toplanan militanlarla “mili Ordu” adı altında yeni bir oluşuma gidildi.

İblib sınırları içerisinde ve Hayat Tahrir-i Şam’HTS ile Özgür Suriye ordusu tarafından organize edilerek, Rus üslerine hava saldırılarının yapılması, Rusya’nın Suriye ordusuna açıktan hava desteği vermesine gerekçe oldu. Saldırılar karşında, oldukça zorlanan ve yeni kurulan “milli Ordu” daha çok İdlib’in merkezine ilerleyerek, Hatay sınırına mevzilenmeye başladı.

Astana anlaşmasının feshedilmesini isteyen gruplar ile devam edilmesini isteyen ve Türkiye’ye yakınlığı ile bilinen gruplar arasındaki anlaşmazlığın da devam ettiği edinilen bilgiler arasında. ÖSO içerisindeki grupların yaşadığı anlaşmazlığın devam etmesi durumunda, bu yapı içerisinde silahlı çatışmanın yaşanabileceği de konuşulmaktadır. Bugün itibarı ile İdlib ve Hama bölgesinde 10 gündür devam eden Suriye Ordu Güçleri karşısında Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) elindeki toprağın % 25’ini kaybetti.

Bir sonraki analizimizde İdlib üzerine yazmaya devam edeceğiz…

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...