2 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı

İstanbul’da iki gün sürecek “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” başladı.

29 aydın ve yazarın çağrısıyla gerçekleştirilen konferans, siyasetten sivil topluma ve kültür sanat camiasına kadar birçok çevreden çok sayıda ismi bir araya getirdi.

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da konferansa katılan isimler arasında.

Konferansın açılış konuşmalarını, çağrıcı isimlerden Gültan Kışanak ve Rıza Türmen yaptı.

‘YENİ BİR DEMOKRASİ HAREKETİ’ ÇAĞRISI

Türmen, AKP’nin “tek adam rejimi kurmaya yöneldiğini“ ve Türkiye’nin bir „yol ayrımına geldiğini belirterek, “Ya tek adam karanlık rejiminde yaşayacak ya da bunun üstesinden gelip, yepyeni bir güneş doğacak. İyi bir Türkiye doğacak. İyi bir Türkiye doğsun diye konferans yapıyoruz. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde demokrasiden hiç bu kadar uzaklaşmamıştı. Bu konferansa bize özel bir sorumluluk yüklüyor. Yeni bir demokrasi hareketini başlatabiliyor muyuz? Bunu başlatacak bir zemin oluşturabiliyor muyuz?” sorularını sordu. Ardından mahkemenin CHP için verdiği “mutlak butlan” kararını eleştiren Türmen, şöyle devam etti:

“Bu manzara karşısında yeni bir demokrasi mücadelesi başlatmak zorundayız. Yeni bir demokrasi hareketi başlatacaksak, eskiden dersler çıkarmak gerekir. Eskisini değerlendirmek; bu cumhuriyeti neden demokratikleşmediğimizin muhasebesini yapmak önemli. Bu konferansın bir özelliği de geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kuruyor. Geçmişe bakarak bir gelecek projesi hazırlıyor.

Mutlaka bir demokrasi mücadelesi yürütmek lazım. Geniş bir cephe kurmak lazım. Bütün demokratik kuruluşlar bir elde toplayabilmek lazım. Aynı zamanda halkı siyasetin içinde çekmek gerekir. Siyasetin aktif bir oyuncusu haline getirmek gerekir. Direnişle birlikte yeni bir proje sunmak gerekir.“

‘KÜRTLER KURUCU İRADE OLMALI’

Türmen, Kürt meselesinin çözümü için devam eden sürece de değindi. “Kürt sorununun çözümü demokrasi çerçevesinde çözülebilir“ diyen Türmen, sözlerine şöyle devam etti:

“Demokrasi yoksa Kürt sorunu çözülemez. Ancak demokrasiden en çok uzaklaştığımız bir dönemde Kürt sorununu çözmeye çalışıyoruz. Kürt sorunuyla demokrasiyi bütün hale getirmek lazım. Kürtler demokrasi motorunu en fazla ateşleyebilecek durumda. Kürtler demokrasi dedikleri zaman kendilerinden bahsediyor. Demokrasi Kürtler açısında var olup olmama meselesi. Kürt kimliğinin tanınması, evrensel hakların tanınmasını istiyorsak bu demokratik bir toplumda olur. Demokrasi olmazsa Kürtler öteki olur. Eğer yeni bir cumhuriyet inşa edeceksek Kürtler bu yeni demokratik cumhuriyetin kurucu iradesi olması lazım. Onun için bu konferanstan bunun çıkmasını bekliyorum“ diye konuştu.

Kürt siyasi hareketini bugün Türkiye demokrasisi bakımında en önemli hareket olarak görüyorum. Demokrasiyi ateşleyecek hareket olarak görüyorum. Bu olmadan yeni bir demokrasi hareketi başlatmak son derece güçtür. Türkiye’de Kürt sorunu görüşülmüyor, görüşülen Terörsüz Türkiye! Silahla mücadele bir şeyin sonucu. Silahlı mücadelenin nedenleri ortadan kaldırılmadıkça bir süre sonra aynı nedenler aynı sonuçlar doğurur. Çatışmayı ortaya çıkan şeylere eğilmek lazım. Kürt sorununu konuşmak lazım. Bu konferanstan bir de bunun çıkması gerekir. Kürt sorununu demokratikleşmeyi bütünleyen bir sonuç çıkarmak gerekir.

Bu konferans son olmamalı, başlangıç olmalı. Türkiye’deki büyük umutsuzluğa büyük bir umut kapısı açmalı. Yeni bir halk hareketinin, yeni bir demokrasi hareketinin başlangıcı olması gerekiyor.”

GÜLTAN KIŞANAK: BAŞARABİLİRİZ

Gültan Kışınak da açılış konuşmasında Cumhuriyetin birinci yüzyılında yaşanan sorunların “demokratik dönüşüm” ile aşılabileceğini vurguladı.

Kışanak’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“İkinci yüzyılda bu rotayı, hep birlikte takip ederek, demokratik bir cumhuriyete ulaşmayı arzuluyoruz. Bunu tahayyül ediyoruz. Otoriter, tekçi, üstünlükçü yaklaşımların yarattığı dışlama pratiklerinin sona erdiği; Kürt meselesinin özgürlük ve eşitlik ilkelerine dayalı barışçıl çözümünün gerçekleştiği; temel hak ve özgürlüklerin güvenceye alındığı, demokratik ortak bir gelecek tahayyülü en önemli motivasyon kaynağımız.

Başarabiliriz, geleceğimize yön verebiliriz. Demokratik dönüşüm rotasında buluşabilirsek, barış ve demokrasiye dayalı ortak geleceğin o kadar da uzakta olmadığını görebiliriz.

‘DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM EKMEK SU KADAR YAŞAMSAL’

Kısaca içinden geçtiğimiz dönemin dört temel özelliğine değinerek, demokratik dönüşümün kaçınılmaz ancak zorlu olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Sürecin birinci özelliği; çoklu krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyor olmaktır. Otoriter yönetim krizi, ekonomik kriz, siyasal kriz, ekolojik kriz, erkeklik krizi, kimlikler krizi, vs… Küresel ve bölgesel gelişmelerden kaynaklı krizler de cabası.

Bu çoklu kriz durumunun yarattığı bir kaos, karmaşa ve belirsizlik hali var. Bu nedenle toplumda, umutsuzluk, mutsuzluk, hareketsizlik ve beklentili bir ruh hali var. Toplumu, halkı öznellik konumunun dışında tutan bir hal bu. Oysa demokratik dönüşümün temeli, öznesi halktır. Toplumun dinamik, değiştirici gücü yapısal bir suskunluk yaşarsa, demokrasi ölür. Bu nedenle demokratik dönüşüm, artık ekmek su kadar yaşamsal bir ihtiyaç haline gelmiştir.

İkincisi; kapıya dayanan demokratik dönüşüm sürecinin sancılarının çok derin ve sarsıcı olması. Demokratik dönüşüm her şeyden önce sistemsel bir karakter taşıdığı için en çok da iktidarları etkiler. 25 yıllık iktidar değişecek mi? Değişime direnecek mi? Siyasal rejim mi değişti, kritik eşik mi aşıldı, muhalefetsiz bir rejim mi inşa ediliyor? gibi hayati sorulara yanıt aranıyor ancak realite şu ki iktidar da bir değişimin arifesinde olduğunu biliyor ve bunun sancılarını yaşıyor, yaşatıyor.

Artık cumhuriyetin ikinci yüz yılında, muhalefet de iktidar da değişimin kaçınılmaz sonuçlarıyla yüz yüze geldi. Demokratik değişime direnen yönler ağır bastığı için büyük bir siyasal kaos yaşanıyor.

‘KÜRT REALİTESİ ARTIK HUKUK KAPISINA DAYANMIŞTIR’

Üçüncüsü; yüz yılı aşkın tarihsel arka planı bulunan, son kırk yıldan beri çatışma zemininde olan Kürt meselesinde büyük bir değişim ihtiyacının ve imkanının ortaya çıkmasıdır. Hem devletin, hem iktidarı ve muhalefetiyle tüm siyaset kurumunun, hem toplumun bu köklü değişime ne kadar hazır olduğu ve bu sürecin nasıl gelişeceği de son derece önemlidir. En genel hatlarıyla Kürt meselesi artık bir ayrılık meselesi olmaktan çıkmış, bir tanınma, hukuk içerisine alınma meselesi haline gelmiştir. Bu çok köklü bir değişim sürecine işaret ediyor. ‘Kürt realitesi’ artık hukuk kapısına gelip dayanmıştır.

‘CUMHURİYETİ ORTAK EV HALİNE GETİRMELİ’

Hukuksal bir değişim, kapsayıcı bir hukuksal düzeni kurabilecek miyiz? Yapılması gereken, cumhuriyeti korkuların kalesi olmaktan çıkarıp, özgürlüklerin ortak evi haline getirmektir. Demokratik ulus, bu ortak evin eşit ve özgür yurttaşların; kapsayıcı bütüncül hukuk temel sütunları; demokratik cumhuriyet ise çatısını oluşturacaktır. Artık çoğulculuğu esas alan cumhuriyeti kurmanın zamanı gelmiştir.  Kürt meselesi ekseninde gündeme gelen bu büyük değişim ve dönüşümün de sancıları yaşanıyor.

‘EN GENİŞ TOPLUMSAL MUTABAKAT BARIŞIN TEMİNATIDIR’

İçinden geçtiğimiz sürecin dördüncü dikkat çekici özelliği ise barış için bir fırsat kapısı aralanırken; demokrasi krizinin derinleşmesi paradoksudur. Bunu aşmak durumundayız. Başarılı barış süreçlerinin en temel karakteri, kimseyi dışında bırakmamasıdır. Mümkün olan en geniş toplumsal ve siyasal mutabakat barışın teminatıdır.

Parlamentoda eksikleri olmakla birlikte, barış ve çözüme dair ortak bir raporun hazırlanmış olması son derece önemlidir. Orada yakalanan konsensüs ana muhalefet partisine yönelik operasyonla zedelenmeye çalışılıyor. Son olarak yargı müdahalesi ve son mutlak butlan krizi, barış çabalarını boşa çıkarmaya yönelik bir durumdur. Barış ve demokrasi birbirine içkindir. Ne biri diğerinin ön şartı değildir. Ve geçen yüz yılda yaşadıklarımızdan da biliyoruz ki Kürt meselesinde dayatılan çözümsüzlük hali, demokrasi krizinin temel kaynağı, laboratuvarı ve deneme sahası olarak kullanılmıştır.

EŞİT YURTTAŞLIK VURGUSU 

Temel hak ve özgürlükleri güvenceye alan, hiç kimseyi dışarıda bırakmayan, eşitlik ilkesi üzerine kurulu demokratik bir sistem, kalıcı barışın teminatı olacaktır. Kimlik, dil, inanç ve cinsiyet ayrımcılığı olmadan, eşit yurttaşlık haklarının güvenceye alınması, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme hak ve özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, çoğul siyasal sistem, seçim güvencesi, yerel demokrasi ve Kürt barışçıl çözüm demokratik dönüşümün temel yapı taşlarıdır. Bunları geride bırakarak ortak evin çatısını kuramayız.”

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...